"Yeni Yatırım İçin Her Şeye Açığız"

Akın Holding, tekstilde Türkiye’nin önde gelen gruplarından biri. 500 milyon dolar cirosu, 3 bin çalışanı var. 5 farklı sektörde faaliyet gösteriyor. Son yıllarda finans, enerji gibi alanlar ada gi...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Yeni Yatırım İçin Her Şeye Açığız

hedAkın Holding, tekstilde Türkiye’nin önde gelen gruplarından biri. 500 milyon dolar cirosu, 3 bin çalışanı var. 5 farklı sektörde faaliyet gösteriyor. Son yıllarda finans, enerji gibi alanlar ada girdiler, ancak beklenen sonuçlara ulaşılamadı. Yönetim kurulu başkanı Nuri Akın, 2002 sonrasını toparlanma dönemi olarak geçirdiklerini söylüyor. “Nakit biriktirmek zorundaydık” diyor. “Tekstilde başka ülkelere doğru kaymak istiyoruz” diye konuşuyor.  Ardından da grubun hedefini şöyle ortaya koyuyor: “Elimizde arsalar var. Onları konut, alışveriş merkezi, outlet, otel için değerlendirebiliriz. Tekstil veya tekstil dışında güzel bir iş gelirse buna da bakacağız. Her şeye açığız.”

Kotaların kalkmasının üzerinden 4 ay geçti. Bazı kategoriler ve şirketler yoğun olarak bu etkiyi hissetmeye başladı. Tekstil ve konfeksiyonda çok zor bir döneme girildiği ve çok yoğun bir şekilde şirket kapanmalarının yaşanacağı konuşmalarının arkasında ise bu gerçek yatıyor. Akın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Akın, bu kanıya katılmıyor. Ona göre, tekstilde bu süreç henüz başlamadı. Eğer, üreticiler kendilerini iyi ayarlarsa bu süreç başlamayabilir. Nuri Akın, “Her zaman sektörden gidenler olacaktır. Fakat, yeni gelenler de olacaktır. Kendilerini iyi ayarlayabilip, kendi yaşam tarzlarını günün şartlarına uyduran şirketler devam edecek. Eski alışkanlıklarını sürdürenler ise dökülecek” diye konuşuyor.

Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyonda yakaladığı bu ivmeyi 10-15 yıl daha sürdüreceğine inanan Nuri Akın, pamukla ilgili her kategoride Türkiye’yi şanslı görüyor.  Kendisi Türkiye’de tekstilin biteceği görüşüne katılmıyor. Ama ona göre, Türkiye işçilik ücretleri ve enerji maliyetleri nedeniyle rekabetçiliğini kaybetmiş durumda.

Tekstille devam edilecekse çeşitli önlemler alınması gerektiğini düşünen Nuri Akın, bu önlemleri markalaşmak, enerji ve işçilik maliyetlerinin düşük olduğu ülkelere taşınmak, katma değerli üretim yapmak olarak sıralıyor.

Akın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Akın, şirketlerini, büyüme planlarını ve tekstil sektörünü Capital’e değerlendirdi:

Akın Holding’i nasıl kuruldu?

Akın Holding, tekstil konusunda faaliyette olan şirketlerle oluşan bir grubun zaman içersinde holdingleşmesi ile meydana geldi. Babam Denizli’nin Buldan ilçesinden gelerek işi başlatmış. Zaman içersinde ithalat ihracat derken 1955’te Akın Tekstil’i amcamla birlikte kurmuş.

1970’de askerliğimi bitirip iş hayatına atıldığımda yeni bir kuvvet olarak geldim ve 1971’in sonunda Edip İplik’i, 1982’de Edpa Pazarlama’yı kurduk. Bu üç şirketin ardından ailenin hisselerini bir yerde toplayarak yeni yapacağımız yatırımların bir çatı altında şekillenmesini istedik. Bu suretle 1983’te Akın Holding’i kurduk. Çocuklar büyüdükçe servette yavaş yavaş bölünmeye başlıyor. Bunun bölünmesini önlemek için holdingleştik. 1986’da kurduğum Tekstilbank holdinge dahil oldu. 1996’da babam öldükten sonra bu yapıyı aynı şekilde devam ettirdik. Babam sağken başkandı, ben ve kardeşlerimde yönetimde yer alıyorduk. Bu holding daha çok Rüştü Akın ve ailesini kapsar. Buna paralel olarak da amcamın Haydar Akın Holding diye bir yapılanması var.

Nasıl bir yönetim şekliniz var?Yani icra kurulunuz var mı?

İcra kurulumuz yok. Çünkü, şirketlerinin işlerini burada toplamış değiliz. Her şirket kendi işini yapıyor. Burada şirketlerimizin denetleme ve hukuk danışmanlığı işini yapıyoruz. Ayrıca, stratejik kararlarda etkili oluyoruz. Mesela bu stratejik kararlara yeni yaptırımların ne olabileceği konusunda giriyor.

Akın Holding’in kaç şirketi ve çalışanı var, hacmi ne kadar?

2004’te grubumuz yaklaşık 500 milyon dolarlık bir hacme ulaştı. 3 bine yakın çalışanımız var. İşlerimizi 4 ana grupta topluyoruz. Bunlardan ilki tekstil grubudur. Akın Tekstil ve Edip İplik bu grupta yer alır.

Finans grubunda ise sadece Akın Faktoring bulunuyor. Ufak olmasına karşın çok ciddi bir faktoring firmasıdır. Sektörde iyi bir yeri vardır. En yüksek ciroyu yapan değil, ama kendi cirosu içinde en az batağı olan, en iyi getirisi olan bir şirkettir.

Ticaret grubunda nasıl bir yapılanmanız var?

Ticaret grubunda 3 büyük, 2 küçük olmak üzere 5 şirketimiz var. Bunlardan en önemlisi Edpa Tekstil’tir. Buna paralel olarak çalışan Edpa USA var ki, yurtdışındaki tek şirketimizdir. Biz iplik, kumaş dediğimiz ara hammaddeleri satıyoruz. Bunun dışında konfeksiyon da var. Konfeksiyonu isteğe bağlı olarak yaptırtıyor ve satıyoruz. Ama biz yapmıyoruz. Ayrıca, bazı dünya markalarının Türkiye’de  alım işlerini komisyon bazında yapıyoruz.

İşimizin üçüncü ayağı ise ev tekstilidir. Ev tekstilini kumaş olarak yapıyoruz. Talebi gelen ürünü değişik firmalara yaptırtıp gönderiyoruz. Aktek Giyim ise Akın Tekstil’in mallarını satardı. Sonra biz bunu Akın Tekstil’in önünde Outlet mağazacılığı yapan bir şirket olarak konumlandırdık. Edpa Kimya ise tekstil boyaları ithal ediyor. Türkiye’de de iyi bir pazarı var.

İnşaat işleriniz var. İnşaatta neler yapıyorsunuz?

İnşaat şirketimiz Bodrum’da lüks konutlardan oluşan bir site yaptı. Çok da başarılı oldu. İnşaat alanında konut ve iş yeri olarak çalışmayı sürdürebiliriz. Türkiye genelinde holdinge ve ailemize ait arsalarımız var. Bu arsalarımızı değerlendirmek üzere çalışmalarımız olacak.

Akın Tekstil Türkiye’nin en büyüklerinden. Geçtiğimiz yıllarda büyük yatırım hamlesine başlamıştınız. Geldiğiniz aşama nedir?

1990’lı yılların ortalarında aldığımız bir kararla Akın Tekstil’in birimlerini Lüleburgaz’a taşımaya karar verdik. Bu yıl itibariyle ön gördüğümüz proje tamamlandı. Buradaki iplik fabrikamızı kapattık. Orada iplik üretimimizi çok özel bir fabrika olarak diğer birimlere entegre olarak hayata geçirdik. Zaten daha önce boya, apre, finishing ve dokumayı daha önce götürmüştük.

Taşımanızın sebebi neydi?

Bunu yapma gayelerimizden en önemlisi ekonomik getirisi çok yükselen İstanbul’daki arsalarımızı boşa çıkartmaktı. Şu anda konfeksiyon dışında her şey taşındı. Konfeksiyonu da teşvikli bir şehre taşımak istiyoruz. İstanbul’a yakın bir yer olsun istiyoruz. Stratejik çalışmalarımız devam ediyor. Bu taşınma da gerçekleştikten sonra boşalan arsalarımızı değerlendirmek istiyoruz.

Bunun dışında Akın Tekstil’de markalaşmak istiyoruz. Bu çok stratejik bir karar. Çünkü, markalaşmak birden olmuyor. Bunu iyi bir planlama ile götürmek gerekiyor.

Markalaşma dışında nasıl bir büyüme stratejisi izleyeceksiniz?

Şu anda Akın Tekstil’in önündeki 10-15 yılı sigortalamış durumdayız. Bunun dışında kendi alanında büyüyebilir. Muhakkak bütün yenilikleri takip etmesi gerekiyor. Araştırma-geliştirme kısmını çok kuvvetlendirmesi gerekiyor, ki zaten bunu yapıyoruz.

Tekstilde iki şekilde büyümek mümkün. Uzman olarak bazı noktalarda büyüyebilirsiniz. Ya da bir konuya odaklanıp yatay büyüyerek, üretimi çoğaltarak büyüyebilirsiniz. Yatay büyümede işçiliğin ve enerjinin pahalı olmasından dolayı Türkiye’nin diğer ülkelerle rekabet edemeyeceği kanaatindeyim. Onun için bizim daha özel üretimlere gitmemiz gerekiyor. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

Özel üretimlerle neyi kastediyorsunuz? Açabilir misiniz?

Moda dünyasında dokuma ile ilgili yeni bir ürün çıkıyorsa Akın Tekstil, muhakkak ya bu ürünü çıkartanlardan birisidir ya da çıktığından itibaren en kısa zamanda buna ayak uyduran bir şirkettir. Bu şekilde dünyaya en kaliteli pamuklu dokuma tarzında kumaş yapan şirketlerden bir tanesiyiz.

Artık tekstilde Türkiye diye bir şey yok. Tekstil globalleşmiş durumda. Yani, Türkiye’deki tekstilin kapasitesi dünya ile entegre olmuş bir kapasitedir. Onun için dünya nereye gidiyor, dünya ne yapıyor bununla alakadar olmalıyız. Çünkü, pazarımız dünya. Bugün Akın Tekstil üretiminin yüzde 85’ini direkt ihraç eder. Edip İplik’te bu oran yüzde 14’tür. Ama, Edip İplik’in iç pazara sattığı mal da ihracatçıya gitmektedir.

Tekstilin başka bir alanına girmemiz mümkün mü?

İplik, ham bez ve kumaş gibi ara malları yapmakta usta ve bilgiliyiz. Konfeksiyonda ise sırf pantolon yaparız. Ara malları yapmak için başka yerlere gitmek lazım.Türkiye’de teşvikli yerlere gidilebilir. Fakat, buraları da bir müddet sonra rekabet şansını kaybedeceğinden işçiliğin ve enerjinin ucuz olduğu, pamuğun çıktığı ülkelere doğru Türkiye’nin gitmesi gerekiyor. Buna bakıyoruz.

Hangi ülkeler bunlar?

Orta Asya ülkeleri bu iş için çok elverişli. Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve hatta Kazakistan’a gidilebilir.

Buralara gidip sıfırdan yatırım yapmak mı gerekiyor?

Sıfırdan yapmak daha verimli. Bizim düşündüğümüz konulardan bir tanesi budur. Eğer tekstilde daha uzun vadeli kalacaksak bunu yapmamız gerekiyor ki bence 10-15 yıl daha bu ivme ile gidilir. Şu anda Türkiye’de tekstilden çok muzdarip olan ve bu alandan çıkmak isteyenler olduğu gibi tekstilde büyük yatırımlar yapanlar da var.

10-15 yıl daha bu ivmeyle gidileceğini söylediniz. Peki bu tarihten sonra ne olur?

1996-1967 arasında tekstil mühendisi oldum. O yıllarda bizler tekstil makine ve boyası alırdık ve en büyük fabrikalarda Almanya, İtalya, Avusturya ve Fransa’daydı. 1971’de Edip İplik’i kurduk. O dönemde birçok iplik fabrikası kuruldu ve Türkiye buralara iplik satan bir ülke oldu. Kumaşa geçiş süreci ile birlikte konfeksiyon da başladı.

Konfeksiyon, 1990’larda en parlak dönemini yaşadı. Dolayısıyla, biz bu süreci yaşarken 1980’li yıllarda Almanya’daki fabrikalar kapanmaya başladı. Trençkotluk kumaşı en iyi  yapan Nino adlı bir üretici vardı ki bu firmayı emsal alarak kendimizi geliştirirdik. 1990’lı yıllarda bu fabrika da kapandı.

Diğer Avrupa ülkelerindeki kapanan fabrikaları Türk sanayicilerine teklif ettiler. Bu arda biz İtalya’ya büyük miktarlarda iplik satardık. Zamanla iplik yerine kumaş satın almaya başladılar. İtalya sonunda çok özel ürünler yaparak, markalaşarak tekstilde devam etmeye çalıştı. Terziye gittiğiniz zaman modelinizi seçip istediğinizi yaptırıyordunuz. Halbuki mağazaya gittiğiniz zaman birçok ürünü görmelisiniz ki seçebilesiniz.

Trendlerin çok hızlı değişti. Avrupalılar konfeksiyonda bu trendleri yakalamaya başladılar. Kendi konfeksiyonlarını dikmeyip Türkiye, Hong Kong, Bengladeş, Doğu Avrupa ülkelerinde yaptırdılar. Türkiye’nin gelişmesi de böyle olacak.

Türkiye’nin diğer ülkeler karşısında rekabetçi olmadığını söylediniz. Bunun nedeni sadece maliyetler midir başka etkenlerde var mı?

Türkiye’nin rekabetçiliğini kaybetmesinin nedeni maliyetlerdir. Yoksa Türkiye tekstilde know how’u çok gelişmiş, çok iyi olan bir ülkedir. Yani başkalarına know how verebilecek konumda.

Yani uygulanan politikalarla ilgili bir durum?

Politikalarla ilgili değil. Yani, tabii enerji üzerindeki vergiler düşürebilir. Ama işçilikte bunu yapamazsınız. Çünkü, insanların refah seviyesi arttığı sürece ücretler de artacaktır. Mesela Avrupa’nın refah seviyesi Amerika’dan daha fazladır. Bu nedenle Avrupa’daki normal standart ücretler Amerika’dan daha fazladır.

Bunların üzerine bir de Çin geldi. Kotalar kalkalı 4 ay oldu. Nasıl bir sürece girildi?

Çin’in etkisini Akın Tekstil’in ürünlerinde, pazarında hissetmedik. Ancak, Türkiye’de üretilen  bazı tekstil ürünlerinin maliyetleri daha pahalı gelmeye başladı. Mesela, iplikçi olarak üretim yapmayıp dışarıdan alırsanız daha ucuza geliyor. Bu tamamen işçilikten kaynaklanıyor. Çünkü, hammadde maliyetleri dünyada belirlenir, dünya fiyatı vardır.

Ancak, bazı ülkelerde sübvansiyonlar olur ki maliyetleri aşağı çeker, bu bir ülke ve devlet politikasıdır. Ama bu alanı en büyük sektörünüz olarak kabul edip burada ilerlemeye devam edeceğim diyorsanız mesela pamuğa destek verebilirsiniz. Ama bu da dünya ekonomik değerleri içinde yanlış bir tutum olur. Ekonomi kendi kendini belirlemeli.

Başka alanlara girme planınız var mı? Tekstil ağırlıklı mı devam edeceksiniz?

Bankaya koyduğumuz nakitler nedeniyle 2002’den bu zamana kadar işi biraz hafiften aldık. Ne olup ne bittiğine baktık. Toparlanma sürecine girdik. Nakit biriktirmek durumundaydık. Çünkü, yatırım yapmak için biraz nakdiniz olması lazım. Siz kaldıraçta kullansanız biraz paranız olmazsa çok hayalci olursunuz.

Toparlanma sürecinde aldığınız kararlar var mı?

Tekstilde devam edeceksek hangi ülkede devam edeceğiz? Başka ülkelere doğru kaymak istiyoruz. Bu konuda karar vereceğiz. İkinci olarak ise Edip İplik ve Akın Tekstil’in taşınmasıyla oraya çıkan arsalarla birlikte diğer arsalarımızı da arsaları nasıl değerlendireceğimizi düşünüyoruz.

Siz grubun başkanısınız. Henüz bir karar almadığınızı söylüyorsunuz. Ama başkan olarak sizin gönlünüzde ne yatıyor?

Ben kişisel olarak hep yeni bir şeyler yapmak istedim. Edip İplik, Edpa Dış Ticaret, banka yeni işlerdi. Arsalarımızı nasıl en iyi şekilde değerlendirebiliriz buna bakmak istiyorum. Konut, alışveriş merkezi, outlet, otel, her şey olabilir. Tekstil veya tekstil dışında güzel bir iş gelirse buna da bakacağız. Her şeye açığız.

PAMUKLA İLGİLİ HER KATEGORİDE ŞANSLIYIZ

VERİMLİLİK YÜKSEK Biz lükse alıştık. Çalışan kesimimizde böyle. Çin’de insanların çalışıp bir şeylere erişmesi gerekiyor. Üretim randımanları çok yüksek, işçilik çok ucuz, çok çabuk kapıyorlar ve iş disiplinleri var. Onlar için çalışma ibadet gibi bir şey.

TÜRKİYE TÜKETEN TOPLUM Buna karşılık Türkiye’de tüketen bir toplum var. Çin’de böyle bir şey yok. Üretip dışarı satıyorlar. Orada bir elbise ile yılı geçiriyorlar. Türkiye’de moda ve marka var. Güçlü yönümüz ise, pazara yakınız, know how’u muz çok iyi. Bunlar avantaj.

BİZDE MARKA VAR, ORADA YOK Markalaşan firmalarımız var. Bilhassa denimde gözleniyor. Artık, Türkiye’nin jeanleri birçok pazarda tanınıyor. Bunun dışında ev tekstilinde de gelişmeler var. Çarşaf, havlu, ve çeşitleri  konusunda markalaşmada gayet iyi gelişmeler yaşanıyor. Markalaşıyoruz yavaş yavaş.

ŞANSLI OLDUĞUMUZ ALANLAR Pamuk ipliğinden yapılacak her kategoride şanslı oluruz. Çünkü, Türkiye’de hammadde var. Güneydoğu Anadolu projesi ile birlikte pamuk üretimimiz iki misline çıktı. Buna rağmen pamuk alıcısı bir ülkeyiz.

REKABET NEREDE YÜKSEK? Ürün bazında baktığımız zaman en yoğun rekabetin iplik, ham bez, kumaş, basit konfeksiyon gibi yarı mamullerden geldiğini görüyoruz. Ama hepsi çok etkilenecek diyemezsiniz. Çünkü, iplik yapanlar içinde de çok iyiler mutlaka olacaktır.Yani, ipliğin değişik yönlerine konsantre olacaklardır. Ama bunları yapamayanlar zorlanacaktır.

TEKSTİL HİÇBİR ZAMAN BİTMEZ

Sürekli konuşuluyor. Tekstile 20 yıl ömür biçiliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Tekstil bitmez. Tekstilde dönüşüm yaşanacak. Şirketler yavaş yavaş 2’inci, 3’üncü jenerasyona gidiyor. Türkiye’de 3’üncü jenerasyona giden çok az sayıda şirket var. Ama 3’üncü jenerasyona kaymaya başladığı zaman herkesin yapmak istediği, uğraşmak istediği farklı alanlar oluyor. İnsanlar farklı alanlarda kendini ispat etmek istiyor.

Diğer taraftan da mevcut şirketleri müessesleştirmek lazım. Bunlarda yapılıyor ve profesyonel idarecilerin eline geçiyor. Alım ve satımda arz ve talep meselesi var. Bunlar uyuşmadığı, talebin azaldığı zamanlarda arzı nasıl yaparsanız yapın neticeye gidemezsiniz. Talebi yaratmak için de bir yere kadar uğraşabilirsiniz.

Tekstilde çok zor bir döneme girildiği ve çok yoğun bir şekilde şirket kapanmalarının yaşanacağı konuşuluyor. Siz bu kanıyı paylaşıyor musunuz?

Böyle bir süreç bence başlamadı. Bence kendimizi iyi ayarlarsak da başlamayacak. Ama her zaman sektörden gidenler olacaktır. Fakat yeni gelenler de olacaktır. Bir lokanta kapanıyor, yerine başka bir tane açılıyor. Bu süreç böyle işliyor. Ama genelde bizdeki işçilik maliyetleri çok hızlı artıyor. Enerji üzerindeki vergiler artırıyor. Bu iki konu bizim için çok önemli.

ENERJİDE BAŞARILI OLAMADIK

Rüzgar ve doğal gaz alanlarına yönelik planlarınız vardı. Buralarda fırsatlar yakalayabildiniz mi?

Sanıyorum bu alanlarda fırsatları yakalama olanağımız olmadı. 4 yıl önce enerji işlerine başladık. Doğal gaz için biraz geçti, rüzgar için tam zamanıydı. Rüzgar enerjisi için Türkiye’nin 12 yerinde ölçüm yaptık, 2 yıl boyunca. Bir takım oluşturduk. Bazı yerlerde iyi neticeler aldık. Fakat sonunda rüzgar enerjisinin maliyet olarak yüksek olduğu kanaatine vardık. Bugün Türkiye’de en ucuz enerji sudan ve kömürden elde ediliyor. Ondan sonra doğal gaz geliyor. Doğal gaz da alış fiyatından dolayı zaman zaman pahalı olabiliyor. Rüzgarsa tamamen bunların üstünde olan bir rakama geldi. Bu işten vazgeçtik. Doğal gazda süreci tam yakalayamadık. Belki de beceremedik.

Ama biz oto prodüktör olarak Akın Tekstil’de ve Edip İplik’te santraller kurduk ve kullanıyoruz. Elektrik dağıtım ihalelerine girdik. Ya çok düşük fiyat veren firmalar ya da hükümetin daha becerikli gördüğü kişi veya kurumlar başarılı oldular. Biz de daha düşük fiyat vermenin yanlış olacağına karar verdik.

Büyük bir Amerikan firmasıyla kömür üzerine çalıştık. Fakat, 4 yıl önce tahkim meselesinin halledilmemesinden dolayı bütün yabancı şirketler geri gittiler. 1,5 milyar dolarlık yatırım olacaktı. Olmadı. Bu alanda biz başarılı olamadık.

BÜYÜK BANKALAR BİRLEŞMEK ZORUNDA KALACAK

KRİZDE PARALAR UÇTU 2001 krizine kadar Tekstilbank’ın hakim ortağı olarak finans sektöründe ağır ama sağlam ve ciddi olarak büyümeyi düşünüyorduk. Dolar 685 bin TL’lerden 1 milyon 300 bin TL’ye çıkınca bankaya koymuş olduğumuz ana para kısmen uçtu. Bunu biz uçurmadık. Hükümetin almış olduğu karar uçurdu. Arkasından bu uçan paraların yerine taze paraların konması istendi. Biz de o günkü bütün imkanlarımızı zorlayarak bankaya para koyduk.

ÇEKİLİRKEN HATA YAPTIK Nakit koyacak durumumuz ciddi şekilde kısıtlanınca diğer şirketlerimizi de borçlandırıp taze para yoluna gitmeyerek bankacılıktan çekilme kararı aldık. Krizden sonra koymuş olduğumuz ailemizin birikimlerinin gelecek istekleri karşılayamayacağını ancak o gün anladık. O gün yine hata yaptığımızı, krizden sonra koyduğumuz nakitleri de koymamış olmamız lazım geldiğini anladık.

BANKAYI SATMADIK VERDİK O günkü şartlar ile bugünün şartları farklı. Biz bankamızı satmadık, verdik. O gün bankanın değeri yoktu. Dolayısıyla o gün için çok iyi yaptığımızı düşünüyorum. Bugün ne olurdu? O günleri geçirip de bugünlere gelseydik iyi olurdu. Ama o günleri geçirecek durumu görmedik. Zaman zaman burukluk hissetmeme rağmen doğru bir karar verdiğime inanıyorum.

BANKACILIK YAPMAK ZOR Bugün de bankacılığın çok kolay olduğuna inanmıyorum. Birçok bankanın para kazanmakta zorlandığını düşünüyorum. Bugün özel bankalara, dışarıdan birisi gelip de talip olsa bu bankalarının sahiplerinin seve seve bankalarını satmayı veya ortaklığı kabul edeceklerini düşünüyorum. 1973’te Amerika’daki bir banka ile iş yapmıştım. O banka birçok bankayı satın alarak büyüdü ve en büyük ilk 10 banka arasına girdi.  Sonra o bankayı Bank of America aldı. Türkiye’de de bu süreçler yaşanacak. En büyük bankalar bile masraflarını azaltmak için birleşmek zorunda kalacaklar. Para kazanmak gittikçe zorlaşacak.

EBRU FIRAT
efirat@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz