Uzay madenciliği ne getirecek?

Geniş Açı’nın bu sayısını, Türk sermaye piyasalarının lider kuruluşu İş Yatırım’ın 20’nci kuruluş yıldönümüne ayırdık...

15.05.2017 14:35:230
Paylaş Tweet Paylaş
Uzay madenciliği ne getirecek?

Geniş Açı’nın bu sayısını, Türk sermaye piyasalarının lider kuruluşu İş Yatırım’ın 20’nci kuruluş yıldönümüne ayırdık. Sektörünün öncü şirketi İş Yatırım, 20’nci yılı için düzenlenen özel konferansta, ses getirecek bir ismi konuk etti. Konusu “uzay madenciliği” olan konferansın konuşmacısı, Planetary Resources Başkanı ve CEO’su Chris Lewicki’ydi.

Lewicki’nin özel sunumunun ardından, uzay madenciliğinin geleceği, Türkiye’ye olası etkileri ve ekonomik izdüşümü masaya üzerine bir de panel gerçekleşti. Etkinlikte, uzay madenciliği hakkında merak edilenler masaya yatırıldı. 

UZAY MADENCİLİĞİ NE GETİRECEK?

Türkiye sermaye piyasalarının lider oyuncusu İş Yatırım, kuruluşunun 20’nci yılını bir dizi özel etkinlikle kutladı. Etkinlikler kapsamında “uzay madenciliği” konulu özel bir konferans da düzenlendi. 19 Aralık Pazartesi akşamı İş Kulelerinde düzenlenen konferansın konuşmacısı, NASA’da gerçekleştirdiği birçok önemli projeyle tanıtan, havacılık uzay mühendisi ve Planetary Resources’un CEO’su Chris Lewicki oldu. Lewicki, yaptığı sunumda uzay madenciliğine dair ufuk açıcı veriler paylaştı. Sunumun ardından düzenlenen panelde ise uzay madenciliğinin geleceği, Türkiye’ye olası etkileri ve ekonomik izdüşümü masaya yatırıldı.

Moderatör: Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bugün İş Yatırım’ın Türkiye sermaye piyasalarındaki, en önce kuruluşlarından birinin, 20 yıllık yolculuğunda önemli bir kavşak. Dolayısıyla bu sabah Borsa İstanbul’da gong töreniyle başlayan ve gün boyunca devam eden etkinliklerle, 20. yıl kutlamasını hep birlikte değerlendirmeye ve bundan sonraki yol haritasının ne olacağını anlamaya çalıştık.

20 yıl tabii ki çok önemli bir süre. Sadece sermaye piyasasında değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihinde de çok önemli bir yolculuğa imza atıldı. Dolayısıyla ekonomi ve finans dünyasının önde gelen yatırımcılarının ve kamuoyunun da şahitlik ettiği çok önemli gelişmeler var. Fakat bundan sonraki 20 yıl, bugüne kadar ki 20 yıldan çok daha farklı olacak.

Aslında bir aracı kurum, bir yatırım bankası ve bir finansal kuruluş olarak İş Yatırım’ın bugün şahit olacağınız teması, alışıldık bir temadan daha farklı. Zira burada bir yabancı yatırım uzmanını, iktisat profesörüyle sohbet edip, onun görüşlerini alıp finans piyasalarına dair biraz daha bilgi sahibi olmak isteyebilirdik. Fakat burada ele alınacak konular çok farklı olacak. Geleceğin nasıl şekillenebileceğine dair çok fazla ipucu alabileceğiz. NASA’da gerçekleştirdiği birçok önemli projeyle tanınmış olan havacılık ve uzay mühendisi Chris Lewicki bizlerle… Lewicki, çok önemli bir isim. Açıkçası hem Mars operasyonunda NASA’da almış olduğu görevle, hem kurduğu şirket ve bugün geldiği noktayla hepimize geleceğe dair çok fazla ipucu verecek.

Ne yazık ki Türk halkının uzay geçmişi Cüneyt Arkın’ın “Dünyayı Kurtaran Adam” filminden ya da Cem Yılmaz’ın Gora filminden çok farklı değildir. Dolayısıyla bugün biraz daha fazlasını paylaşmak, Türkiye’ye uzay konusunda, uzay madenciliği ve oradan dünyaya inebilecekler konusunda daha fazla bilgi verebilmek adına bugün çok önemli bir gün. Dolayısıyla Chris Lewicki birazdan bizlerle beraber olacak ve konuşmasını yaptıktan sonra İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdürü Şant Manukyan’la birlikte bire bir sohbet etme imkanı bulacağız. Sonrasında ise soru-cevap kısmında uzay konusunda daha çok bilgi alabilme şansına sahip olacağız.

Tüm bunların öncesinde 20 yıldır Türkiye sermaye piyasalarına destek vermiş İş Yatırım’ın genel müdürü Sayın Rıza Kutlusoy’u konuşmasını yapmak üzere davet ediyoruz:

Rıza Kutlusoy: Teşekkürler. Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. İş Yatırım, bundan tam 20 yıl önce 500.000 TL sermaye ve İş Bankası’ndan kuruluş için görevlendirilen 42 kişilik gencecik bir ekiple kuruldu. Bugün kuruluştaki mütevazı sermaye 550 milyon TL'yi aşan büyüklükle bugün bu sektörün en büyük öz varlığıdır. Diğer taraftan kurucu ekipten gelen beşeri sermayemiz de 20 yıl i��inde katlanarak büyüdü ve başarılarınızın en büyük destekçisi oldu. Bunlardan daha önemlisi şudur: Bugün en büyük varlığımız, 20 yılda biriktirdiğimiz sayıları 20 bini aşan, müşterilerimizdir. Bundan 20 yıl önce bir aracı kurum olarak faaliyetimize başlamıştık. Bugün ise kurumsal finansman hizmetlerinden servet yönetimine, yurt içi ve yurt dışı menkul kıymet ihraçlarından piyasa yapıcılığına, yatırım bankacılığının tüm alanlarında hizmet veren lider bir kuruluş olduk. Bugün her biri kendi konusunda deneyimli 400 kişilik uzman bir ekiple hizmet veriyoruz. En az bir o kadar İş Yatırımlı da bizimle başladığı kariyerine şu anda başka kurumlarda devam ediyor. Bu yönümüzle de sektörün eğitim veren öncüsü olmanın gururunu yaşıyoruz.

2007 yılında halka açıldık. Halka açıldığımızdan bu yana payları ulusal pazarda işlem gören tek aracı kurumuz. Bir banka aracı kurumu olarak yola başlamıştık. Bugün yerli, yabancı 4 binden fazla hissedarı olan büyük bir yatırım bankasıyız.

Gerçekleştirdiğimiz halka arz, borçlanma araçları, birleşme ve devir almalarla sağlığımız kaynak, bugünün rakamlarıyla 200 milyar TL’ye ulaştı. Bu konudaki yetkinlik ve deneyimimizi, ülkemizi ileriye taşıyacağına inandığımız büyük altyapı projelerine sermaye piyasalarından kaynak sağlamak için de kullanmaya hazırız.

İş Yatırım’ın 20 yılı gerçekten de bu konuşmaya sığamayacak başarılarla dolu. Bu yüzden 20 yıllık öykümüzü birinci elden tanıklıklarıyla birlikte gelecek nesillere aktarmak üzere bir kitap da hazırladık. İş Yatırım’ın 20 yılına katkıda bulunan tüm çalışanlarına ve kitabın hazırlanmasına destek veren herkese yürekten teşekkür ediyorum.

Kıymetli misafirlerimiz, 20 yılda kazanılan deneyim ve büyüme bugün bizi daha kurumsal bir yapıya kavuşturdu. Bugün devraldığımız mirası, bizler tarafından aşılması gerekli olan bir çıta olarak görüp, daha iyisini başarmak için daha çok çalışmaya hazırız.

Geçmişte olduğu gibi bugün de yaşanmakta olan değişimin farkında olup hep geleceğe bakıyoruz. Bugün kurulmuş gibi devam eden iş heyecanımız, yeniyi ve daha iyiyi aramadaki ısrarımız, İş Yatırım’ı daha da ileriye taşıyacak dayanağımız olacak.

Bugün aramızda değerli bir konuğumuz var. Uzay madenciliği için yerleşik paradigmaları değiştirmeye aday ve bugünlerde iş piyasalarında sermaye piyasalarından kaynak arayışı içindeler. Tıpkı bundan 525 yıl önce Kristof Kolomb gibi bilinmeze yelken açan, asteroidlerdeki madenleri keşfe çıkan Planetary Resources CEO’su Chris Lewicki’yi sizlere takdim ediyorum.

25 YILDA NELER OLDU?
Chris Lewicki: Herkese çok teşekkür ediyorum. Sizlerle Planetary Resources’un hikayesini paylaşacağım için çok mutluyum. Biraz kendi hikayemden bahsetmek istiyorum: ABD’de NASA’da çalıştım. Orada keşif robotları için uçuş direktörüydüm. Örneğin Mars keşif robotu “Opportunity” bunlardan biriydi. Halen Mars’ta. 40 bin kilometre yol kat etti. Pek çok kratere girip çıktı. Keşif yapmaya devam ediyor. Bize suyun ve buzun varlığını gösterdi. Benim için başarılı Mars misyonunun bir parçası olmak çok güzel.

Başka bir gezegene giden robotlar ve uzay araçları inşa etmek benim çocukluk hayalimdi. Gün geçtikçe daha iyi anladığımız bir gerçek var: Uzay bizim hayatımızın vazgeçilmez parçalarından biri. İster hava tahmini olsun, ister GPS sistemiyle otomobilinizi bir yerden başka bir yere götürmek olsun, hem veri aktarımı hem de telefon görüşmeleri için uydu alıcıları olsun, eğlence, sevkiyat takibi olsun, kargo takibi olsun… Bütün bu işlemlerin zamanında yapılmasını sağlayan sistemler çok önemli.

Son 10-20 yılda uzay araştırmaları konusunda çok çarpıcı gelişmeler gördük. Uzayın keşif tarihine bakacak olursak aslında yeni bir şeyden bahsedeceğim. Bugün size asteroidlerden bahsedeceğim. 25 yıl önce onlar hakkında sadece şu bilgilere sahiptik: Onlar geceleri gördüğümüz ışık noktalarıydı. Güneş sisteminin en başından beri varlar. Jüpiter’e giden bir uzay aracımız 25 yıl önce ilk fotoğrafı çekmişti. Yani bizim bu nesnelerle ilgili bilgilerimiz son derece yeni. Bir zamanlar geceleri gökyüzünde kuyruklu yıldızlara bakardık. Genellikle kuyruklu yıldızların işaret ya da alamet oldukları düşünülürdü. Aslında onlarla ilgili çok az şey bilirdik. Avrupa Uzay Ajansı birkaç yıl önce bir kuyruklu yıldızı keşfetti. Keşfeden bilim adamının ismi verildi. Daha da ileri gidip yüzeyine bir araçla iniş gerçekleştirdiler. Tarihte kuyruklu yıldızlardan sadece bahsetmekten, bugün onlara dokunma noktasına geldik. Bu da beni çok etkileyen bir gelişme.

Başka bir örnek vermek isterim. Yıllar önce Plüton’la ilgili çok az bilgimiz vardı. İster dünyanın en güçlü teleskoplarıyla olsun, isterse Hubble Uzay Teleskobu kullanılsın, sadece çok flu bir görüntü elde edebiliyorduk. Ama geçen yılki fotoğraflarda Plüton çok daha keskin bir odakla lenslerimize takıldı. Artık gezegendeki donmuş metanlarını görebiliyoruz. Elimizde çok daha dinamik görüntüler var. Beklentilerimizin çok daha üzerinde.


YENİ BİR UZAY YARIŞI
Küresel uzay oyununda, çok daha fazla oyuncu var. Mars’ta Hindistan’ın ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin birer misyonu var. Çinliler aya başarılı bir şekilde keşif robotlarını indirdiler. Artık bazı özel şirketler de uzay keşfi araştırmaları başlatıyor. Geçen yıl yeni bir roket yapıldı ve bir ilk gerçekleştirildi. Dünyaya geri gelerek tekrar iniş yapıldı. Oysa genellikle bu roketler bir kere kullanılıp atılıyor. Artık tekrar kullanılabilen roketler var. Artık “kullanılmış roket” diye bir şey icat edildi.

Onun dışında uzay istasyonunda balon gibi şişirilebilen bir modül var. Bu teknoloji de Bigelow Aerospace tarafından denenen bir teknoloji. Aslında Amerika Birleşik Devletleri'nde otel zinciri işleten birinin kurduğu bir şirket. Yakında uzayda otel açmayı planlıyor. Bu konuda çalışmaya başladı bile.

Aslında artık yeni bir “uzay yarışına” şahit oluyoruz. İlk uzay yarışı siyasetin liderliğinde, ideolojilerin liderliğinde gerçekleşmişti. Bugün ise ekonomi ve fikirlerin öncülüğünde bir uzay yarışı görüyoruz. Milyonlarca kişinin uzayda yaşadığını ve çalıştığını görmek istiyoruz. Çok gezegenli bir medeniyete dönüşmek istiyoruz.

Uzay bizim geleceğimizin kilit unsurlarından biri. Giderek ulaşımımızın daha fazla bir parçası uzayla ilgili olacak. Yakın gelecekte gezegen üzerinde bir noktadan diğerine 1 saatte gidebileceğiz. Mesela Türkiye’den New York’a 12 saatten az bir zamanda gittiğinizi düşünün. 45 dakikaya ne dersiniz? Bence bu herkesin hoşuna gidecektir.

Uzaya çıkıp oradan tekrar gezegenimizi görebilmenin eğlenceli bir tarafı var. İşletmeler için yerleşme olasılığı var. İşin bir de enerji ve üretim boyutu var. Bunun için de bütün işletmelerin itici gücü olan bir şey gerekiyor: Kaynak. Kaynaktan kastımız, insanlığın geleceği için malzemeler. Biraz daha bu kaynaklardan bahsetmek istiyorum. Benim şirketim, “dünyanın ekonomisini uzaya doğru genişletmek” fikriyle ortaya çıktı. Bu fikir üzerine kuruldu. Zaten ekonomiler genellikle bir şeyin peşine düşerek ve kaynak kullanarak büyür. Uzaydaki en önemli unsurlardan biri insanlar olacak. İnsanlar oraya gittiklerinde de kaynak gerekecek. Biz de daha fazla insanı oraya götürebilmek için uzayda da kaynak geliştirmek istedik. Giderken yanımızda daha az şey taşımak zorunda kalalım istedik. Ulaştığımız noktada orada kullanabileceğimiz kaynaklara güvenelim istedik.

~

 60 MİLYON ASTEROİT VAR
Şimdi size güneş sistemimizdeki küçük gezegenlerden yani asteroitlerden bahsedeceğim. Dünyamızın etrafında geniş bir asteroit kuşağını var. Mars ile Jüpiter’in arasında. Bu asteroit kuşağı her yıl büyüyor ve kalınlaşıyor. Pek çok asteroidin de dünyaya çok yaklaştığını görüyoruz. Onlara “yakın dünya asteroitleri” diyoruz. Onların yörüngeleri de bizim güneş etrafındaki yörüngemize çok benziyor. Son 15 yıl içinde şu anda takip ettiğimiz asteroitlerin yarısından fazlasını son 15 yıl içinde keşfettik. Yani aslında uzayda çok fazla kaynak, çok fazla nesne var. Sadece yörüngelerini bilmiyoruz.

Bu asteroitlerle ilgili daha başka bilgilere de sahibiz. Mesela onların yüzeylerini tanıyoruz. İlk keşfedilen asteroit 200 yıl önce keşfedildi. Bunlar bir NASA uzay aracı tarafından görüntülendi. Bunların çapı yaklaşık 1.000 km. Yani çok büyükler.

Fotoğraflarına sahip olduğumuz bazı asteroitler ve kuyruklu yıldızlar görüyoruz. Bunların hepsi ya ziyaret ettiğimiz ya da yakınından geçip fotoğrafını çektiğimiz asteroitler. Bunların ne kadar büyük olduğuna dair fikir sahibi olmak zor olabiliyor. Bu asteroitlerden parçalar alınarak laboratuvarlara getiriliyor. Dolayısıyla bu konuda çok bilgi sahibiyiz.

Şimdi sizi birkaç istatistik vermek istiyorum. Güneş sistemimizde yaklaşık 60 milyon asteroit olduğu tahmin ediliyor. Biz bunlardan yaklaşık yüzde 1’nden daha azını keşfettik. Yaklaşık 600 bin kadarı keşfedildi. Bu asteroitlerin 15 bin tanesi dünyaya çok yakın geçen yörüngelere sahip. Bu asteroitlere gidip gelebilmek için gereken enerji, aya gidip gelebilmek için gereken enerjiden daha düşük. Bu yüzden kaynak geliştirmek için çok ilgi çekici hale geliyorlar.

Asteroitler hakkında çok fazla bilgiye sahip olmamızın bir nedeni de meteoritler yani göktaşlarıyla ilgili yaptığımız araştırmalar. Sizin “kayan yıldız” olarak gördüğünüz bu göktaşlarını bilim adamları topluyor. 50 binden fazla göktaşı toplandı. Laboratuvarlarda derin araştırmalar yapıldı. Nelerden oluştuklarını, yapılarını artık tam olarak biliyoruz.

Platin grubu metaller çok ilginç. Osmiyum, radyum gibi. Bu metaller bizim teknolojik toplumumuzda çok önemli bir yer tutuyorlar. İlaç sektöründe, tıp enerjisi sektöründe kullanılan elementler.

Bizim için bir sonraki adım demir, nikel ve kobalt olacaktır. Uzaya baktığımızda bunlar “uzay sınıfı paslanmaz çelik” olmuş durumdalar. Çok rahat kullanılabilen elementler oluyorlar. İlk peşine düşeceklerimiz bunlar. Nitrojen, karbon, oksijen, hidrojen ise çok aşina olduğumuz şeyler. Bunların tümü çok önemli elementler. Mesela su, bu elementlerden oluşuyor. Bu elementler hem bizler için gerekli, hem üretim için hem de hijyen için gerekli. Uzayda tabii ki yeni uygulamalar da devreye giriyor. Böylece su zararlı radyasyondan da koruyabiliyor. Daha da önemlisi su, uzay yakıtına, roket yakıtına dönüştürebiliyor. Hidrojen ve oksijen kullanılarak bunlar yapılabiliyor. Böylece uzay araçları için yakıt üretilebiliyor.

 
UZAYDA YAKIT MÜMKÜN MÜ?
Şimdi size uzayda yakıt sahibi olmanın neden bu kadar kritik ve hayati olduğunu bir örnekle anlatmak istiyorum. Diyelim ki Amerika’nın bir kentinden diğer kentine yolculuk yapıyorsunuz. Diyelim ki yol boyunca hiç benzin istasyonu yok. Bütün yakıtı yanınızda taşımanız gerekecek. Bu durumda başka şeyler taşımak için hiç yeriniz kalmazdı.

Bu durum uzayda çok daha büyük bir sorun haline geliyor. 1960’ların ve 70’lerin uzay yarışına baktığımızda, o zamanlar Mars’ı sömürgeleştirebileceğimizi düşünüyorduk. Ama yapamadık. Dünyanın yer çekimi kuyusuna kıstırılmış durumdayız. Burada kısıldık kaldık. Atmosferin ilk 300 bin kilometresini geçerken, 1 kg yükü taşıyabilmek için 50 kg yakıt kullanmak gerekiyor. Sadece 1 kg daha yakıtla sadece 300 km daha gidebiliyoruz. Ondan sonra sadece 2 kg daha gerekiyor. Uzayın her yerine 300.000.000 kilometre yol kat edebiliyoruz. Ama bu 4 kiloyu taşıyabilmek için, her bir kilo için önce 50 kilo yakıta ihtiyacımız oluyor. Bunlar katlanarak artıyor ve işte bu yüzden şu anda dünyadan çok da fazla uzağa gidemiyoruz.

Eğer bu yeni teknoloji uygulanacak olursa ve dünyadan uzaklaşmak için neredeyse hiçbir çaba ve enerji gerekmeyecek. Neyse ki roketler hidrojen ve oksijen de çok verimli bir şekilde çalışabiliyorlar. Elektrolize sudan bahsediyoruz. Asteroitlerde sonsuz miktarda bu elementleri bulabiliyoruz.

 
EL DEĞMEMİŞ MADENLER
Aynı zamanda buralarda çok yüksek kaliteli madenler de var. Hiç dokunulmamış, el değmemiş, çok kolay bir lokma olarak bizim ulaşmamızı bekleyen madenler… Asteroitlerde madencilik yapmak, Apollo projesindeki “ihtiyacımız olan her şeyi yanımızda taşıma” yaklaşımına kıyasla çok daha verimli bir sonuç doğurabilir. Bill Gates de ilk yola çıktığında nasıl bir pazarla karşı karşıya kayacağını bilmiyordu. Ama çok büyük bir fikri vardı. Biz de böyle büyük bir fikirle yola çıkıyoruz. 21. yüzyılın ötesine doğru giderken uzayın keşfini sağlayabilecek yeni bir malzemeden söz ediyoruz. Su molekülü kadar basit bir şeyden bahsediyoruz. Tüm mesele uzaya gidebilmek. Zaten ondan sonra geliyor.

Uzayda mesafe önemli değil. İnsanlar olarak dünyada “doğrusal mesafeleri” düşünüyoruz. Yani “X şehrine otomobille kaç saatte giderim?” veya “Kaç kilometre yol yaparım?” gibi. Dünyanın bir yüzeyi var. Alçak yörüngesi var. Onun daha dışında iletişim uydularımız var. Bunlar 38 bin kilometre gibi bir mesafede yerleşik. Daha dışında Ay var, Mars var ve asteroitler var…

Uzay bilimi açısından baktığımızda ise “enerji odaklı” bir mesafe anlayışı vardır. Uzayda gördüklerimiz aslında dönüşüm geçiriyor. Aslında enerji olarak bakıldığında uzaydaki her şey, uzaydaki diğer her şeye çok yakın. Yani enerjisel anlamda konuşursak, aslında uzak olan dünyanın kendisi ve dünyanın yüzeyi.

Bilim kurgu yazarı Robert Heinlein’ın dediği gibi “Dünyanın yörüngesine ulaştığınız zaman, aslında uzayda gidebileceğiniz her yerin yolunun yarısına ulaşmış sayılırsınız”.

Mesela Plüton’u ele alalım. Florida’dan dünyanın yörüngesine kadar kat edilen yolda kullandığımız enerjiyle, yörüngeden Plüton’a gitmek için kullandığımız enerji aynı.

Uzayda yerel kaynaklar kullanılabildiğinde, hammaddeler yaratılabildiğinde o zaman yolumuz açılacak. Rahatlıkla uzay yolculukları başlayacak. İşte Planetary Resources da bu çerçevede, bu fikirle kuruldu. Eğer uzayda bir ekonomi geliştirilecekse bu fikir üzerine kurulacak. 

Bunları fazla bilim kurgu buluyorsanız veya asla gerçekleşmeyecek şeyler olduğunu düşünüyorsanız, başka bir örnek vermek için tarihte biraz geriye gitmek istiyorum.

100-150 yıl öncesine doğru geriye gidip alüminyum madeninden bahsedelim. Alüminyum, daha önce dünya üzerindeki en nadir metaldi. Napolyon Bonapart, kabullerinde altın süslü tabaklarda misafirlerini ağırlarken, İngiltere kraliçesi güç ve ihtişamını göstermek için tamamen alüminyumdan yapılmış tabaklarda yemek yerdi. Yani alüminyum 1800'lü yıllarda dünyadaki en önemli zenginlik simgesiydi. Ama 50 yıldan kısa bir zaman içinde, 1870’lerde iki bilim adamı elektroliz yöntemiyle alüminyumu ayrıştırmayı başardı. Böylece fark edildi ki aslında alüminyum hiç de öyle nadir bir metal değilmiş. Hatta yeryüzü kabuğu üzerinde en bol bulunan metalmiş. Sadece bunu ayrıştırıcı teknolojimiz yokmuş… Bugün artık alüminyum her yerde. Cep telefonlarında, bilgisayarlarda, elektrik şebekelerinde hatta oturduğumuz koltuklarda.

Mağaraların içine girilirdi ve buralarda çok büyük volkanik sülfürlerin madenciliği yapılırdı. Sadece yüzde 4 oranında bakır çıkarılırdı. Gittikçe daha da zorlaştı işler. Öyle bir noktaya gelindi ki çok daha derin çalışmak gerekiyordu. Bir örnek vereyim. O yıllarda Utah’ta önemli bir bakır madeni vardı. Bingham Kanyonu Madeni. Dediğim gibi öyle bir noktaya gelindi ki, “Bingham’dan bakır çıkarılabilmesi için dağın yerinden oynatılması gerekir” deniyordu. O dönemde Guggenheim ailesi, bu madene yaklaşık 110 milyon dolarlık yatırım yaptı. Hatta bu yatırım sayesinde tanındılar. Orada daha önce bulunan dağ, oyularak yerinden çıkarıldı. Burası şu anda dünyadaki en büyük açık maden kuyularından biri. Aynı zamanda dünyadaki en büyük çukurlardan biri. Büyüklüğü, dünyaya yakın ortalama büyüklükteki bir asteroit kadar. Burada o yatırım yapıldı ve teknoloji sayesinde çok büyük bir bakır arzı dünyaya sunulmuş oldu. Daha sonraki arayış uzayda başladı. Artık yeni dünya keşfedilmişti. Petrol ve sanayi gelişmişti. Tüm bunlar aslında gezegeni değiştirdiler. Yine o yıllarda ABD’de “altına hücum” yaşandı. Bütün bunlar bugünkü tarihin başlangıcı diyebileceğimiz bir döneme denk geliyor.


PLANETARY RESOURCES NE YAPIYOR?

Planetary Resources da işte burada çok önemli rol oynuyor. Kendi teknolojilerini geliştiriyor. Neler yaptığınızı kısaca size anlatmak istiyorum. Öncelikle katlanarak artan teknolojilerden faydalanıyoruz. Cep telefonunuzun ömrünü uzun kılan teknolojiler bunlara iyi bir örnek. Buna, katlanarak artan teknoloji diyoruz. Daha hızlı işlem hacmi sağlıyoruz. Her şeyi daha düşük maliyetle, daha verimli ve iyi bir şekilde imal edebiliyoruz. Mühendislerimiz Seattle’da bir sonraki uzaya atılacak uydu üzerinde çalışıyorlar. Bunlar 10 cm genişliğinde 60 cm büyüklüğünde yaklaşık 20 gram ağırlığında uydular. 20 yıl öncesine göre çok gelişmiş durumdalar. Artık bu uyduları lüks spor araba fiyatına yapmak mümkün hale geldi. Biz bu uyduları kullanarak yeni teknolojiler geliştirebiliyoruz. Asteroitlerdeki malzemeleri ve kaynakları çok daha iyi ölçümleyebiliyoruz. Başlayacak doğru noktayı bulduktan sonra çoğu zaman şöyle bir soru geliyor bize. Asteroitte nasıl uzay madenciliği ya da maden arama yapabileceğiz? Nasıl yapacağınızı çok bilemezsiniz aslında. İlk önce kaynağı aramaya başlamanız gerekli. Ancak şunu söyleyebilirim: Büyük olasılıkla düşündüğünüzden çok daha basit bir süreç. Çok büyük enerji gereksiniminden ve makinelerden bahsetmiyoruz.

Astronotları da göndermiyoruz çünkü robotlar kullanıyoruz. Uzaktan kumanda edilebilen operasyonlar gerçekleştirebiliyoruz. Burada dünya üzerinde çok daha pahalıya mal olacak şeyleri uzaydan kullanabiliyoruz. Güneş enerjisini mesela faydalanabiliyoruz, oradaki suyu kullanıyoruz. Endüstriyel bir soğutucu kullanıyoruz. Bu makine, -270 dereceye kadar suyu buharından arındırıp saf buz elde edebilmek için. Burada aslında ileri teknolojiler gerekiyor gibi gözükebilir ancak bu teknolojilerin çoğu 20 yıl önceki teknolojiler. Biz mevcut teknolojileri kullanarak uzay madenciliği için ilk adımları atabiliyoruz. Asteroitlerdeki demir nikel ve kobalttan bahsettim. Bunlar aslında demir çağının eş değeri uzay çağında. Yani biz bunları alarak modern 3 boyutlu printing yapabiliyoruz. Burada bir demircinin çalışması gibi istediğimiz her şeyi asteroide 3D bir yazıcıdan bastırabiliyorsunuz. Roketin üzerindeki parçaları bir düşünün. Bunun uzaya fırlatılması için ne kadar büyük bir kuvvet gerekiyor. Ancak tüm bunları uzayda inşa ettiğiniz zaman bunu kendi ağırlığını desteklemesi için bir kuvvete gerek yok. İstediğiniz şekilde ve ebatta bunu yapabiliyorsunuz. Bir asteroitten temin edilecek demir ile dünyada 8 bin katlı bir bina inşa edebilirsiniz.

 
YASALAR NE DİYOR?
Biraz da mevzuattan ve politikalardan bahsedelim. Uzayda kaynak geliştirilmesiyle ilgili olarak nasıl bir mevzuat var? Bu konuda geçtiğimiz yıl çok büyük gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler ABD’de başlayarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde devam etti. Son dönemde Lüksemburg’da birtakım yasalar geçti. Bu 3 ülkede yasalar oluşturuldu. Açık ve net bir şekilde bölge olarak bir asteroidi tespit edebiliyorsunuz. Oradan bir parça alıp bunun sahibi olabiliyorsunuz. Bunları mümkün kılan yasalar çıktı. Bu sayede yatırımcılar bu alanlara daha rahat yatarım yapabiliyor. Yatırımlarının geri döneceğini biliyorlar.

Yine önemli bir olay da bizim şirketimiz için geçen ay yaşandı. Lüksemburg Hükümeti ile uzay madenciliği için 25 milyon Euro’luk bir girişim başlatıldı. Lüksemburg bir merkez haline gelecek. Avrupa’ya bu teknolojiyi yaymaya başlayacaklar. İnsanların belki Lüksemburg gibi küçük bir ülkeden beklemeyeceği bir atılım bu ancak finansal bir çalışma. 30 yıl önce Lüksemburg’da çelik sanayi düşüşteydi. Medya sektörü yükseliyordu. Onlar o zaman uydu teknolojisini bir fırsat olarak gördüler. Bir uydu sayesinde en yüksek noktadaki radyo kulesinden bilgi alışverişi yapılabilmesi için yatırım yaptılar. Burada aslında ilk iletişim şirketi kuruldu. SES şu anda en büyük uydu iletişim şirketi dünyada… 70’ten fazla uydu işletiyorlar. Yine Intel’in de genel merkezi Lüksemburg’da yer alıyor. Yani 1980’lerde uydu teknolojilerinde başlattıkları öncülüğü, 2010’lu yıllarda asteroitlerle devam ettirmek istiyorlar.

Son bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Aslında uzaydaki en önemli kaynak biziz. Sınırsız refahın insanoğlu için devam etmesini istiyorsak, yapabileceğimiz en iyi şey büyümeye uzayda devam etmek. Herkesin hayatını uzaydaki kaynakları kullanarak daha da iyileştirmek.


UZAY MADENCİLİĞİ NASIL MÜMKÜN OLACAK?
Uzay madenciliğinin geleceği ve ekonomik izdüşümü üzerine düzenlenen özel oturum, ilgiyle izlendi. Chris Lewicki’nin özel sunumunun ardından gerçekleşen panelde, uzay madenciliği, yatırım fırsatları ve yasal boyutuyla ilgili merak edilenler masaya yatırıldı. Lewicki’ye, İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdürü Şant Manukyan eşlik etti.

Şant Manukyan: Güzel sunum için çok teşekkürler Chris. Şimdi panelimize ve sonrasında da soru-cevap kısmına geçebiliriz. Öncelikle şöyle bir soruyla başlamak istiyorum. Chris, kendini bir Kristof Kolomb gibi görüyor musun? Çünkü buradaki temel fikir aslında aynı. O dönemde de sınırlı kaynaklar vardı. İnsanlar bu sınırlı kaynaklarla gerçekten başka yerlere ulaşmaya çalışıyordu. Şimdi de sizin benzer bir fikriniz var. Larry Page gibi isimler kurucularınız arasında.

Chris Lewicki: Evet aslında tıpkı Kristof Kolomb gibi diyebiliriz. Gemileri aslında biz icat etmedik. Ancak onları çok iyi kullanmayı biliyoruz. Yine İspanya Kraliçesi Isabella gibi biz de çok şanslıydık, vizyoner kişiler tarafından finanse ediliyoruz. Şirketimizin faaliyetleri destekleniyor. Ancak Kolomb’un tersine benim hayatımı tehlikeye atmam gerekmiyor.  Ancak yeni yerlerin keşfedilmesi büyük bir fırsat sunuyor aslında. ABD’nin keşfinden beri en büyük keşif bu olabilir. Artık kaynakların bitmesi söz konusu değil. Tam aksine, çok fazla kaynak var. Sadece buna ulaşmak için teknolojiye ihtiyacımız var.
Şant Manukyan: Chris işin özüne gelelim. Dinleyicilerimiz arasında maden konusunda yatırımcılar var. Bu konuda fırsatlar ve tehditler nelerdir?
Chris Lewicki: Geleneksel kaynaklar gibi ya da enerji yatırımları gibi fırsatlar var. Teknolojinin ilk başlarında çok fazla risk alan kişiler oluyor. İnsanlar bu riski alıyorlar çünkü kazanacakları çok şey oluyor. İlk avantaj bu aslında. Çok güçlü bir şekilde doğru teknolojiyi bulduğunuz anda çok hızlı ilerleyeceğiz. Ekonomiyi de buraya çok hızlı yönlendireceğiz.
Şant Manukyan: Dünyanın ötesindeki yaşamla ilgili ne düşünüyorsun?
Chris Lewicki: Rakamlara baktığımız zaman çok da meşhur bir denklem var. Yani mevcut yıldızların ve gezegenlerin sayısını aldığımız zaman bunu milyarlarca ve milyarlarca galaksiyle çarptığınızda ve yine milyarlarca sistemle çarptığınız zaman uzayda başka bir hayat olmaması imkansız. Ancak tabii ki biz onlarla irtibata geçtik demiyorum. Çünkü yaptığımız şeyi sadece 50 yıldır iyi yapıyoruz. 50 yıl da zaten dünyanın tarihi açısından çok kısa bir dönem. Belki bir yerde birbirimizi ıskalamış olabiliriz onlarla. 

~

Şant Manukyan: Bir şekilde bu metalleri ve elementleri dünyaya getirebilecek miyiz?
Chris Lewicki: Evet getireceğiz. Yani bu işte gerçekten iyi hale geldiğimizde bu olacak. Zaman içinde platinium grubu altındaki metallerin çıkarılmasında çok iyi hale geldik. Mesela dünyada da alüminyum örneğini vermiştik. Platinium gerçekten çok iyi bir iletken. Çok yüksek ısıya sahip olan bir metal. Bir mühendisle konuştuğunuzda kullanmayı çok sevdiklerini söylerler. “Keşke kilosu 60 bin dolar olmasaydı” derler. Yani ilerleme birkaç yılımızı alacak ancak kendi yaşamımız içinde biz bu ilerlemeyi ve bu elementlerin dünyaya geldiğini göreceğiz.

Şant Manukyan: ABD’de en büyük 10 şirkete baktığımızda GE, Exxon Mobile gibi şirketleri görüyorduk. Daha sonra en büyükler ligi Google, Amazon gibi şirketlere döndü. Sence şirketinin de böyle bir potansiyeli var mı? Yatırımcılar için, özel yatırımcılar için ya da bir halka arz olduğunda hisse almak gibi bir yatırım fırsatı var mı?

Chris Lewicki: Halen riskli bir yatırım. Teknoloji açısından yeni bir teknoloji icat etmiyoruz. Ancak planımız kalıcı olmak. Burada bir fırsat var. Ancak biz asteroitteki kaynakları geliştirmeden önce teknolojileri geliştiriyoruz. Ve uzaydan dünyanın ölçülmesini daha erişilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Eski bilgisayarları hatırlayalım. Büyük bilgisayarlar vardı. Şimdi ev bilgisayarları var. 80’lerde insanlar bilgisayar neye yarar bilmiyordu. Yani bir değişim yaşadık. 1700’lerde, 1800’lerde sanayi çağı geçti. Çelik gibi kaynaklar mesela 20’nci yüzyılda ekonomimizi dönüşüme uğrattı. 21’inci yüzyılda artık bilgi çağında yaşıyoruz. İletişime geçiyoruz ve bilgiyle işbirliği yapıyoruz. Bu ekonomiyi de dönüştürdü. İnsan sayısı arttıkça yine kaynaklara ve teknolojiye geri döneceğiz. Burada gerçekten çok büyük bir fırsat var. Eğer yaptığımız şeylerde bir sınır istemiyorsak, o zaman uzaydaki kaynakları keşfetmeye çalışmamız lazım.

Şant Manukyan: Peki şirketinize nasıl yatırım yapacağız?

Chris Lewicki: Şu anda yatırım almıyoruz. Lüksemburg hükümetiyle finansman anlaşması imzaladık. Gelecekteki fırsatları buradaki herkesle konuşmak isteriz tabii ama finansman modeli olarak gördüğümüz şeylerden biri bizim için maden sanayiyle çok benzer. Biz teknoloji ve araçları geliştiriyoruz. Daha sonra bunlarla ilgili ortak girişimler kurabiliriz tabii ki. Kaynağın geliştirilmesi için bunu yapabiliriz.

Şant Manukyan: Lüksemburg’la yaptığınız anlaşma gibi anlaşmaları başka ülkelerle de yapmak istiyor musunuz?

Chris Lewicki: Hayır bu münhasır değil. Bu tür anlaşma imkanlarını yeni geliştirmeye başladık. Gelişimimiz devam edecek. Hala çok küçük bir şirketiz bu arada. Bu alanda çok sayıda CEO ile karşılaşmadım. Yüzde 60’ı yabancı yatırımcıdan oluşan ve bu yabancı yatırımcının devlet tarafı olduğu başka şirketlere pek rastlamadım. Ancak bu küresel bir endüstri. O yüzden sadece en iyi teknolojiyi değil aynı zamanda maden ekonomisinde, finansmanda, vergilerde en iyi olacak kişileri bu endüstri alacak. Ben de çok heyecanlıyım. Çünkü küresel dönem sonrası “post global” dediğimiz ilk girişim olacak aslında.

Şant Manukyan: Türkiye hangi noktada duruyor? Bizim için fırsatlar neler? Sıfırdan mı başlamalıyız?

Chris Lewicki: Çok enteresan bir soru. ABD tabii ki bu alanda Sovyetler Birliği’yle birlikte ilk olmanın avantajını yaşadı. ABD uzayda bir şeylerin geliştirilmesi alanında hep öncü oldu. Ancak tarihe baktığımız zaman uçak sadece 100 yıl önce keşfedilmişti. Daha sonra uçak 10 yıl içinde orduda kullanılmaya başlandı. Teknoloji geliştikten sonra ticari amaçlı kullanılmaya başlandı. Hava postası oldu. Daha sonra da ticari yolucu uçakları ortaya çıktı. Yani tüm bunlar ABD’de başladı ancak tüm dünyada gelişip devam etti. Burada Türkiye’de de bir ulaşım merkezisiniz aslında. Uçakları belki siz geliştirmediniz, havaalanını siz keşfetmediniz ancak dünyanın farklı yerlerini birleştirecek merkez bir konumundasınız. Bunu da fark etmeniz lazım. Uzay bir teknoloji ya da mekan demek değil. Burada önemli olan şey ekonominin her kısmını uzay ekonomisine aşina hale getirebilmek ve bulabileceğimiz fırsatların da bir sınırı olmadığını görmemiz gerekiyor.

Şant Manukyan: Bir yasadan bahsettiniz. Gelecekte uzay çalışmaları uluslar ötesi bir proje olmamalı mı sizce de? Burada envanterlere baktığımızda ya da asteroitlere bakıp oradaki kaynakları dünyaya getirdiğimizde, bu dünyadaki her bir yaşayan için olmamalı mı? Burada yasalarla milliyetçi bir korumacılık olur mu?

Chris Lewicki: Burada yeni olan durum şu: Uzayda ulusal sınırlar yok. Ülke sınırları yok ve pek çok noktada konumu bile tespit edemiyorsunuz. Dünyanın yörüngesinde olmak için sürekli hareket etmeniz gerekiyor. Yani sürekli yeni fikirlerin geliştirilmesi gerekiyor. Mesela konumları nasıl tespit edeceğiz, bu önemli… Tabii yatırımcılar ve şirketler için biraz belirginlik olması gerekli. Bir yatırım yapıyorsanız sonuçta o yatırımı kullanmak ve o yatırımdan kar elde etmek istersiniz. Ancak bu işi yaparken aynı zamanda gelir oluşturursunuz. Ve bu vergilendirilir ve bir hizmet sağlarsınız. Bu da bütün ekonomiye faydalı olur. Pek çok durumda ilk olmak açısından fırsatlar var. Ancak ilk olmanın önemli riskleri de var. Uzun vadedeyse Uzay Yolu’ndaki gibi şeyler göreceğiz. Ben mesela gezegenlerden oluşan bir Birleşik Federasyon oluşacağını düşünüyorum. Birleşmiş Milletler’in ötesine geçecek bir şey olacak bu. Bence bu, 24. yüzyıldan önce olacak.

Şant Manukyan: Sosyal etkilerden biraz bahsedelim. Ekonomi ve iktisat kitaplarına baktığımızda dünya ekonomisi kapalı bir sistemdir. Sınırsız ihtiyaçlar ancak sınırlı arz vardır. Uzaydaki tüm bu gelişmeler bizim hayatımızı, çalışma saatlerimizi, refahımızı nasıl etkileyecek?

Chris Lewicki: Tabii ki bu bir kapalı sistem olabilir. Ancak kimsenin kazanmadığı bir sistem değil. Siz burada dünyadaki herkesin erişimini sağlayarak herkesin katılımını da sağlayabilirsiniz. Daha önce bir ürünü bir hizmeti dünyanın başka yerlerine satamayan kişiler artık ürün ve hizmetlerini herkese satabiliyorlar. Biz de uzaya giderek sınırları ortadan kaldırıyoruz. Yani sürekli bir korku durumundan, “bir kıtlık olacak, kaynak kalmayacak” gibi korkulardan, sınırsız kaynaklara yöneliyor olacağız. Düşünce yapısını da bu şekilde değiştireceğiz. Kavga edecek daha az şey olacak. Çünkü uzayda çok fazla kaynak var. Yaşam kalitemizi düşünecek olursak, yapılabilecek şeyleri, kolaylaştırabileceğimiz şeyleri düşünecek olursak, muazzam bir potansiyel olduğunu söyleyebiliriz.

Aslında farklı zorluklar da var. Mesela temiz su, enerji ya da ısıtma soğutma, yemek pişirmek gibi konular var. Yemeğinizi ısıtacak basit bir ısıdan bahsediyoruz. Bütün bunlar enerjiyle ilgili, karbon salımıyla ilgili sıkıntılar yaratıyor. Ama uzayda enerji üretip bunu dünyaya ışınladığınızı düşünün. Hava durumu, gece, gündüz, enerjinin depolanması gibi konular sizin için hiç önemli olmaz. Ücretsiz enerji üretmiş olursunuz ve bütün bu zorluklar çözülmüş olur. Aslında bu algılaması oldukça zor bir durum. Bizim kafa yapımızda her zaman kısıtlılık ve sınır kavramları vardır. Ancak düşünün 30 yıl önce cebinizdeki bir cihazla gezegenin başka bir yerindeki biriyle konuşabileceğinizi söyleselerdi buna da inanmazdınız. Ancak bugünkü iletişim durumu hangi noktalara geldi. Bunu düşünecek olursak çok büyük ilerleme olduğunu söyleyebiliriz.

Şant Manukyan: Asteroit ve uzay madenciliğinden bahsedelim biraz. Gidip yüzeydeki elementleri mi topluyorsunuz yoksa burada bir kazı yapıyor musunuz?

Chris Lewicki: Biz aslında yüzeyden topluyoruz. Kaliforniya’daki bu altına hücumda altın toplayan kişileri hatırlayalım. Nehirde yürürlerdi ve pırıltılı şeyleri bulup toplarlardı. Bu tabii bir süre işe yarıyor. Ancak işe yaramamaya başladığında elekler kullanmaya başladılar değil mi? Nehirde eleklerle altını elediler. Teknolojiler geliştirdiler. Kimyasallar kullandılar, kayaların için delmeye başladılar. Şimdi artık teknoloji o kadar ilerledi ki bugünün altın madenleri dünün atık madenleri gibi… Burada da öyle olacak, en kolay, en verimli şekilde başlayacağız. Yüzeydeki suyu almak gibi… Yüzeyden toplayamaz hale geldiğimizde ise teknolojiyi geliştirip biraz daha derine inmeye başlayacağız. Ancak dünyadaki durumdan biraz daha farklı bir durum söz konusu. Bir hesap yapayım kafamda. Oradaki yer çekimi dünyanın 200’de 1’i kadar. Yani parmağınızla şınav çekebilirsiniz aslında. Orada her şeyin çok yoğun kütlesi var ağırlıkları fazla değil. Astronotları düşünün. Uyduların yanında her şeyi taşıyabiliyorlar. Çok büyük kuvvete ihtiyaçları yok.

Şant Manukyan: Periyodik cetveli değiştirecek yeni elementler bulmayı düşünüyor musunuz?

Chris Lewicki: Periyodik cetvel çok iyi anlaşılmış diye düşünüyorum. Bütün elementleri zaten asteroitlerde şu anda görebiliyoruz. Ancak kesinlikle yeni mineraller bulacağımızı söyleyebilirim. Burada şöyle bir soru var: Bu mineralleri enteresan yapacak özellikleri olacak mı? Bir mineral bulunmuştu, pırlantaya benzer. Ancak farklı bir kristal yapısı vardı. Elmasa benziyordu. Belki elmastan çok daha iyi özelliği olacak. Buradaki endüstriyel süreçler sayesinde bu tür mineralleri dönüştürmek belki çok daha kolaylaşacak.

Şant Manukyan: Son bir sorum daha olacak. Ne kadar yakın zamanda bunları göreceğiz?

Chris Lewicki: Pek çok insan bunun torunlarının göreceği bir şey olacağını düşünüyor. Ben insanlara hep şunu söylüyorum, bunlar zaten oluyor. Bizim şirketimiz birkaç yıldır var. İlk teknoloji demo misyonunu ABD’de başlattık, iki uydumuz daha bu sene gidecek. Lüksemburg’daki anlaşmamız sayesinde 2020 yılına kadar asteroitlere misyon göndereceğiz. 10 yıl içinde belki bir asteroidin yüzeyinden suyu çıkarmış olacağız. Daha sonra buradan daha da büyüyüp gideceğiz. Bu aslında giderek benim gibi insanların farklı işlere sahip olacağını söyleyebileceğim bir noktaya götürüyor bizi.

Şant Manukyan: Ne kadar kısa süre içinde maddi olarak uzay seyahatinin çok daha uygun hale geleceğini göreceğiz?

Chris Lewicki: Daha önce uzaya gidenlerin 50 milyon dolar kadar bir para ödemeleri gerekmişti. Şu anki durumda ya çok zengin olmanız ya da bütün paranızı buna harcamaya hazır olmanız gerekiyor. Uzaya hızlı seyahatlerin yapılabilmesi için çalışmalar var. Dünyayı uzaydan görebilmek için, sınırların ortadan kalkması için, 5 dakikadan fazla yer çekimi olmayan ortamı deneyimlemek için 250 bin dolar ödüyorsunuz. Şimdi gittikçe daha uygun hale geliyor. Yani bir ev parasına artık uzaya gidebiliyorsunuz. Ama her şeyde olduğu gibi ilk yapanlar var. Bu ilk yapan kişiler fiyatı azaltacak, daha sonra piyasayı geliştirecek. Yani uçak yolculuklarını düşünün. Eskiden sadece zenginler uçağa binebiliyordu. Artık herkes uçağa biniyor. Bence hepimizin uzaya gitmesi de çok uzun sürmeyecek. Bence 10 yıldan kısa bir süre içinde kendimizin ya da bir tanıdığımızın uzaya gittiğini göreceğiz.

Şant Manukyan: Evet, sırada izleyicilerin soruları var.

Soru: Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Muhteşem bir sunum yaptınız. İki sorum var. İlki yasal meseleyle ilgili. Bildiğimiz kadarıyla uzay kanunuyla ilgili hiçbir uluslararası antlaşma yok. Dolayısıyla buradaki sahiplenme yani mülkiyet nasıl olacak? Mesela denizlerde deniz hukuku geçerli oluyor, uzayda nasıl olacak?

Değerli metallerin değeriyle ilgili olarak da şu anda altın mesela metal değerinden daha yüksek bir değerde. Dolayısıyla altının üretimi 2-3 katına çıkacak olursa bu durumda değerli metallerin geleceği ne olacak?

Chris Lewicki: Yasayla ilgili olarak denizle ilgili verdiğiniz örnek iyi bir örnekti. Bir balıkçı teknesi için ruhsat alıp denize çıkıp balıkçılık yapmadan önce hiçbir balığınız olmuyor. Ancak bunu yaptıktan sonra o balıkları avladığınızda artık o balıklar sizin oluyor. Yani birisi sizin balıkçı teknenize ya da geminize gelip sizin balıklarınızı alsa alamaz. Siz onları mahkemeye götürebilirsiniz hasar tazminatı için. İşte uzaydaki madencilikle ilgili de buna benzer bir kanun gelişeceğini düşünüyoruz. Benzer bir şekilde ruhsat gerecektir, süpervizörlük gerecektir, sizin güvenli ve uygun bir şekilde operasyonlarınızı gerçekleştirdiğinizi gözlemlemek için… Gelir elde ettiğinizde de vergi ödemenizi sağlayan düzenlemeler olacaktır. Tabii şu anda uzayla ilgili kanunların yorumlanmasıyla ilgili çok erken bir aşamadayız. Ancak şu anda bir asteroit parçası alırsanız o sizin mülkiyetinizde oluyor modeli işliyor.

İkinci sorunuzda değerli metallerin değerinden bahsettiğiniz. Burada arz ve talep meselesi ve tabii ki fiyatlar söz konusu. Piyasalar da ona göre kendini yeniden ayarlayacaktır. Tabii ki dünyada daha fazla platin elde ettiğiniz zaman ve platin arzını iki katına çıkardığınız zaman maliyetinin de yarı yarıya düşmesini beklersiniz. Burada da benzer gelişmeler yaşanırken bu maliyeti göz önüne almak zorundasın��z. Yani evet fiyatın belli bir miktarda düşeceğini biliyorsam, o zaman bu madeni elde etmenin maliyetinin de düşeceğinden emin olmalıyım mesela. Dolayısıyla farklı emtiaları üretmenin de yolunun açılacağını hatırlamak lazım. Uzaydaki metaller doğası gereği kullanışlı metaller. Element anlamında belirli özellikleri var. Bir element bir elementtir, bunun bir yedeği yoktur. O yüzden zaman içinde piyasaların buna göre ayarlanacağını düşünüyorum. 1875’teki alüminyumun durumunu düşünecek olursak bu bir arz talep meselesi… ~

Soru: Fırsatlardan bahsettiniz. Sorumluluklar ne olacak? Hava kirliliği, uzay kirliliği ya da orada oluşabilecek hasarlardan kim sorumlu olacak? Mesela uzay araçlarına verilen hasarlar, radyasyon gibi dünyaya geri dönüşte oluşabilecek durumlar, mevzuatta tanımlanıyor mu?

Chris Lewicki: Bu aslında kanunda halihazırda tanımlanmış bir durumda. 1960’larda bu kanun geçirilmişti ve bir sorumluluk ve yükümlülük antlaşması var. Uzaya gönderilen her şey, onu gönderen grubun yükümlülüğündedir. Onlar değilse de onlara lisansı veren ülkenin, bunun arkasında durması gerekiyor.

Şimdi uzayla ilgili şunu da unutmamak gerek: Uzay çok büyük bir alan. Uzaydaki kalıntılarla, enkazlarla ilgili olarak duyduğunuz pek çok şey aslında biraz şunun gibi: Apartman binanızın dışına çıkıp belki kapının hemen önünde biraz çöp görüyorsunuz. Ancak binadan uzaklaştığınızda artık bunu görmüyorsunuz mesela. Şimdi güneş sistemi de devasa bir yer. Keşfettiğimiz 700 bin asteroitten bahsettim. En yakın olanı bize 1 milyon kilometre uzaklıkta. Aklımızda bulundurmamız gereken bir şey daha var: Güneşin yörüngesindeki objeler -ki dünya kadar eskiler- hiçbir kesinti olmadan bunu yapıyorlar. Kuyruklu yıldızlar ve asteroitler zaten gidiyorlar. Bizim tabii ki hava trafiğini izleyen kurumlarımız var. Aynı zamanda uzay limanlarımız ve burada çalışanlarımız da olacak. Bütün bunların üstesinden gelebileceğiz. Her ne kadar bu roket bilimi olsa da oldukça iyi bildiğimiz ve güvenli ilerleyebildiğimiz bir alan diyebilirim.

Soru: Space X’in roketini uzaya gönderip dünyaya geri getirebildiğini biliyoruz. Bu uzay roketlerinin asteroitlerle ilgili durumunda bunu ne zaman görürüz? Ayrıca asteroitler enerjiyle dolu olabilir dediniz. Ancak maliyetlerin düşürülmesi için yakıtlarının uzayda doldurulması gerektiğini söylediniz. Bu nasıl olacak? Burada kargo araçları mı kullanılacak, yoksa balon benzeri yapılar mı kullanılacak?

Chris Lewicki: İlk sorunuz sanıyorum yeniden kullanılabilen roketlerle ilgiliydi. Geçen yıldan itibaren

artık yeniden kullanılabilen roketlerimiz var. Jef Bezos’un bir roketi var ve 5-6 kez gidip geldi. Bunun ne kadar önemli bir şey olduğu konusunda size bir fikir vermek istiyorum. Şöyle düşünün: Otomobilinizle her işe gittiğinizde arabayı çöpe attığınızı ve bir sonraki yolculuğunuz için yeniden araba almak zorunda kaldığınızı düşünün. Ya da ne zaman havayoluyla bir yere gitseniz uçağı çöpe attınız diyelim. Bu durumun ne kadar sıra dışı maliyetlere ulaşabileceğini tahmin edebilirsiniz. Ancak biz son 50 yıldır uzaydaki keşiflerimizi bu şekilde yapıyorduk. Roketleri üretmek ise çok zor bir süreç. Onları uzaya gönderebilmek için yaptıklarımız nedeniyle onların yeniden kullanımı çok zordu. Ancak şu anda roketleri birden fazla defa kullanıyoruz. Roketi ilk başta 100 milyon dolara geliştirebildiyseniz, şimdi belki onu 100 kere kullanabiliyorsunuz. Bu sayede bakım ve operasyon maliyetini de düşürmüş oluyorsunuz. Teknolojinin yeniden kullanımını da göreceğiz. Dünyanın kenarından derin uzaya giden teknolojiler de göreceğiz. Bunları ele aldığımızda bunları çekici ya da şilep römorkör gibi düşünebiliriz. Onlar da bir şeyleri gitmesi gereken yere götürebiliyorlar. Bunlar da roket dünyasında onların bir versiyonu olacak. Uzayda yakıt ikmalini de yapabildiğimizde tekrar tekrar kullanabilir hale geleceğiz.

İkinci sorunuzla ilgili olarak… Bu aktif bir araştırma konusu. Şu an madencilik söz konusu olduğunda bir araştırma yapmadan dünyada bile bir madencilik ekipmanı tasarlayamıyorsunuz. Mineralizasyonu anlamanız, derinliği anlamanız, detayları bilmeniz, fay hatlarına bakmanız gerekiyor. Asteroit madenciliği çok bilim kurgu gibi geliyor. Çok yüksek teknoloji gibi geliyor, ancak aslında başladığında bilek gücünden farksız olacak. Ben burada hep buharlı gemiden bahsediyorum. Sonra kömüre, dizele geçtik. Şimdi artık bunlara ek teknolojiler kullanıyoruz. Mesela tren raylarında enerji raylarımız var bizim. Güneş enerjisi kullanacağız. Uzaydaki soğuk enerjiyi kullanarak da tekrar kullanabileceğiz. Aynen buzluğumuzdaki buz gibi, sonra siz onu çözdürüyorsunuz mesela. Uzaydan buz kalıplarıyla su getireceğiz. Onları dünya yörüngesine getirip yakıta dönüştüreceğiz.

Soru: 10 yıl içinde eğer uzayda su üretebileceksek, 50 yıl içinde dünyanın yüzeyine pek çok farklı ve yabancı element gelecektir. Bu durumda dünyanın kütlesinde meydana gelebilecek değişimler ve bunların uzayda yaratacağı etkiyle ilgili elinizde çalışma var mı?

İkinci sorum sigorta sektörü sizinle ilgileniyor mu? Sigorta sektörüyle bir ilişkiniz var mı?

Chris Lewicki: Çok güzel sorular. Asteroit kuşağı oldukça büyük. Oradaki bütün asteroitleri toplayıp bir top haline getirecek olsak, güneş sistemindekileri kast ediyorum, ancak ayın ölçüsünün yüzde 4’ü kadar olurlar. Yani çok olmasıyla birlikte yine de çok küçük bir ebattan bahsediyoruz. Dünyanın ölçüsüne baktığımızda atmosferden baktığımızda dünyanın ölçüsü 24 üstü 10 oluyor bu durumda. Dünyadan gökyüzüne baktığımızda zaten çok fazla obje dünyaya çarpıyor. Her yıl 100 ton dünyanın yüzeyine erişiyor zaten. O yüzden bizim getirdiğimiz madenlerle ya da elementlerle dünyanın kütlesi çok fazla değişmeyecektir. Çok büyük rakamlardan bahsettiğimiz için dünyanın gidişatı da değişmeyecektir.

Sigorta sorusu da iyi bir soru. Lloyd’s London gibi şirketler var biliyorsunuz. Onlar her şeyi sigortalıyor. Onlar roketleri de sigortalıyorlar. Uzay misyonlarına da sigorta yapıyorlar. Hatta bizim ilk uydumuz patladı. Fırlatıldıktan 100 metre sonra patladı. Birkaç ay sonra tekrar uydu yaptık ve fırlattık. Birkaç yüz bin dolar da olsa birkaç milyon dolar da olsa bunlarla ilgili sigorta poliçeleri mevcut. Sigorta büyük ihtimalle her zaman yürüttüğü işlevini sürdürecektir. Bu da insanlara riskle ilgili bir koruma sunmaktır. Burada tüm soru, primin ne olduğu ve sizin bunu ödemeye hazır olup olmadığınız.

Soru: Sizi burada ağırlayan bir yatırım şirketi olduğuna göre biz aslında şunu merak ediyoruz. Şirketiniz değeri ne ve şirketinizi nasıl değerliyorsunuz?

Chris Lewicki: Önceleri değerimiz aslında insanların hisselere ne ödediğiyle ilgiliydi. İlk başladığımızda faaliyetlerimizi göstermemiz gerekti. Zaman içinde 3 farklı kategorimiz oldu. Yatırımcıların bize bakış açısıyla ilgili olarak söylüyorum bunu. Bazı yatırımcılar çok uzun vadeli olarak baktılar. Bu şirket trilyon dolarlık varlıklarla çalışabilecek bir sektörde çalışıyor olabilir. İleride böyle değerler olabilir. Altyapılar çok büyük değerlerde olabilir. Gelecekte, yılda milyarlarca dolarlık gelir elde edebilir diye baktılar. Bunlar büyük rakamlar gibi görünebilir ama off shore petrol platformlarına baktığınız zaman mesela 60 milyar dolardan fazla bir rakamdan bahsediyoruz. Tek bir denize bile baktığımızda. Dolayısıyla bunlarla ilgili değerler de yatırımın geri dönüşüne bakılarak belirlenebiliyor.

Diğer yatırımcılar da yarattığımız teknolojiye baktılar.  Mesela bizim kullandığımız bu sensörlerle asteroitlere ya da minerallere bakmak yerine onları çevirip kendi dünyamıza bakabiliriz ve tarımı yönetebiliriz. Mesela hasat üzerindeki baskıya bakabiliriz. Bunlar bile zaten başlı başına trilyon dolarlık endüstriler. Yine onlarca milyon dolarlık yatırım, onlarca milyon dolarlık gelirden bahsediyoruz. Birkaç milyar dolarlık bir pazar şu anda. Benzer şirketler için de benzer değerlendirmeler bu şekilde yapılıyor.

Üçüncü gruptaki yatırımcılar ise bizim fikri mülkiyetimize baktılar. Ki bu benim de çok hoşuma giden bir şey. Bir asteroit görüntüsü diyorlar mesela. Biz bazı çok zor sorunları çözüyoruz. Bunları çözmek için de sadece yüzde 1 ya da yüzde 5’lik bir gelişme gösteremeyiz. Biz gerçekten sorunu çözme yöntemini dönüşüme uğratmalıyız. Şu andaki bulut bilişim modelini bir uyduya taşımaktan bahsediyoruz. Sistem birkaç bilgisayara dağılmış oluyor ve çok daha güvenilir, geliştirilebilir sistemler ortaya çıkmış oluyor.

Özetle yatırımcılar bize bu şekilde 3 farklı yönden baktılar. Değerlememiz de bu farklı gruplar tarafından oldu. Burada önemli olan şu: Bu şirketin değer yaratma potansiyeli var. Fikri mülkiyetle ilgili çok fazla gelişme yaratabiliyor. Bunlar da oldukça heyecanlı gelişmeler.

Soru: Klasik metalürji çıkarma yöntemlerine kıyasla yerinde geliştirilecek farklı bazı süreç sistemleri öngörüyor musunuz?

Chris Lewicki: Farklı maden çıkarma yöntemlerinden bahsediyorsanız, aslında benzer elementleri bulacağız. Orada çok fazla yeni element yok. Elimizde küçük asteroit parçaları olduğu için laboratuvarlarda araştırılan yeni metaller olmayacaktır. Yeni mineraller bulduk. Sadece gök taşlarında olan. Ancak o minerallerle ilgili ticari bir kullanım alanı olduğunu söyleyemem. Bunları elde etme ve çıkarma yöntemiyle ilgili olarak da buldozer kullanmıyoruz. Kürek ve insan kullanmıyoruz. Robotik operasyonlarla madenleri çıkarıyoruz. Vakumlu bir alandayız. Yer çekimsiz alandayız. Öyle bir alanda operasyon yürütüyoruz. Sonuçta hiçbir şey yer değiştirmiyor. Koyduğumuz yerde duruyorlar. Hiçbir şey yapmamız gerekmiyor. Süreçleri işletmeyle ilgili çok elverişli bir durum var aslında. Geleneksel anlamda enerji çok maliyetli bir konu. Bu ağır araçları çalıştırmak için enerji maliyeti son derece önemlidir. Yerde bir delik kazmak ve 400 ton malzemeyi buradan alıp şuraya taşımak için bu enerji gerekiyor. Ancak uzayda 400 ton malzemeyi çok basit bir şekilde hareket ettirmeniz mümkün. Dokunuyorsunuz ve o gitmeye devam ediyor. Yani o noktada motoru kapatabilirsiniz. İşte bu en temelinde uzaydaki işleyişi çok ciddi ölçüde değiştiriyor. Dolayısıyla tüm bunlar aslında teknoloji meselesinden çok finans ve pazar meselesi.

 Şant Manukyan: Çok teşekkürler.

~

CHRIS LEWIWCKI KİMDİR?

Chris Lewicki, Arizona Üniversitesinden Havacılık ve Uzay Mühendisliği lisans ve yüksek lisans derecelerine sahip. NASA’nın Mars Exploration Rovers ve Phoenix Mars Lander projelerinin sistem mühendisliğini gerçekleştiren Lewicki, montaj, test ve fırlatma operasyonlarına katıldı. Rovers projesinde uçuş direktörlüğü ve Phoenix projesinde yüzey görev yöneticiliği yapmıştır. Teknik liderlik görevini üstlendiği Planetary Resources’ın misyon ve vizyonunun stratejik gelişiminden, müşterilerle ve bilim camiasıyla ilişkilerden sorumlu. NASA’dan iki adet “Olağanüstü Başarı Madalyası” sahibi olan Chris Lewicki onuruna bir asteroite “13609 Lewicki” adı verildi.

 
PLANETARY RESOURCES NEDİR?

Asteroid madencilik şirketi Planetary Resources, Eric Anderson, Dr. Peter H. Diamandis ve Chris Lewicki tarafından 2009’da kuruldu. Şirketin vizyonu, Güneş Sistemi’ni insanlığın ekonomik etki alanına dahil edecek yeni bir kaynak kullanımı paradigması oluşturmak. Şirketin ticari açıdan uygun, dünyaya yakın ve su zengini asteroitlerin tespiti için yaptığı çalışmalar tarım, petrol, gaz, madencilik ve sigortacılık gibi alanlarda, küresel pazarlara uygulanabilir dönüşümsel teknolojilerin geliştirilmesini sağladı. Şirketin teknik ekibi Spirit, Opportunity ve Curiosity gibi ABD’nin son zamanlardaki Mars projelerinde çalıştılar.

Planetary Resources, Sir Richard Branson, Larry Page, Eric E. Schmidt, Ram Shiram gibi kendini dünya kaynaklarını geliştirerek insanlığın gelecek yüzyıllarda refah içinde yaşamasına adamış, çığır açan vizyonerler tarafından finanse ediliyor.

 
YENİ UZAY YARIŞI BAŞLADI

“Aslında artık yeni bir “uzay yarışına” şahit oluyoruz. İlk uzay yarışı siyasetin liderliğinde, ideolojilerin liderliğinde gerçekleşmişti. Bugün ise ekonomi ve fikirlerin öncülüğünde bir uzay yarışı görüyoruz. Milyonlarca kişinin uzayda yaşadığını ve çalıştığını görmek istiyoruz. Çok gezegenli bir medeniyete dönüşmek istiyoruz. Uzay bizim geleceğimizin kilit unsurlarından biri. Giderek ulaşımımızın daha fazla bir parçası uzayla ilgili olacak.”

 
UZAYDA ASIL MESELE ENERJİ

“Uzay bilimi açısından baktığımızda enerji odaklı bir mesafe anlayışı vardır. Uzayda gördüklerimiz aslında dönüşüm geçiriyor. Aslında enerji olarak bakıldığında uzaydaki her şey, uzaydaki diğer her şeye çok yakın. Yani enerjisel anlamda konuşursak, aslında uzak olan dünyanın kendisi ve dünyanın yüzeyi.

Bilim kurgu yazarı Robert Heinlein’ın dediği gibi ‘Dünyanın yörüngesine ulaştığınız zaman, aslında uzayda gidebileceğiniz her yerin yolunun yarısına ulaşmış sayılırsınız’. Mesela Plüton’u ele alalım. Florida’dan dünyanın yörüngesine kadar kat edilen yolda kullandığımız enerjiyle, yörüngeden Plüton’a gitmek için kullandığımız enerji aynı.”

 
KÜRESEL OYUNCULAR ARTIYOR

“Küresel uzay oyununda, çok daha fazla oyuncu var. Mars’ta Hindistan’ın ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin birer misyonu var. Çinliler aya başarılı bir şekilde keşif robotlarını indirdiler. Artık bazı özel şirketler de uzay keşfi araştırmaları başlatıyor. Geçen yıl yeni bir roket yapıldı ve bir ilk gerçekleştirildi. Dünyaya geri gelerek tekrar iniş yapıldı. Oysa genellikle bu roketler bir kere kullanılıp atılıyor. Artık tekrar kullanılabilen roketler var. Artık “kullanılmış roket” diye bir şey icat edildi.”

Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz