Çin boşluğu dolduracak mı?

26 MART, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
Çin boşluğu dolduracak mı?

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping geçen ekim ayında Gorbachev’ın Sovyetler Birliği’ni resmen lağvettiğini söylemek için kameraların önüne geçmesinden sonraki en önemli konuşmayı yaptı. Çin Komünist Partisi’nin 19’uncu kongresindeki konuşmasında, Çin’in global liderliği paylaşmaya resmen hazır olduğunu ilan etti. Xi 2’nci beş yıllık başkanlık dönemine girerken gücünü Çin’in kendi dışındaki ortamını yeniden tanımlayacak ve bu çerçevede yeni kurallar getirecek kadar pekiştirdi. Zamanlaması mükemmeldi; Çin şu anda politik anlamda köşeye sıkıştırılmış ve çılgın bir ABD başkanının ABD’nin geleneksel müttefikleri ve anlaşmalarıyla olan taahhütlerini azalttığı bir anda ön plana çıkıyor. ABD ortada bir boşluk bıraktı ve Çin de bu boşluğu doldurmaya hazır gibi görünüyor. Batılı liderler onlarca yıldır Çin’in yeni orta sınıfının Çin liderlerini bu ülkede siyaseti özgürleştirmeye zorlayacağını varsaydı. Oysa bugün yaşamlarını ve geçimlerini ellerinden alan küreselleşmeye karşı fevkalade kızgın, değişim talep eden ve hükümetlerinin hiçbir şekilde bununla başa çıkamadığını hisseden yurttaşlarla yüzleşen Batı demokrasilerinin bizzat kendisiymiş gibi görünüyor. Demokrasi şu anda siyasi partilere, kamu oyunun bilgilendirilmesine ve seçim sürecinin ihlal edilmesine yönelik azalan kamu güveninin tehdidi altında. Çin’deki liderler ise aksine istikrarlı bir şekilde kendi ülkelerinin refahını artırıyor ve Çin’in dünyadaki önemi konusunda giderek artan bir kamuoyu algısı yaratıyorlar. Baskı, sansür, yozlaşma ve çevre kirliliği gibi eski sorunlar devam ediyor, ancak yaşamın pek çok alanındaki dikkate değer ilerlemeler Çin halkına kendi liderlerine Amerikalılar ve Avrupalılarda hiç kalmayan güveni duymalarını sağlıyor. 

HANGİ ALANLARDA YÜKSELİŞTE? 

Peki bu durumun dünya açısından anlamı ne? Çin bugün hiçbir dirençle yüzleşmeksizin uluslararası standartları dayatıyor. Bunun üç temel alanda önemi var: Birincisi, yatırım ve ticaret alanında, bugün Çin global stratejisi olan tek ülke. Kapsamlı “Bir kuşak, Bir Yol” projesiyle ve siyasi önkoşul öne sürmeksizin dünyanın her yerindeki gelişmekte olan ülkelere yatırım yapma isteğiyle Çin, bugün Avrupa’nın sadece Avrupalı sorunlara odaklanmasına ve ticaretin ABD politikasında kirli bir kelime haline getirilmesine rağmen etkinliğini artırıyor. Asya, Latin Amerika, Afrika ve Orta Doğu’daki hükümetlerin artık Çin’in dış politikayla ilgili sadece al-satçı yaklaşımı etrafında saf tutma ve onu taklit etme ihtimali yüksek. İkincisi, şu anda teknolojik hakimiyet anlamında küresel bir savaş veriliyor. Bugün ABD ve Çin özellikle yapay zekaya yatırımda başı çeken ülkeler arasında. ABD’de bu alanda liderlik özel sektörde. Çin’de ise bu ülkenin en güçlü şirketlerini ve kurumlarını devletin çıkarlarına hizmet edecek doğrultuda yönlendiren devlette. Ticaret ve yatırım stratejilerinin yanı sıra bilhassa kendi sınırları içindeki olası toplumsal huzursuzluklardan en fazla korkan diğer hükümetlere bu kalkınma modeli son derece cazip geliyor. Sonuncu olarak da değerler meselesi var. Çin’in cazibesi ideolojik değil. Pekin’in ihraç ettiği tek politik değer, diğer ülkelerin işlerine karışmama prensibi. Batı’nın finansal destek karşılığında politik ve ekonomik reform talebine alışkın olan hükümetler için bu tavır fevkalade çekici geliyor. Trump’ın “Önce Amerika” dış politikası çıkışı ve çoğu Avrupalı liderin buna kayıtsız kalmasıyla Çin’in yaklaşımı karşısında hiçbir dengeleyici kalmıyor. Çin’in uluslararası cazibesinin belirli sınırları var. Çin’in ABD’nin bugün elinde tuttuğu türden global bir askeri güce ulaşması on yıllar sürecektir. Çin halen bölgesel bir güç ve askeri harcamalar uçurumu ABD’nin lehine açılmaya devam ediyor. Bu arada komşuları da Pekin’in güç sergileme kabiliyetinden hoşnut değil. 

GELECEKTE NELER OLABİLİR? 

2018 ve sonrasında global iş ortamı, Çin’in etkisini genişlettiği diğer ülkelerde de geçerli olacak ve Çin’in dayatacağı yeni kuralları, standartları ve uygulamaları benimsemek zorunda kalacaklar. Ayrıca Japonya, Hindistan, Avustralya ve Güney Kore’nin Çin’in bölgesel gücünü sınırlamak için daha sık birlikte çalışmalarını ve dolayısıyla sürtüşme ve hatta çatışma riskleri yaratmalarını da beklemeliyiz. ABD-Çin ilişkilerinin durumuna bağlı olarak Trump yönetimi de bu bölgede daha aktif olabilir. Xi’nin büyük hırslarının kendisini parti içindeki rakiplerine karşı savunmasız bırakacağı da mümkün gibi görünüyor. Özellikle de Çin’in yurt içi ve yurt dışında utanç verici geri adımlar atması durumunda. Ancak dünya önümüzdeki yıl boyunca olayları gözlemliyor, Çinli ve Batılı modelleri birbiriyle kıyaslıyor olacak. Amerikalılar ve Avrupalılara göre Çin sisteminin pek cazibesi yok. Diğerleri için Çin modeli makul bir alternatif sunuyor. Xi’nin bu alternatifi sunmaya istekli ve hazır olması 2018’de dünyanın yüzleşeceği en büyük jeopolitik risk olacak.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.