Uzay madenciliği ne getirecek?

Geniş Açı’nın bu sayısını, Türk sermaye piyasalarının lider kuruluşu İş Yatırım’ın 20’nci kuruluş yıldönümüne ayırdık...

15 MAYIS, 20170
Paylaş Tweet Paylaş
Uzay madenciliği ne getirecek?

Şant Manukyan: Bir şekilde bu metalleri ve elementleri dünyaya getirebilecek miyiz?
Chris Lewicki: Evet getireceğiz. Yani bu işte gerçekten iyi hale geldiğimizde bu olacak. Zaman içinde platinium grubu altındaki metallerin çıkarılmasında çok iyi hale geldik. Mesela dünyada da alüminyum örneğini vermiştik. Platinium gerçekten çok iyi bir iletken. Çok yüksek ısıya sahip olan bir metal. Bir mühendisle konuştuğunuzda kullanmayı çok sevdiklerini söylerler. “Keşke kilosu 60 bin dolar olmasaydı” derler. Yani ilerleme birkaç yılımızı alacak ancak kendi yaşamımız içinde biz bu ilerlemeyi ve bu elementlerin dünyaya geldiğini göreceğiz.

Şant Manukyan: ABD’de en büyük 10 şirkete baktığımızda GE, Exxon Mobile gibi şirketleri görüyorduk. Daha sonra en büyükler ligi Google, Amazon gibi şirketlere döndü. Sence şirketinin de böyle bir potansiyeli var mı? Yatırımcılar için, özel yatırımcılar için ya da bir halka arz olduğunda hisse almak gibi bir yatırım fırsatı var mı?

Chris Lewicki: Halen riskli bir yatırım. Teknoloji açısından yeni bir teknoloji icat etmiyoruz. Ancak planımız kalıcı olmak. Burada bir fırsat var. Ancak biz asteroitteki kaynakları geliştirmeden önce teknolojileri geliştiriyoruz. Ve uzaydan dünyanın ölçülmesini daha erişilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Eski bilgisayarları hatırlayalım. Büyük bilgisayarlar vardı. Şimdi ev bilgisayarları var. 80’lerde insanlar bilgisayar neye yarar bilmiyordu. Yani bir değişim yaşadık. 1700’lerde, 1800’lerde sanayi çağı geçti. Çelik gibi kaynaklar mesela 20’nci yüzyılda ekonomimizi dönüşüme uğrattı. 21’inci yüzyılda artık bilgi çağında yaşıyoruz. İletişime geçiyoruz ve bilgiyle işbirliği yapıyoruz. Bu ekonomiyi de dönüştürdü. İnsan sayısı arttıkça yine kaynaklara ve teknolojiye geri döneceğiz. Burada gerçekten çok büyük bir fırsat var. Eğer yaptığımız şeylerde bir sınır istemiyorsak, o zaman uzaydaki kaynakları keşfetmeye çalışmamız lazım.

Şant Manukyan: Peki şirketinize nasıl yatırım yapacağız?

Chris Lewicki: Şu anda yatırım almıyoruz. Lüksemburg hükümetiyle finansman anlaşması imzaladık. Gelecekteki fırsatları buradaki herkesle konuşmak isteriz tabii ama finansman modeli olarak gördüğümüz şeylerden biri bizim için maden sanayiyle çok benzer. Biz teknoloji ve araçları geliştiriyoruz. Daha sonra bunlarla ilgili ortak girişimler kurabiliriz tabii ki. Kaynağın geliştirilmesi için bunu yapabiliriz.

Şant Manukyan: Lüksemburg’la yaptığınız anlaşma gibi anlaşmaları başka ülkelerle de yapmak istiyor musunuz?

Chris Lewicki: Hayır bu münhasır değil. Bu tür anlaşma imkanlarını yeni geliştirmeye başladık. Gelişimimiz devam edecek. Hala çok küçük bir şirketiz bu arada. Bu alanda çok sayıda CEO ile karşılaşmadım. Yüzde 60’ı yabancı yatırımcıdan oluşan ve bu yabancı yatırımcının devlet tarafı olduğu başka şirketlere pek rastlamadım. Ancak bu küresel bir endüstri. O yüzden sadece en iyi teknolojiyi değil aynı zamanda maden ekonomisinde, finansmanda, vergilerde en iyi olacak kişileri bu endüstri alacak. Ben de çok heyecanlıyım. Çünkü küresel dönem sonrası “post global” dediğimiz ilk girişim olacak aslında.

Şant Manukyan: Türkiye hangi noktada duruyor? Bizim için fırsatlar neler? Sıfırdan mı başlamalıyız?

Chris Lewicki: Çok enteresan bir soru. ABD tabii ki bu alanda Sovyetler Birliği’yle birlikte ilk olmanın avantajını yaşadı. ABD uzayda bir şeylerin geliştirilmesi alanında hep öncü oldu. Ancak tarihe baktığımız zaman uçak sadece 100 yıl önce keşfedilmişti. Daha sonra uçak 10 yıl içinde orduda kullanılmaya başlandı. Teknoloji geliştikten sonra ticari amaçlı kullanılmaya başlandı. Hava postası oldu. Daha sonra da ticari yolucu uçakları ortaya çıktı. Yani tüm bunlar ABD’de başladı ancak tüm dünyada gelişip devam etti. Burada Türkiye’de de bir ulaşım merkezisiniz aslında. Uçakları belki siz geliştirmediniz, havaalanını siz keşfetmediniz ancak dünyanın farklı yerlerini birleştirecek merkez bir konumundasınız. Bunu da fark etmeniz lazım. Uzay bir teknoloji ya da mekan demek değil. Burada önemli olan şey ekonominin her kısmını uzay ekonomisine aşina hale getirebilmek ve bulabileceğimiz fırsatların da bir sınırı olmadığını görmemiz gerekiyor.

Şant Manukyan: Bir yasadan bahsettiniz. Gelecekte uzay çalışmaları uluslar ötesi bir proje olmamalı mı sizce de? Burada envanterlere baktığımızda ya da asteroitlere bakıp oradaki kaynakları dünyaya getirdiğimizde, bu dünyadaki her bir yaşayan için olmamalı mı? Burada yasalarla milliyetçi bir korumacılık olur mu?

Chris Lewicki: Burada yeni olan durum şu: Uzayda ulusal sınırlar yok. Ülke sınırları yok ve pek çok noktada konumu bile tespit edemiyorsunuz. Dünyanın yörüngesinde olmak için sürekli hareket etmeniz gerekiyor. Yani sürekli yeni fikirlerin geliştirilmesi gerekiyor. Mesela konumları nasıl tespit edeceğiz, bu önemli… Tabii yatırımcılar ve şirketler için biraz belirginlik olması gerekli. Bir yatırım yapıyorsanız sonuçta o yatırımı kullanmak ve o yatırımdan kar elde etmek istersiniz. Ancak bu işi yaparken aynı zamanda gelir oluşturursunuz. Ve bu vergilendirilir ve bir hizmet sağlarsınız. Bu da bütün ekonomiye faydalı olur. Pek çok durumda ilk olmak açısından fırsatlar var. Ancak ilk olmanın önemli riskleri de var. Uzun vadedeyse Uzay Yolu’ndaki gibi şeyler göreceğiz. Ben mesela gezegenlerden oluşan bir Birleşik Federasyon oluşacağını düşünüyorum. Birleşmiş Milletler’in ötesine geçecek bir şey olacak bu. Bence bu, 24. yüzyıldan önce olacak.

Şant Manukyan: Sosyal etkilerden biraz bahsedelim. Ekonomi ve iktisat kitaplarına baktığımızda dünya ekonomisi kapalı bir sistemdir. Sınırsız ihtiyaçlar ancak sınırlı arz vardır. Uzaydaki tüm bu gelişmeler bizim hayatımızı, çalışma saatlerimizi, refahımızı nasıl etkileyecek?

Chris Lewicki: Tabii ki bu bir kapalı sistem olabilir. Ancak kimsenin kazanmadığı bir sistem değil. Siz burada dünyadaki herkesin erişimini sağlayarak herkesin katılımını da sağlayabilirsiniz. Daha önce bir ürünü bir hizmeti dünyanın başka yerlerine satamayan kişiler artık ürün ve hizmetlerini herkese satabiliyorlar. Biz de uzaya giderek sınırları ortadan kaldırıyoruz. Yani sürekli bir korku durumundan, “bir kıtlık olacak, kaynak kalmayacak” gibi korkulardan, sınırsız kaynaklara yöneliyor olacağız. Düşünce yapısını da bu şekilde değiştireceğiz. Kavga edecek daha az şey olacak. Çünkü uzayda çok fazla kaynak var. Yaşam kalitemizi düşünecek olursak, yapılabilecek şeyleri, kolaylaştırabileceğimiz şeyleri düşünecek olursak, muazzam bir potansiyel olduğunu söyleyebiliriz.

Aslında farklı zorluklar da var. Mesela temiz su, enerji ya da ısıtma soğutma, yemek pişirmek gibi konular var. Yemeğinizi ısıtacak basit bir ısıdan bahsediyoruz. Bütün bunlar enerjiyle ilgili, karbon salımıyla ilgili sıkıntılar yaratıyor. Ama uzayda enerji üretip bunu dünyaya ışınladığınızı düşünün. Hava durumu, gece, gündüz, enerjinin depolanması gibi konular sizin için hiç önemli olmaz. Ücretsiz enerji üretmiş olursunuz ve bütün bu zorluklar çözülmüş olur. Aslında bu algılaması oldukça zor bir durum. Bizim kafa yapımızda her zaman kısıtlılık ve sınır kavramları vardır. Ancak düşünün 30 yıl önce cebinizdeki bir cihazla gezegenin başka bir yerindeki biriyle konuşabileceğinizi söyleselerdi buna da inanmazdınız. Ancak bugünkü iletişim durumu hangi noktalara geldi. Bunu düşünecek olursak çok büyük ilerleme olduğunu söyleyebiliriz.

Şant Manukyan: Asteroit ve uzay madenciliğinden bahsedelim biraz. Gidip yüzeydeki elementleri mi topluyorsunuz yoksa burada bir kazı yapıyor musunuz?

Chris Lewicki: Biz aslında yüzeyden topluyoruz. Kaliforniya’daki bu altına hücumda altın toplayan kişileri hatırlayalım. Nehirde yürürlerdi ve pırıltılı şeyleri bulup toplarlardı. Bu tabii bir süre işe yarıyor. Ancak işe yaramamaya başladığında elekler kullanmaya başladılar değil mi? Nehirde eleklerle altını elediler. Teknolojiler geliştirdiler. Kimyasallar kullandılar, kayaların için delmeye başladılar. Şimdi artık teknoloji o kadar ilerledi ki bugünün altın madenleri dünün atık madenleri gibi… Burada da öyle olacak, en kolay, en verimli şekilde başlayacağız. Yüzeydeki suyu almak gibi… Yüzeyden toplayamaz hale geldiğimizde ise teknolojiyi geliştirip biraz daha derine inmeye başlayacağız. Ancak dünyadaki durumdan biraz daha farklı bir durum söz konusu. Bir hesap yapayım kafamda. Oradaki yer çekimi dünyanın 200’de 1’i kadar. Yani parmağınızla şınav çekebilirsiniz aslında. Orada her şeyin çok yoğun kütlesi var ağırlıkları fazla değil. Astronotları düşünün. Uyduların yanında her şeyi taşıyabiliyorlar. Çok büyük kuvvete ihtiyaçları yok.

Şant Manukyan: Periyodik cetveli değiştirecek yeni elementler bulmayı düşünüyor musunuz?

Chris Lewicki: Periyodik cetvel çok iyi anlaşılmış diye düşünüyorum. Bütün elementleri zaten asteroitlerde şu anda görebiliyoruz. Ancak kesinlikle yeni mineraller bulacağımızı söyleyebilirim. Burada şöyle bir soru var: Bu mineralleri enteresan yapacak özellikleri olacak mı? Bir mineral bulunmuştu, pırlantaya benzer. Ancak farklı bir kristal yapısı vardı. Elmasa benziyordu. Belki elmastan çok daha iyi özelliği olacak. Buradaki endüstriyel süreçler sayesinde bu tür mineralleri dönüştürmek belki çok daha kolaylaşacak.

Şant Manukyan: Son bir sorum daha olacak. Ne kadar yakın zamanda bunları göreceğiz?

Chris Lewicki: Pek çok insan bunun torunlarının göreceği bir şey olacağını düşünüyor. Ben insanlara hep şunu söylüyorum, bunlar zaten oluyor. Bizim şirketimiz birkaç yıldır var. İlk teknoloji demo misyonunu ABD’de başlattık, iki uydumuz daha bu sene gidecek. Lüksemburg’daki anlaşmamız sayesinde 2020 yılına kadar asteroitlere misyon göndereceğiz. 10 yıl içinde belki bir asteroidin yüzeyinden suyu çıkarmış olacağız. Daha sonra buradan daha da büyüyüp gideceğiz. Bu aslında giderek benim gibi insanların farklı işlere sahip olacağını söyleyebileceğim bir noktaya götürüyor bizi.

Şant Manukyan: Ne kadar kısa süre içinde maddi olarak uzay seyahatinin çok daha uygun hale geleceğini göreceğiz?

Chris Lewicki: Daha önce uzaya gidenlerin 50 milyon dolar kadar bir para ödemeleri gerekmişti. Şu anki durumda ya çok zengin olmanız ya da bütün paranızı buna harcamaya hazır olmanız gerekiyor. Uzaya hızlı seyahatlerin yapılabilmesi için çalışmalar var. Dünyayı uzaydan görebilmek için, sınırların ortadan kalkması için, 5 dakikadan fazla yer çekimi olmayan ortamı deneyimlemek için 250 bin dolar ödüyorsunuz. Şimdi gittikçe daha uygun hale geliyor. Yani bir ev parasına artık uzaya gidebiliyorsunuz. Ama her şeyde olduğu gibi ilk yapanlar var. Bu ilk yapan kişiler fiyatı azaltacak, daha sonra piyasayı geliştirecek. Yani uçak yolculuklarını düşünün. Eskiden sadece zenginler uçağa binebiliyordu. Artık herkes uçağa biniyor. Bence hepimizin uzaya gitmesi de çok uzun sürmeyecek. Bence 10 yıldan kısa bir süre içinde kendimizin ya da bir tanıdığımızın uzaya gittiğini göreceğiz.

Şant Manukyan: Evet, sırada izleyicilerin soruları var.

Soru: Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Muhteşem bir sunum yaptınız. İki sorum var. İlki yasal meseleyle ilgili. Bildiğimiz kadarıyla uzay kanunuyla ilgili hiçbir uluslararası antlaşma yok. Dolayısıyla buradaki sahiplenme yani mülkiyet nasıl olacak? Mesela denizlerde deniz hukuku geçerli oluyor, uzayda nasıl olacak?

Değerli metallerin değeriyle ilgili olarak da şu anda altın mesela metal değerinden daha yüksek bir değerde. Dolayısıyla altının üretimi 2-3 katına çıkacak olursa bu durumda değerli metallerin geleceği ne olacak?

Chris Lewicki: Yasayla ilgili olarak denizle ilgili verdiğiniz örnek iyi bir örnekti. Bir balıkçı teknesi için ruhsat alıp denize çıkıp balıkçılık yapmadan önce hiçbir balığınız olmuyor. Ancak bunu yaptıktan sonra o balıkları avladığınızda artık o balıklar sizin oluyor. Yani birisi sizin balıkçı teknenize ya da geminize gelip sizin balıklarınızı alsa alamaz. Siz onları mahkemeye götürebilirsiniz hasar tazminatı için. İşte uzaydaki madencilikle ilgili de buna benzer bir kanun gelişeceğini düşünüyoruz. Benzer bir şekilde ruhsat gerecektir, süpervizörlük gerecektir, sizin güvenli ve uygun bir şekilde operasyonlarınızı gerçekleştirdiğinizi gözlemlemek için… Gelir elde ettiğinizde de vergi ödemenizi sağlayan düzenlemeler olacaktır. Tabii şu anda uzayla ilgili kanunların yorumlanmasıyla ilgili çok erken bir aşamadayız. Ancak şu anda bir asteroit parçası alırsanız o sizin mülkiyetinizde oluyor modeli işliyor.

İkinci sorunuzda değerli metallerin değerinden bahsettiğiniz. Burada arz ve talep meselesi ve tabii ki fiyatlar söz konusu. Piyasalar da ona göre kendini yeniden ayarlayacaktır. Tabii ki dünyada daha fazla platin elde ettiğiniz zaman ve platin arzını iki katına çıkardığınız zaman maliyetinin de yarı yarıya düşmesini beklersiniz. Burada da benzer gelişmeler yaşanırken bu maliyeti göz önüne almak zorundasınız. Yani evet fiyatın belli bir miktarda düşeceğini biliyorsam, o zaman bu madeni elde etmenin maliyetinin de düşeceğinden emin olmalıyım mesela. Dolayısıyla farklı emtiaları üretmenin de yolunun açılacağını hatırlamak lazım. Uzaydaki metaller doğası gereği kullanışlı metaller. Element anlamında belirli özellikleri var. Bir element bir elementtir, bunun bir yedeği yoktur. O yüzden zaman içinde piyasaların buna göre ayarlanacağını düşünüyorum. 1875’teki alüminyumun durumunu düşünecek olursak bu bir arz talep meselesi… 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.