"Ülkemize inanıyoruz,çalışmaya devam"

Adnan Bali ile yeni dönem büyüme planlarını,Türkiye ve dünyadaki gelişmelerin bankacılık sektörüne etkilerini konuştuk..

25.04.2017 13:38:570
Paylaş Tweet Paylaş
"Ülkemize inanıyoruz,çalışmaya devam"
“AMERİKA’NIN BÜYÜME POLİTİKASI KRİTİK”
DÜNYADA DURUM

Özellikle Brexit kararıyla Avrupa Birliği’nde bir belirsizlik ortamı ve onu izleyebilecek zincirleme etkiler anlamında zorlanmalar olacak gibi görünüyor. Avrupa Birliği’nin global krizden bu yana ekonomik zorlukları vardı. Şimdi olay biraz daha siyasi mahiyet kazandı. ABD’de Trump’ın kazanması özellikle genişletici mali politikalar uygulayacak olması bakımından enflasyon ve büyümeye artı etki yapacak olsa da bu durumun yeniden iç ve dış açık dönemini başlatması muhtemel. Bu dönemde ABD büyüme politikası kritik. Bu çerçevede faiz artışlarının hızlanabileceğinden hareketle gelişmekte olan ülkelerden yeniden sermaye çıkışları olabilir. Bunlar global anlamda bizi meşgul eden problemli noktalar.
DENGELEYEREK GİTMELİYİZ
Dikkat ederseniz Türkiye’de döviz kurunda daha olumlu bir trende girilebilecek iken dış dalga sertleşince bu trend kesintiye uğruyor. O yüzden global gelişmelerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ben global krize ABD’nin dış ve iç açığının sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle girildiğini düşünüyorum. Bu durumda ABD’de yaratılacak güçlü Amerikan dolarıyla dış açık ve genişletici mali politikalarla iç açık büyüterek yeniden dünyayı 2008 krizine getiren şartlara dönebiliriz. Ama hangi vadede bu noktaya geliriz? Bu önemli. Politikacılar açısından bakıldığında bu programın bir süreliğine yüksek büyüme hızı getireceği öngörülüyor. Ancak sonrası ne olur, hep beraber göreceğiz. Türkiye’nin bu hassas dönemi dış ticaretini çeşitlendirerek, dış ilişkilerini dengeleyerek iyi yönetmesi gerekiyor. Dünya ile uyumlu, yeni iş birlikleri yaratacak şekilde belli alanlarda çatışmaya yer vermeden süreci yönetmemiz lazım.

“İŞİMİZE BAKACAĞIZ, REYTİNGİ GERİ ALACAĞIZ”
19 YILDA GERİ ALDIK

Reyting, bir ulusun borçlanma maliyetini ve refahını belirleyebilecek kritik bir mevzu. “Çeyiz gibi sandıklarda saklanmalı” demiştim, kaybedilecek olmasından ürktüm. Ancak maalesef öyle de oldu. Türkiye 1994 yılında iki derecelendirme kuruluşundan aldığı yatırım yapılabilir ülke notunu kaybetmişti. Bu notu geri almamız 19 yılımızı aldı. Ülke olarak çok büyük kazanımlar elde edilmesine rağmen, 2013’ün ilk yarısında not artırımını aldık. 3 yılda da maalesef geri verdik. Bu duruma bir Türk vatandaşı olarak üzülüyorum ama işlerimizin, moralimizin bozulmasına izin vermemeliyiz. Türkiye en yüksek doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını “yatırım yapılabilir ülke” notuna sahip değilken aldı. Ülke performansı da önemli.
HAK ETMEDİK
Ayrıca bu kararı hak ettiğimizi de düşünmüyorum. Subjektif bir karar olarak görüyorum. Biz Fitch’in aynı notu verdiği ülkeleri inceledik. Bu ülkelerde 2012-2015 yılları arasında büyüme ortalama yüzde 3,3, Türkiye’de ise yüzde 6,1. Bu ülkelerde bütçe açığının/ GSYH’ye oranı yüzde 2,7, Türkiye’de ise 1,3. Brüt kamu borç stoğunun/GSYH’ye oranı da yüzde 43,7 iken bizde yüzde 30. Yani Türkiye temel göstergelerde bu notu hak edecek noktada değil. O nedenle işimize gücümüze bakacağız, çalışacağız. Reytingimizi geri alacağız.
KAYNAKTA SORUN YOK
Bu dönemde bankalarda kaynak bulma konusunda bir sorun yaşanmıyor. Gerek darbe girişiminden sonra gerekse reyting düştükten sonra Türk Hazinesi başarılı bir Euro tahvil ihracı gerçekleştirdi. Ayrıca 4 finansal kuruluş da toplamda 2,1 milyar dolar borçlanma yaptı. Kaynak maliyetlerinde 35-40 baz puanlık artışlar var ama bu artışlar öyle çok kritik değil. Biz bankacılar olarak bu dönemleri çok test ettik. Kaynaklar bıçak gibi kesilmez. Sadece daha uygun bir iklimde kaynak bulma imkanını bir miktar ötelemiş oluyoruz.

“KÂR DÜŞER”
BASKI ALTINDA

Sektörde kârlılık, fonlama maliyetlerinin düşmesine bağlı olarak 2016 yılında bir miktar iyileşti. Geriden gelen bazı yüklerin azalma trendine girmesiyle ve Visa’nın satışı nedeniyle bankalar tek defalık kazançlar sağladı. Bu etkenler 2016’da bankaların kârını yukarı taşıdı. Ama içine girdiğimiz dönemde dış ve iç bazı faktörler sektördeki kârlılığı aşağı yönlü baskılayacak gibi görünüyor. FED’in faiz artırım politikasının beklenenden sert, hızlı ve daha yüksek dalga boyuyla olması halinde ve buna bağlı ya da farklı etmenlerle Merkez Bankası’nın faiz artırımlarına gitmesi durumunda sektörün kârlılığı olumsuz etkilenir.
İŞSİZLİK DE ETKEN
Ayrıca gerek kur artışının gerek ekonomik büyümede yüksek olmayan performansın etkileriyle sorunlu krediler alanında, aktifin kalitesi anlamında da birtakım artış trendleri olabilir. Bunların hepsi bankaların kârlılığını olumsuz yönde etkileyecek unsurlar. İşsizlik yüzde 12,1 ile son 7 yılın en yüksek seviyesini gördü, genç işsizlik oranı da zorluyor. Bunlarda tabii ki bankacılığın kârlılığını olumsuz etkiler.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz