Büyümenin sınırları

Dünya nüfusu arttıkça, petrol ve metaller gibi kaynaklara olan ihtiyaç da tırmanıyor.

1.01.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Büyümenin sınırları

Bu artışın arkasında dünya nüfusunda 2,3 milyarlık bir artışın ve mevcut gelişmekte olan ekonomilerin çoğunda orta sınıfın yükseleceği öngörüsü yatıyor. Bu gelişmeyle birlikte bilgisayarlara, arabalara, giyim eşyalarına ve enerjiye devasa bir talep patlaması olacak. Üstelik Kaliforniya Oakland merkezli uluslararası bir düşünce kuruluşu olan Global Footprint Network'ün Başkanı Dr. Mathis Wackemagel'in de dikkat çektiği üzere, insan ırkı daha şimdiden sınırlarının ötesinde yaşıyor. "Her ne kadar teknolojik ilerlemeler biyo kapasiteyi artırmış olsa da bu büyüme, insanoğlunun kaynaklara duyduğu talepten çok daha yavaş bir hızda gerçekleşmiştir. Biz bugün doğayı kendi kendini yeniden üretme hızından yüzde 50 oranında daha büyük bir hızda kullandığımızı tahmin ediyoruz" diyor. Heinrich Böll Vakfı Başkanı Ralf Fücks, haftalık Alman dergisi Die Zeit'e yazdığı bir makalesinde, "İşte bu nedenle burada asıl sorun yeni mallar ve hizmetlerdeki yığınsal artışın, ekolojik bir çöküşle mi yoksa sürdürülebilir bir geleceğe rehberlikle mi sonuçlanacağıdır" diyor. Eninde sonunda bu sorun ekonomik büyümenin yenilenebilir olmayan kaynaklara bağımlılığından kurtarılabilmesine bağlı. Fücks'e göre bunu başarabilmek için bir taraftan çeşitli ekosistemlere tolere edilebilir maksimum yükün yüklenmesi temelinde politik olarak tanımlanmış "ekolojik koruyucu çitlere", diğer yandan giderek kıtlaşan ve fiyatları artan hammaddelere bağımlılığı en aza indirmek için gerekli teknolojik çözümleri ve çevre dostu süreçleri geliştirecek kurumsal sektörün eylemlerine gerek var. Örneğin Siemens, özellikle Çevreci Portföyü'ndeki ürünler ve hizmetler aracılığıyla bu işi yıllardır yapıyor. Bu kapsamda, müşterilerin sürdürülebilir bir yoldan yaşamalarına yardımcı olan yenilenebilir enerji alanından akıllı enerji ağlarına, enerji tasarruflu demiryolu sistemlerine, endüstriyel tesislere ve elektrikli ev aletlerine kadar yayılan geniş bir yelpaze var. Siemens aynı zamanda kendi şirketlerinde kullanılan kaynakların en aza indirilmesine de büyük bir özen gösteriyor. Örneğin Siemens Kurumsal Teknolojiler'de (CT) malzemeler ve imalat alanında çalışan araştırmacıların faaliyetlerine bir göz atalım. Bu grubun bir üyesi de global teknolojiler alanında Malzeme İkamesi ve Geri Kazanım Bölümü Başkanı olan Dr. Thomas Scheiter. Scheiter, "Bir hammaddenin varlığı kritik bir seviyeye gelir gelmez bizim işimiz teknolojik alternatifler geliştirmek. Bu işin içinde nadir bulunan metaller ve tungsten gibi hammaddelerin geri kazanılması için yepyeni yeniden değerlendirme yöntemleri geliştirmek de var" diyor. Bu arada etkinlik uzmanları da sürekli olarak mevcut teknolojilerin ilerletilme potansiyellerini tanımlamakla meşgul. Örneğin bu alanda, nadir bulunan metallere ihtiyaç duymayan elektrikli arabaların üretimi, rüzgar türbinlerinde yüksek performanslı mıknatısların kullanılması, pahalı bakırın ucuz alüminyumla ikame edilmesi ve kaliteden ya da performanstan ödün verilmeksizin konvansiyonel hammaddelerin yerine yenilenebilir polimerlerin kullanılması gibi örnekler mevcut. Her ne kadar CT'deki araştırmacılar kendilerini Siemens'i gelecekteki olası bir hammadde kıtlığına karşı mümkün olduğunca fazla koruma hedefine adamış olsa da, tedarik zinciri işinde çalışan insanların asıl işi şirketin dünyanın dört bir yanındaki 90 bin tedarikçisi arasında fiyat artışları veya darboğazlar yaşanmasını engellemek. Siemens AG Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Barbara Kux, "Burada piyasanın izlenmesi çok önemli bir araçtır" diyor. Kux aynı zamanda Siemens'in tedarik zincirinin yönetiminden de sorumlu. "Pazar analizleri ve tahminleri yapan bir bölümümüz var ve bu sayede pazardaki en yeni gelişmelerle daima dirsek teması halindeyiz. Bunlar aracılığıyla herhangi bir fiyat artışından önce arz ve üretim hacimlerimizi önceden planlayıp güvence altına alıp tanımlayabiliyoruz" diyor. Siemens arz darboğazlarından uzak durmak için ayrıca hammadde pazarlık gücünü artırabilmek amacıyla diğer şirketlerle konsorsiyumlar kuruyor. Kux, "Kısa süre önce nadir bulunan metallere erişimimizi garanti altına almak için Avustralya'daki madencilik şirketleriyle görüşmelerimizi tamamladık" diyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz