Ekonomide korona vurgunu

10.06.2020 12:45:000
Paylaş Tweet Paylaş
Ekonomide korona vurgunu

İktisatçılar, koronavirüs salgınının ekonomiyi ne kadar etkileyeceği sorusuna yanıt arıyor. Bu soruya sağlıklı yanıt vermek zor ama bizi bekleyen sorunlara karşı önlem alabilmek için önümüzdeki tabloyu aşağı yukarı ortaya koymak gerekiyor. Bu soruya yanıt arama çabasına önemli bir katkı geçen ay IMF’den geldi. IMF’ye göre dünya ekonomisi koronavirüs krizi nedeniyle bu yıl yüzde 3 küçülecek. 2009 yılındaki küresel resesyonda dünya ekonomisi sadece yüzde 0,1 küçülmüştü. Yani dünya ekonomisi bu yıl o dönemdekinden 3 kat daha şiddetli bir darbeyle karşı karşıya. IMF’ye göre Türkiye ise bu yıl yüzde 5 küçülecek. Ancak 2009’da Türkiye’nin yüzde 4,7 küçüldüğünü hatırlayanlar, 2020’deki küçülmenin çok daha derin olmasından endişe ediyor.

EKONOMİDE KORONA VURGUNU

Türkiye’yi mart ayı ortalarında etkilemeye başlayan korona salgını, biz bu yazıyı yazarken nisan ayında da sürüyordu. Salgının ne zaman sona erebileceğine ilişkin tahminler ise en erken haziran ayına işaret ediyordu. Yani 2020 yılının ikinci çeyrek döneminin büyük bölümünü salgın nedeniyle karantina altında geçirecek gibi görünüyoruz. Bu da ikinci çeyrekte ekonominin salgınından ciddi bir darbe yiyeceği anlamına geliyor. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı gibi bazı öncü göstergelerden gelen sinyaller de bunu doğruluyor. İşin kötüsü, salgının sona ermesinden sonra da ekonominin şimşek hızıyla eski durumuna dönmesini bekleyen pek kimse yok. Salgının yeniden hortlaması korkusunun başta turizm olmak üzere hizmet sektörlerinde talebin ancak kademeli bir şekilde toparlanmasına neden olacağı tahmin ediliyor. Yani en iyimser senaryoda bile ekonominin üçüncü ve dördüncü çeyreklerde de korona virüs krizinin etkisi altında kalacağı öngörülüyor.

NELER OLACAK?

İktisatçılar, şu sıralarda böyle bir ortamda ekonomik büyümenin ne olacağı, işsizliğin nereye varacağı, enflasyonun bundan nasıl etkileneceği, devletin bütçesindeki açığın nerelere yükseleceği, cari işlemler dengesinin ne yöne doğru seyredeceği gibi sorulara yanıt arıyor. Açıkçası dünyada böyle bir durumla çok sık karşılaşılmadığı için bu sorulara sağlıklı yanıt vermek pek kolay görünmüyor. Yine de bizi bekleyen sorunlara karşı önlem alabilmek için önümüzde nasıl bir tablo olduğunu aşağı yukarı ortaya koymak için çaba harcamak gerekiyor.

Bu sorulara yanıt arama çabasına önemli bir katkı, geçen ay Uluslararası Para Fonu’ndan (International Monetary Fund: IMF) geldi. IMF, yılda iki kez hazırladığı Dünya Ekonomisinin Görünümü (World Economic Outlook: WEO) raporunun bu yılki bahar sayısını salgının dünya ekonomisine etkilerini incelemeye ayırdı. Biz de IMF üyesi olduğumuz için raporda dünya ekonomisine ve diğer üye ülkelere ilişkin tahminler yanında Türkiye’ye ilişkin tahminler de var. IMF’nin tahminleri sizin düşündüğünüzden daha iyimser veya kötümser olabilir. Ancak tamamına katılmasanız bile bu tahminleri en azından “nirengi noktası” olarak kullanabilirsiniz. Bu nedenle bu yazıda IMF’nin tahminleri üzerinde duracağız.

IMF’YE GÖRE DÜNYANIN DURUMU

IMF’ye göre dünya ekonomisi korona virüs nedeniyle şu sıralarda resesyona girmiş durumda ve 2020 yılında yüzde 3 küçülecek. Bunun dünyada çok uzun zamandır rastlanmayan ölçüde derin bir küçülmeye işaret ettiğini belirtelim. “Büyük Resesyon” (Great Recession) olarak adlandırılan 2008-2009 küresel resesyonu sırasında, 2009 yılında dünya ekonomisi sadece yüzde 0,1 küçülmüştü. Yani kabaca dünya ekonomisinin bu yıl o dönemdekinden 3 kat daha şiddetli bir darbeye maruz kalmakta olduğunu söyleyebiliriz.

Yine IMF’nin hesaplarına göre, 2009 yılında küresel kişi başına gelir yüzde 1,6 düşüş göstermişti. Bu yıl ise küresel kişi başına gelirin yüzde 4,2 düşmesi bekleniyor. 2009 yılında dünyadaki ülkelerin yüzde 62’sinde kişi başına gelirde düşüş yaşanmıştı. IMF uzmanlarının tahminlerine göre 2020’de ise bu oran yüzde 90’a ulaşacak. Yani bu yıl kişi başına geliri düşmeyen neredeyse hiçbir ülke kalmayacak.

IMF’ye göre, korona virüs krizi gelişmiş ülkeleri daha şiddetli vuracak. Bu yıl gelişmiş ülkelerdeki küçülme yüzde 6,1’i bulacak. Gelişmekte olan ülkelerdeki küçülmenin ise yüzde 1 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Uzun yıllardır hızlı büyümeye alışmış Çin ve Hindistan’da bu yıl ekonomik büyümenin yüzde 1-2 arasına ineceği öngörülüyor.

Neyse ki IMF uzmanları korona virüs krizinin küresel ekonomiye etkisinin geçici olacağını ve bu yıl alınan hasarın 2021 yılında büyük ölçüde telafi edileceğini düşünüyor. 2021 yılında küresel ekonominin yüzde 5,8 büyüyeceği öngörülüyor. Ancak bunun gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacağı, gelişmiş ülkelerde ise krizin hasarının telafi edilmesinin daha uzun bir zaman alacağı tahmin ediliyor. 2021 yılında gelişmekte olan ülkelerde yüzde 6,6 büyüme beklenirken gelişmiş ülkelerdeki büyüme beklentisi ise yüzde 4,5’te kalıyor.

IMF’NİN TÜRKİYE TAHMİNLERİ

IMF’nin Türkiye’ye ilişkin tahminleri maalesef dünya ekonomisine göre biraz daha kötümser. IMF uzmanları Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 5 küçüleceğini tahmin ediyor. Üstelik salgının Türkiye ekonomisinde yol açtığı hasarın 2021 yılında hemen telafi edilmesi de beklenmiyor. IMF’ye göre, 2020’de yüzde 5 küçülecek olan Türkiye ekonomisi 2021 yılında ise yüzde 5 büyüyecek. Ancak yüzde 5 küçülmenin üzerine yüzde 5 büyüme ekonominin eski durumuna döndüğü anlamına gelmiyor. Yüzde 5 küçülmeden sonra ekonominin eski durumuna dönmesi için yüzde 5,3 büyüme yaşanması gerekiyor. Bu da IMF’nin tahminlerine göre Türkiye’de korona krizinin ekonomide yarattığı hasarın ancak 2022 yılında telafi edilebileceğini ifade ediyor.

IMF’ye göre korona virüs krizi sırasında Türkiye’de enflasyonda ve cari işlemler dengesinde çok fazla değişiklik olmayacak. Enflasyon yüzde 12 dolayında, cari işlemler dengesinin GSYH’ye oranı da sıfır dolayında kalacak. Buna karşılık işsizlik oranının bu yıl yüzde 17,2’ye çıkması, 2021 yılında ise yüzde 15,6 olması bekleniyor. Yani işsizliğin de hemen eski seviyesine dönmeyeceği öngörülüyor.

NE KADAR GERÇEKÇİ?

IMF’nin gerek dünya ekonomisine gerekse Türkiye’ye yönelik bu tahminlerinin ne kadar gerçekçi olduğunu doğrusu tam bilemiyoruz. Çünkü korona virüs krizi hala sürüyor ve ne zaman sona ereceğini kestirmek de zor görünüyor. Yukarıda da yazdığımız gibi IMF’nin bu tahminlerini belki bir “nirengi noktası” olarak alabiliriz. Yani bunları baz alarak kendi tahminlerimizi oluşturabiliriz. İyimser beklentiler gerçekleşir ve korona virüs salgını gerçekten de yaz aylarında ortadan kalkarsa işler IMF’nin tahmin ettiği gibi gidebilir. Aksi takdirde ise krizin hasarı çok daha büyük boyutlara ulaşabilir.

Gerek dünyada gerekse Türkiye’de IMF’nin tahminlerinden daha kötümser beklentilere sahip olanlar var. Mesela dünya ekonomisinin sadece yüzde 0,1 küçüldüğü 2009 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 4,7 küçüldüğünü hatırlayanlar, dünya ekonomisinin yüzde 3 küçülmesinin beklendiği 2020 yılında Türkiye ekonomisindeki küçülmenin IMF’nin beklediği yüzde 5’ten çok daha fazla olabileceğini düşünüyor. 2019 yılında yüzde 13,7 olan işsizlik oranının bu yıl yüzde 17,2’den çok daha yukarılara tırmanabileceğini düşünenler bulunuyor. Biz bu konuda bir tartışmaya girmek istemiyoruz ama IMF’nin yukarıdaki tahminlerinden çok daha ağır bir tabloya karşı hazırlıklı olmakta da fayda var gibi görünüyor.

NE YAPMAK LAZIM?

Ekonomideki bu ağır tablonun nereden kaynaklandığı belli. Korona virüs salgınından korunmak için insanların evlerine kapanması özellikle hizmet sektörlerine olan talebi bıçak gibi kesti. Bu sektörlerde çalışanların bir bölümü çoktan işsiz kaldı ve belki de zorunlu harcamalarını bile karşılayamayacak duruma düştü. Hala işini koruyanlar ise işsiz kalma korkusu yüzünden sadece zorunlu ihtiyaçlarına para harcıyor. Bu nedenlerle hizmet sektörleri dışındaki sektörlerin ürünlerine olan talepte de azalma var. Dış talepteki gerileme ve kapanan sınır kapıları yüzünden ihracatta da büyük bir düşüş yaşanıyor. Öte yandan karantina önlemleri yüzünden, talebi olan bazı ürünlerin üretimi de yapılamıyor. Mesela berberler ve kuaförler hükümetin emriyle zorunlu olarak kepenklerini kapatmış bulunuyor.

Bu tablonun kaynaklarını bilince nasıl mücadele edilmesi gerektiği de ortaya çıkıyor. Her şeyden önce işsiz ve gelirsiz kalanlara en azından zorunlu harcamalarını karşılayacak kadar gelir desteğinde bulunulması gerekiyor. Burada 10 milyon kişilik kayıt dışı istihdamı da dikkate almak ve işsizlik sigortası fonu dışında yeni destek mekanizmaları da geliştirmek şart. Kayıtlı işsizlerin işsizlik sigortasından faydalanma koşullarını gevşetmek de şart görünüyor. İşsiz sayısının daha da artmaması için ise işletmelere destek verilmesi gerekiyor.

Bütün bunların hükümetin mevcut bütçe imkanlarıyla finanse edilmesi mümkün görünmediği için Merkez Bankası kaynaklarına başvurmak yani Türkçesi “para basmak” kaçınılmaz gibi... Ancak para basmanın enflasyonist etkilerini azaltmak için öncelikle kaynakların mümkün olduğunca gerçekten ihtiyaç sahiplerine gittiğine emin olmak gerekiyor. Gerçek ihtiyaç sahiplerinin eline geçen para zorunlu harcamalarda kullanılacağı için enflasyonist etkisi fazla yüksek olmayabilir. Her şeye rağmen gerçek ihtiyaç sahiplerinin dışındaki kesimlerin eline geçecek olan paranın enflasyonist etkisini azaltmak için ise parasal genişlemeyi bir takvime bağlamak şart görünüyor. Kriz döneminde piyasaya sürülen fazla paranın kriz sonrasında nasıl geri toplanacağını ekonomik kamuoyuyla paylaşmak, enflasyonist beklentileri olumlu etkileyebilir.

KAPASİTE KULLANIMINDA ÇÖKÜŞ VAR

Korona virüs krizinin reel ekonomi üzerindeki etkisine dair ilk veri geçen ay geldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayınlanan imalat sanayi kapasite kullanım oranı verileri, maalesef reel ekonomide beklendiği gibi büyük bir çöküşe işaret ediyor. Bu verilere göre, imalat sanayi nisan ayında yüzde 61,6’lık kapasite kullanım oranıyla çalıştı. Oysa bu oran geçen yılın aynı ayında yüzde 75 seviyesindeydi. Buna göre nisan ayında kapasite kullanım oranında yıllık bazda 13,4 puanlık düşüş yaşanmış durumda. Üstelik geçen yılın nisan ayı da 2018-2019 resesyonunun yaşandığı döneme denk gelmişti ve kapasite kullanım oranı normal seviyesinin altındaydı. Ekonomide işlerin daha normal olduğu bir döneme denk gelen 2018’in nisan ayındaki yüzde 77,3’lük kapasite kullanım oranıyla karşılaştırdığımızda bu yılın nisan ayındaki düşüş 15,7 puanı buluyor.

TCMB’nin mevsimsel düzeltilmiş kapasite kullanım oranı verileri de nisan ayında keskin bir düşüşe işaret ediyor. Mart ayında yüzde 76,6 düzeyinde bulunan mevsimsel düzeltilmiş kapasite kullanım oranı, 14,3 puanlık düşüşle, nisan ayında yüzde 61,9’a inmiş bulunuyor.

TCMB’nin imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerinde bu kadar düşük bir seviye en son 2008-2009 resesyonu sırasında görülmüştü. O resesyonun en derin dönemine denk gelen 2009’un mart ayında imalat sanayi kapasite kullanım oranı yüzde 60,8’e kadar düşmüştü. Yani imalat sanayindeki şu andaki durum aşağı yukarı 2008-2009 resesyonunun en derin dönemindeki duruma benziyor.

Fakat şu anda ekonominin genelindeki durum 2008-2009 resesyonu sırasındaki durumdan çok daha kötü olabilir. Çünkü o dönemde dış ticareti sekteye uğratan küresel kriz nedeniyle sanayide işler kötüleşmişti, ama hizmet sektörlerindeki faaliyet hacmi herhalde bugünkü kadar düşük değildi. Çünkü o dönemde hizmet sektörlerindeki arz ve talebi bugünkü ölçüde baskı altına alacak koşullar yoktu. Korona virüs salgınından korunmak için insanların evlerine kapanması ve bazı işletmelerin de hükümetin emriyle geçici olarak kapatılmış olması, bu dönemde hizmet sektörlerindeki faaliyetleri neredeyse durma noktasına getirdi. Bu nedenle şu anda hizmet sektörlerinde durumun 2008-2009 resesyonu sırasındakinden çok daha kötü olduğunu düşünüyoruz. Bu da bizi şu anda ekonominin genelindeki durumun da 2008-2009 resesyonu sırasındaki durumdan çok daha kötü olduğu sonucuna götürüyor. 2008-2009 resesyonunun en kötü döneminin yaşandığı 2009’un ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 14,4 küçülmüştü. Eğer mayıs ve haziran aylarında bir mucize olmazsa, 2020’nin ikinci çeyreğinde bundan çok daha derin bir küçülme görebiliriz. 2009 yılının tamamında ise ekonomi yüzde 4,7 küçülmüştü. Eğer bir mucize yaşanmazsa, 2020’nin tamamındaki küçülme de 2009 yılındakinden daha derin olabilir.

 

BÜTÇE KRİZDEN ETKİLENMEYE BAŞLADI

Korona virüs krizinin kamu maliyesi üzerindeki olumsuz etkisi görülmeye başladı bile. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın (HMB) verilerine göre, merkezi yönetim bütçesi mart ayında 43,7 milyar TL açık verdi. Bu tutar geçen yılın aynı ayındaki bütçe açığını yüzde 78,6 aşıyor. Merkezi yönetim bütçesi 2019’un mart ayında 24,5 milyar TL açık vermişti.

Bütçenin gelir ve gider kalemleri incelendiğinde, mart ayında açığın artmasının temel nedeninin gelirlerdeki düşüş olduğu anlaşılıyor. HMB’nin verileri mart ayında geçen yılın aynı ayına göre harcamaların yüzde 15,6 arttığını, gelirlerin ise yüzde 12,7 azaldığını gösteriyor. Harcamalardaki artış önceki aylardakinden çok farklı değilken gelirlerdeki düşüş ise olağanüstü bir şeylerin olduğunu ifade ediyor. Bu olağanüstü gelişmenin ise mart ayı ortalarından itibaren Türkiye’yi etkisi altına alan korona virüs krizinden kaynaklandığı çok açık görünüyor. Merkezi yönetim bütçesi gelirleri büyük ölçüde vergi gelirlerinden oluşuyor ve Türkiye’de vergi gelirlerinin büyük kısmını ise mal ve hizmet satışlarından alınan dolaylı vergiler oluşturuyor. Mart ayı ortalarından itibaren iç talepte görülen daralma mal ve hizmet satışlarını aşağı çekince doğal olarak buradan elde edilen vergi gelirleri de azalmış bulunuyor.

HMB’nin verilerine göre, korona virüs krizi ocak-mart dönemine ilişkin merkezi yönetim bütçesi verilerine ise pek yansımış değil. Bu krizin söz konusu dönemin altıda birlik kısmına denk geldiğini düşününce bunda şaşılacak bir durum da yok. İlk iki aydaki performans sayesinde, ocak-mart dönemindeki bütçe açığı geçen yılın aynı dönemindeki düzeyinin yüzde 18,2 altında kalmış bulunuyor. Ancak izleyen aylarda kümülatif verilerde de krizin etkisini göreceğiz. Bir taraftan vergi gelirlerinin düşmesinin öte taraftan ise kriz nedeniyle zor duruma düşen işletmelere ve işsiz kalanlara yapılacak transferlerin bütçe açığının artmasına neden olacağı açık. 2019 yılında 123,7 milyar TL olarak gerçekleşen bütçe açığının bu yıl 138,9 milyar TL olması hedefleniyordu ama muhtemelen gerçekleşme bunun çok üzerine çıkacak. 2009 yılında yüzde 2,9 olan bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı da bu yıl bu alandaki uluslararası bir ölçüt olan yüzde 3’lük Maastricht kriterini epey aşacağa benziyor.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz