"Yeni Hedefimiz 50 Milyar Dolar"

İbrahim Özdoğan / GİSAD Başkanı    Kriz, siyasi istikrarsızlık, Irak savaşı derken ekonomi sıkıntıdan kurtulamıyor. Kötü haberler, iyileri bastırıyor. Zaten pek az da iyi haber geliyor. ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Yeni Hedefimiz 50 Milyar Dolar
İbrahim Özdoğan / GİSAD Başkanı  
 
Kriz, siyasi istikrarsızlık, Irak savaşı derken ekonomi sıkıntıdan kurtulamıyor. Kötü haberler, iyileri bastırıyor. Zaten pek az da iyi haber geliyor. Ancak, ihracat cephesi her zaman pembe haberler iletiyor. Çok başarılı geçen 2002’den sonra, 2003’e de iyi başlandı. Üstelik Irak savaşına rağmen… Türkiye’nin en çok ihracat yapan şirketi GİSAD’ın başkanı İbrahim Özdoğan, performansın artarak devam ettiğini söylüyor. Ona göre SARS’ın yarattığı fırsatla ihracatta hedef çok üst düzeylere çekildi.  
 
Türkiye, ekonomik ve siyasi açıdan zor bir dönemden geçiyor. Kriz, siyasi istikrarsızlık ve Irak savaşı derken, ekonomik dengeler zorlandı. Çok sayıda göstergede olumsuz sinyaller oluştu. Ancak, ihracat, her şeye rağmen yoluna devam etti. Irak riskinin gölgesinde, 2003 yılının ilk 3 ayında ihracat dinamizmini korudu. Şimdi 35 milyar dolar düzeyinin yerini, 42, hatta 50 milyar doları hedefi aldı.  
 
İhracatta yaşanan bu patlamanın öncü şirketlerinden biri de GİSAD (Giyim Sanayicileri Dış Ticaret A.Ş.) oldu. 2002 yılının en çok ihracat yapan şirketi olan GİSAD’ın başkanı İbrahim  
Özdoğan, artık daha yüksek hedeflere odaklanmak gerektiğine dikkat çekiyor.  
 
Özdoğan,  “Sokaktaki adam Türkiye’nin ihracatı 50 milyar dolar diye diline dolasın. Bu ihracatı tel örgü içine alalım. Bunun üzerine mahpus üniforması giydirip, bizim yapalım” diye konuşuyor.  
 
Ona göre bu yükselen trendin yanına bir de SARS olayları geldi. Uzakdoğu’da yayılan bu ciddi hastalık, Türkiye için yeni bir fırsat penceresi açma yolunda. Çok sayıda ABD’li ve Avrupalı şirket şimdiden Türkiye’nin kapısını çalmaya başladı. Bu şirketler arasında GAP, Sears ve Karstadt gibi devler de bulunuyor. Özdoğan, “Henüz 10-15 gün oldu. Ancak, şimdiden 2003 yılı ihracatımıza 3 milyar dolar katkıda bulunacağını söyleyebilirim” diye konuşuyor.    
 
GİSAD Başkanı Özdoğan, ortaya çıkan fırsatların iyi değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Özdoğan, “ Her zaman SARS olmaz. AB, Amerika, Japonya için farklı stratejiler izlemeliyiz. AB’de butiklerde, ABD büyük adetlerle departmant store’larda, Japonya’da büyük toptancılarla işbirliğine gitmemiz gerekiyor” diyor.  
 
GİSAD Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özdoğan’ın Capital’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle oldu:  
 
GİSAD bu yıl ne kadar ihracat gerçekleştirecek?  
 
2001 yılında bir milyar doları aştık. 2002’de bir milyar 200 milyon dolar oldu. Grubumuza eklenen diğer şirketlerle beraber ihracat rakamımız 2 milyar doları aşacak. Bunun  1 milyar 650 milyon dolarlık kısmını GİSAD Dış Ticaret realize eder. Kalan 600 milyon dolarlık kısmını grup şirketimiz Hedef Dış Ticaret, kalan 150- 200 milyon doları da geçen yılın sonlarına doğru ailemize katılan Laleli’de kurulmuş GİS LGS şirketimizde gerçekleştiririz.  
 
Yani GİSAD Dış Ticaret olarak factoring, hammadde, teknoloji, menkul kıymetler, sigorta gibi diğer alanlarda da hizmet veren şirketlerimizle entegre bir dış ticaret şirketi olma yolunda ilerliyor.  
 
Ne tür ürünlere yönelik bir talep artışı var?  
 
Bir defa şunu öncelikle vurgulamamız lazım. Bunların hepsi dönemsel ve trendlerle ilgili. Önemli olan Biz Avrupa Birliği’nin ikinci büyük, dünyanın beşinci büyük tedarikçisiyiz. Dolayısıyla, bütün trendler, modalar, gelişimlerle biz ilk etapta tanışıyoruz. Çünkü, bu unvanlarımız var.  
 
Irak Savaşı korkulduğu gibi etkilemedi. Ama dünyadaki tekstil ve hazır giyime olan, daha doğrusu tüm tüketim mallarına olan ilgisizlik hala devam ediyor. Sınırsızlarımızın ötesindeki gelişmeler de çok olumlu değil.  
 
Galiba biraz şanslı insanlarız. Bir de bu çok konuşulan özellikle basic kategoride ya da büyük adetlerdeki ürünlerde ciddi bir rakip olan Uzakdoğu’daki gelişmeler maalesef bir fırsat oldu. Hastalık üzerinde esprisi yapılmaz. Ama bu bizim karşımıza ticari bir fırsat olarak çıktı.  
 
Türkiye’nin artık üretimden kaynaklanan bir sorunu var. Pazardaki mevzilerimizi korumaya yeni trendleri takip etme konusundaki oluşturduğumuz kültür yeterli düzeyde. Ancak, galiba üzerinde en çok durmamız gereken şey, dünya için mal ürettiğimize göre dünya fiyatlarından mal üretmeyi başarmak ve bunu kurumsallaştırmak zorundayız.  
 
Hangi ürünlerde üretim arz eksikliği var. Yatırımcılar hangi alana yatırım yapmalı?  
 
Eğer pazarlarınızı Avrupa Birliği, ABD, Japonya ve diğer pazarlar olarak birkaç bölgeye ayırırsanız, buralarda birbirinden farklı adımlar atmak zorunda olduğunuzu görürsünüz. Ülke konspetleri çok farklı.  
 
Örneğin, AB ülkelerinde artık sizin yakın coğrafya nedeniyle çok kaliteli ve Türk imajınıza yönelik butikvari, shop ve corner gibi yerlerde olmalısınız. Pahalı ve lüks ürünlerde, hızlı dediğimiz “Fashion week” bölümlerde on iki koleksiyonda yer almanız gerekiyor.  
 
ABD pazarı ise farklı. Orada departmant store’larda shoplar açmanız, büyük adetlerde çalışmanız gerekiyor. Mesela blue jeande olabilirsiniz. Onların yerleşik tabir ettiği mal gruplarında bulunmanız lazım.  
 
Japonya’da belki kamu şirketleriyle, büyük toptancılarla işbirliğine gitmeniz gerekiyor. Dolayısıyla, dünyaya bu global bakış içinde tek bir konseptte bakma şansınız yok. Çünkü, giyim insan karakterine, insan sosyolojisine ve o toplumların kültürüne dayanıyor. Yani Akdenizli bir insanla, bir Japon’un alışveriş kültürü çok ayrı. Önemli olar doğru coğrafyada, doğru ürün grubuyla hareket etmek.  
 
Bir ihracatçı olarak girişimcilere hangi alanlara yatırım yapmalarını öneriyorsunuz, boşluk nerede?  
 
Türkiye bir şeyi başardı ve bize gösterdi. İhracatçı esnekliğini ortaya koydu. Bu yakın coğrafya içinde de ne kadar hızlı hareket edebileceğimizi gördük. Olası sorunlarda ilk iş olarak Anadolu’ya kaçıldı. Geçtiğimiz yıllarda Anadolu’ya yapılan yatırım boyutları hala ortaya çıkmadı. Ama inanamayacağınız kadar yüksek. Hatta Anadolu’nun yetmediği durumda bir çıkış yolu daha bulundu.  
 
Bu çok trajik bir çıkıştı. Bulgaristan, Romanya, Moldavya gibi memleketlerde yatırımlar yapıldı. Fabrika köyleri, Türk köyleri oluşturduk. Geçen yıllarda sanayi ile birlikte maalesef sanayici ihraç ettik. Rakip olabilecek durumda işi öğretiyorsunuz, bir anlamda okullar kuruyorsunuz. Bu gibi planların mutlaka kamu ile birlikte yapılması lazım.  
 
Ayrıca, kesinlikle örgütlü modelleri öneriyorum. Krizlerin bu modellerle çok daha hafif sıyrıklarla atlatılabileceğini tarih yazdı. Yine örgütlü modeller çerçevesinde mutlaka entegre olunmasını düşünüyorum. Hayatın ve işçiliğin ucuz olduğu bölgelere hadisenin sosyal boyutu da düşünülerek yatırım yapılmalı. Çünkü, Türkiye’deki işadamanın bundan sonra ciddi bir sosyal sorumluğu var.  
 
Tekstile her zaman yatırım yapılır. Türkiye artık katma değeri yüksek mallarda dünya liginde iddialı seyrinde devam ediyor. Bu inancın ve sihirli donanımın önünde durmanın imkanı yok.  
 
SARS gerçekten Türkiye’ye yeni bir fırsat penceresi açtı mı? Bu yönde güçlü belirtiler var mı?  
 
Çok güçlü belirtiler var. Zaten sanayi toplumlarının bir özelliğidir. Dünyada da “Az üret, az tüket, çok yaşa” diye bir trend başladı. İnsanlar uzun yaşamaktan yana her şeyi yapıyorlar. Dolayısıyla, virüslerle, toplu ölümlerle hiç tanışmıyorlar. Bilmiyorlar. Bunları tarih kitaplarında “300 yıl önce bu olmuş” diye okuyorlar. Tanımadıkları şeyden çok korkuyorlar.  
 
SARS’dan yüz kişinin ölmesi, o insanların, o memleketlere uğramaması için yeterli bir sebep. Tanrını bir lütfu mudur? Bilmiyorum, bu insanlar gitmiyorlar. Bize geliyorlar. Bu yılın ihracat hedefi 42 milyar dolar civarındaydı. Yaklaşık 3 milyar dolar daha bir artış öngörmeye başlandı. Üstelik bu 10, 15 günlük etkisi…  Demek ki, bu rakam ileriki yıllara da yansıyabilir. Çünkü sendrom uzun sürüyor. Hakikaten de çok tehlike bir hastalık. Nasıl bulaştığı belli değil. Kimse oraya gitmek istemiyor açıkçası. Bu ciddi bir avantaj.  
 
Peki Uzakdoğu yerine, Türkiye’ye gelen firmalar var mı?  
 
Çok var. Yani hem orayla hem burayla çalışan çok sayıda şirket vardı. Çok iyi biliyorduk ki, o ülke için planlarını yapmışlardı. Özellikle ABD’deki yüksek volumlü ihracatlar buraya kayıyor. Büyük mağaza gruplarının yaptığı alımlar Türkiye’ye döndü.  
 
Biz bu dönemde İhracatçılar Birliği olarak 60 bin alıcıya yazı yazdık. Ve şu duyuru yaptık:  
 
“Türkiye’ye gelen herkes güvence altında. Gelen bütün alıcıların sigortasını GİSAD Sigorta A.Ş.’den yapacağız. Hazır Giyim İhracatçılar Birliği de GİS Sigorta işbirliğinde  gelenleri sigortalayacak.”  
 
Yani bu ülkeye alıcı olarak gelen herkes ülkeye girer girmez sigortalı. Sears, GAP ve Karstadt, Uzakdoğu yerine, Türkiye’ye geldi. Özellikle Karstadt’ın bütün uzak doğu planını iptal ettiğini duyuyoruz.  
 
Bu tür siparişlerde ne tür ürünlere yönelik bir talep var?  
 
Adet basan ürünler, yani nispeten daha rahat, daha temel ürünleri istiyorlar. Bu ürünleri bu ülkede yapabilecek duruma gelmemiz lazım. Daha önce o memleketlere kaptırdığımız avantajı tekrar yakalayalım.  
 
Hayat bizim zannettiğimiz kadar zor değil. Türkiye’nin ödenmesi mümkün olmayan dış borçları da yok. Bahsi geçen 160 milyar doların çok önemli bir kısmı, bu ülkenin kurumlarının birbirine olan borcudur. Çok büyük becerilere de ihtiyaç yok. Yeter ki inanç gibi bir sihirli sözcüğünüz olsun.    
 
İhracat açısından Anadolu’daki işaret ne yönde?  
 
Muazzam şehirler ortaya çıkıyor. Aslında bu şehirler öteden beri vardı. Ama yenileri ekleniyor. Şunu gördük ki, bu yarışta biz geriye düşmeye hiç niyetli değiliz. Atlet kızlarımızı çıkardık. Futbol maçlarında, deplasmandaki yenilgilere bile artık çok üzülüyoruz.  
 
Anadolu insanı şu anda reel anlamda hadiseye entegre olmuş durumda. Denizli bir gurur abidesi olarak geçmiş alışkanlıklarından da sıyrılarak devam ediyor. Bursa kenti tarihe geri döndü. Gaziantep, Kayseri  Samsun, Tokat, Malatya, Çorum var. Sanayi kentleri oluşması süreci hızla ilerliyor.  
 
ARTIK 50 MİLYAR DOLAR HEDEFİNE İNANALIM  
 
İhracatın 50 milyar dolara yükselmesinin önündeki engeller nedir?
 
 
Her şeyin en başında da sizin hızınızı kesecek kendi içinizde pahalı enerji, ağır vergi gibi bir takım problemlerden kurtulmalısınız. İhracatımız 30 milyar dolarlık psikolojik sınırı açtıktan sonra 42 milyar dolar, 50 milyar dolar rakamları telaffuz edilmeye başlandı. Kamu burada rehavete düşebilir. En büyük korkumuz, kamu bu yüksek ihracat rakamlarını karlılıkla karıştırıyor olabilir. İhracatçı bugün bu ölçülerde ihracat yapıp para kazanmıyor. Kimse her hangi bir yanılgıya düşmesin. Çünkü, bizim ısrarla söylediğimiz biz artık yeni bir iş adamı prototipiyiz. Durup dururken göz yaşı döken, sürekli ağlayıp talep eden ve işçi çalıştırdığı için sanki bunun bedelini almak yolunda konuşmalar üreten tipler değiliz. Biz ülkemizle beraber aynı kaygıyı aynı derece hisseden insanlarız. İşçilerimizle aynı yerlerde saf tutup, doğruyu doğru şekilde tahlil edip söylüyoruz. İhracat artarken halay çekme istiyoruz ama yüreğimize iniyor.  
 
Bu rakamları görenler, “bu adamlar çok para kazanıyor” diye vergiyi artıralım, enerjiyi biraz daha pahalı verelim düşüncesiyle hareket edebiliyor. İhracat en ucuz finansman. İşte savaş çıktı. Turizm kesildi. Ama ihracat yüzde 33 artarak devam etti.  
 
Aslında ben bazen rakamların açıklanmasına bile karşı çıkıyorum. Evet ülkemizin çok morale ihtiyacı var. Ama bazı insanlar yanılabilir. Rakamların artık kök salması lazım. Sokaktaki adam Türkiye’nin ihracatı 50 milyar dolar diye diline dolaması lazım. Bu ihracatı tel örgü içine alalım. Bunun üzerine mahpus üniforması giydirip bizim yapalım.  
 
OTOBÜSLE GİDİYORUZ MAL MI SATAMAYACAĞIZ?  
 
Irak pazarı Türk tekstil ve hazır giyimi için bir fırsat oluşturacak mı? Bu pazarın büyüklüğü ne kadar?
 
 
Irak’ta şu anda sadece üzerinde başında hiçbir şey olmayan yağmacı insanlar görüyoruz. Televizyondaki görüntülerde mal alacak, tüketim yapacak insanları göremiyoruz. Ancak, oranın bir kültür olduğunu, bir pazar olduğunu da belleklerimizi biraz zorlarsak rahatlıkla hatırlayabileceğimizi düşünüyorum.  
 
Türkiye farklı kötü rekorlara da sahip. Dünyadaki bütün ülkeler baz alındığında, komşularıyla en az ticaret yapma unvanına da sahip bir ülke. Bu komşularla muhtelif nedenlerle bugüne kadar ciddi hiçbir ilişki kuramamışsınız. Bir komşu olimpiyatı düzenleyememişsiniz, bir komşunuzla ulusal bir maç yapmamışız. Ortak bir güzellik yarışması organize etmemişiz. Netice olarak da zaten ortak ticari kültür oluşturamamışsınız.  
 
Türkiye bu yeni demokrasi ihracından sonra Irak’ta mutlaka var olacaktır. Çünkü, coğrafya bunu emrediyor. Bizim kültürel bağlarımız var. Tapu kayıtlarını bile izlediğimiz Türkmenler var. Bizim aslında doğal pazarımız.  
 
Çok eski yıllarda insanlar zaten öyle bir ilişkiyi kurmuşlardı. Ama bunun adı ithalat ve ihracat değildi. Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinin çok kısa süreceğini umuyorum. Türkiye bu pazarlarda coğrafyadaki diğer ülkelere göre bir çok sorunu aşmış, trendleri daha lakın takip eden bir ülke olarak ticaret sözcüğünü yeniden canlandırma misyonunu üstlenmeli. Ondan sonra satmalı. Otobüsle gidebildiğimiz yere mal mı satamayacağız?  
 
ARTIK BAŞKASININ PARASIYLA İŞ YAPILMIYOR  
 
Türkiye’de tekstil ve giyimde son dönemde öne çıkan üretici şirketler var mı? İhracatta başarıyı yakalayan, dönüşüm gerçekleştiren şirketler…
 
 
Aslında GİSAD’tan örnek vermek istiyorum. Taraflı olabilirim. Ama son zamanlarda umut şirketi olarak, yapılabilirliği gösteriyor. Kendi ortaklarımdan yaptığım bir gözlem artık  Türkiye’deki bir çok müessesenin kriz süzgecinden geçtiğini gösteriyor. Şirketler, savaşlarda, krizlerde var olmayı başardı. Esneklik ve öz kaynaklara dönerek çalıştılar. Bunu da  Türkiye’deki finansal kurumlarla uzun süre yürümenin imkansızlığını görerek yaptılar.  
Şirketlerine dahil ettiler her şeylerini. Cılız sermayeli olmaktan vazgeçtiler. Başkalarının paralarıyla iş yapma alışkanlığını terk etmeye çalıştılar. Kazandıklarını tuttular.  
 
Yaşam tarzı değişti. En önemlisi o avam, paranın getirdiği dejenerasyon bitti.  Türkiye’de ilk defa zenginlik, gerçek tanımına oturmaya başladı. Bu çok sevindirici. Göbekli, sırça köşklerinde yaşayan patron tipi yerini seyahat eden, genç, akşam herhangi bir iş grubundan arkadaşıyla  her hangi bir yerde oturup bir şey yiyebilen çocuklara bıraktı. Artık bir günde üç ülke geziliyor.  
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz