Alametifarika Neyi Hedefliyor?

Alametifarika, tam 3 yıl önce bir grup yaratıcının elinde hayata geçti. Kısa sürede büyük yol aldı, televizyona en çok iş yapan ajanslar listesinde birinci sıradan inmedi. Ajans Başkanı ve Yaratıcı...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Alametifarika Neyi Hedefliyor?

Alametifarika, tam 3 yıl önce bir grup yaratıcının elinde hayata geçti. Kısa sürede büyük yol aldı, televizyona en çok iş yapan ajanslar listesinde birinci sıradan inmedi. Ajans Başkanı ve Yaratıcı Direktörü Uğurcan Ataoğlu, “Alametifarika, Batı’da eğitim alıp yurduna hizmet için geri dönüp işini kurmuş bir delikanlıdır” diyor. Gelecekte ajansı, sadece reklam değil, her türlü içerik üreten bir fikir merkezine dönüştüreceklerini söylüyor. Yabancı ortaklık için ise şunları söylüyor: “Türkiye’nin en değerli markalarının reklamlarını emanet ettiği, Türkiye’nin en değerli markalarından biriyiz. Bunu değerlendirmek isteyenler olursa değerlendirmek isteriz tabii.”

“Alametifarika, Batı’da eğitim alıp yurduna hizmet için geri dönüp işini kurmuş bir delikanlı. Memur çocuğu. 27 yaşında. Teşvikiye’de kirada oturuyor. Türkiye’nin büyük bölümünü gidip, görmüş. Maddi durumu iyi sayılır, ama hesabını bilir. Sesi güzel, konuşmayı sever. İngilizcesi çok iyi ama dilinden utanmıyor. Konuşurken yabancı kelime kullanmamaya özen gösteriyor. Osmanlıca’ya ilgi duyuyor. İsminden de anlaşılacağı gibi biraz zor ve unutulmaz bir karakteri var. En güçlü yanı enerjisi. En değerli eşyası cep telefonu. Dayanamadığı şey sıradanlık. En zayıf yanı ise her türlü dağınıklık ve pasaklılık.”

Alametifarika Ajans Başkanı ve Yaratıcı Direktörü Uğurcan Ataoğlu, 3 yıl önce hayata geçen Alametifarika markasının insanlaştırılmış karakterini böyle tanımlıyor.
Kurulduğu ilk günden itibaren sektörde sivrilen ve en büyük ajanslar arasında ilk üçe oturan bir ajans Alametifarika. Ajans öyle hızlı büyüdü ki 3 yılda 3 misli kalabalıklaştı. Hizmet verdiği markaların sayısı çalışan sayısıyla aynı oranda arttı. 3 yıl boyunca yaratıcılık ve etkinlik anlamında sektörün en saygın ödüllerini topladı. Televizyona en çok iş yapan ajans listesinde birinci sıradan da inmedi.

Uğurcan Ataoğlu, “Kaynaktan çıkan su misali bu yataktan akmaya devam edeceğiz” diyor. Reklam sektörünün inişli çıkışlı zemininde bu kadar kısa zamanda yakaladıkları bu başarının nedenini de şöyle açıklıyor: “Bizim çalışma yöntemimiz herkesin tamam dediğini bulana kadar bütün algıları açık tutup denetimsiz fikir sayıklamak. Bir de satıcı refleksimize ve iç sesimize güveniyoruz. Biz müşteri için, müşteriye rağmen anlayışıyla iş yapıyoruz.” Alametifarika’nın başarısının arkasındaki bir diğer neden ise ajansın yapılanması. Ajansta kimsenin unvanı yok. Herkes yetenekleriyle orantılı sorumluluklar alıyor. Bu sorumluluk alanının sınırı da isteyenin iştahına ve gücüne bağlı.
Bu çalışma yöntemi de Alametifarika’ya en az çalışanla en fazla iş yapan ajans olma özelliği katıyor.

Bugüne kadar hiç röportaj vermeyen Alametifarika Ajans Başkanı Uğurcan Ataoğlu ile ajansı, sergiledikleri performansı ve reklam sektörünün gittiği yönü konuştuk.
 
* Reklam sektörü dünyada ve Türkiye’de son 10 yıldır nasıl bir dönüşüm yaşıyor? Ajansların çalışma yapılarında, müşterileriyle ilişkilerinde, hizmet portföylerinde yaşanan değişimden ve bu değişimin sektörü nasıl etkilediğinden bahseder misiniz?
Dünyada holdingler, reklam ajansları, medya ajansları, PR şirketleri ya birbirleriyle birleşiyor ya da birbirlerini satın alıp daha da büyüyor. Sürekli bir değişim var. Türkiye’de ise bir dönüşüm oldu. Ama geri dönüşüm değil, ileri dönüşüm. Çünkü, 4 yıl öncesine kadar var olduğumuz bir durumdan ayrılarak yeni bir duruma geçtik. Başka bir şekil aldık. Kurduğumuz yeni çalışma düzeni sayesinde en az çalışanla, en çok işi yapan ajansız. Bunun için ileriye dönüşüm diyorum. Bu durumun sektörü nasıl etkilediğini ise bizlere verilen tepkilerden anlamak zor değil.

* Reklam sektörünün 2007 beklentileri değişiklik gösteriyor. İlk üç aylık gidişata bakarak sizce yılı nasıl kapatırız, seçimler sektörü nasıl etkiler?
Seçim beklentisi piyasalarda hafif bir durgunluk yaratabilir. Bu durumda reklam sektörü de frene basabilir. Ama son 2 yıldır sektör çok sağlıklı bir şekilde büyüyor. Üstelik telekom, finans ve medyada yabancı yatırımcıların gelmesiyle rekabet daha da kızışacak, reklam yatırımları artacak diyorlar.

* Aynı zamanda televizyona en çok reklam yapan ajanssınız… Mecraların etkin kullanımı anlamında sizin görüşleriniz neler? İnternet, radyo, açık hava mecralarının etkin kullanıldığını düşünüyor musunuz?
Şimdiye kadar enerjimizin neredeyse tamamını televizyon için harcadığımız doğru. Diğer mecraları ihmal ettiğimiz de doğru. Çünkü, insanlar en çok televizyon seyrediyorlar. İzlenme sırasında ikinci sırada da You Tube’daki filmler geliyor. Belki de hepimizde yeni kurulmanın verdiği bir zafer telaşı vardı. Bu yüzden biz de en kuvvetli olan kolumuzla savaştık. Ama bundan sonra bir markanın etrafında 360 derece saran bir hizmet bandı oluşturmamız gerekiyor. Bu bant TV, basın, açıkhava, radyo, internet ve cepten oluşmalı.

Bugüne kadar “Uzmanlık alanımız değil” dedik, kendimize doğru dürüst bir web sitesi bile yapamadık. Müşterilerimizin ise web fikirlerine ihtiyacı var. Doğrusu TV fikri düşünmek gibi web fikri için de, cep fikri için de ihtiyaç duyduğumuz adres kendimiz olmalıyız. Uzmanlar “Gelecek internet, cep ve açık havada” diyor. Bu mecralarda yeni ve parlak fikir bulanlar kazanacak.

* Son dönemlerde sıklıkla reklamın gücünü yitirdiğinden bahsediliyor. Sizce reklam gücünden ne kaybetti?
Reklam bir virüs olarak gücünü kaybetmedi, kitleler bağışıklık kazandı. Demek ki virüsün kendini yenilemesi, karakterini değiştirmesinin zamanı gelmiş.

 * Alametifarika’nın son birkaç yıllık performansını ortaya koyduğunuz işler, bu işlerden aldığınız sonuçlar, gelen ve giden müşteriler bazında değerlendirir misiniz?
Üçüncü yılımızda 3 misli kalabalıklaştık, çalıştığımız markalar 3 misli arttı. Kaynaktan çıkan su misali bu yataktan akmaya devam edeceğiz.

* Alametifarika bugün en büyük yerli ajans. Üstelik bunu çok kısa bir sürede gerçekleştirdi. Uluslararası bir network’ün çatısı altında yer almadan en büyüklerden biri olmayı nasıl başardı? Alametifarika nasıl farklılaşıyor?
Bir farkımız varsa, o da farklı olmaya çalışmaktan değil, kendimiz olmaya çalışmaktan geliyor. Ortada çok fazla ciddiye alınacak, kasılacak bir durum yok. Doğal becerilerimizle birtakım işler yapıyoruz.

Başarı varsa ve bu başarı daha da yükseklere taşınmak isteniyorsa, onu alçakgönüllülükle karşılamak ve taşımak gerekiyor.

 * Her markanın bir karakteri vardır. Alametifarika markasının karakteri nasıl? Alametifarika’nın güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyabiliyor musunuz?
Alametifarika, Batı’da eğitim alıp yurduna hizmet için geri dönüp işini kurmuş bir delikanlı. Memur çocuğu. 27 yaşında. Teşvikiye’de kirada oturuyor. Türkiye’nin büyük bölümünü gidip, görmüş. Maddi durumu iyi sayılır, ama hesabını bilir. Sesi güzel, konuşmayı sever.

İngilizcesi çok iyi ama dilinden utanmıyor. Konuşurken yabancı kelime kullanmamaya özen gösteriyor. Osmanlıca’ya ilgi duyuyor. İsminden de anlaşılacağı gibi biraz zor ve unutulmaz bir karakteri var. En güçlü yanı enerjisi. En değerli eşyası cep telefonu. Dayanamadığı şey sıradanlık. En zayıf yanı ise her türlü dağınıklık ve pasaklılık.

* En son Martin Sorrel’le yaptığımız görüşmede Türkiye’de 2 güçlü ajansla ilgilendiklerini söylemişti. Bu yönde size gelen bir teklif oldu mu? Uluslararası network’lerden ortaklık teklifleri alıyor musunuz? Bu tekliflere bakış açınız nedir?
Alametifarika, Türkiye’nin en değerli markalarının reklamlarını emanet ettiği, Türkiye’nin en değerli markalarından biri. Bunu değerlendirmek isteyenler olursa değerlendirmek isteriz tabii.

* Önümüzde seçimler var… Şu sıralar partiler ve ajanslar arasında görüşmeler başlamış durumda. Alametifarika olarak siz bir siyasi partiyi müşteri portföyünüze katmayı düşünüyor musunuz, şu ana kadar bu anlamda bir gelişme var mı?
Reklamcılık tarihinde örnek olmuş politik reklamlar ve reklamcılar olmasına rağmen bizden bir partinin reklamı için çalışmayı hiç bir zaman düşünmedim. Parti liderine kişisel ve fikirsel olarak çok yakın olmak, hatta davasına inanmak gerekir diye düşünüyorum. Ülkeyi yönetmeye aday bir partinin reklamcısı olmanın zorluğu, bir yandan da işin cazibesini artıran şey gibi de duruyor. Ama eminim, dindarlarla laikler arasındaki kavgada yerim yok. Bununla birlikte ülkemizin geleceğine faydalı olacağına inandığımız bir devlet projesi için her zaman çalışmaya hazırız.

* Özellikle iletişim faaliyetlerini yürütmek istediğiniz bir siyasi lider var mı?
Atatürk’le birlikte çalışmanın hayali bile heyecan verici. Osmanlıca’ya olan sevgi ve ilgime rağmen, özellikle latin alfabesine geçiş kampanyası için çalışmayı çok isterdim.

* Önümüzdeki 10 yıl içinde Alametifarika’yı nerede görüyorsunuz?
“Hiç durmamak üzere yola çıkanlar asla yorulmazlar” sözünü çok beğeniyorum. Buranın sadece reklam değil, her türlü içerik üreten bir fikir merkezi olması için çalışıyoruz. Alametifarika markası altında kültür ürünleri üretmeye yavaş da olsa başladık. Sektöre yetenekli insanlar kazandırmak için kendi içimizde bir eğitim programı hazırlama hayalimi de kelimelere ve söze düşürmek isterim. Bu belki bizi çalıştırır, tembellik yapmamızı engeller.

hed

Reklamın Gizli Dahisi

Sektöre Nasıl Girdim?
Sektöre gireli 20 yıldan fazla oldu. Üniversitede Grafik eğitimi aldım. 6 yıldır da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nde eğitim görevlisiyim. Şimdiye kadar Reklam Moran, Yorum Ajans ve Reklamevi’nde çalıştım. Beni her zaman karikatür esprileri bulmak mutlu ediyordu.

Etkilendiğim Reklamcılar?
Reklamevi’nde grafiker olarak işe başlamıştım. Bazı kampanyalarda Serdar Erener ile birlikte çalıştık. Metin yazarı olmasına rağmen hayalindeki görüntüleri çiziyordu. Ben de başlıkları tarif etmeye başladım. O zamanlar bir tür hayali zamk bizi birbirimize yapıştırdı. Reklamcı tarafım tamamen Serdar’ın eseridir. Ajanstaki görevimizi “Yazar” ve “Çizer” diye kısaltmıştı.

Alametifarika’da Unvan Yok
 Art direktörlüğüne terfi edebilmenin ezik beklentisini de bu sayede aşmıştım. Ne juniorlar vardı artık, ne de seniorlar. Bugün Alametifarika’da kimsenin unvanı yok. Ne veren var, ne de alan. Buna ihtiyaç duyanları buranın toprakları besleyemiyor. Herkesin adı, yetenekleriyle orantılı sorumlulukları var. Bu sorumluluk alanının sınırı, isteyenin iştahına ve gücüne bağlı.

En Sevdiğim İşler
 Garanti Bankası için 90’lı yılların başlarından itibaren çekilen Sucu Çocuk, Taksi, Banka Şubelerini Hiç Sevmem ve Gemi filmleri yapıldığı dönemdeki amacından ayrı olarak, bugün bile fikir ve yapım değerini koruyan çalışmalar. Bonus lansmanındaki Bedavacı Bonus Ailesi’nden Bonus Peruğu’na geçtik. Dalin civcivini canlandırdık. İstanbul 2000 Olimpiyat Oyunları için logo ve tanıtım çalışmalarını yaptık. Arçelik için Çelik robotunu tasarlayıp reklam kahramanı yaptık.

Cola Turka Adını Biz Bulduk
 Cola çıkarmak isteyen Ülker’e Cola Turka adını bulduk, Türkleştiren kola reklamlarını çektik. Hazır Kart’ın Özgür Kızı’yla birlikte bütün Türkiye “Ben özgürüm” dedi. Turkcell’in sinyal bebeği “selocan” oldu. Efe Rakı lansmanı, Digiturk’ün kırmızı koltuğu,12 Dev Adam, Baba Beni Okula Gönder, Gnçtrkcll, Filmekimi, Pınar’ın organ karakter kuklaları ve daha birçok iş, tepeden tırnağa bizim tezgahın üzerinde ter ve sevgiyle yaratıldı. Bu işleri yapan ve yaptıran insanlar bir araya gelmeseydi bu fikirler bulunmayacaktı, bu fimler çekilmeyecekti. İyi ki yapmışız.

“Müşteri İçin Müşteriye Rağmen Çalışıyoruz”

Adam Başına Bir Marka Düşüyor
 Biz Alametifarika’da 47 kişiyiz ve marka sayısı olarak bakarsak neredeyse adam başına bir marka düşüyor. Markalarımız; Turkcell, Garanti, Milliyet, Digiturk, Bonus Card, ShopandMiles, Flexi Card, Dido, Petrol Ofisi, Evylady, Evybaby, Café Crown, Yıldız Çikolatalı Gofret, Chewy, Toyota, Dalin, Voila, Amex, Arzum, Biskrem, Pınar, Efe Rakı, Sarı Zeybek, Gnçtrkcll, Turkcell-im, İştcell, İKSV, Çilingir, Turkmax, İzair, Selendi, Dyo, Yopi, Lig TV, Jojo, Filmekimi, Garanti Emeklilik.

Satıcı Refleksimize Güveniyoruz
 Bu 47 kişilik nüfusumuzun 33’ü yazar ve çizerler. Lacivert, Sarı, Kırmızı ve Yeşil adında 4 takımı oluşturuyorlar. Bu takımlarda bir de marka sorumluları var. Yazar ve çizerler müşterileriyle doğrudan ilişki kuruyor. Arada temsilciler yok. Her türlü destek işlerini de kendileri organize ediyorlar. Takımlardaki marka sorumluların görevi ise takımın genel koordinasyonu, marka için stratejik düşünce geliştirmek ve bütçe kontrolü.
Bizim çalışma yöntemimiz herkesin tamam dediğini bulana kadar bütün algıları açık tutup denetimsiz fikir sayıklamak. Bir de satıcı refleksimize ve iç sesimize güveniyoruz.
Biz müşteri için, müşteriye rağmen anlayışıyla iş yapıyoruz.

 “Kusurlarını Kendi Söyleyen Marka Öne Geçer”

* Gerçek markalar yaratmak anlamında Türkiye’nin son 5-6 yıldaki performansını nasıl buluyorsunuz?
Bu topraklardan ne zaman, ne kadar dünya markası çıkacak diye hepimiz bekliyoruz. Ortak yaşam kültürümüzün baskısı iş hayatımızı da etkiliyor. Aynı şeyleri düşünmemizi, aynı şeyleri hissetmemizi, aynı şeyleri okumamızı, aynı şeyleri söylememizi hatta aynı saatlerde çalışmamızı istiyorlar. Farklılığa tahammül yok, izin yok. O zaman böyle bir yerde de ayrışmanın imkanı yok. Alıp satmaktan, üretip satmaya geçilemiyor. “Kafayı fazla çıkarma kurşunu yersin” korkusu genlerimizde var. Hep siperdeyiz. Dua edelim, sektörel bir Çanakkale ruhunun geri gelmesi yakından da yakın olsun diyelim.

* Markaların oluşturulmasında en kritik görevlerden birini üstlenen bir kişi olarak şirketlerin markaları konusunda yaptığı en belirgin hataların neler olduğunu düşünüyorsunuz? Özellikle büyük markaları küçülten, bazı markaları da daha doğmadan öldürecek en hatalı iletişim biçimleri neler?
Markanın sadece güçlü değil, zayıf yanlarının da farkında olduğunu ve çalıştığını hissettirmesi lazım. Kusurlarını karşısındakinin söylemesine fırsat vermeden kendi söyleyen marka öne geçer. Açıkçası çoğu reklamlarımızdaki fikir ve kurulan dünyaları değerli bulmuyorum. Ama beni başkalarının hataları değil, yaptığı başarılı işler motive ediyor. Bu yüzden başkalarının yaptığı iyi bir işi görmekten hem korkarım, hem de beklerim.

Nilüfer Gözütok
ngozutok@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz