Yeniden Yaplanmada Altı Senaryomuz Var

Ersin Özince / İş Bankası Genel Müdürü    Ersin Özince, İş Bankası’nın genel müdürü… Bankayı geleceğe taşımak için 2 yıl önce bir “yeniden yapılanma” çalışması başlattıklarını söylüyor. ...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Yeniden Yaplanmada Altı Senaryomuz Var
Ersin Özince / İş Bankası Genel Müdürü  
 
Ersin Özince, İş Bankası’nın genel müdürü… Bankayı geleceğe taşımak için 2 yıl önce bir “yeniden yapılanma” çalışması başlattıklarını söylüyor. Bu doğrultuda Salomon Smith Barney ve İş Yatırım’ın 6 senaryo hazırladığına dikkat çekiyor. Özellikle “ayrıştırma” konusunda sıkıntılar olduğunu, bu nedenle yasal düzenlemeleri beklediklerini belirtiyor. Özince, “O nedenle biz şimdilik Türkiye’de mevcut olan yasal yapı içinde, bankanın iştiraklerini elden çıkarma tarzında bir yaklaşımla devam ediyoruz” diyor.  
 
İş Bankası, Cumhuriyet’in ilanından sadece 1 yıl sonra kurulmuş ilk ulusal banka oldu. 26 Ağustos’ta 79’uncu kuruluş yıldönümlerini kutladılar. Bankanın genel müdürü Ersin Özince, bankanın çeşitli kademelerde çalışmış. Tam 30 yıllık İş Bankası geçmişi var. Ekim 1998’den bu yana ise genel müdürlüğü yürütüyor. Aynı zamanda, 79 şirketten oluşan iştirak topluluğunun da patronu konumunda…  
 
Banka yönetimi, 2002 yılı başında “yeniden yapılanma” kararı aldı. Bankayı geleceğe  taşıma amaçlı bu strateji doğrultusunda, yapılanmaya danışmanlık için uluslararası yatırım bankası Salomon Smith Barney ve İş Yatırım seçildi. İki kuruluş 17 aydan beri çalışıyor. Ersin Özince, çalışma sonucunda 6 ayrı senaryo hazırlandığını söylüyor. Ancak, “Hangi senaryonun kabul edileceği belli değil. Bunun için bazı yasal düzenlemelere ihtiyaç var” diye konuşuyor. Kafalarında bazı tasarılar olduğunu, yasal değişikliklerden sonra, banka yönetimini karar vereceğini söylüyor.  
 
Capital, İş Bankası’nın genel müdürü ve 79 iştirakin patronu olan Ersin Özince ile yeniden yapılanma çalışmalarını konuştu. Özince, yönetim olarak yeniden yapılanma, iştirak stratejilerini anlattı:  
 
Grubun yeniden yapılandırılması çalışmaları ne durumda?    
 
Bu konudaki çalışmalarımız, değişen uluslararası kurallar doğrultusunda yürütülmeye çalışılıyor. Ayrıca, sermaye piyasasında yatırımcıya verilen bilgilerin irdelenebilir ve karşılaştırılabilir olmasını amaçlıyoruz.    
 
Yani, yatırımcılar bir finans kuruluşunda sanayi geliri, bir sanayi kuruluşunda da sigorta sektörü geliri ya da tersini görmek istemiyor. Özellikle uluslararası yatırımcılar gibi ulusal yatırımcıların da giderek bu durumu tercih edeceğini düşünüyoruz.  
 
Ben kişisel olarak yasal limitlere uyulmak kaydıyla iştirakçilik düşüncesini uygun görüyorum ve bunun dünyada çok sayıda örneği var. Biz çalışmamızda Avrupa’yı örnek aldık. Bu kapsamda Deutsche Bank ve büyük Fransız bankalarının çoğu, geniş iştirak yapısına sahipler.  
 
Yeni sistemde her ne kadar rekabeti güçlü kılmak için konuların ayrıştırıldığı varsayılıyorsa da, aslında dünyanın her yerinde sermaye yan alanlara, kârlı bulduğu alanlara kayıp gidiyor. İş Bankası Grubu da bu yönde yapılanmaya devam ediyor. Gerek ana şirketimiz gerek iştiraklerimizi mümkün olduğu kadar da borsa, sermaye piyasası şirketi yapmayı düşünüyoruz.  
Öte yandan İş Bankası, kuruluş misyonu doğrultusunda 300 kadar şirketin kuruluşuna imza atmış. Kanaatimce, bunun ihtiyaçlar ve yasal mevzuat doğrultusunda sürdürülmesi mümkün. Bununla birlikte, bankacılıkta yaşanan konsolidasyon ve konsantrasyonun artışı, bizi finans alanına daha fazla yoğunlaşmaya doğru yönlendiriyor. Dolayısıyla, finans ağırlıklı davranmaya ama güçlü olduğumuz diğer konularda da mümkün olduğunca bu gücümüzü sürdürmeye çalışıyoruz.  
 
Bu arada grup içindeki çapraz mülkiyet ilişkilerini aşama aşama gidermeye başladık. İş Bankası’nın yapılanmasında pek somut bir şey görünmüyor gibi geliyor ama bu arada çok ciddi boyutta bazı iştirak hisselerini elden çıkarttık. Bunlardan bazılarını grup içinde yaptık. Örneğin, İş Bankası’nın cam şirketlerindeki hisselerinin bir bölümü, ana şirket olan Şişe Cam’a satıldı.  
 
Bu planın bir gereğimiydi?  
 
Bu hem planın hem de mantığın gereği… Biz cam holdingi olarak Şişe-Cam Fabrikaları’nı kurmuşuz, onun da mali bünyesi buna almaya yeterliydi. O da Trakya Cam ve Cam Elyaf’ın hisselerine talip oldu ve bu hisseler devredildi.  
 
Ayrıca, grubun yatırım ve kalkınma bankaları da birleştirildi. Aracı kurumlardaki sadeleştirmeler sürdürülüyor. Bunlara ek olarak borsaya duyurularını yaptığımız bazı iştiraklerimizi de satma niyetindeyiz.  
 
Dışbank’taki azınlık hisseleri de sattınız...  
 
Evet, bu satış da stratejimizin bir parçası. Yine stratejik olarak grubumuzun bulunması gerekmeyen bazı sınai alanlardan çıkma eğilimimiz var. Bu kuruluşlar için bazı danışmanlıklar verdik.    
 
Fakat bunu yaparken, Türkiye’deki piyasa koşullarını da dikkate almak zorundayız. Çünkü, sırf söylediğim amaçları gerçekleştireceğiz diye böyle bir yapısal değişimi, hissedarların lehine olmayan değerlerle gerçekleştirmek gibi bir niyetimiz yok. Bankanın piyasa payları, bilanço büyüklüğü, bankacılık sektöründeki kazanç olanakları, mevcut sermaye yapısı ve yeterliliği daha fazla bir aşırılığa gitmeye yönlendirmiyor.  
 
Artı, özellikle Ticaret Kanunu ve sermaye piyasası ile ilgili mevzuatta, en azından Avrupa Birliği normlarında görülen değişiklikler henüz hayata geçirilmedi. Örneğin, şirket birleşmeleri ile ilgili bazı tanımlamalar yapıldı, bunlara teşvikler getirildi ama şirket ayrışmaları ile ilgili henüz bir şey yapılmadı.  
 
Şirketleri ayrıştırmada vergi sorunuyla mı karşı karşıya kalmak istemiyorsunuz?  
 
Yalnızca vergi sorunu değil. Ben bunu siyam ikizlerine benzetmiştim. Yapışık ikizler gibi bunu ayrıştırmanın tarif edilmesi gerekiyor. İki ayrı kişilik, iki ayrı kimlik, bunun hukuken de ayrı iki kişiliği tanıması lazım. Sermayelerinizi bölerseniz, hissedarların konumunun ne olacağını halletmek gerekiyor.  
 
Tabii şu ya da bu yöntemi ileri sürebilecek değilim. Ülkemizde bu yöndeki mevzuat henüz olmadığı için, yurt dışında gördüğümüz örnekler ve yöntemler var. Şirketlerin sermaye yapısı, iktisadi ve hukuki yapısının elastik kılınması için her türlü düzenleme yapılmış.  
 
Türkiye’de bu yönde yapılacak bir yasal reform, sadece İş Bankası’nın değil, çeşitli alanlarda odaklamak isteyen şirketlerin hareket kabiliyetini artıracaktır. Yatırımcı açısından da çok daha net bir beklenti yaratacaktır.    
 
O nedenle biz şimdilik Türkiye’de mevcut olan yasal yapı içinde, bankanın iştiraklerini elden çıkarma tarzında bir yaklaşımla devam ediyoruz. Bunu da, bankanın bütün iştiraklerinin elden çıkarılması olarak görmemek gerekiyor.    
 
Cam şirketleri ve Dışbank’ta satılan hisseler, yeniden yapılanma programının ilk adımı mı, yoksa şu anda üzerinde durduğumuz birkaç olası senaryonun ön hazırlığı mı?  
 
Biz şu anda, hukukun izin verdiği, ticareten ve mali yönden mümkün olanları yapabiliyoruz. Özellikle bankacılık sektöründeki işlerimiz gelişmeye devam ettikçe, bu yönde davranmakta yarar var. Çünkü, İş Bankası ve diğer Türk bankaları, hepimizin bildiği gibi büyüklükleri kısıtlı ve sektörün büyümesi gerekiyor. Büyüme, ölçek ekonomisini ve dolayısıyla verimliliği de getirecektir.  
 
Özellikle İş Bankası gibi geniş altyapı yatırımlarına sahip bankaların, düşük enflasyon ortamında bilançoyu büyütebilmeleri ve kârlılığı sürdürebilmeleri için, sermaye yapılarını sürekli yükseltmeleri gerektiğini düşünüyorum.  
 
Şu anda yapılanmaya dair inisiyatifimizde olmayan tek şey mevzuat. Mevzuat ve piyasa koşulları, örneğin İMKB bir miktar canlılık gösterse, şirket değerleri biraz daha yükselse, İş Bankası gibi gruplar borsaya açılmalarda aktif rol oynayacaklardır.  
 
2000 yılında birçok iştirakinizi borsaya açmıştınız. Borsa biraz düzeldiğinde bunu tekrarlayacak mısınız?  
 
En azından benim kişisel kanaatim bu yönde. Tabi ki bankanın yetkili kurumlarının bu yönde karar alması ve bunu da borsaya bildirmesi gerekiyor.    
 
Yeni yapılanmaya ilişkin ilk açıklamayı yaptığınızda, “24 ay içerisinde taslak çıkmış olacak” demiştiniz. Bunun üzerinde 16-17 ay geçti. Yapılanma takvimini ne zaman ilan edeceksiniz?  
 
Biz bu konuda Citibank’ın kardeş kuruluşu olan yatırım bankası ve onun danışmanlığında uzun süredir çalışıyoruz ve biraz önce belirttiğim gibi yapılabilecekler olan yapısal şeyler belli. Aynen bir inşaat gibidir. Bir inşaatın malzemeleri bellidir ve bir ev inşa edecekseniz, bunun şekli aşağı yukarı bellidir. Biz şimdi diyelim ki, bir apartmandan, yanaşık düzendeki az katlı yapıya dönmeye çalışıyoruz. Bunun yöntemleri de bellidir.  
 
Bu konudaki ihtiyaçlar yalnız İş Bankası’na ait olmamasına rağmen Türkiye’de yapısal reformların bu yönde olanları hiç ele alınamadı. Biz hazırlıklarımızı yaptık. Ancak, 2 yıl içerisinde danışmanlarla geldiğimiz konum, söylediğim yasal değişikliklerle mümkün olabilir.  
Sanırım bu sıkıntı sadece bize ait değil. Bugün ülkemizde birçok grubun çok çeşitli alanlarda faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Bir inşaat firması, tekstil sektöründe yatırımcı olabiliyor. Oysa güçleri bazen ayrıştırmak, odaklanmayı, borsaya açık bir şirket ise yatırımcısını daha doğru bilgilendirmeyi, denetim, rekabet eşitliği açısından bu tür yapısal değişimleri gerekli kılıyor.  
 
Dolayısıyla, burada ihtiyacımız sadece BDDK tarafından değil, devletin tüm yetkili organları tarafından sermaye hareket kabiliyeti sağlanmasıdır ve burada yapılacak şey basittir. Eğer Avrupa Birliği normlarını hedefliyorsak, o normların gerektirdiği değişiklikleri yapmak gerekiyor.  
 
Bu ayrıştırmanın, vergi dışında ne tür avantajları olacak, peki sizi nasıl teşvik edecek?  
 
En önemlisi, odaklanma sağlayacak. Bunun dışında, iştiraklerimizden bir bölümünü elden çıkartırken, mali bünyeye yapacağımız nakit sermaye katkısı sağlamamıza zemin hazırlayacak. Eğer bu şirketleri, bölerek veya satarak elden çıkarırsanız, bedelleri nakit olarak sermayeye girmiş olur. O nakit ile yapılacak kârlı bankacılık işleri varsa, o alanlardan daha fazla getiri sağlayabilirsiniz.  
 
Gerçi günümüz Türkiye’sinde bankacılık sektöründen kâr beklentisi, İş bankası’nın iştirak alanlarında sağlananların altındadır. Avrupa ülkelerinin çoğunun izin verdiği yasal limitler doğrultusunda yapılacak bir iştirak portföyünün, ülkemiz koşullarında da kârlılığı ve aktif kalitesini daha uygun kıldığı düşünülebilir.  
 
Bölünme, zaten mevzuatta yok.Yani borsada bir İş C hissesi var. Siz yatırımcıya, “İş C yerine, size İş Finans Sanayi verelim” diyemezsiniz. Çünkü, mevzuat buna izin vermiyor.    
 
Bazı iştirakleri elden çıkarmaktan, halka açmaktan bahsettiniz. Bilançodan çıkacak iştiraklerin yerine ne konulacak? İştirakler bilançodan çıktığı zaman, nasıl bir durum ortaya çıkacak?  
 
İş Bankası, eğer iştiraklerini likidite etme şeklinde bir yöntem izleme olanağına kavuşur ve bunu yaparsa, evet mali bünyeye nakit girer.  
 
Bizde yapılanma sadece iştiraklerle kısıtlı bir şey değil. Bankanın diğer verimsiz aktiflerini de likide edebilirsiniz. Nitekim banka bunları da yapmaktadır. Örneğin, sorunlu krediler ve alacaklar nedeniyle biriken gayrimenkullerin yanı sıra şube binaları ile lojmanlar gibi geniş bir gayrimenkul portföyü de var. Bunların elden çıkarılması da mümkün.  
 
Netice olarak bankacılık işlemlerimiz büyüdükçe ve kârlılığı ile bizi cezp ettikçe, verimli olmayan aktiflerimizi azaltmak kararındayız. Bu tip iştiraklerimiz de var. Örneğin, müzayede süratiyle gayrimenkullerimizi elden çıkartıyoruz. Birçok yerde söylediğim gibi ayrıca değerleri elden çıkartmaya çalışıyoruz. Bunlar hep düşük enflasyon ve faiz marjıyla ilgili önlemlerdir. Bunları şimdiden almakla geleceğe hazırlık yapacağız. İlla da iştirak satmak olarak değerlendirilmemeli.  
 
Çok sayıda iştirakiniz var. Siz bunlardan hangilerini stratejik olarak görüyor ve satmayı düşünmüyorsunuz?  
 
Burada yine kişisel düşüncemi ifade edebilirim. Özellikle aldığımız ve kamuoyuna açıklamadığımız bir kararımız yok.  
 
Bankalar Kanunu’nun iştiraklerle ilgili yıllara göre azalan limitlerine uyum konusunda gereğini yapacağımızda bir tereddüt yok. Hali hazırda bir uyumsuzluk içerisinde olmadığımız gerçeği ortada.  
 
Özellikle cam sektöründe grubumuzun Türkiye adına sağlamış olduğu konum çok önemsenecek boyutlarda. Bugün cam grubumuz, borsada neredeyse 1-2 yıllık brüt kârıyla bağdaşık piyasa değerleriyle ifade edilirken, yalnızca züccaciye şirketimiz Avrupa’nın ikinci büyük şirketi konumundadır. Düz camda, bölgede kurulu kapasite, ciro, kârlılık açısından çok önemli bir güç konumundayız. Bu, Türkiye açısından da büyük bir değer. Kişisel olarak cam sektörünün, hem Türkiye hem İş Bankası açısından ben ulusal niteliğini devam ettirmesi gerektiği kanısındayım.  
 
Petrol Ofisi ve İş-Tim de aynı vazgeçilmezler kategorisinde mi?  
 
Petrol Ofisi ve İş-Tim’e son dönemde girdik. Yaşanan krizler ve bazı olumsuz yayınlar nedeniyle tereddüt yaratır gibi gözükse de, bunların da geleceğinin mutlaka iyi olacağına inanıyorum.  
 
Petrol Ofisi, çok olgun bir şirkettir. Türkiye’nin bölgede alacağına inandığımız petrol ve gaz ticareti konusundaki müstakbel konumu, şirketin bünyesindeki birleşme sonrasında kazanılan sinerji nedeniyle gelecekte İş Bankası Grubu’na çok verimli bir yatırım olacağına inanıyorum.  
 
Keza, krizin bütün olumsuz etkilerine ve yaşadığımız haksız rekabete rağmen, telekomünikasyon yatırımımızın, gelecekte umduğumuz gibi olumlu sonuçlar vereceğini düşünüyoruz. Ki, biz burada çok kısa vadede büyük getiriler ummadık. Yatırımcı, uzun vadeyi görebilen ve bu vadeye soluğu yetebilen kimsedir. Yoksa bugün bir koyup, yarın üç alma mantığıyla, Türkiye gibi bir boyutta bir ekonomiyi uluslararası rekabette yarıştırmak mümkün olamaz.  
 
Dolayısıyla, o şirketimizin, özellikle bu müstakbel birleşme gerçekleştirildiğinde iyi bir yatırım olarak devam edeceğine ve özellikle finans sektörü ile bir sinerji yaratabileceğini düşünüyorum. Bunun başarılı örnekleri başka bankalarda da var. Örneğin, İspanyol bankalarında, Telefonica örneği var.  
 
Aria ile birlikte mobil bankacılık hizmetini de başlattınız.  
 
Evet, bu tip hizmetlere piyasada ilk başlayan biz olduk. Bir bankamatik cihazından kart yükleme olayı başlı başına bir devrim gibi oldu. Türkiye’de her şey çabuk unutuluyor. Aria’ın sabit ücreti kaldıran, fiyat rekabeti getiren ilk operatör olduğu da unutuldu.  
 
Aria’nın yarınlarda da çok yenilikçi, kaliteli ve ucuz hizmet veren bir operatör olarak gelişeceğini ve İş Bankası’yla da özellikle finansal hizmetler açısından ciddi bir sinerji yakalayacağını düşünüyorum.  
 
Bu hizmetleri sunmak sadece İş Bankası’na özgü değil. Bugün Aria, bu tür hizmetleri, diğer Türk bankalarıyla da başlatma hazırlığı içerisindedir.  
 
Diğer iştirakleriniz ne olacak? Bir de sorunlu krediler nedeniyle size geçen şirket, gayrimenkuller var. Bunlar için bir takvim belirlendi mi? Örneğin, 1987’den beri elinizde olan İDÇ var. Her kuruluşa göre özel çözüm mü üretilecek?  
 
Zaten geriye kalan iştiraklerimiz mali sektör ağırlıklı. Sigorta, leasing, faktoring, aracı kurum, portföy yönetimi vs gibi kuruluşlar. Bunların dışında kalan iştirakler ise adet ve portföy içerisindeki değer itibariyle çok büyük miktarlarda değil.  
 
Bu tür ana faaliyet alanının dışındakileri, eğer istekli alıcılar bulursak veya performansları doğrultusunda halka açmak, halka açık olanları da ikincil arzlarla hisselerimizi azaltma yolunda uygun koşulları görürsek, yetkili kurullarıma götürürüz. Netice itibariyle, her malın bir fiyatı vardır. Her malı ana faaliyet konumuz doğrultusunda alabiliriz de satabiliriz de. Bahsettiğimiz tarzdaki alanlarda kalma konusunda özel bir strateji içinde değiliz.  
 
Bahsettiğimiz tarzdaki örneklerin tamamı borç tavsiyesi sırasında elde edilen iştiraklerdir. Yani stratejik olarak girilmiş iştirakler değillerdir. Nitekim İzmir Demir Çelik ile ilgili bir danışman kuruluşla temasta olduğumuzu da duyurduk. Ama bu tür yatırımların gerek hissedar gerek çalışanlarına da yanlış mesaj vermek istemem.  
 
İş Bankası, bu iştiraklerinin tamamen arkasındadır ve yönetimindedir. Biz iştiraklerimiz açısından iyi olanı görürsek, her zaman gereğini yaparız. Bu konularda elastikiz ve söylediğimiz tarzdaki, özellikle verimliliği düşük olanları elden çıkartma ve onları daha iyi idare edebilecek sermaye yapılarına kavuşturma konusunda istekliyiz. Bu tür şirketler, o konulara daha odaklı sermaye gruplarına devredilebilir, birleşmeye gidebilir.  
 
Örneğin, hastane şirketimiz, daha büyük bir grupla bir işbirliğine gidebilir ve Türkiye geneline yayılabilir. Ama sonuç itibariyle bizim hiçbir şekilde arzu etmediğimiz bir iştirakimiz olsa ve satılamazsa da kapatılması için yetkili kurullara öneri götürürüz.  
 
ERSİN ÖZİNCE “ULUSAL BANKACI” GRUBUNDA MI YER ALIYOR?  
 
Ulusal bankacılar grubunda yer alıyorsunuz. Bu bir hareket mi, düşünce tarzı mı, bankacılıkta ulusalcılığın ağır bastığı söyleniyor.
 
 
Böyle bir değerlendirme, beni ve kuruluşumu olsa olsa onurlandırır. Bu banka bize değil, aynı zamanda ulusa ait. Çünkü, halka açıklık oranı en yüksek banka konumundayız. En büyük ortak adetine sahip halka açık şirketlerden biridir. Bizim yabancı ortağımız da çoktur, yabancı bankalarla da çok iyi ilişkilerimiz var.  
 
Uluslararasını reddediyor değiliz. Bizim uluslararası ticarette de saygınlığımız, bu tavırda olan Türk bankalarında son derece yüksektir. Buradaki savımız, bizim Türkiye’nin risklerini almaya muktedir ve arzulu olduğumuzdur. Dolayısıyla kanun koyucunun da, otoritenin de, devletin de, halkımızın da bu konuda desteğini daima bekliyor ve hak ediyoruz diye düşünüyorum.  
 
“10 MİLYARA BANKA ZORUNLULUĞU SON DÖNEMİN EN ÖNEMLİ KARARI”  
 
10 milyar ve üzerindeki transferlerin bankadan geçme zorunluluğu getirildi. Bu zorunluluğun sisteme yansıması nasıl oldu?
 
 
Bu fevkalade doğru bir konu. Ve kayıt dışılık, Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisi konusunda en büyük ayıbı. Kayıtdışılığın her ekonomide olabileceği iddia ediliyor ama Türkiye’deki boyutunun çok sakıncalı olduğunu ve serbest piyasa ekonomisini çok ciddi zedelendiğini düşünüyorum. Maliye Bakanı’nın aldığı kararın, son dönemlerde gördüğüm en cesaretli kararlardan biri olduğu kanaatindeyim.  
 
Bize henüz büyük boyutlu hacimler getirmedi ama bunun kararlıkla uygulanmasının, Türkiye’nin uluslararası rekabete ayak uyduracak verimlilik ve güçte şirketleri geliştirmesi için şart olduğunu düşünüyorum.  
 
Maliye Bakanlığı’nın burada aldığı birkaç karar oldu. Limit dışında, Maliye Bakanlığı’nın bonolarda damga vergisini kaldırdı. Bu da çok ciddi bir bono tedavülünü de mümkün kılacak bir ödeme yöntemi halini aldı. Bu kararlar, bankacılık sektöründeki ciroyu büyütecektir ve milli ekonomiye çok efektif, etkin yarar sağlayacaktır.  
 
“CHP’NİN OLUMSUZ ETKİSİ OLMADI”  
 
CHP’nin hissedarlığı, sizin çalışmalarını ne düzeyde etkiliyor?
 
 
Bu soruyu, bankanın ücretli çalışanı konumundaki genel müdürünün değil, bizzat CHP’nin yanıtlaması daha doğru olur düşüncesindeyim. Ama benim kişisel değerlendirmem, 30 yıllık çalışma yaşantım boyunca ve öncesinde de bu durum bir olumsuzluk getirmemiştir. Zaten CHP’nin ortaklık yapısı bir olumsuzluk getirseydi, bugün İş Bankası olmazdı. Çok net ve övünçle söyleyebileceğim şey, özellikle politik alanda hiçbir olumsuzluk gelmemiştir. Ne İş Bankası yönetimi, ne CHP, ne de çalışanların vakfıyla olumsuz bir deneyim yaşanmamıştır.  
Bugüne kadar hiçbir yöreyi, hiçbir konuyu ayırt etmeksizin, Türkiye’nin ve bankanın yararına olacağını düşündüğü konuları desteklemiştir. CHP’nin hissedarlığını Atatürk’ün hisselerinin mülkiyet hakkının bekçiliği olarak değerlendirilmesi gerekiyor.  
 
“YABANCILAR HAKSIZ REKABET YAPIYOR”  
 
Sektörde haksız rekabet için ne diyorsunuz, var mı böyle bir sorun?  
 
 
Haksız rekabeti, sadece zayıf oyuncular yapmıyor. Türkiye’de bir şube bile bulundurmayan bazı yabancı finans kuruluşları da haksız rekabeti yapabiliyor. Burada temsilci bile değil, bir pazarlamacıyla çok büyük fonları yurt dışına çıkarabiliyor.  
 
Burada Türkiye açısından vergilendirilemeyen bir Türk serveti söz konusu olabiliyor. Almanya, 2002’de bu konuda ciddi önlemler aldı. Lüksemburg’da tutulan Alman fonları, ikili anlaşmalar doğrultusunda vergi kapsamına alındı. Bu da kayıt dışılığın bir başka bölümünü oluşturuyor.  
 
Dolayısıyla, bizim için caydırıcı olan kaynak maliyetlerinin, uluslararası iyi örneklerdeki gibi belirlenmesi gerekiyor. Bankacılığın cazip bir hale gelmesi ve arzulanan bir şekilde yapılması için bunların da yapılması gerekiyor.  
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz