Büyümede sürdürülebilirlik tartışması

2 EKİM, 20170
Paylaş Tweet Paylaş
Büyümede sürdürülebilirlik tartışması

Ekonomi ilk çeyrekte beklentilerin üzerinde büyüdü. Beklentiler yüzde 3,5 dolayında iken gerçekleşme yüzde 5’i buldu. Ancak bu büyümenin bazı geçici faktörlerin ürünü gibi görünmesi ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda bir tartışma yarattı. İlk çeyrekteki büyümenin en önemli kaynağı olan hane halkı tüketimindeki artış dayanıksız tüketim mallarına yönelik harcamalar sayesinde gerçekleşti. Dayanıksız tüketim malı harcamalarının ise sürekli hızlı artış göstermesi zor. İlk çeyrekteki büyümenin bir başka kaynağı olan yatırım harcamalarındaki artışı inşaat yatırımlarının yükselmesi sağladı. İnşaat yatırımlarının da sürekli yükselmesi zor görünüyor. İlk çeyrekteki büyümenin bir başka önemli kaynağı olan kamu tüketiminin de bütçe açığını büyüteceği için sürekli arttırılması mümkün değil. Büyümenin sürdürülebilir olması için yatırım harcamalarının daha çok makine ve teçhizata, hanehalkı tüketiminin de daha çok dayanıklı tüketim mallarına yönelik olması gerekiyor. 

Türkiye ekonomisi 2017’nin ilk çeyreğinde beklentilerin üzerinde büyüdü. Ekonomik kamuoyundaki beklentiler bu dönemde yüzde 3,5 dolayında büyüme çıkacağı yönündeyken gerçekleşme yüzde 5’i buldu. Böylece geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 1,3 küçülen ve dördüncü çeyreğinde yüzde 3,5 büyüyebilen ekonomi biraz hızlanmış oldu. Ancak büyümedeki bu hızlanmanın bazı geçici faktörlerin ürünü gibi görünmesi ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda bir tartışma yarattı. Bir kesim, ekonomideki büyümenin yeniden hızlanmasını kutlarken, bir kesim ise bu büyümenin devamının gelmeyebileceğinden endişe duyuyor. Doğrusu, ilk çeyrekteki büyümenin ayrıntılarına bakıldığı zaman, bu endişelerin çok da yersiz olmadığı anlaşılıyor. İlk çeyrekteki büyümenin dört önemli kaynağı var ve bunlardan üçü geçici faktörlere dayalı gibi görünüyor. Bu da sürdürülebilirlikleri konusunda kuşkuya yol açıyor.

TÜKETİMİN AYRINTILARI

İlk çeyrekteki büyümenin en önemli kaynağı hanehalkı tüketim harcamalarındaki artış oldu. Bu dönemde hanehalkı tüketim harcamaları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,1 yükseliş gösterdi. Bu kalemin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 62’yi bulduğu için de buradan ilk çeyrekteki büyümeye 3,1 puanlık katkı geldi.

Türkiye’de ekonomik büyüme genellikle hanehalkı tüketimine dayalı olarak hızlandığı için ilk bakışta burada bir sorun yok gibi görünüyor. Ancak hanehalkı tüketim harcamalarının ayrıntılarına bakıldığında durum biraz değişiyor. Bu veriler ilk çeyrekte hanehalkı tüketim harcamalarını dayanıksız tüketim mallarına yapılan harcamaların yükselttğini gösteriyor. Bu dönemde dayanıksız tüketim malı harcamalarında yaşanan artış  yüzde 8’i buluyor. Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 12,9 artış göstererek hanehalkı tüketimini hızlandıran dayanıklı tüketim malı harcamaları ise ilk çeyrekte sadece yüzde 0,6 artmış durumda. Doğası gereği dayanıksız tüketim malı harcamalarında sürekli hızlı artış yaşanması mümkün görünüyor. Bu da eğer dayanıklı tüketim malı harcamaları yeniden yükselişe geçmezse hanehalkı tüketimindeki artışın böyle devam etmesinin zor olduğunu düşündürüyor.

YATIRIMIN AYRINTILARI

İlk çeyrekteki büyümeye yatırım harcamaları da az da olsa katkıda bulundu. Bu dönemde yatırım harcamalarında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,2 artış yaşandı. Bu da ilk çeyrekteki ekonomik büyümeye 0,6 puanlık katkı yaptı.

Yatırım harcamalarında az da olsa artış yaşanması da ilk bakışta sevindirici görünüyor. Çünkü genelde yatırım harcamalarındaki artış sadece bugünkü büyümeyi olumlu etkilemekle kalmıyor, gelecek dönemdeki büyüme için de temel oluşturuyor. Ancak ilk çeyrekteki yatırım harcamalarının ayrıntılarına bakıldığı zaman bu özelliğe sahip değil gibi görünüyor. Çünkü bu dönemde yatırım harcamalarını inşaat yatırımlarındaki hızlanma yükseltmiş bulunuyor. Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 3,5 olan inşaat yatırımlarındaki artış bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 10’u buldu. Buna karşılık gelecek dönemdeki büyümeye kaynaklık edebilecek esas yatırım türü olan makine ve teçhizat yatırımlarında geçen yılın üçüncü çeyreğinde başlayan düşüş bu yılın ilk çeyreğinde iyice derinleşti. Geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 3,9 ve dördüncü çeyreğinde yüzde 0,4 düşen makine ve teçhizat yatırımları, bu yılın ilk çeyreğinde de yüzde 10,1 düşüş gösterdi. İnşaata dayalı olması yatırım harcamalarındaki artışın sürdürülebilirliği konusunda da kuşku yaratıyor. Bu arada inşaata dayalı yatırımların istihdama katkısının da makine ve teçhizat yatırımları kadar olmadığını belirtelim.

KAMU TÜKETİMİ

İlk çeyrekteki büyümeye önemli bir katkı da kamu tüketiminden geldi. Bu dönemde kamu tüketimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,4 yükseliş gösterdi. Bu da ilk çeyrekteki ekonomik büyümeye 1,3 puanlık katkıda bulundu.

Ekonomik kamuoyunun ilk çeyrekteki büyümenin sürdürülebilirliği konusunda kuşku duymasına da en çok işte bu yol açıyor. Çünkü bütçede dengeleri bozduğu için kamu tüketimini sürekli olarak bu ölçülerde artırmanın mümkün olmadığını herkes biliyor. Nitekim geçen yılın ilk yarısında da kamu tüketimini patlatan hükümet ikinci yarıyılda frene basmak zorunda kalmıştı. Nisan ayında yapılan anayasa referandumu nedeniyle ilk çeyrekte kamu tüketiminde gazı kökleyen hükümetin yılın geri kalanında yeniden frene basmak zorunda kalabileceği düşünülüyor. Bu da kamu tüketiminden büyümeye gelen katkının böyle devam etmesinin zor olduğu anlamına geliyor.

DIŞ TALEBİN KATKISI

İlk çeyrekteki ekonomik büyümeye dış talep de önemli bir katkı verdi. Bu dönemde mal ve hizmet ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,6 artış gösterdi. Bu da ilk çeyrekteki ekonomik büyümeye 2,4 puanlık katkı yaptı.

Mal ve hizmet ihracatında işler uzun zamandır kötü gidiyordu. Bu kalemde en son 2014’ün ilk çeyreğinde çift haneli artış görülmüştü. Geçen yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde mal ve hizmet ihracatı düşüş göstermişti. Üçüncü çeyrekteki düşüşün yüzde 9,3’ü bulması, bu dönemde ekonominin küçülmesinin önemli nedenlerinden biri olmuştu. Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 2,3 artış gösteren mal ve hizmet ihracatı böylece başını yeniden suyun üzerine çıkarmıştı. Küresel ticaretten gelen toparlanma sinyalleriyle birlikte ise bu yılın ilk çeyreğinde hızlanmayı başardı.

İlk çeyrekteki büyümenin kaynakları içinde sürdürülebilirlik konusunda en az kuşku çekeni bu gibi görünüyor. Ancak bunun da büyük ölçüde küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor. Küresel ekonomide işler yeniden tersine dönerse dış talepten büyümeye gelen katkı da tekrar azalabilir.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ŞARTLARI

Ekonomideki büyümenin sürdürülebilir olması için daha çok yatırımlara dayanması, yatırımların da inşaattan çok makine ve teçhizat yatırımlarından oluşması gerekiyor. Sürdürülebilir büyüme için hanehalkı tüketiminin de daha çok dayanıklı tüketim mallarına yönelik olması şart. Bunlar için ise ekonomik birimlerin geleceğe güven duyması şartı bulunuyor. Ekonomik birimler geleceklerinden endişe duymaya başladıklarında harcamalarını kısma yoluna gidiyor. İşsiz kalma korkusu tüketicilerin dayanıklı tüketim malı harcamalarını ertelemelerine yol açıyor. İflas etme veya borçlarını ödemekte zorlanma korkusu da şirketlerin yatırım planlarını rafa kaldırmalarına neden oluyor.

İlk çeyrekte ekonomideki büyüme biraz hızlandı ama yukarıda gösterdiğimiz gibi bu hızlanma makine ve teçhizat yatırımlarına ve dayanıklı tüketim malı harcamalarına dayanmıyor. İlk çeyrekte makine ve teçhizat yatırımlarında çok ciddi bir gerileme yaşanırken dayanıklı tüketim malı harcamaları ise yerinde saymış bulunuyor. Bu da ekonomik birimlerin geleceğe güveninin hala çok zayıf olmasından kaynaklanıyor. Bu güveni güçlendirmek için hükümetin bazı adımlar atması şart görünüyor. Bize kalırsa da bu adımların hukuk sistemini reforme etmek, demokrasiyi güçlendirmek ve dış ülkelerle olan ilişkileri yumuşatmaya çalışmak yönünde olması gerekiyor.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İHTİYACI

Genç bir nüfusa sahip olan Türkiye’de her yıl yüzbinlerce genç işgücü piyasasına giriyor. Bizim hesaplarımız, sadece işgücü piyasasına yeni giren gençleri istihdam edebilmek için bile ekonominin her yıl yüzde 5,5-6 arasında büyümesi gerektiğini gösteriyor. Büyüme son yıllarda bu seviyenin altında kaldığı için 2012’de yüzde 8,4 olan işsizlik oranı geçen yıl yüzde 10,9’a ulaştı. İşsizlik oranını yeniden tek haneye çekebilmek için önümüzdeki dönemde yüzde 6’nın da üzerinde bir büyüme temposu tutturmamız gerekiyor. Öte yandan refah düzeyimizin gelişmiş ülkeler seviyesine makul bir sürede yükselebilmesi için de mümkün olduğunca hızlı bir büyüme performansına ihtiyacımız var.

İşte bunlar Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme ihtiyacının iki temel nedenini oluşturuyor. Büyümeyi sürdürülebilir bir hale getiremediğimiz takdirde işsizlik sorununun günden güne ağırlaşması ve toplumsal sorunlara yol açması ihtimali bulunuyor. Gelişmiş ülkelerin refah seviyesine bir türlü yaklaşamamamız da aynı tehlikeyi içinde barındırıyor.

SANAYİ İKİNCİ ÇEYREĞE İYİ GİRDİ

Sanayi üretimi ilk çeyrekte sadece yüzde 1,7’lik artış gösterebilmişti. Ancak ikinci çeyrek döneme iyi bir giriş yaptı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, sanayi üretimi nisan ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 5,9 yükseldi. Bu da geçen yılın mayıs ayından bu yana görülen en yüksek artış oldu. Sanayi üretimi geçen yılın mayıs ayında yüzde 7,2 artmış, ancak sonraki aylarda bir daha bu oranın yanına bile yaklaşamamıştı.

Sanayi üretim endeksinde yüzde 5 ve üzerinde ağırlığa sahip olan sektörlerdeki duruma bakıldığında, nisan ayındaki üretim artışına en büyük katkının otomotivden geldiği görülüyor. Otomotivde iç talep epey zayıf ama ihracata bağlı olarak üretim oldukça güçlü seyrediyor. Otomotiv üretimi nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,2 artış gösterdi. Bu aydaki yüzde 5,9’luk sanayi üretimi artışının 1,3 puanı tek başına otomotivden geliyor.

Sanayi üretim endeksinde ağırlığa sahip diğer sektörlerde ise durum o kadar parlak değil. Mesela sanayi üretiminde en büyük paya sahip olan enerji sektöründe üretim sadece yüzde 1,4 artarken, bu açıdan ikinci sıradaki gıdada ise üretim yüzde 1,3 düştü. Sanayi üretiminde üçüncü büyük ağırlığa sahip sektör olan tekstildeki üretim artışı da yüzde 0,9’da kaldı.

Hal böyleyken nisan ayında sanayi üretimindeki artışın hızlanmasını birkaç küçük sektördeki olağanüstü gelişmeler sağladı. Nisan ayında motorlu kara taşıtları dışındaki ulaşım araçlarının üretimi yüzde 133,9’luk büyük bir sıçrama gösterdi ve buradan sanayi üretimi artışına 1,9 puanlık katkı geldi. Elektrikli teçhizat imalatı ve mobilya da nisan ayında sanayi üretimine kayda değer oranda katkıda bulundu. Bu iki sektörden ilkinin katkısı 0,6 puan, ikincisinin katkısı ise 0,5 puan oldu.

Sanayi üretimindeki artışın uzun bir aradan sonra yükselmesi elbette sevindirici ama bunun devamı konusunda bazı endişelerimiz var. Birkaç küçük sektördeki olağanüstü gelişmelere dayanması yanında, nisan ayında sanayi üretimindeki artışın hızlanmasında “baz etkisi”nin de önemli bir rolü olduğu görülüyor. Geçen yılın nisan ayında sanayi üretimindeki artış sadece yüzde 0,7 olmuştu. Bu düşük baz bu yılın aynı ayında yüksek bir üretim artışına ulaşılmasına zemin hazırladı. Ancak mayıs ayında baz etkisi tersine dönecek. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, geçen yıl mayıs ayında sanayi üretimi yüzde 7,2 yükselmişti. Bu yüksek baz bu yılın aynı ayında sanayi üretimindeki artışın fazla yükselmesine engel oluşturmuş olabilir.

Sanayi üretimindeki gelişmeleri ekonomideki büyüme konusunda önceden bilgi sahibi olabilmek için takip ediyoruz. Sanayi üretimiyle ekonominin genelindeki büyüme arasında önemli bir korelasyon var. Gerçi TÜİK’in geçen aralık ayında yayınlamaya başladığı 2009 baz yıllı yeni milli gelir serisinde bu korelasyonun zayıfladığını görmüştük ama yine de son dönemlerdeki gelişmelere bakarak bu ilişkiye güvenebileceğimizi düşünüyorduk. Fakat ilk çeyrekte sanayi üretimindeki artış sadece yüzde 1,7 olurken ekonomideki büyümenin yüzde 5’i bulması bu konudaki güvenimizi sarstı. Bu durum 2010 baz yıllı sanayi üretim endeksinin artık eskimiş olmasından kaynaklanmış olabilir. TÜİK’in bu endeksi yenilemek için çalışmalar yaptığını biliyoruz. Bu çalışmaların hızlandırılmasında ve söz konusu yenilemenin bir an önce yapılmasında fayda var gibi görünüyor.

ENFLASYONDAKİ YÜKSELİŞ SONA ERDİ

Enflasyonda geçen yılın son ayından bu yana hızlı bir yükseliş vardı. Bu yükseliş sonunda durdu. Daha geçen kasım ayında yüzde 7 seviyesinde olan yıllık Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) enflasyonu nisan ayında yüzde 11,87’yi bulmuştu. Mayıs ayında ise hafif bir düşüş yaşandı ve TÜFE enflasyonu yüzde 11,72’ye geriledi.

Enflasyondaki yükseliş büyük ölçüde döviz kurlarındaki tırmanışın sonucuydu. Döviz kurları geçen yıl eylül ayı sonlarında kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyenin altına çekmesiyle yükselişe geçmiş ve bu yükseliş ocak ayına kadar sürmüştü. Eylül ayında 2,9 TL dolayında olan dolar kuru ocak ayında bir ara 3,9 TL’ye kadar yaklaşmıştı. Üretici fiyatlarına hemen yansıyan bu kur artışı tüketici fiyatlarına ise iki aylık gecikmeyle aralık ayında yansımaya başladı. Döviz kurlarından fiyatlara geçiş etkisi (pass-through effect) olarak bilinen bu yansıma söz konusu kur artışının durmasından sonra da devam etti ve enflasyonu çift haneye kadar yükseltti.

Döviz kurlarından fiyatlara geçiş etkisi, yılın ilk aylarında enflasyonun “mevsim normalleri”nin (son 10 yılın ortalaması) çok üzerinde seyretmesine yol açtı. Ancak döviz kurlarındaki yükselişin ocak ayında sona ermesinden sonra bu yansımanın yavaşlayacağı ve bir müddet sonra enflasyonun tekrar mevsim normallerine uygun hareket etmeye başlayacağı belliydi. Enflasyonun yeniden mevsim normallerine uygun hareket etmeye başlamasıyla da yaz aylarında bir miktar düşüş göreceğimiz beklentisi vardı. İşte bu beklenti mayıs ayı itibarıyla gerçekleşmeye başladı.

Muhtemelen önümüzdeki iki ayda enflasyonda daha fazla düşüş göreceğiz. Çünkü geçen yılın haziran ve temmuz aylarındaki enflasyon oranları mevsim normallerinin epey üzerindeydi. Bu yılın aynı aylarında mevsim normallerine yakın enflasyon oranlarının çıkması yıllık enflasyonda önemli bir düşüş getirecek. Hatta temmuz ayında yıllık enflasyonun yüzde 10’un biraz altına kadar gerilemesi ihtimali bile var.

Ancak bu “baz etkisi” ağustos-kasım arasında tersine dönecek. Bu da enflasyonu tekrar yükseltecek. Yılın son ayında ise baz etkisinin bir kez daha olumluya dönmesiyle ciddi bir düşüş göreceğiz. Fakat buna rağmen enflasyon 2017’yi en iyi ihtimalle yüzde 10 civarında bir yerde kapatacak gibi görünüyor. Bu da yüzde 5’lik hedefin iki katını buluyor.

Yani döviz kurlarından fiyatlara geçiş etkisinin durması enflasyonun tekrar gerilemesini sağlamaya yetmiyor. Bunun için yılın ikinci yarısında enflasyonun mevsim normallerinin altında gerçekleşmesini sağlamak gerekiyor. Bu ise ancak para politikasının biraz daha sıkılmasıyla olabilir. Ancak Merkez Bankası bunu yapmaya pek de niyetli görünmüyor.

Döviz kurlarındaki yükselişin ocak ayında durmasını büyük ölçüde Merkez Bankası’nın yan yollardan da olsa faizleri yükselterek para politikasını sıkması sağlamıştı. Merkez Bankası, normal para politikası faizlerine dokunmamış, Geç Likidite Penceresi (GLP) faizini yükselterek ve bankaları da bu pencereyi kullanmaya zorlayarak bunu yapmıştı. Ancak mayıs ayında enflasyondaki yükseliş sona erer ermez Merkez Bankası para politikasını daha fazla sıkmayı bıraktı. Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu’nun (PPK) geçen ayki toplantısından tüm faizlerin sabit tutulması kararı çıktı. Böyle bir durumda enflasyonist beklentilerin kırılması çok zor görünmüyor.

Üstelik bu arada enflasyonda işleri daha da bozabilecek bir gelişme de var. ABD’nin merkez bankası olan FED geçen ay para politikası faizinde yeni bir yükseliş yaptı ve yakında bilançosunu küçültmeye başlayacağını açıkladı. Bu durumun küresel likiditeyi kısarak döviz kurlarını yeniden hareketlendirmesi ihtimali var. Eğer gerçekten böyle bir şey olursa döviz kurlarından fiyatlara geçiş etkisine bir kez daha maruz kalabiliriz.

OECD’YE GÖRE KÜRESEL BÜYÜME HIZLANIYOR

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (Organisation for Economic Co-operation and Development: OECD), yılda iki kez yayınladığı Economic Outlook isimli raporunun 2017’ye ilişkin ilk sayısını geçen ay açıkladı. Küresel ekonomi yanında OECD üyesi bir ülke olduğu için Türkiye’ye ilişkin tahminlerin de yer aldığı bu rapordaki bulguları şöyle özetleyebiliriz:

* OECD uzmanları, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,5 büyüyeceğini tahmin ediyor. OECD’nin küresel ekonomi için 2018 yılı büyüme öngörüsü de buna yakın ve yüzde 3,6 düzeyinde. Yine OECD’nin hesaplarına göre küresel ekonomi 2016 yılında ise yüzde 3 büyümüştü. Buna göre OECD uzmanları küresel büyümenin bu yıl biraz hızlanmasını ve gelecek yıl da bu hızını korumasını bekliyor.

* OECD’nin tahminlerine göre, küresel büyümedeki hızlanma özellikle ABD’deki gelişmelerden kaynaklanacak. Geçen yıl yüzde 1,6 olan ABD ekonomisindeki büyümenin bu yıl yüzde 2,1’e çıkacağı tahmin ediliyor. ABD’deki büyümenin 2018 yılında biraz daha hızlanarak yüzde 2,4’e ulaşacağı da öngörülüyor.

* Avrupa’da ise geçen yıla göre çok fazla bir değişiklik öngörülmüyor. Euro Bölgesi’nde geçen yıl yüzde 1,7 olan büyümenin bu yıl sadece 0,1 puan yükseleceği ve yüzde 1,8 olacağı tahmin ediliyor. OECD uzmanlarının öngörülerine göre, Euro Bölgesi’ndeki büyüme 2018 yılında da aynı düzeyde kalacak. Gerek ihracat gerekse turizm gelirleri açısından Avrupa bizim için büyük önem taşıdığından bu pek iyi bir haber gibi görünmüyor.

* Avrupa’nın Euro Bölgesi dışındaki en büyük ekonomisi olan Birleşik Krallık için yapılan tahminler ise pek olumlu değil. Geçen yıl yapılan referandumdan Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararının (Brexit) çıkmasından sonra işlerin kötüleşmeye başladığı bu ülkede ekonominin biraz daha yavaşlaması bekleniyor. OECD uzmanlarının tahminlerine göre, Birleşik Krallık’ta geçen yıl yüzde 1,8 olan büyüme bu yıl yüzde 1,6’ya inecek. 2018 yılında ise büyümenin yüzde 1’e kadar gerileyeceği öngörülüyor.

* OECD’nin raporundaki Türkiye için en iyi haberi, ihracatta ve turizmde bir başka önemli pazarımız olan Rusya’nın iki yıldır süren resesyondan çıkmasının beklenmesi oluşturuyor. Geçen yıl yüzde 0,2 küçülen Rusya’nın bu yıl yüzde 1,4 büyüyeceği tahmin ediliyor. Rusya ekonomisi için 2018 yılı büyüme öngörüsü ise yüzde 1,6 düzeyinde bulunuyor. Bu büyüme oranları çok yüksek değilse de en azından küçülmekten daha iyi bir duruma işaret ediyor.

* OECD’nin raporunda Türkiye’nin ise bu yıl yüzde 3,4 büyüyeceğini tahmini yer alıyor. Bu geçen yıla göre bir miktar hızlanmaya işaret ediyor. OECD uzmanlarının ülkemize ilişkin 2018 yılı büyüme öngörüsü de buna yakın yüzde 3,5 düzeyinde bulunuyor. Bu oranlar gelişmiş ülkeler için yüksek sayılabilir ama Türkiye açısından çok da iyi değil. Ancak ilk çeyrekteki yüzde 5’lik büyümeden sonra Türkiye’de bu yılki büyümenin daha yüksek olması ihtimali de var. Tabii bunun için ilk çeyrekteki büyümenin sürdürülebilir olması gerekiyor.

* OECD’nin Türkiye’ye ilişkin tahminlerinde biraz daha ayrıntıya girmekte fayda var. OECD uzmanları, geçen yıl yüzde 10,9 olan işsizlik oranının bu yıl yüzde 10,8 ve gelecek yıl yüzde 10,9 olmasını bekliyor. Geçen yıl yüzde 3,8 olan cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 4,8 ve gelecek yıl yüzde 4,6 olacağı tahmin ediliyor. Geçen yıl yüzde 7,8 olan ortalama enflasyonun bu yıl yüzde 10,4 ve gelecek yıl yüzde 8,1 olacağı öngörülüyor. Bu noktada para politikasına bir eleştiri yapılıp ana politika faizinde artış yapılması gerektiği de belirtiliyor.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.