Enflasyon mu büyüme mi?

16.01.2019 11:26:000
Paylaş Tweet Paylaş
Enflasyon mu büyüme mi?

ENFLASYON MU BÜYÜME Mİ?

2018’in yaz ve sonbahar aylarını enflasyonda sıçrama ve ekonomik büyümede ciddi bir düşüşle geçirdik. Daha mayıs ayında yüzde 12,15 düzeyinde olan yıllık tüketici enflasyonu ekim ayında yüzde 25,24’e ulaştı. Öncü göstergelere bakılırsa, ilk çeyrekte yüzde 7,3 ve ikinci çeyrekte yüzde 5,2 olan ekonomik büyüme oranı ise üçüncü çeyrekte sıfır dolayına düşmüş gibi görünüyor. Bu durum ekonomi yönetimini bir kez daha enflasyonla büyüme arasında tercih yapma durumuna getirdi. Aslında enflasyon ile büyüme arasında negatif bir ilişki olduğu için bu tercihi yapmak o kadar da zor değil. Enflasyon yükseldikçe gelecekte alacağı değeri öngörmek zorlaşıyor ve bu da özellikle yatırımları olumsuz etkileyerek büyümeyi aşağı çekiyor. Bu nedenle de ekonomik büyümenin önünü açmak için öncelikle enflasyonu düşürmek gerekiyor. Bunun yerine büyümeyi canlandırmaya çalışmak ise kısa vadede işe yarar gibi görünse de uzun vadede ekonomiye daha da büyük zararlar verebilir. 

 

Türkiye 2018’in yaz ve sonbahar aylarını enflasyonda sıçrama ve ekonomik büyümede ciddi bir düşüşle geçirdi. Daha mayıs ayında yüzde 12,15 düzeyinde olan yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) enflasyonu, iki katlık artışla, ekim ayında yüzde 25,24’e ulaşmış bulunuyor. Henüz üçüncü çeyrek döneme ilişkin gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) verileri açıklanmış değil ama öncü göstergelerden gelen sinyaller bu dönemde ekonomik büyümenin sıfır dolayına düşmüş olabileceğine işaret ediyor. Mesela ekonomik büyümeyle yakın ilişkisi bulunan ve ilk çeyrekte yüzde 9,9 ve ikinci çeyrekte yüzde 5 olan sanayi üretimindeki yıllık artış üçüncü çeyrekte sadece yüzde 0,5 olarak gerçekleşti. Bu durum ilk çeyrekte yüzde 7,3 ve ikinci çeyrekte yüzde 5,2 olan ekonomik büyüme oranının üçüncü çeyrekte sıfır dolayında çıkabileceğini düşündürüyor. Üçüncü çeyrekteki büyüme sıfırın biraz üzerinde veya altında çıkabilir. İç talepteki zayıflamaya bakılırsa, son çeyrekteki ekonomik büyüme ise çok büyük ihtimalle negatif olacak gibi görünüyor.

İşte bu gelişmeler ekonomi yönetimini bir kez daha “Konjonktür”ün başlığında verdiğimiz o kritik soruyla karşı karşıya getirdi. Acaba şimdi enflasyonu düşürmeye mi yoksa ekonomik büyümeyi yükseltmeye mi çalışmak lazım? Hükümet ekim ayı başlarında Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı’nı açıkladığında, her ne kadar bu programın içeriği çok eleştirilse de önceliği enflasyonu düşürmeye vereceği izlenimi yaratmıştı. Ancak aynı ayın sonunda da ekonomiyi canlandırmak için yılın son iki ayında bazı ürünlerde vergi indirimi yapılması kararı alındı. Bu da şu anda ekonomide ne yapılması gerektiği konusunda hükümetin kafasının epey karışık olduğunu düşündürüyor.

ENFLASYON-BÜYÜME İLİŞKİSİ

Şimdilerde dünyada bizim gibi birkaç ülke dışında enflasyon sorunu olan pek kimse yok ama 1970’ler, 1980’ler ve hatta 1990’larda enflasyon pek çok ülkenin temel problemlerinden biriydi. 1980’lerin başında ABD’de bile enflasyon bir ara neredeyse yüzde 15’e dayanmıştı. ABD’nin bu enflasyondan kurtuluşu da ekonomide resesyona yol açan çok sıkı bir para politikası uygulamasıyla mümkün olabilmişti. İşte o dönemlerde iktisatçılar enflasyonla büyüme arasındaki ilişkiye odaklanmış ve bu konuda çok sayıda araştırma yapmışlardı. Hatta bu literatüre ben de ülkemizde bu konunun çok tartışıldığı bir dönem olan 2003 yılında Türkiye bağlamında ufak bir katkıda bulunmuştum (Orhan Karaca, “Türkiye’de Enflasyon-Büyüme İlişkisi: Zaman Serisi Analizi”, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 4(2), 2003, 247-255).

Bu araştırmalar öncesinde iktisatçıların çoğu enflasyon ile ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişki olduğu görüşündeydi. Yani enflasyonda yükselişi göze alarak büyümenin hızlandırılabileceği ve enflasyonu düşürmek için de mutlaka büyümeyi yavaşlatmak gerektiği düşünülüyordu. Günümüzde ise bu ilişkinin bir eşik enflasyon düzeyine kadar pozitif olduğu, o eşik aşıldıktan sonra ise enflasyonun büyümeye zarar vermeye başladığı kabul ediliyor. Çünkü enflasyon yükseldikçe gelecekte alacağı değeri öngörmek de zorlaşıyor. İktisatçılar buna “enflasyon belirsizliği” adını veriyor. Enflasyon belirsizliği geleceğe yönelik kararlar alınmasını zorlaştırıyor ve özellikle de yatırım kararlarını olumsuz etkiliyor. Bu da ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden oluyor.

TÜRKİYE’NİN DURUMU

Türkiye’nin uzun döneme ilişkin verilerine bakıldığında bu anlatılanların ülkemiz için de geçerli olduğu görülüyor. Bizim 1950-2017 dönemi için yaptığımız hesaplar, enflasyondaki her 1 puanlık artışın ekonomik büyümeyi 0,05 puan düşürdüğünü gösteriyor. Enflasyonun genelde tek haneli seviyelerde seyrettiği 1950-1970 arasında ekonomi yılda ortalama yüzde 6,1’lik büyüme hızı tutturmuştu. Enflasyonun çift haneli seyrettiği 1971-2004 arasında ise ekonomideki yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 4,3’te kalmıştı. Enflasyonun genelde tek haneli seyrettiği 2005-2016 arasında ise yıllık ortalama ekonomik büyüme oranı tekrar yükselip yüzde 5,4 olarak gerçekleşti. Enflasyonun çift haneye yükseldiği 2017’de ise yüzde 7,4 gibi hızlı bir büyüme yakalanmıştı ama bu yılın ve 2019’un verileri belli olduğunda dönem ortalaması olarak bu oran çok aşağılara düşecek. Enflasyondaki yüksek seyir devam ettiği müddetçe de ekonomide tekrar hızlı büyümeye ulaşmak biraz zor olacak.

ÖNCE ENFLASYON

Enflasyon ile büyüme arasında böyle negatif bir ilişki olduğunu görünce başlıktaki soruya yanıt vermek kolaylaşıyor. Durum böyleyse ekonomi politikasında önceliği hiç şüphesiz enflasyonla mücadeleye vermek gerekiyor. Aslına bakarsanız bu durumda enflasyonu düşürmeye çalışmak aynı zamanda ekonomik büyümeyi yükseltmeye çalışmak anlamına da geliyor. Elbette enflasyonu düşürmeye yönelik sıkı para ve maliye politikaları kısa dönemde büyümenin yavaşlamasına yol açar. Ancak bunlara yapısal reformlar da eşlik ederse bir süre sonra enflasyon gerçekten düşüşe geçebilir. Bu da hem geleceği görmeyi kolaylaştırarak hem de ekonomiye olan güveni artırarak yatırımların canlanmasını ve dolayısıyla ekonomik büyümenin de yeniden hızlanmasını sağlar.

Esasında bu tür bir gelişmeye hiç de yabancı değiliz. Çok değil daha bundan 15 yıl önce bu dediklerimizi aynen yaşamıştık. 2001 krizinden sonra uygulanan istikrar programı enflasyonu yüzde 50’nin üzerinden üç yıl içinde tek haneye indirirken ekonomik büyümenin de hızlanmasını sağlamıştı. O dönemde enflasyonu biraz daha aşağı çekip yüzde 5’in altına yani “fiyat istikrarı” seviyesine indirebilsek ve orada tutabilseydik belki de şu anda ekonomide çok farklı bir noktada olacaktık.

BÜYÜME ZORLANIRSA

Hal böyleyken hükümetin enflasyonla mücadeleyi boş verip ekonomiyi canlandırmaya odaklanması ise ancak kısa vadede ve o da belki işe yarayabilir. Gevşek para ve maliye politikaları normal zamanlarda talebin öne çekilmesini sağlayarak ekonomiyi bir miktar canlandırabilir. Nitekim son yıllarda ekonomi yönetimi bu yola sık sık başvurdu ve sonuç da aldı. Ancak şu anda pek de normal bir zamanda değiliz. Ne para politikasında ne de maliye politikasında artık daha fazla gevşemeye imkan verecek alan kalmadı gibi görünüyor. Bu da bu politikaların devamı halinde ekonomide işlerin daha da bozulacağını düşündürüyor. Yani bugün olmasa bile yarın kapsamlı bir istikrar programının uygulamaya alınması şart olacağa benziyor. Buna ne kadar erken başlanırsa zarardan da o kadar önce dönülmeye başlanmış olacak. Bu programın uygulamaya konulması geciktikçe ise fatura giderek kabaracak.

ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTE BÜYÜME ÇOK DÜŞÜŞ ÇIKACAK

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), üçüncü çeyrek döneme ilişkin milli gelir verilerini 10 Aralık’ta açıklayacak. Ekonomik büyümeye ilişkin bazı öncü göstergeler, bu dönemdeki büyümenin çok düşük ve hatta negatif çıkabileceğine işaret ediyor.

Bu öncü göstergelerin başında sanayi üretimi yer alıyor. İlk çeyrekte yüzde 9,9 ve ikinci çeyrekte yüzde 5 olan sanayi üretimindeki yıllık artış üçüncü çeyrekte sadece yüzde 0,5 oldu. Bu, ekonominin üretim tarafında işlerin epey kötü olduğu anlamına geliyor.

İlk çeyrekte yüzde 8,9 ve ikinci çeyrekte yüzde 5,8 artan reel perakende satışlar, üçüncü çeyrekte yüzde 0,2 düştü. Bu da iç talepte çok ciddi bir zayıflama olduğuna işaret ediyor.

İthalat miktar endeksi ilk çeyrekte yüzde 12,9 artmış, ikinci çeyrekte ise yüzde 1,7 düşmüştü. Bu endeksteki düşüş üçüncü çeyrekte daha da hızlandı ve yüzde 18,8’i buldu. Türkiye’de üretimin ithalata aşırı bağımlı bir yapısı olduğu için, reel ithalattaki bu hızlı düşüş de büyüme için kötü haber veriyor.

İhracat miktar endeksi ilk çeyrekte sadece yüzde 1,2 artmış ve ikinci çeyrekte de yüzde 1,6 düşmüştü. Üçüncü çeyrekte ise bu endekste yüzde 8,9 artış görüldü. Bu durum iç pazardaki daralma karşısında işletmelerin can havliyle ihracata yüklendiklerini düşündürüyor. Ancak Türkiye’de ihracatın gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 25 dolayında kaldığı için, bunun iç pazardaki daralmayı tamamen karşılaması ihtimali bulunmuyor.

Öncü göstergeler üçüncü çeyrekteki büyümenin sıfır dolayında çıkacağını düşündürüyor. Üçüncü çeyrekteki büyüme sıfırın biraz üstünde veya altında çıkabilir.

ENFLASYONDA SON İKİ AYDA NE OLUR?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2018’in dördüncü ve son Enflasyon Raporu’nu ekim ayının son gününde açıkladı. Enflasyonda ağustos ve eylül aylarında yaşanan büyük sıçrama nedeniyle, TCMB, bu raporda enflasyon tahminlerinde mecburen yüklü bir yukarı yönlü revizyon yapmak zorunda kaldı. Bu revizyonla, daha önce yüzde 13,4 olan 2018 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 23,5’e (yüzde 21,9-25,1 aralığının orta noktası), daha önce yüzde 9,3 olan 2019 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 15,2’ye (yüzde 12,3-18,1 aralığının orta noktası), daha önce yüzde 6,7 olan 2020 yıl sonu enflasyon tahmini de yüzde 9,3’e (yüzde 6,0-12,6 aralığının orta noktası) çıkarıldı.

Enflasyon Raporu’nda, enflasyon tahminlerinde yapılan bu revizyonun büyük ölçüde, temmuz ayında yayınlanan önceki raporu takip eden dönemde döviz kurlarında gözlenen hızlı yükselişten ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmadan kaynaklandığı ifade ediliyor.

Enflasyon Raporu’nun yayınlanmasından beş gün sonra da ekim ayı enflasyon verileri belli oldu. Hükümetin ekim ayı başında açıkladığı ve büyük ölçüde yüzde 10’luk “gönüllü” fiyat indirimlerine dayanan Enflasyonla Topyekün Mücadele Programı nedeniyle bu ayda yıllık tüketici enflasyonunda düşüş bekleyenler vardı. Ancak işler pek de beklendiği gibi gitmedi. Yıllık tüketici enflasyonundaki yükseliş çok yavaşlamakla birlikte ekim ayında da sürdü. Eylül ayında yüzde 24,52 düzeyinde bulunan yıllık tüketici enflasyonu, ekim ayında yüzde 25,24’e yükseldi. Ancak döviz piyasalarındaki sakinleşme sayesinde, ekim ayında yıllık üretici enflasyonundaki yükseliş sona erdi. Eylül ayında yüzde 46,15 düzeyinde bulunan yıllık üretici enflasyonu ekim ayında yüzde 45,01’e indi. Bu da teselli edici bir faktör oldu.

Şimdi yılın son iki ayında ne olacağı merakla bekleniyor. Bu iki ayda enflasyonda bir miktar düşüş yaşanabileceği tahmin ediliyor. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, geçen yılın son iki ayındaki enflasyon oranları çok yüksek olduğundan, bu yıl aynı aylarda “baz etkisi” enflasyonu düşürücü yönde çalışacak. İkincisi, hükümetin ekonomiyi canlandırmak için son iki ayda bazı ürünlerde vergi indirimine gitmesinin bu ürünlerde fiyatları düşürmesi ve dolayısıyla enflasyonu da olumlu etkilemesi bekleniyor. Üçüncüsü, son dönemde döviz kurlarında ve dünya petrol fiyatlarında yaşanan düşüş de akaryakıt ürünlerinin fiyatlarında indirim getirerek enflasyonu olumlu etkileyeceğe benziyor.

Ancak yılbaşında fiyat indirimi kampanyası ve vergi indirimleri sona erince ne olacağı da endişeyle bekleniyor.

İŞSİZLİK ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTE YÜKSELDİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin işgücü piyasası verilerini geçen ay açıkladı. İşgücü piyasası verileri her hafta yapılan anketlere dayanıyor ve aylık veriler önceki ve sonraki aylarla birlikte üç aylık bir dönemde yapılan anketlerden elde ediliyor. Bu nedenle ağustos ayı verileri aynı zamanda üçüncü çeyrek dönemin verilerini oluşturuyor. Bu verilere göre üçüncü çeyrekte işsizlik oranı yüzde 11,1 olarak gerçekleşti. Geçen yılın aynı döneminde işsizlik oranı yüzde 10,6 düzeyindeydi. Buna göre üçüncü çeyrekte işsizlik oranında 0,5 puanlık yükseliş yaşanmış bulunuyor.

Oysa yılın ilk iki çeyreğinde işsizlik oranında düşüş vardı. İlk çeyrekteki işsizlik oranı geçen yılki seviyesinin tam 2 puan gerisindeydi. İkinci çeyrekteki işsizlik oranı da geçen yılki seviyesinin 0,5 puan gerisinde gerçekleşmişti. İlk iki çeyrekte işsizlik oranında yaşanan düşüş, ekonomide geçen yıl başlayan ve bu yılın başlarına da sarkan hızlı büyümenin eseriydi. Konjonktür’ün ikinci sayfasındaki kutuda görebileceğiniz gibi, üçüncü çeyrekte ise ekonomide patlayan kriz nedeniyle büyüme sıfır dolayına inmiş gibi görünüyor. İşte ekonomik büyümedeki bu düşüşün etkisi hemen işsizliğe yansımış bulunuyor. Ekonomideki büyüme yavaşladığında yaratılan istihdam azaldığı için işsizlikte yükseliş yaşanıyor.

İşsizlikteki yükseliş büyük ihtimalle dördüncü çeyrekte de sürecek. Çünkü geçen yılın dördüncü çeyreğinde işsizlik oranı düşüş eğilimindeydi ve yüzde 10,3 olarak gerçekleşmişti. İç talepten gelen daralma sinyalleri nedeniyle bu yıl dördüncü çeyrekte ekonomide küçülme yaşanmasının beklendiğini de düşünürsek, bu dönemde işsizlik oranı geçen yılki seviyesinin çok üzerinde olacağa benziyor.

Bu arada üçüncü çeyrekte işsiz sayısının ise 3,7 milyona yakın olduğunu söyleyelim. Oysa geçen yılın aynı döneminde bu sayı 3,4 milyondu. Yani ekonomideki kriz yüzünden bu yıl üçüncü çeyrekte işsizler ordusuna yaklaşık 0,3 milyon kişi daha  katıldı.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.