"Faiz oranları daha da düşebilir"

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'de faiz oranının daha da düşebileceğini söyledi.

25.08.2016 11:34:150
Paylaş Tweet Paylaş
"Faiz oranları daha da düşebilir"
İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'de faiz oranının daha da düşebileceğini söyledi. Bali, "Büyük kuruluşlar kriz beklentisiyle, krize hazırlık yapıyorum diye sadece kendilerini koruyucu bazı tedbirler almaya kalkarlarsa, aslında krize hazırlık yapmış olmazlar, bizzat krizi hazırlamış olurlar" dedi.

Hedeflerimizle paralel bir performans izliyoruz

Haziran sonu itibarıyla ülkenin en büyük özel bankası olarak, 1.354’ü yurtiçi 23’ü yurtdışı olmak üzere 1.377 şube, 24.901 çalışan, 6.552 Bankamatik’ten oluşan yaygın ATM ağı, mobil bankacılık, internet bankacılığı, telefon bankacılığı ve çağrı merkezi dijital bankacılık kanalları ile müşterilere çok geniş bir yelpazede finansal hizmet sunduklarını aktaran Bali, Haziran 2016 itibarıyla konsolide bazda 199,7 milyar TL’si nakdi, 52,8 milyar TL’si gayrinakdi olmak üzere toplam 252,5 milyar TL’lik kredi hacminin Bankanın ülke ekonomisindeki kritik rolünün en çarpıcı göstergesi olduğunun altını çizdi. Bali, önümüzdeki dönemde de faaliyetlerini sağlıklı büyüme ve sürdürülebilir kârlılık ekseninde yürütürken, yenilikçi finansal ürün ve hizmetlerle hem yurtiçinde hem de yurtdışında öncü olmaya devam edeceklerini belirtti.

Bankanın 2016 yılı hedefleriyle paralel bir performans sergilediğini vurgulayan Bali, “Herhangi bir revizyon ihtiyacı duymadık. Menfur darbe girişimi nedeniyle de duymadık, ondan öncesinde de duymadık. Dolayısıyla yılsonuna kadar, izleyeceğimiz politikalarla yılın başında hazırlamış olduğumuz iş programının hedeflerine uygun bir performans yakalayacağımızı şu anda öngörüyoruz. Gerek kurumsal ticari bankacılıkta gerekse bireysel bankacılıkta…” dedi.

2016 sonrası hedeflerinde de bir revizyonun söz konusu olmadığının altını çizen Bali, şunları kaydetti:

“İş Bankası, çok yaygın perakende işlerden, çok butik işlere kadar her alanda faaliyet gösteren ve finansal ürün ve hizmet gamı, ağı son derece geniş olan bir kuruluş olduğu için ekonominin kendi içindeki öncelikleri ne ise onlara uyumlu hareket eder. Ama bu dönem için biraz daha geniş bir perspektifle söyleyecek olursak, Türkiye’deki enerji ve altyapı finansmanlarında çok aktif rol aldık, almaya da devam edeceğiz. Aynı şekilde yaygın perakende işler, ticaretten tutunuz, turizme kadar bütün servis sektörlerinde, hizmet sektörlerindeki faaliyetlerimizle de öne çıktık. Özelleştirmeler anlamında hayata geçirilen işlerde, gerek enerji sektöründe olsun gerek sağlık sektöründe olsun aktif rol aldık. Yani hane halkının genel amaçlı ihtiyaç duyduğu kredilerden, kredi kartlarından, büyük firmalarımızın, kurumsal ölçekteki firmalarımızın ve kamunun, özelin yüksek ölçekli yatırımlarına kadarki yelpazenin tamamında İş Bankası vardır ve var olmaya devam edecek.”

"Sadece tanklara karşı can pahasına refleks gösterilmiş değil, halkımız güçlü bir ekonomik refleks de gösterdi"

İş Bankası Genel Müdürü Bali, 15 Temmuz’un bankacılık sistemine olan etkisine dair de şu yorumu yaptı:

“Darbe girişimine karşı finans sektörü olarak yine çok sağlam durduk. Mali bünyelerimizin sağlamlığı, yönetme tecrübemizin varlığı, kalitesi, bu süreci de iyi yönetmemiz sonucunu yarattı. Ama şunun hakkını vermemiz lazım; finansal piyasalarda bir yönetme güçlüğü yaratacak yönde müşteri davranışı değişikliği de görmedik. Bu ülkenin darbe girişimine gösterdiği o sıcak refleks olağanüstü bir kıymet ifade eder. Her bir vatandaşının farkında olması gereken vicdani bir borçtur, o gün halkımızın hayatı pahasına, canı pahasına göstermiş olduğu o sıcak refleks… Ama bunun kadar yine önemli, Türkiye ekonomisinde bizim gibi finansal kuruluşların yönetimini güçleştirecek yönde bir müşteri davranışı değişikliği görmedik. Bu da çok önemli bir reflekstir, çok önemli bir olgunluktur. Yani bir mevduat çıkışı yok, olağandışı bir kredi talebi yok. Fiyatlama politikalarımızı değiştirmeye, yani faizlerimizi yükseltmeye neden olabilecek bir gelişme yok. Bu ülkenin Merkez Bankası, o hafta sonu duruma hemen hâkim olup, kontrol altında tutup, anında bankalara nakit sağlama dâhil olmak üzere gerekli tedbirleri aldı. Bunların hepsinin çok kıymetli, çok kaliteli yönetim örnekleri olduğunu düşünüyorum. Yani bu, ülkenin bir musibet karşısında bile aslında hangi kalitede olduğunu, yönetme kalitesi açısından da nerede olduğunu gösteriyor. Halkıyla, yöneten kurumlarıyla bence son derece önemli bir tablo görüldü. Biz o sabah hemen bütün arkadaşlarımız bir araya gelerek sabahın erken saatlerinden itibaren duruma baktık, inceledik. Ama mutlulukla söyleyebilirim, geriye dönüp bakarak yine, 15 Temmuz öncesinde İş Bankası nasıl yönetiliyor idiyse yönetim pratiği, usulleri, kuralları, süreçleri açısından, onların hiçbirisinde değişiklik yapmayı gerektirmeyen bir tarzda yönettik ondan sonraki dönemi… Bu, bizim dışımızdaki tarafların, yani müşteri tarafının da hadiseleri böyle gördüğü ve buna göre tepki oluşturduğunu gösterir. Örneğin 11 milyar doların üzerinde döviz satışının gelmesi ne demektir? Sadece tanklara karşı, can pahasına bir refleks gösterilmiş değil, güçlü bir ekonomik refleks de gösterildi. Bunların hepsini ben son derece kıymetli buluyorum.”

"Bu dönem cari dönem performanslarımızı geçmiş paradigmayla en yüksek seviyede tutma dönemi değil"

Sadece pozitif düşünmenin yetmediğini, pozitif davranmak da gerektiğini vurgulayan Bali, şöyle devam etti: “Bu bilançoların yarattığı imkânlar bir şeye lazım olacaksa bugünlere lazım, bugünler için lazım. Sadece kendinizi koruma refleksi geliştirmek için değil, içinde bulunduğumuz bütün bir ülkenin doğrusu için, o ekosistemin korunması için kullanılması lazım. Maharetimizi de bu yönde kullanacağız. Yapıcı, zorda olanı, zor olanı kolaylaştıracak tarzda kullanacağız.Piyasa dostu uygulamalardan kast ettiğim tablo budur benim. Yapılandırma gereği varsa yapılandırma… Çünkü mücbir nedenlerle ortaya çıkan tabloların farklı bünyelerde ortaya çıkardığı durumları yönetebilmek için iyi bir refleks göstermemiz lazım. Burada vakaları iyi ayırt edebilme yeteneğimiz önemli. Yani bu gerekçemizin içine doğru olmayan örnekler girmemelidir. Bu da yine yönetme kalitesidir. Onun için finans sistemine ‘sıra bizde’ derken, kast ettiğim bu idi. Bu dönem, cari dönem performanslarımızı geçmiş paradigmayla en yüksek seviyede tutma iddiasının sürdürüleceği bir dönem değil. Bu dönem sadece kendi doğrumuzun değil, bütün muhataplarımızın doğrusunu, beraber iş yaptığımız tarafların doğrusunu, kamunun doğrusunu arayacak tarzda bir çalışma şeklini gerektiriyor. Bunun için sadece kendimizi koruyan kısa vadeli teknik mahiyette birtakım kararlar yerine, daha orta-uzun dönemli bir değeri muhafaza etmeye ve o değeri daha da koruyarak büyütmeye dönük kararlar almalıyız. Bunun fiyatlamada karşılığı olur, bunun kredi politikalarında karşılığı olur, bunun kredi yapılandırmalarında karşılığı olur. Dolayısıyla biz şu anda bankacılık sistemi olarak sistemin kısa süre içinde normalleşmesi, bundan sonra da sahip olduğumuz değerlerin muhafazası ve korunarak daha da iyi noktalara getirilmesi için çalışacağız. Başka çaresi yok.”

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, şu andaki fonlama faizleri, enflasyon trendi, kurun bu seviyelerini muhafaza etmesi veya aşağıya doğru gitmesi ve kamu ekonomisindeki bu süreçleri yönetmeye yönelik mali bünye sağlamlığından gelen alan bir arada düşünüldüğünde faiz oranlarında bir miktar daha aşağıya doğru eğilimin mümkün olduğunu ifade etti.

Bali, Merkez Bankası’nın başından beri ortaya koyduğu piyasalara da çok ciddi güven veren yaklaşımının yılın kalan bölümünde de devam edeceğini düşündüğünü belirtti. Adnan Bali, Merkez Bankası’nın Mart ayından bu yana özellikle faiz koridorunun üst bandında gerçekleştirdiği indirimlere darbe girişiminin ardından da devam ettiğini, mevcut koşulların ekonomide kalıcı sorunlara yol açmayacağı öngörüsünde bulunduğunu, kendilerinin de aynı öngörüyü paylaştıklarını ve bunun için çalışacaklarını kaydetti. Temmuz ayı enflasyonundaki yükselişe işaret eden Bali, Fed’in faiz artırımının ötelenme beklentilerinin güçlendiğini, bu çerçevede bakıldığında faiz indirimlerinin kontrollü bir şekilde süreceğini, bunun sürpriz olmayacağını düşündüğünü vurguladı. Bu düşüşlerin kredi faizlerine yansımasının ise maliyetlerin aşağı çekilebilmesi ölçüsünde gerçekleşebileceğini belirten Bali, bunun için sektörün pozitif bakış açısına sahip olması gerektiğinin altını çizdi.

"Yaratılan ciddi değerler acul politikalarla çarçur edilemez, finans sistemi yapıcı davranmalı"

Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık oranlarını düşürmesi ile ilgili olarak da Bali, uzun bir süredir aracılık maliyetlerinin finans sektöründe başkaca problemlere yol açabilecek kadar yüksek olduğunu ifade ettiklerini hatırlattı. Merkez Bankası’nın da bunu esas olarak reddeden bir yaklaşıma sahip olmadığını, ancak aksiyonun bu süreç içinde geldiğini belirten Bali, şu görüşleri aktardı: “Gerçekten de şu anda sistemin rahatlatılması açısından, hem kârlılık hem likidite hem krediye dönüşüm açısından bakıldığında isabetli bir karar, yerinde bir karar. Basel dâhil olmak üzere uluslararası kriterlerin getirdiği uygulamalar, çok başarılı bir şekilde aslında şu ana kadar değişik otoritelerin almış olduğu kararlarla sektörün fonksiyonunu görebilmesi bakımından iyi idare edildi. Bundan kastım şu; yani Basel ile ilgili oluşan uygulamaların getirebileceği bazı kısıtlayıcı tablolar makro ihtiyati tedbirlerdeki rahatlamalarla dengelendi. Bunun çok isabetli, iyi bir politika olduğunu düşünüyorum. Biz bu anlamda sadece ödev yapan bir öğrenci gibi uluslararası uygulamalardaki bazı düzenlemeleri bire bir buraya yansıtmak durumunda değiliz. Ülkemizin yaşadığı önceliklerle uyumlu bir tarzda bunları yönetmek durumundayız. Ya da bunlara uyarken, bunları dengeleyecek olan başka tedbirleri de bir arada almalıyız. Bunu da sadece finans için değil, örneğin bu son dönemde ciddi zorluklar ve olumsuz etkiler almakta olan sektörlerin hepsi için yapmalıyız. Turizm başta olmak üzere… “

Adnan Bali, Türkiye’de ciddi değerler yaratıldığını ve bunların birkaç nesilde oluşturulduğunu dile getirerek, “Bunların kısa süreli acul kararlarla çarçur edilmesi düşünülemez. Onun için de oralarda da yapıcı tedbirler alınmalıdır. Yani birtakım olumsuz etkilerin birbirine sirayet edecek şekilde bütün ekonomiyi etkilemesini engellemek için bunlar önemli. Ama bir daha altını çiziyorum; burada finans sisteminin yapıcı politikalarının önemi büyük” dedi.

Bankaların sermaye yeterlilik oranlarındaki düşüşe ilişkin de Bali, söz konusu düşüşteki birincil etkenin risk ağırlıklı varlıklardaki artış olduğuna dikkati çekti. Bali, “Yani kredilerimiz arttı. Biz faaliyetimizi genişlettiğimiz, büyüttüğümüz, üçüncü taraflara yeni imkânlar sağlamak suretiyle değer yaratma zincirindeki fonksiyonumuzu etkin bir şekilde gördüğümüz için bu oran düştü, ki sorunlu krediler bakımından da hala bu kadar badireye rağmen çok dramatik seviyelere gelinmediğine göre, demek ki bunu da sağlıklı bir şekilde yapmışız sektör olarak” yorumunu yaptı.

Bu düşüşte ikincil etkenin de son dönemde kârlılıkların aşırı düşmesi olduğunun altını çizen Adnan Bali, şöyle devam etti: “Kârlılıkların aşırı düşmesinde de herkese ders var. Bankacılık sistemi de rekabetin rasyonelliğini bozabilecek, bana göre irrasyonel diyebileceğimiz agresif rekabet koşullarına girebildi. Sektörün kendine keseceği fatura da var burada… Diğer taraftan da makroekonomik olarak bankacılık sektörüne yönelik tedbirler ve makro ihtiyati tedbirler sırasında bankacılık sisteminin kârlılığını yeterince gözetmeyen uygulamalar da oldu. Bunların hiçbiri düzeltilemez, yeniden dengelenemez şeyler değil. Yeter ki istişare içerisinde, hedeflerimizi bilerek, hepimiz aynı amaçlara hizmet edecek tarzda hareket etmek suretiyle bunları çözmeye çalışalım. “

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz