Kredi Verirken Niyete Bakacağız

Ali Temel / Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı    Ali Temel, Garanti Bankası’nın genel müdür yardımcısı... Kredilerden sorumlu... Ekonomide yaşanan büyümenin kredi cephesine henüz ya...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Kredi Verirken Niyete Bakacağız
Ali Temel / Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı  
 
Ali Temel, Garanti Bankası’nın genel müdür yardımcısı... Kredilerden sorumlu... Ekonomide yaşanan büyümenin kredi cephesine henüz yansımadığını söylüyor. Şirketlerin, 2002 yılını öz kaynağa dayalı büyümeyle geçirdiklerine dikkat çekiyor. Önümüzdeki yıldan ise çok umutlu. Ancak, şirketlere kredi verirken, yeni kriterlere dikkat edeceklerini söylüyor. Ardından da iki önemli konuya işaret ediyor: “Biz bir kere müşterinin moralitesine, niyetine bakıyoruz. Çünkü, bazı firmalar var ki, durumları iyi olsa bile, krediyi ödemiyorlar.”  
 
Ekonomide yaşanan büyümeye rağmen, 2002’de şirketler yine kredi kullanmaktan kaçındı. Bu defa “ince eleyip, sık dokuma” sırası şirketlerdeydi. Kredi kullanmak yerine özkaynaklarıyla büyümeyi tercih eden şirketler, özellikle ihracatta önemli büyüklüklere ulaştı. Ancak, Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ali Temel’e göre, bu süreç bitmek üzere. Çünkü öz kaynaklarla büyüme artık bitti. 2003 yılı kredilerle büyüme yılı olacak.  
 
Bu nedenle Ali Temel, 2003 yılında kredi pazarında ciddi bir hareketlenme bekliyor. Bütün hazırlıklarını da bu doğrultuda yapıyor. Ancak, kredi kullandırmada bazı kriterlere dikkat edeceklerine de dikkat çekiyor. Temel, bunları ve kredi bekleyen şirketlerin yapması gerekenleri Capital’e anlattı:  
 
2002 yılında ekonomide ciddi bir büyüme yaşandı. Ancak bu kredilere yansımadı. Kredi taleplerinde halen kıpırdanma olmadı mı?  
 
Aslında kredi taleplerinde artış var. Bu biraz da ekonomideki olumluya gidişten kaynaklanıyor. Ancak, 2002 yılında ekonomide ciddi bir büyüme yaşandı. Artan talebe rağmen bu büyümenin kredilere yansıdığı söylenemez. Bu, Türkiye’nin daha çok özkaynaklarla büyüdüğünü gösteriyor.  
 
Zaten bilançolara baktığımızda da bunu görüyoruz. Bilançolar güçlenmiş, şirkete öz kaynak girmiş. Yani ortaklar şirkete para koymuş. Bunlar son derece olumlu gelişmeler.  
 
Ama 2003 yılına girerken artık krediyle büyümenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Krediyle büyümek için ekonomiye güven olması gerekiyor. Seçim sonrasında biraz o güven geldi. 2002 yılında ekonomideki büyümenin krediyle hiç alakası yoktu. 2003 yılındaki büyüme için kredi kullanmak gerekiyor.  
 
Kriz sonrasında kredi kullandırma kriterlerinde herhangi bir değişim yaşandı mı?  
 
Aslında çok fazla şey değişmedi. Çünkü, bizim için doğru her zaman doğru olandır. Aslında krizde zor duruma düşen firmalara baktığınızda, bunlara zaten kredi verilmemesi gerektiğini görüyorsunuz. Kriz sadece onların süresini hızlandırmış, bankaların sabrını kısmış oldu. İşin içine BDDK’nın denetimleri de girince, bu şirketlerin sorunlu oldukları banka dışındaki çevreler tarafından da duyuldu. Bu firmalar kriz nedeniyle batmadı. Zaten zor durumdaydılar, kriz nedeniyle uzun süredir sürdürdükleri bitkisel hayattan çıkarak yaşamlarına son verdiler. Bu nedenle bizim kredi kullandırma kriterlerimizde de çok fazla değişim olmadı.  
 
Biz kriz sürecinde kendimizi test etmiş olduk. Açıkçası verdiğimiz kredi kararlarının çoğunun doğru olduğunu gördük ve kredi kullandırdığımız şirketlerin de ayakta kalması bizi mutlu etti.  
Bu arada, krizle birlikte bir inanış da ortadan kayboldu. Eskiden, “Ortakların parası var, ancak şirkete koymuyor, yurtdışında tutuyor” denirdi. Krizde bu sözün çok doğru olmadığı görüldü. Şirket ortakları paralarını şirkete koyarak büyümenin başlamasına destek oldu.  
 
Kredi verirken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?  
 
Biz bir kere müşterinin moralitesine, niyetine bakıyoruz. Çünkü, bazı firmalar var ki, durumları iyi olsa bile, krediyi ödemiyorlar. Sektörde bu tür şeyler oluyor. Her gün magazin haberlerinde görüyorsunuz, ama adam aldığı parayı geri ödemiyor. Bu tip kişilerle, firmalarla hiçbir zaman çalışmak istemiyoruz.  
 
Şirketin moralitesi, niyeti önemli dediniz. Bunu nasıl saptıyorsunuz?  
 
Açıkçası bunu anlamak çok kolay değil. Bunu anlamak için geçmişten gelen tecrübeye bakıyoruz. Firmanın daha önce böyle bir şey yapıp yapmadığını inceliyoruz. Gelecekte nasıl davranacağını bilmemiz mümkün değil. Sadece geçmişe bakarak bunu tespit etmeye çalışıyoruz.  
 
Bilançolar kredi taleplerini nasıl etkiliyor?  
 
Moralitenin ardından en fazla dikkat ettiğimiz nokta da bilançolar. Kredi işi, verdiğiniz kredinin vadesinde müşteri tarafından ödenip, ödenemeyeceğine ilişkin tahmin yapmaktır. Yani bir anlamda gelecek tahmini yapıyoruz. Bunu yapmak için de firmanın geçmişine bakmak gerekiyor.  
 
Bu nedenle son 3 yılın bilançosuna bakıyoruz. Özellikle nakit akışı bizim için önemli. Kullanılan kredinin vadesi ile nakit akışı uyumluysa krediyi onaylıyoruz.  
 
Bir kredicinin şirket bilançolarında en çok dikkat ettiği kalem hangisidir?  
 
Bilanço dediğimiz aslında öz sermaye yeterliliğidir. Şirketler yaptığı işin tamamını tabii ki sermayesiyle yapamaz. O zaman zaten kredicilere gerek kalmaz. Ancak, sermayesinin şirketin yaptığı iş için yeterli olması gerekir.  
 
Burada oran vermek oldukça zor. Şirketin yaptığı işlere göre değişiyor. Ama basit oranlar verecek olursak, sanayi şirketleri için şirketin kullandığı kaynakların en azından yüzde 40’ının öz sermayeden olması gerekiyor.  
 
Ticaretle uğraşan şirketler ise daha hızlı mal çevirdikleri için, daha fazla borçlanabilir. Onlarda da bu oran yüzde 20 olmalı.  
 
Sektörün durumu kredi kullandırmada etkili oluyor mu?  
 
Tabii ki sektörün durumuna da bakıyoruz. Aslında biz banka olarak firmaları tek tek değerlendiriyoruz. Sektörel bir bakışımız yok. Yani “x sektörde büyüyeceğiz, y sektöründe küçüleceğiz” gibi bir değerlendirme yapmıyoruz. Çünkü, Türkiye’de her sektörde çok iyi firmalar olduğu gibi, çok kötü firmalar da var. Çok iyi sektör, çok kötü sektör yok. Ancak sektörün durumu, sektördeki şirketlerin durumunu da etkileyebiliyor. Bir de bizim için kredinin nereye kullanıldığı önemli.    
 
Kredi taleplerinde vade etkili oluyor mu?  
 
Kredilerde banka olarak biz kredinin kullanım amacına ve vadesine bakıyoruz. Kredinin vadesinin uzun ya da kısa olması bizim için önemli değil. Kredi kullanacak firmanın nakit akışından o krediyi ödemesi gerekli. Bu nedenle nakit akışıyla vadenin uyumlu olması son derece önemli. Bu nedenle de bankalarda kredi talebinde bulunan şirketler baştan her şeyi konuşmak zorunda.  
 
Baştan konuşulan şeyler uygulamaya dönüştüğünde çok uyumlu bir birliktelik, çok iyi işler ortaya çıkıyor. Banka müşteriye destek oluyor. Müşteri gerektiği zaman bankaya iş getirerek bankaya destek oluyor. Bu nedenle kredi isteyen şirketin sadece iyi şeylerle bankaya gelmemesi lazım. Zaten bankalar en kötüyü düşünür. Bunlar baştan konuşulduğunda hiç problem çıkmaz.  
 
2003 yılına ilişkin beklentileriniz neler? Kredi tarafında bir canlanma yaşanacak mı?  
 
Halka açık bankaların 9 aylık bilançolarına baktığımızda, kredilerin aktiflere oranının yüzde 26.7 olduğunu görüyoruz. Bu inanılmaz düşük bir oran. Biz bu oranın minimum 40 olması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm sağlıklı bankalar da bu hedef doğrultusunda hareket ediyor.  
 
Problemsiz kredilerin artması gerekiyor. Biz bu ortamda verilecek kredilerin de en azından yüzde 99’unun sağlıklı olacağını düşünüyoruz. Çünkü, kredi kullanıcıları da çok bilinçlendi. Artık kimse gelip de “Bankadan kredi alayım, onunla yat alayım kat, alayım” diye bakmıyor. Herkes hesabını kitabını çok iyi biliyor. Kriz döneminden Türk sanayi çok iyi çıktı. Çok akıllıca şeyler yaptı.  
 
Bunu ihracat artışından da görüyoruz. Hesabını, kitabını çok iyi yaptığı için de kredi kullanmadı. Biz iyi işlerle kredilerimizi büyütmeyi planlıyoruz. Bu nedenle kredi talebi olacağını düşünüyoruz. Çünkü, artık öz kaynaklar kullanıldı. Sıra krediyle büyümeye geldi. Bankaların bilançolarına baktığımızda, bunun için hazır olduklarını görüyoruz.  
 
Şu anda 2003 yılındaki büyümeyi, Türk bankaları finanse edecek durumdalar. Belki 2004 yılını da finanse edebiliriz. Daha sonrası için de yabancı kaynak gerekebilir. Ama 2003 yılında Türk bankaları rahatlıkla Türk ekonomisinin büyümesini sırtlanabilirler.  
 
Daha çok hangi sektörlerden talep gelmesini bekliyorsunuz?  
 
Irak tedirginliği olmasına rağmen turizm sektöründen talep geliyor. Önceki günlerde Antalya’daydım. 2002 yılında 5 milyonun üzerinde turist gelmiş. Önümüzdeki yıl bu sayının daha da artması bekleniyor. Bu nedenle yeni yatırımlar, yenilemeler yapılıyor. Turizmde büyük güven oluştu. Irak’ta savaş çıkması halinde bile, bu güven ortamı en fazla 1 yıl ertelenir. Ama turizmde hakikaten işler yolunda gidiyor.  
 
Bu arada ihracata da bağlı olarak tekstil sektöründe büyük canlılık var. Bu kredi taleplerine de yansıyacaktır. Otomotiv yan sanayi oldukça hareketli. Türkiye Avrupa’ya önemli bir ihracat üssü haline geldi. Çok önemli markaların Türkiye’ye büyük yatırımları oldu. Bunların kendi yaptığı yatırımların yanı sıra, yan sanayi açılımları var. Onlar da çok karlı şirketler. İç pazara da çok bağımlı olmadıkları için bayağı iyi iş yapıyorlar.  
 
Hükümetin açıklamalarından görüyoruz ki, taahhüt sektöründe bir hareketlenme olacak. Orada nakit kullanımından çok teminat mektubu kullanılıyor. 2003 yılındaki kredi taleplerinde en önemli yeri bu dört sektörün tutacağına inanıyorum. Ekonomideki genel canlanmayla birlikte bütün sektörlerde hareket olacak. Sırf ihracat değil, iç pazara iş yapan şirketlerde de canlanma olacaktır.  
 
“FAİZLER YÜZDE 6-8 CİVARINDA”  
 
Şirketler kredi taleplerinde süreci hızlandırmak için neler yapabilir?
 
 
Bir kere bankaların istediği bilgilerin şirketçe profesyonelce hazırlanması çok yerinde olur. Bunların başında da üç yıllık vergi dairesi tasdikli bilançolar geliyor. Bu arada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var. Biz de enflasyon nedeniyle bilançolardaki öz kaynaklar eriyor.  
Örneğin, bir bina yapacaksınız. Binanın değerini belirterek yatırımınızı yapıyorsunuz.  Geçen 5 yıl içinde binanın değeri artmasına rağmen, bilançoda ilk orijinal TL haliyle duruyor.  
 
Bunları bankaya gösterecek, belgelerin de hazır olması gerekiyor. Şirketin mevcut durumuyla ilgili gerçekçi bilgilerin hazır bulundurulması da kredicilerin işini kolaylaştırır. Bunlar olmadığı takdirde, krediciler tekrar istiyor. Bu da süreci uzatıyor. Kanuni olarak almamız gereken belgeler var ki, onlar da ticaret sicil gazetesi, ortaklık yapısı gibi hesap açılırken almamız gereken belgeler. Krediye has olarak bilançolar ve yakın dönemli mizanlarını istiyoruz.  
 
Faiz oranları çok değişken. Ama yatırım yapmak isteyen kurumlara fikir vermesi açısından ortalama bir oran vermeniz mümkün mü?  
 
Faizler, piyasaya çok bağlı. Şu anda döviz bazlı kredilerde hareketlilik var. Özellikle ihracat amaçlı kredilerde, faizler daha düşük. Faizler, firmanın kredibilitesinin yanı sıra bankayla ilişkilerine bağlı olarak değişiyor. Tüm bu kriterleri dışarıda tutarsak yüzde 6-8’lerden başlayan ihracat kredileri olduğunu söyleyebiliriz.  
 
“KRİZDEN ÇOK CİDDİ DERS ÇIKARDIK”  
 
Şu anda vade talepleri nasıl? En azından şirketlerin nakit akışıyla uyumlu mu?
 
 
Krizden hem finans kesimi hem de reel sektör çok ciddi dersler çıkardı. Açıkçası vadeler çok uyumlu. İşlerini çok hızlı çevirenler, kısa vadeli kredi talepleriyle geliyor, yatırım yapacaklar da daha uzun vadeli kredi talepleriyle geliyor. Dolayısıyla vade konusunda sektör doğru yere geldi. Eskiden standart vade 1 yıldı. Örneğin ihracatçılar ayda bir parasını çevirmesine rağmen 1 yıl vadeli kredi alıyordu. Şimdi ise firmalar maliyetlerini düşük tutmak için, para geldiği zaman krediyi kapatıyor. Üç gün sonra ihtiyacı olduğunda tekrar alıyor. Bizim için en iyi krediler bunlar. Hem müşterinin hareketlerini daha net görüyoruz, hem de riskimiz çok düşük oluyor. Eskiden yatırım kredileri de kısa vadeli istenirdi, çünkü bankaların uzun vadeli kredilere girmeyeceği düşünülürdü. Bankalarda buna çok olumlu bakmazdı. Şimdi 5 yıl vadeli kredi talepleri geliyor. Bankalar da son derece sıcak bakıyor. Hatta 2 yıl vadeli kredi talebinde bulunulmuş, ancak nakit akışı buna uygun değilse, müşteriye vadeye uzatması konusunda uyarıda bulunuyoruz. Kredi planlarını da ona göre yapıyoruz. Kredi pazarında oldukça sağlıklı bir ortam oluştu. Bu nedenle problemli kredi oranı önümüzdeki dönem daha düşük olacak.  
 
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz