"Akarlar’ın Yeni Hedefi"

Sait Akarlılar / Mavi Jeans Kurucusu    Sait Akarlar, Mavi Jean başarısının yaratıcısı… İş hayatına 14 yaşında çırak olarak başladı. 5 yıl sonra işveren oldu. Spor giyimle başladı, ardı...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Akarlar’ın Yeni Hedefi
Sait Akarlılar / Mavi Jeans Kurucusu  
 
Sait Akarlar, Mavi Jean başarısının yaratıcısı… İş hayatına 14 yaşında çırak olarak başladı. 5 yıl sonra işveren oldu. Spor giyimle başladı, ardından hızla büyüdü. Üretimiyle ABD’de büyük bir pazar payına ulaştı, ciroda 250 milyon, ihracatta ise 90 milyon doları yakaladı. “Yola çıkarken 100 yıllık jean şirketlerini örnek aldık, nesillere intikal eden şirket olmayı hedefledik” diye konuşuyor. Yeni dönemde yurtdışının yanı sıra, Türkiye’de ve eski Doğu Bloku ülkelerinde büyümeyi planlıyor. Akarlar, “Bundan sonrasında, yeni oluşan şirketleri güçlendirmeyi ve yurt içinde daha fazla mağaza açmayı hedefliyoruz” diyor.  
 
Mavi Jeans, yurt dışında adını duyuran en başarılı Türk markalarından biri. Reklam kampanyalarındaki “Çok oluyoruz” sloganı, arkasındaki birikimi anlatmak için mütevazı bile kalıyor denebilir. Mavi Jeans markası bugün 12 yaşında. Ancak, Mavi Jeans’in kurucusu Sait Akarlılar, bunun arkasında 30 yıllık bir birikimin yattığını özellikle vurguluyor.  
 
Sait Akarlılar, 14 yaşında çırak olarak başladığı iş hayatında büyük başarılar yakalamış bir işadamı. Bilgi ve birikimin önemine inanan Akarlılar’a göre, hiçbir şey kendiliğinden olmuyor, mutlaka emek ve zorlukları aşmayı gerektiriyor.  
 
Dünyada, 100-140 yıldır varolan jean şirketlerini kendine örnek alan Akarlılar, “Amacım, nesilden nesile aktarılan bir dünya markası yaratmak” diye konuşuyor. Mavi Jeans de, Akarlılar’ın amacı doğrultusunda hızla ilerliyor. 1994 yılında ihracata başlayan marka, bugün Amerika ve Kanada başta olmak üzere, Almanya, Avusturya Belçika, Hollanda, İngiltere gibi 28 ülkede, 3220 satış noktasında alıcısına ulaşıyor.  
 
Sait Akarlılar’ın, üretim şirketi olan Erak başta olmak üzere yurt içinde 3 şirketi, yurt dışında da şirketleşme yolunda ilerleyen 5 merkez ofisi var. Bu şirketlerin yıllık toplam cirosu 250 milyon dolar düzeyinde. İhracatı ise 90 milyon dolara ulaşmış durumda. Bu rakamın yüzde 40’ını Mavi Jeans markalı ürünler oluşturuyor.  
 
Türk hazır giyim sektörünün öncülerinden Erak ve Mavi Şirketler Grubu’nun kurucusu, dünyaya açılan Mavi Jeans’in yaratıcısı Sait Akarlılar ile başarıya giden uzun ve zorlu yolculuğunu konuştuk. Akarlılar’ın Capital’e verdiği yanıtlar şöyle:  
 
İş hayatınıza nasıl başladınız? İlk işiniz neydi?  
 
1940 doğumluyum. 1954 yılında, 14 yaşında çıraklıktan başladım. O zaman konfeksiyon yoktu terzilik vardı. Ceket imalatı yapıyorduk. 19 yaşında da spor giyim üzerine, mont, pantolon dikimini öğrendim. Ve 1960 yılının ilk ayında, 19 yaşında işveren oldum. Daha sonra 9 sene fason üretim yaptım. Sonrasında 10-11 yıl süren bir ortaklık hayatım oldu. Ve 1980 yılında aile özel şirketimi kurdum.  
 
O zamanlar daha ihracat çok cazip değildi. Yeni yeni başlıyordu. 1984 yılında ihracata başladık. Daha önce firmanın adı “Güven”di. 1980 yılında Erak ihracat firmasını kurdu. 1991 yılında da Mavi Jeans’i isimlendirdik, ayrı bir satış ve pazarlama şirketi olarak hayata geçirdik. Bugün Erak üretim şirketimiz. Mavi Jeans ise markayı temsil satış ve pazarlama şirketimiz. Mavi Jeans tamamen alıp satan bir şirket. Mavi Jeans hayata geçeli 12 yıl oldu.  
Son 6 yıldır da Amerika, Kanada ve Rusya, Ukrayna, Romanya gibi, yaklaşık 40 ülkeye ihracat yapıyoruz. Ancak ihracatımızın yüzde 95’i Amerika, Kanada, Almanya ve İngiltere’ye gerçekleşiyor. Bugün 90 milyar dolarlık ihracatımızın aşağı yukarı yüzde 40’ı kendi markamızla yani Mavi Jeans markasıyla gerçekleşiyor.  
 
Peki Mavi Jeans fikri nasıl doğdu? Jean işine nasıl girdiniz?  
 
Biliyorsunuz, 1980’li yıllarda ihracatta bir patlama oldu. Daha önce blue jean kumaşı üreten  fabrikalar yoktu. Bu dışa açılma yıllarında bu fabrikalar oluştu. Bu fabrikalar olunca ve diğer yabancı markalar Türkiye’ye girince biz de bu işte bir gelecek gördük. Kumaş var, pamuk dedik ve konfeksiyon üretimine girmeyi düşündük.  Mavi Jeans de, bu fikrimizden sonra oluştu.  
 
Türkiye çok genç nüfusa sahip bir ülke. Biz de genç insanların spor giyim içerisinde jean pantolona ilgi duyacaklarını düşündük. Bazı araştırmalar yaptık. Spor giyim içerisinde jeanin yerinin iyi zamanlarda yüzde 80-85’lere ulaştığını, en düşük zanlarda bile yüzde 60’lara düşmediğini gördük. Bu araştırmalardan sonra fabrikaya ve markaya yatırım yaptık.  
 
Bu işi kurarken ilk karşılaştığınız zorluk ne oldu?  
 
Kotun en zor tarafı, dikimden daha değerli olan yanı yıkamadır. Dikim kültürü zaten bizde vardı. Ancak, yıkamada zorluklar yaşadık. Dışarıdan özel yıkama makineleri getirttik. Sonra bu makineleri geliştirdik. Kendi bünyemizde makine imalatı yaptırdık. Yabancı markalara zaten üretim yapıyorduk, onların tavsiye ettikleri makineleri getirdik. Yine onların tavsiye ettikleri yıkamaya yardımcı olan enzimleri getirttik. Böylece blue jean kültürünü oluşturmuş olduk.  
 
Bugün herkes sizi takdir ediyor. Ancak, buraya gelmek kolay bir iş değil. Bu uzun yolculukta yaşadığınız başka ne gibi zorluklar oldu?  
 
Biraz evvel belirtmeye çalıştım. Ben 1940 doğumluyum. 1954 yılında konfeksiyona başladım. 1960 yılından sonra da kendi işim oldu. Spor giyim eşyası üreterek başladım. Ve 30 senenin birikiminden sonra bir marka yaratmayı düşündüm.  
 
Mavi Jeans bugün 12 senelik bir geçmişe sahip. Ancak, ondan önce 30 küsur yılın bir birikimi var. Bu nedenle bazı zorlukları aşmakta fazla zorluk çekmedik. Altyapımız ve güçlü bir ihracatımız vardı. Mavi Jeans’in üretimine başladığımız zaman 25 milyon dolarlık ihracatımız vardı. Ama tabii zorluklar olmadan her şey kendi kendine oluşmuyor. Yine de şikayet edeceğimiz bir zorluk görmedik.  
 
İşinizi bugünlere taşırken dönüm noktası diyebileceğiniz bir dönem ya da olay  yaşandı mı?  
 
Benim 3 tane çocuğum var. Bir aile şirketiyiz. Aile şirketi içerisinde yeğenlerim de var. Profesyonellerle karışık, güçlü bir yapıdayız. Bu işe başlarken düşüncemiz, nesillere intikal eden bir marka yaratmaktı. Ve bu markayı da yurt dışına taşımak istiyorduk.  
 
Oğlumun Amerika’da master yaptığı dönemde, orada bir pazar araştırması yaptık. Bu araştırma öncülüğünde yurt dışında ürünümüzü satmaya başladık. Amerika’dan sonra Kanada ve Almanya pazarlarına da satış yapmaya başladık. Uluslararası bir marka olduk.  
 
Nesillerle intikal eden bir marka yaratmak istemiştik. Bu markayı da bugün yeni kuşağın önerisiyle yurt dışına taşıyabildik. Bu bizim için önemli olan olaylardan bir tanesidir. Amerika’ya ciddi miktarda satış yapabilmek, iyi fiyatlarla pazara yerleşmek bizim için önemli olan gelişmelerdir.  
 
İşinizi büyütürken en büyük katkıyı nereden, kimlerden aldınız?  
 
Çocuklarım, yeğenlerim ve altyapıdan yetişen bir ekibimiz var. Bünyemizde, firmanın oluşmasında katkı sağlayan, 25-30 senedir beraber çalıştığımız insanlar var. Başarmak bir ekip işidir. Ben sadece bir karar merciiyim. Fikirlerin oluşmasından sonra uygulama cesareti veren kişiyim. Biz kurum anlayışı içerisinde şirketin ve markanın büyümesini sağladık.  
 
Peki bu süreçte örnek aldığınız şirket ya da yöneticiler oldu mu?  
 
Tabii. Daha önce de söylediğim gibi, bu işe girmeden önce bazı pazar araştırmaları yaptık. Nesillere intikal eden bir marka olması düşüncesinden yola çıkarken, blue jean işinde 100-140 senelik, iki üç kuşak devam eden markalar olduğunu gördük. Bu markalar bize örnek teşkil ettiler.  
 
Amerika’ya açılma sürecinizi biraz detaylandırabilir miyiz? Amerika pazarına girmek kolay oldu mu? Ne gibi sorunlarla karşılaştınız?  
 
Bir kere bu süreç içerisinde bazı yatırımlar gerekiyordu. Biz markanın ciddi bir şekilde gelişmesi esnasında Çerkezköy’deki fabrikamızı kurmayı planladık. Daha önce Bayrampaşa’da fason ağırlıklı, daha atölye usulü bir çalışmayla imalat yapıyorduk. Artık markamızın daha kalite standardı yüksek, daha çok teknoloji kullanan bir yapıda olması gerekiyor diye düşündük. Otomasyonu yüksek olan, insan inisiyatifi en az bu fabrikayı kurduk. Çerkezköy fabrikamızı kurmamız, markanın oluşumundan sonra bizim için en büyük aşamalardan bir tanesidir.  
 
Mavi Jeans markasını yaratırken çok ciddi miktarda yatırım yaptınız mı?  
 
Biz bu işi kısım kısım yaptık. Örneğin, önce yıkamamızı geliştirdik, sonra dikim bandımızı kurduk. Günde önce 5 bin tane dikim, 15 bin tane yıkama yapabilmek düşüncesiyle başladık. Şimdi günde 16 bin dikim, 35-40 bin yıkama kapasitesine ulaştık. Pantolon dışındaki ürünleri fason yaptırıp, kesim yıkama ve kalite kontrolünü kendi bünyemizde yapıyoruz. Günde 25-30 binlere ulaşan bir üretim kapasitemiz var.  
 
Kısım kısım gerçekleştirmiş olsanız da, hepsini topladığımızda karşımıza çok ciddi rakamlar çıkacaktır. Sizce marka olmanın yolu büyük bütçelerden mi geçiyor?  
 
30 küsür senenin birikiminden sonra biz böyle bir işe kalkıştık. 25 milyon dolar ihracatımız varken buna teşebbüs ettik. Sonuçta 30 yılın desteği ve ihracatın desteğiyle marka yarattık.  
Mavi Jeans’in oluştuğu senelerde ciromuzun yüzde 12-15’ini reklama harcadığımız zamanlar da oldu. Sonuçta bir markanın oluşumunda, zaman içerisinde maddi manevi büyük desteklere ihtiyaç oluyor.  
 
Bugüne kadar belirli bir noktaya geldiniz. Bundan sonraki hedefleriniz neler? Mavi Jeans için nasıl bir gelecek düşünüyorsunuz?  
 
Bundan sonrasında, öncelikle yeni oluşan şirketleri güçlendirmek ve yurt içinde daha fazla mağaza açmayı hedefliyoruz. Şu an Kanada’da Vancouver ve Amerika’da New York’ta, Almanya’da Berlin ve Frankfurt’ta mağazalarımız var. Dağıtım ağını geliştirmek ve bu mağazaların sayısını artırmak da hedeflerimiz arasında.  
 
Geçmişte Doğu Bloku ülkeleri dediğimiz Kuzey Avrupa ülkelerinde, Türk cumhuriyetlerinde, Balkan ülkelerindeki satışlarımızı artırmayı hedefliyoruz. Bugün bu ülkelerde satışlarımız devam ediyor, ancak yeteri düzeye ulaşamadı. Bunun en büyük sebebi, bu ülkelerde henüz bankacılık sektörünün gelişmiş olmaması. Biz kayıtsız bir satışta bulunmuyoruz. Oralarda bankacılık geliştikten sonra zannediyorum ciddi boyutta bir gelişmemiz olacak.  
 
Önünüzde herhangi bir ortaklık ya da şirket satın alma gibi planlar var mı?  
 
Şu an öncelikli olan bu tür planlarımız yok. Ancak, zaman içerisinde olabilir. Bu konularda ön yargılı olmamak lazım. Gelecek neyi vaat ediyorsa ona göre hareket edeceğiz.  
 
“250 MİLYON DOLARLIK CİROYA ULAŞTIK”  
 
Şirketlerinizin bugünkü tablosuna bakarsak, şirket sayınız, cironuz, ihracat kapasiteniz ne kadara ulaştı?
 
 
Bizim Türkiye’de 3 şirketimiz var. Yurt dışında da Amerika, Kanada, Almanya, Danimarka ve Avustralya’da şirketleşme yolunda ilerleyen temsilciliklerimiz var. İhracatımız 90 milyar dolar. Bunun yüzde 40’ının 36 milyon dolarını Mavi markamızla gerçekleştiriyoruz. Grup olarak baktığımız zaman yurtiçi ve yurtdışı ciromuz 250 milyon dolara yaklaşıyor.  
 
Türkiye’de 1996 yılında 377 adet olan satış noktamız, 2002 yılında 520’ye ulaştı. Yine 1996 yılında 2 milyon 137 bin adet olan satışlarımız 2002 yılı itibariyle yılda 3 milyon 550 bin adeti buldu. 520 bin adet satış noktasının 28 tanesi kendi mağazalarımız.  
 
Yurt dışında ise 1996 yılında 50 tane satış noktamız bulunuyordu. Bugün ürünlerimizi 2 bin 700 noktada satışa sunuyoruz. İhracat satışlarımız 1996 yılında yıllık 174 bin 560 adetti. 2002 yılı itibariyle bu rakam 3 milyon 170 bin adete ulaştı.  
 
“DIŞA AÇILMAK İÇİN BİRİKİM ŞART”  
 
Mavi Jeans bir Türk markası olarak yurt dışına atıldı. Son dönemde başka Türk markaları da yurt dışına açılmak için, girişimlerde bulunuyor. Siz bu girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
 
Bu iş öncelikle bir birikim gerektiriyor. Ben marka olacağım diyerek marka olunmuyor. Altyapısının oluşması gerekiyor. Bu da 3-5 senenin mahsulü değil. Olursa ömrü de kısa oluyor. Üretim ve sermaye gücünün yeterli olması gerekiyor. Ayrıca markanın pazardaki yerinin, reklam anlayışının, fiyat politikasının çok iyi belirlenmesi gerekiyor. Bunların hepsi birlikte yapıldığı vakit marka belirli bir güce ulaşıyor.  
 
Diğer yandan, dünyaya açılmak için özgün olmak, moda yaratabilmek, tasarlayabilmek de çok önemli. Bu işin eğitimi de çok önemli. İstanbul Teknik Üniversitesi, MIT sistemi ile burada eğitim vermeye başladı. Bu işi belirli markaların desteğiyle yapıyor. Biz de bu markalardan bir tanesiyiz. Burada dünya standartlarında düşünebilen, yaratıcılığını gösterebilen kimseler yetişecek.  
 
Türkiye şu anda hazır giyimde bilgi birikimi, teknolojik altyapı olarak güçlü bir ülke. Ancak, biraz daha yaratıcı ve özgün olmaya ihtiyacı var. Bunun için de biraz daha güçlü bir eğitime ihtiyaç var. Türkiye’de tekstil diyoruz ama konfeksiyon demiyoruz. Tekstilde bol miktarda kimyager, tekstil mühendisi var. Fakat tasarım ve dikim yetenekleri çok kısıtlı. Genelde insanlar kendi yetenekleri, kişisel becerileri, ufak tefek kurslardan sonra gelişebiliyorlar. İşte bu noktada Teknik Üniversite ile olan işbirliğimize çok önem veriyoruz. Eğitimde de belirli bir yere gelindikten sonra Türkiye 10-15 yıl içerisinde İtalya’nın ulaştığı noktaya hatta daha da ileri bir noktaya erişebilir.  
 
Türkiye’de dışa açılmak isteyen, markalarını yurt dışında da duyurmak isteyen şirketlere önerileriniz neler?  
 
Cesaret olması için, insanın kendine güveni olması lazım. Güveni olması için de bir gücü olması lazım. O güven ve güce ulaştıktan sonra, tabii ki cesaret atılım için önemli bir pay teşkil ediyor. Yoksa sadece cesaretli olmak yeterli değil. Belirli bir birikim olmadan, maddi manevi bir güce ulaşmadan cesaret, kara bir cesaret oluyor. Sonrasını siz takdir edin.  
 
AİLE KONTROLÜ PROFESYONEL YÖNETİM  
 
Artık global bir şirketsiniz. Global bir şirketin de bazı gerekleri var. Siz şirketinizi nasıl yönetiyorsunuz. Profesyonellerden ne kadar destek alıyorsunuz?  
 
 
Aile şirketiyiz, ancak ailenin kontrolünde profesyonellerin liderliğinde yönetiliyor. Son karar ise, olumlu ya da olumsuz, ailenin en büyüğü olduğum için benim tarafımdan veriliyor.  Örneğin, bizim her departmanımız işe alımda kendi görüşmelerini kendileri yapar, kendi ekiplerini kendileri kurarlar. Bu elemanı al burada çalıştır zihniyeti hiçbir yerde yoktur.  
 
Şirkette yeniden yapılanma, bide dönüşüm ya da değişim projesi düşünüyor musunuz?  
 
Şu anda yönetimden her hangi bir sıkıntımız. Dünya milletleri ne yapıyorsa, ekonomi neyi gerektirirse onu yapacağız. Sermaye yapımızın herhangi bir birleşmeye ya da desteğe ihtiyacı yok. Güçlü öz sermayemizle, belli bir plan içerisinde işlerimizi yürütüyoruz. Hesapsız ve fazla değil, çok akılcı, çok sistemli ilerliyoruz.  
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz