Uzun vadeli istikrara odaklandık

Türkiye’nin gelecek stratejisinin bir çerçevesini çizdi.

1.06.2013 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Uzun vadeli istikrara odaklandık

Bankalar birbirine güvenmediği için paraya ihtiyacı olan merkez bankasından çekiyor, parası olan gidiyor merkez bankasına park ediyor. Bankalar piyasaya güvenmeyince büyüme bir türlü gerçekleştirilemiyor. Geçen yıl Avrupa'daki 17 ülkenin toplamında ekonomi küçüldü. Bu seneki projeksiyonlarda biraz büyüme bekleniyordu, son tahminlerde yine küçülme var.

Öte yandan bakıyoruz gelişmekte olan ülkelerin bazılarında da problemler var. Mesela BRIC ülkelerinden Hindistan'daki ciddi kamu açıkları ve altyapıyla ilgili kısıtlar büyüme rakamlarını aşağı çekiyor. Brezilya'da artık büyüme durmuş durumda. Çin'in kendi özel yapısı var. Rusya'nın, petrol fiyatları 100 doların üzerinde olduğu sürece ekonomisi rayında gidiyor. Ben Kasım 2002'den beri G20'de ülkemizi temsil ettim. Orada tabii bütün büyük ekonomilerden olan dostlarımızla sık sık sohbet ediyoruz ve bir bakıma birbirimize tavsiyelerde bulunuyoruz. Bunları da yayınlıyoruz. Bu dokümanlara, bizim özellikle yazılmasını istediğimiz en önemli konulardan biri, artık gelişmiş ülkelerin de bir an önce güvenilir, orta vadeli programlarını ortaya koymalarıydı. Diyeceksiniz ki zaten yok mudur? Maalesef yok.

AVRUPA’NIN KORKULARI
Bugün ABD'nin bu yılki bütçe hedefinin ne olacağı hala belli değil. Nisan ayına geliyoruz, nasıl bir maliye politikası uygulayacağını bilmiyoruz. Çünkü henüz üzerinde uzlaştıkları bir çerçeve yok. İnsanların her gün gazetelerde mali uçurum diye haber okuduğu bir ülkede, siz diyorsunuz ki, “Hadi büyüyelim canlandıralım.” Herkes korkuyor, bu uçurumdan, “Biz de aşağı düşer miyiz” diye. Son G20 toplantısında da söyledim açıkça: Bu bütçe açığı yüzde 6 mı, 7 mi oldu. Siz bunu 6 aydır, 1 yıldır tartışacağınıza, yüzde 6,5 deyin, ya bir şey deyin, bu tartışmalar bitsin, biraz insanların güveni olsun.

Dolayısıyla güven unsuru çok önemli. Hele Avrupa'da yapısal reformlar çok ciddi problem. Gerçekleştirilemiyor. Rekabet gücü Avrupa'da hızla geri düşüyor. Yeni nesilde o heyecan, girişimcilik ruhu eskisi kadar maalesef yüksek değil. Özellikle Avrupa'da her ülkenin bir bakıma kompartıman kompartıman oluşu ve pek çok ülkede farklı kültürlere, farklı insanlara olan farklı tutum, Avrupa'nın rekabetçiliğini çok kötü vuruyor. Yaşlı nüfus artıyor. Pek çok ülke göç konusunda ciddi bir fobi içinde. Bugün ABD nüfusu artıyorsa göçle artıyor. Eğer 20 yıl önce göçü engelleseydi nüfusu geri sayıyordu. Yeni gelen dinamik nüfusla gelişmiş ülkelerde kalkınma, büyüme sağlanıyor. Obama yeni bir göç yasası üzerinde çalışıyor. Sayın Obama'nın güzel fikirleri var. Bu göç reformu konusunda ne kadar başarılı olabilecek. Bence başarılı olabildiği ölçüde Amerika'yı başarıya götürecek.

POPÜLİST POLİTİKALAR
İşte Avrupa'nın içine kapalı bu tutumu, yine popülist siyaset nedeniyle. Problemler yaşandığında suçu dışarıda aramak çok kolay. Biz bu problemi yaşıyoruz çünkü ülkemizde yabancı işçiler var, bu işçiler işinizi elinizden alıyor. Tipik kısa vadeli, popülist, kapalı Avrupalı politikacı söylemi. Veya ithal ürünler geliyor ülkemizi şöyle yapıyor, böyle yapıyor. Korumacılık, kendini içe kapatma. Bu birbirini besleyen bir sürece gidiyor. İçlerine kapandıkça sıkıntı büyüyor, verim düşüyor, üretkenlik düşüyor. AB bizim için önemli. AB önemli bir barış projesi. Ama unutulmaması lazım ki bu birlik, ortak ekonomik çıkarlar üzerine inşa edildi. Ortak ekonomik çıkar zemini zayıflayınca siyasi birliğin geleceği de tartışılır hale geliyor. Halbuki AB, ortak değerler etrafında oluşmuş. Avrupalı dostlarımıza bunları hep hatırlatıyoruz. Temel hak ve özgürlükler, iyi işleyen bir demokrasi, hukukun üstünlüğü, bunlar

27 ülkede de benimsenen, uygulanan değerler. Bir bakıma bu evrensel değerlerin bu krize kurban edilmemesi gerekiyor. AB bir barış projesi, fakat biz inanıyoruz ki Türkiye'de bir gün buna üye olduğunda bu bir küresel barış projesi haline gelecek.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz