Enflasyonun rotası

18.03.2020 12:52:000
Paylaş Tweet Paylaş
Enflasyonun rotası

2019 yılı yüzde 11,84 düzeyinde enflasyonla kapandı. Bu oran 2019’a girilirken beklenenden 3 puan kadar düşük ama “mevsim normalleri”ne göre olması gerekenden de 2,5 puan kadar yüksek. 2019 yılı başlarken beklentiler yüzde 15 dolayındayken aylık enflasyon oranlarının her ay “mevsim normalleri”ne yakın çıkması varsayımına dayalı hesaplar, yıl sonu için yüzde 9,5 enflasyona işaret ediyordu. Merkez Bankası, bu yılın sonunda enflasyonu tek haneye çekmeyi hedefliyor ama beklentiler çift haneli düzeyde bulunuyor. Bizim hesapladığımız enflasyonun rotası ise yıl sonu için yüzde 10’a işaret ediyor. Bu yıl tek haneye inmesi, ancak buna yönelik aktif bir para politikası uygulanmasıyla mümkün. Büyümeye yönelik mevcut para politikası uygulamasının devamı halinde ise enflasyonun yeniden yükselmesi ve ekonomide işlerin tekrar karışması ihtimali bulunuyor.

Yıllık Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), enflasyonu 2019 yılını yüzde 11,84 düzeyinde kapattı. Bu oran 2019 yılına girilirken beklenenden 3 puan kadar düşük ama “mevsim normalleri”ne göre olması gerekenden de 2,5 puan kadar yüksek. 2019 yılı başlarken ekonomik kamuoyunun yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi yüzde 15 dolayındaydı. Buna karşılık aylık enflasyon oranlarının her ay “mevsim normalleri”ne yakın çıkması varsayımına dayalı olarak yapılan hesaplar ise 2019’un yüzde 9,5 dolayında enflasyonla kapanabileceğine işaret ediyordu. Yani 2019 sonunda enflasyon beklenenden düşük çıksa da yılbaşında gözlenen olası rotasından bir miktar sapma göstermiş bulunuyor.

Yıllardır olduğu gibi 2020 yıl sonu için de enflasyon hedefi yüzde 5 ama biz bu yazıyı yazarken Merkez Bankası’nın en son tahmini yüzde 8,2 düzeyindeydi. Dergimiz baskıdayken açıklanacak olan 2020 yılının ilk Enflasyon Raporu’nda bu tahmin belki bir miktar değişmiş olabilir. Fakat çok büyük bir değişiklik olacağını da sanmıyoruz. Yani Merkez Bankası’nın 2020 yılında enflasyonun yeniden tek haneye ineceğini öngördüğünü güvenle söyleyebiliriz. Fakat yurt içi ve yurt dışı ekonomik kamuoyundaki beklentiler pek o yönde değil. Merkez Bankası’nın ocak ayında düzenlediği Beklenti Anketi’nde yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 10 olarak çıktı. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Türkiye için 2020 yıl sonu enflasyon tahmini ise yüzde 12 düzeyinde bulunuyor. Bizim hesapladığımız enflasyonun rotası da 2020 yılı sonunda enflasyonun yüzde 10 dolayında çıkmasının daha olası olduğunu gösteriyor.

ÖNGÖRÜ DEĞİL HARİTA

Biz her yıla girerken enflasyonun o yıl içinde nasıl seyredebileceğine ilişkin bazı hesaplar yapıyoruz. Bu hesapları da enflasyondaki “mevsim normalleri”ne dayandırıyoruz. Ekonomide yaşanan fiyat artışlarının mevsimsel bir deseni bulunuyor. Olağanüstü gelişmeler yaşanmadığı takdirde, sonbahar ve kış aylarında yüksek olan fiyat artışları yaz aylarında ise daha düşük gerçekleşiyor. Mesela ekim aylarında tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 2 dolayını bulurken, haziran aylarında neredeyse sıfıra iniyor. İşte fiyat artışlarının bu mevsimsel deseni, ekonomide olağanüstü gelişmeler yaşanmadığı takdirde, enflasyonun yıl içinde nasıl seyredebileceğini görme imkanı veriyor. Hatta Merkez Bankası da buna benzer bir hesap yapıyor ve para politikası uygulamasında rehber olarak kullanıyor.

Bu hesapların sonucunda tespit edilen enflasyonun olası rotasının, ekonomide fiyat artışları açısından her şeyin normal gitmesine bağlı olduğunu tekrar belirtelim. Döviz kurlarında bir sıçrama veya petrol fiyatlarında yükseliş gibi olağanüstü bir durum yaşandığında elbette rotadan sapma olabiliyor. Nitekim 2019 yılında yerel seçimler öncesinde tutulan bazı kamu zamlarının 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminden sonra yapılması, temmuz ayından itibaren enflasyonun rotasından sapmasına neden olmuştu. Dolayısıyla bu hesapların sonucunu, enflasyonun yıl içinde nasıl seyredeceğine ilişkin bir öngörü olarak değil, enflasyondaki gelişmeleri takip etmeye ve işlerin yolunda gidip gitmediğini anlamaya yarayacak bir harita olarak kullanmak gerekiyor.

TEK HANEYE İNİŞ ZOR

2020 yılı için yaptığımız hesapların sonucu Konjonktür’ün üçüncü sayfasında yer alan grafikte görülüyor. Buna göre, eğer ekonomide olağanüstü bir gelişme olmazsa, yıllık tüketici enflasyonu 2020’nin ilk yarısını yüzde 12 dolayında geçirecek gibi görünüyor. Bu dönemde yıllık tüketici enflasyonunun şubat ayında yüzde 13’e yaklaşması mümkün ama nisan ayında tekrar yüzde 12’nin altına inecek gibi... Temmuz 2019’da yaşanan rotadan sapmanın getirdiği “baz etkisi” nedeniyle bu yıl temmuz ayında ise 1,5 puan kadar düşüş olması ve yıllık tüketici enflasyonunun yüzde 10 dolayına inmesi mümkün. Fakat bu düşüşten sonra 2020 yılının sonuna kadar o civarda kalacağa benziyor. Böylece eğer ekonomide fiyat artışları açısından olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa, 2020 yılı yüzde 10 dolayında yıllık tüketici enflasyonuyla kapanabilir gibi görünüyor.

2018 yılında döviz kurlarında yaşanan sıçrama nedeniyle bazı aylardaki fiyat artışları mevsim normallerinin çok ötesine taştığı için enflasyonun 2019 yılındaki olası rotası epeyce dalgalıydı. 2019 yılında aylık fiyat artışları genelde mevsim normallerine daha yakın çıktığı için enflasyonun 2020 yılındaki olası rotası ise pek fazla dalgalanma içermiyor. Maalesef bu rotada tek haneli bir enflasyon da görünmüyor.

AKTİF PARA POLİTİKASI

Enflasyonun 2020 yılındaki olası rotasında tek haneli enflasyonun görünmemesi, bu yıl enflasyonun gerçekten tek haneye indirilmesi isteniyorsa buna yönelik aktif bir para politikası uygulanması gerektiği anlamına geliyor. Çünkü bu durumda enflasyonun tek haneye inmesi için aylık fiyat artışlarının mevsim normallerinin altında gerçekleşmesi gerekiyor. Bunun en garantili yolu ise iktisadi birimlerin fiyatlama davranışlarında bir kırılma yaşanmasını sağlamaktan geçiyor. Aksi takdirde tek haneli enflasyona ulaşmak şansa kalıyor.

2019 yılında enflasyonu düşürmeye yönelik aktif bir para politikası uygulanmadı. Zaten yıllık tüketici enflasyonunun 2019’u mevsim normallerine göre olabileceği yerden 2,5 puan kadar yukarıda kapatması da bunu gösteriyor. 2019 yılında Merkez Bankası, enflasyonda “baz etkisi” sayesinde yaşanan düşüşü para politikası faizini aşağı çekmek için bir fırsat olarak kullandı. Böylece daha yaz aylarında yüzde 24 seviyesinde bulunan para politikası faizi, 2019 yılını yarıya inerek yani yüzde 12 seviyesinden kapattı. Burada amaç iç talebi harekete geçirerek ekonomiyi resesyondan çıkarmaktı. 2019’un üçüncü çeyreğinde ekonominin yüzde 0,9 büyüdüğüne ve dördüncü çeyrekten de biraz daha hızlı bir büyümeye işaret eden sinyaller geldiğine bakılırsa bu amaca da ulaşıldı.

ENFLASYON MU BÜYÜME Mİ?

Anladığımız kadarıyla hükümet 2020 yılında da Merkez Bankası’nın para politikasını bu şekilde kullanmasını istiyor. Hükümetin para politikası faizinin bir an önce tek haneye inmesini istediği biliniyor. Para Politikası Kurulu’nun (PPK) ocak ayı toplantısında para politikası faizini 75 baz puan daha indirip yüzde 11,25’e çekmesine bakılırsa Merkez Bankası da aynı uygulamaya devam etmeye niyetli gibi görünüyor. Ancak 2020 yılında bu politikayı devam ettirmek kolay olmayacağa benziyor. Çünkü enflasyonun kendiliğinden daha fazla düşebileceği fazla yer kalmadı. Bu yıl ancak 1,5-2 puanlık düşüşe izin verebilecek kadar bir baz etkisi var. Enflasyonun olası rotası, yıl sonunda yüzde 10 dolayında enflasyona işaret ediyor. Hal böyleyken para politikası faizini finansal piyasaları tedirgin etmeden daha aşağılara ve dolayısıyla tek haneye çekme ihtimali yok gibi görünüyor.

Böyle bir ortamda faiz indiriminin zorlanması, enflasyonun altında nominal faizlerin görülmesi, yani negatif reel faizin ortaya çıkması anlamına geliyor. Bu da tasarrufların dövize kayması tehlikesini taşıyor. Zaten geçen yılki faiz indirimleri böyle bir süreci başlatmış durumda. Bu sürecin iyice hızlanması döviz kurlarında yeni bir sıçramaya neden olabilir. Döviz kurlarında yeni bir sıçrama ise enflasyonu tekrar yükseltebilir.

Kısacası, bu yıl enflasyonun tek haneye inmesi, ancak buna yönelik aktif bir para politikası uygulanması halinde mümkün. Büyümeye yönelik mevcut para politikası uygulamasının devamı halinde enflasyonun yeniden yükselmesi ve ekonomide işlerin tekrar karışması ihtimali bulunuyor.

BÜTÇEDE REKOR AÇIK VAR

Merkezi yönetim bütçesi, 2019 yılını 123,7 milyar TL’lik açıkla kapattı. Bütçede daha önce hiç bu kadar yüksek bir açık olmamıştı. 2019 yılındaki bütçe açığı 2018’deki düzeyini yüzde 69,9 aştı. 2018’deki bütçe açığı 72,8 milyar TL idi. 2019 yılındaki bütçe açığı, söz konusu yıla başlarken hükümetin koyduğu hedefin de çok üzerinde gerçekleşti. Hükümetin 2019 yılı bütçe açığı hedefi 80,6 milyar TL idi. Gerçekleşme ise bundan yüzde 53,4 daha yüksek oldu.

İşin kötüsü, bütçedeki bu rekor açık hükümetin Merkez Bankası kaynaklarına el atmasına rağmen gerçekleşti. Merkez Bankası’ndan gelen ihtiyat akçesi transferi olmasaydı, 2019 yılında bütçedeki açık 170 milyar TL’yi bulacaktı.      

Bütçe açığı 2016 sonlarından bu yana hızla yükseliyor. 2016’da ekonomi resesyonun kıyısına kadar gelmiş, hükümet de bu resesyondan kaçabilmek için maliye politikasını iyice gevşetmişti. O zamandan bu yana maliye politikası bir türlü sıkılamadı. Ekonomiyi canlı tutmaya yönelik bu çabaya rağmen 2018’de resesyona girilmesi işleri iyice kötüleştirdi. Ekonomideki resesyon vergi tahsilatını yavaşlatarak bütçe açığını daha da arttırdı.

Bütçe açığı son üç yılda gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oran olarak da hızla yükseldi. 2016 yılında yüzde 1,1 olan bu oran 2019’da yüzde 2,9 civarında çıkacak gibi. Bu oran bu alandaki uluslararası bir ölçüt olan yüzde 3’lük Maastricht kriterine çok yakın bir düzeye karşılık geliyor. Böyle giderse 2020 yılında söz konusu eşiğin aşılması ihtimali var. Bu yıl bütçedeki gerçekleşmeler ekonomide epey kritik bir rol oynayacak gibi görünüyor.

EKONOMİ İÇ TALEPLE BÜYÜYOR

Türkiye ekonomisi 2019’un üçüncü çeyreğinde yeniden büyümeye başlamış ve böylece üç çeyrek dönem süren resesyondan çıkmıştı. Ancak üçüncü çeyrekteki yıllık bazdaki büyüme yüzde 0,9 gibi çok düşük bir oranda kalmıştı. Öncü göstergelerden gelen sinyaller dördüncü çeyrekte ekonomik büyümenin hızlandığına işaret ediyor. Ancak büyümedeki bu hızlanma faiz indirimlerinin can verdiği tüketimdeki artıştan kaynaklanıyor gibi görünüyor. Bu da bu büyümenin sürdürülebilirliği konusunda endişe yaratıyor.

Türkiye’de ekonomik büyümeyle yakın ilişkisi olan iki öncü gösterge var. Bunlardan birini sanayi üretimindeki yıllık değişim diğerini de reel perakende satışlardaki yıllık değişim oluşturuyor. Geçen ay bu iki göstergede 2019’un kasım ayına ilişkin veriler belli oldu. Kasım ayında önceki yılın aynı ayına göre sanayi üretimi yüzde 4,3 artış gösterirken reel perakende satışlar ise yüzde 8,1 yükseldi. Yani kasım ayında satışlardaki yıllık artış üretimdeki yıllık artışın neredeyse iki katını buldu. Satışlardaki yıllık artış üretimdeki artışı ekim ayında da ikiye katlamıştı. Ekim ayında önceki yılın aynı ayına göre sanayi üretimi yüzde 2,9 artarken reel perakende satışlardaki artış ise yüzde 5,9 olmuştu.

Reel perakende satışlarındaki yıllık artışın üretimdekinin iki katını bulması, ekonominin daha çok iç talebe dayalı olarak büyüdüğünü gösteriyor. Zaten ekim ve kasım aylarında reel ihracattaki yıllık artış iyice yavaşlarken reel ithalattaki yıllık artışın hızlanması da buna işaret ediyor. İç talebe yüklenerek büyümenin sakıncasını, bunun ekonominin zaten iyi durumda olmayan dengelerini daha da bozması ihtimali oluşturuyor. İç talebe dayalı büyümenin cari işlemler dengesi üzerindeki olumsuz etkisi görülmeye başladı bile. İç talebe dayalı büyümenin enflasyonun düşmesine de engel olma ihtimali bulunuyor.

KONUT SATIŞLARI 2019’DA DA ARTAMADI

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tapu kayıtlarına dayanan verilerine göre, 2019 yılında ülkemizde 1 milyon 349 bin adet konut satıldı. Bu sayı 2018 yılında satılan konut sayısına göre yüzde 1,9’luk düşüşe karşılık geliyor. 2019 yılında Türkiye’de 1 milyon 375 bin adet konut satılmıştı. Konut satışlarında 2018 yılında da yüzde 2,4 düşüş yaşanmıştı. Yani konut satışlarında son iki yıldır gerileme var. 2017 yılında 1,4 milyonu geçen konut satışları son iki yılda bu eşiğin üzerine çıkamadı.

Konut satışları 2018 yılında ekonominin resesyona girmesiyle düşmeye başlamıştı. Bir taraftan Merkez Bankası’nın döviz kurlarındaki sıçramanın önüne geçebilmek için faizleri yükseltmesi konut kredisi kullanımını azaltırken, diğer taraftan ekonomide geleceğe güvenin zayıflaması da konut talebini olumsuz etkilemişti. Ekonomideki resesyon konut satışlarını 2019 yılının büyük bölümünde de olumsuz etkilemeye devam etti. Fakat Merkez Bankası’nın temmuz ayında başlattığı faiz indiriminden sonra işler biraz değişti. Merkez Bankası’nın faiz indirimi kamu bankaları öncülüğünde özellikle konut kredisi faizlerine ciddi bir düşüş olarak yansıdı. Kamu bankaları aylık konut kredisi faizini daha ağustos ayında yüzde 1’in altına çekmişti. Yılın son aylarına doğru özel bankalar da bu kervana katıldı. Bunun sonucu da 2019’un son aylarında konut satışlarının yükselmesi oldu. Özellikle aralık ayında konut satışlarında adeta patlama yaşandı. Aralık ayında satılan konut sayısı önceki yılın aynı ayına göre yüzde 47,7 artış gösterdi ve 136 bin 845’ten 202 bin 74’e yükseldi. Ancak 2019’un son aylarındaki bu gelişmeler yılın tamamında 2018’e göre düşüş yaşanmasını engelleyemedi.

Kamu bankaları ocak ayında konut kredisinde aylık faizi daha da aşağı çekip yüzde 0,79’a indirdi. Bu düşük faizler konut sektörünü 2020 yılı için daha da iştahlandırmış olabilir. Ancak bu düşük faizlerin ne kadar sürdürülebileceği belli değil. Geçen ay Merkez Bankası para politika faizini 75 baz puan daha indirip yüzde 11,25’e çekti. Hükümetin Merkez Bankası’nın politika faizini bir an önce tek haneye çekmesini istediği de biliniyor. Ancak enflasyondaki gelişmelerin buna izin verip vermeyeceği bilinmiyor. Düşük faiz ortamı sürdürülemezse, sadece konut satışları değil ekonomik büyüme de bundan olumsuz etkilenebilir.


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz