Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

2023'e doğru finansa bakış...

1.06.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Amerika GSYİH’nin yüzde 3,5’i oranında bir rahatlatma paketi oluşturdu ama önümüzde seçim dönemi var ve bu da bir bilinmezlik arz ediyor. Aynı zamanda bütün ülkeleri etkileyen petrol fiyatları sorunu var. Geçmişe nazaran Amerika sıkıntılarla mücadelede daha iyi sonuçlar ortaya koysa da Avrupa’daki sorunlarla beraber bilinmezlik ortamı devam ediyor. Bütün dünyada artık daha az ve kaliteli borç yapısına doğru bir yönelim var. Türkiye geçmiş dönemlere ve komşularımıza kıyasla çok daha kuvvetli bir konumda. Bu kuvvetin de ana kaynağı bankacılık. Biz sadece Türk bankalarını incelemiyoruz, tüm dünyadaki bankaları inceliyoruz ve kıyasladığımızda bankacılık sektörü bizim için büyük bir gurur kaynağı. Ekonomiye hareket katan, ihracatçının destekçisi olacak olan da yine bankalarımız. Bu bağlamda bakıldığında, dünyada sıkıntılar bitmedi ama bankalar bir şekilde bir yerlere kredi verecekler. Sendikasyon ve seküritizasyon kredileri ile içeride fonlamada kullanan kredilerde bir sorun olacağını düşünmüyoruz. Kaynak sağlamada bir sıkıntı oluşmayacak çünkü bankacılık yapımız çok sağlam. Tüm dünyanın gözü Türkiye’de. Türkiye’de yatırım yapmak isteyen kurumlar çok yoğun bir şekilde araştırma yapıyor. Bu konuda çok önemli bir nokta var, o da Türkiye’nin ülke riski. Ülke riskimiz geçmişle kıyaslanamayacak kadar az artık. Türkiye’deki bankacılık sistemi de çok sağlam. Elbette fiyatlamalar düşük seviyelerde oluyor. Gelecekte sendikasyon ve seküritizasyon kredilerinde Türkiye adına sorun oluşacağını düşünmüyoruz. Ülkemizde bankacılık sektörünün çok az bir kısmı sendikasyon kredileri ile fonlanıyor. Bankacılığa gelen sendikasyon ve seküritizasyonun toplamı yaklaşık olarak 24 milyar dolardır. Bankacılığın toplam aktif büyüklüğü 650 milyar dolar seviyesinde ve bu demek oluyor ki sadece yüzde 3,7’si bu kredilerle fonlanıyor. Aktiflerin yüzde 56’sına yakın bir kısmı mevduatla fonlanıyor, dolayısıyla bankacılık sistemimiz yurtdışından gelecek kredilere bağımlı değil, sadece vade açısından yurtdışından gelen fonlama daha uzun oluyor, bu da bir avantaj. Gelecekte de bankalarımızın bizim için gurur kaynağı olacağını düşünüyoruz.”

“GİDECEK YOLUMUZ VAR”
Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, genel olarak Türkiye’de işler iyi gitse de bankacılık açısından daha kat edilmesi gereken çok yol olduğuna dikkat çekiyor. Verilerle bu tezini ise şöyle açıklıyor: “Geçtiğimiz dönemde en fazla krediyi merkez bankaları açtı. FED, Amerika ekonomisinin yüzde 15’ine denk gelen 2 trilyon 325 milyar doları, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa ekonomisinin yüzde 15’ine denk gelen 1,4 trilyon Euro’yu ki 1,8 trilyon dolar demek, Bank of Japan, Japon ekonomisinin yüzde 15’i olan 65 trilyon Yen’i, yani 800 milyar doları, Bank of England ise İngiltere ekonomisinin yüzde 22’sine eşdeğer olan 325 milyar pound’u yani 500 milyar doları bir şekilde piyasalara sundu. Topladığınızda 5,5 trilyon dolar serseri mayın gibi ortalarda dolaşmaya başlıyor. Öncelikle para direkt dolaşıma girmedi, kendi bankalarında park edildi ama yavaş yavaş bu paranın dolaşıma katılımı hızlanmaya başladı ve bu paradan en büyük payı alma potansiyeline sahip ülkelerin başında da Türkiye geliyor. Değişken bir ortamdayız ama biz bankacıların küresel olarak çok iyi entegre olup bu değişimleri kucaklaması lazım. Mevzuatlar çok sık değişir oldu. İşte bu anlayışla dünyadaki ve Türkiye’deki durumu iyi analiz etmeliyiz. Ağırlıklı Bloomberg ve Fitch datalarıyla kontrol ettiğimiz bir çalışmamız oldu. Türk bankacılığın penetrasyonuna baktığımızda şu verilerle karşılaştık: Tüketici kredilerinin GSMH’ye oranı yüzde 17,2, karşılaştırılabilir datalara göre 15. Aktiflerin GSMH’ye oranı Tayvan ve Çin gibi yüzde 240’lara ulaşmıyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz