"Bitlis’in Hedefi Büyük"

Necmettin Bitlis / Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı   Necmettin Bitlis, Türk iş dünyasının eski isimlerinden... 57 yıllık bir iş yaşamı, çok sayıda yatırımı var. Ancak, adı pek öne çı...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Bitlis’in Hedefi Büyük

Necmettin Bitlis / Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı

 

Necmettin Bitlis, Türk iş dünyasının eski isimlerinden... 57 yıllık bir iş yaşamı, çok sayıda yatırımı var. Ancak, adı pek öne çıkmaz. Onu, Polisan markasıyla tanırız. Oysa, boyadan tekstile, makineden liman işletmeciliğine çok sayıda sektörde faaliyet gösteriyor. Üstelik 2001 yılı cirosu 75 trilyon liraya yükseldi. Bitlis, gelecek için çok iddialı konuşuyor ve “2002 yılında ihtiyaçların ertelenmesinden kaynaklanan bir büyüme olacağını düşünüyoruz. 2002 için iddialıyız. Yüzde 40 oranında bir büyüme gerçekleştirmek istiyoruz” diyor.

 

Türkiye’den örnek bir girişimci göstermek gerekse, kuşkusuz Necmettin Bitlis adı ön sıralarda yer alacaktır. Onun, 57 yıllık iş yaşamı örnek girişim hikayeleriyle dolu...

 

Necmettin Bitlis, 1955’yılında, 10 gözlü bir iplik makinesiyle tekstile atıldı. İşini büyüttü ve tekstil fabrikası satın aldı. Ancak, kumaş apresinde kullanılan kimyasal hammaddeyi bulmakta zorluk çekince, bir arkadaşının tavsiyesiyle kimya sektörüne girdi. Ürettiği kimyasalların nakliyesinde zorluk çekince liman işine el attı.

 

Fabrikalarını kurmak için makine üretimi işine başladı. Hammadde verdiği boya üreticileri kendi hammaddelerini kendi üretmeye başlayınca da, “Gülen Boya” sloganıyla boya üretmeye karar verdi. Önüne çıkan zorluklar onu yıldırmadı, işi kendisi yaparak sıkıntıları aştı.

 

Sahip olduğu girişimci ruh, onun inşaat ve tarım ilaçları sektörlerine de girmesini sağladı.

 

İspanya, Tunus, Rusya ve Fransa’da yatırımlar gerçekleştirdi.

 

2001 yılında grubu 75 trilyon lira ciro yaptı. 2001 yılını kayıp olarak niteleyen Necmettin Bitlis, “2002 yılı için iddialıyız” diyor. 2002’de yüzde 40 büyüyeceğini söyleyen Bitlis, yatırımlara devam edeceklerini açıklıyor. Yeni bir boya fabrikası kuran grup, Çerkezköy’de bir tekstil fabrikası satın aldı.

 

Polisan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis, öyküsünü, şirketlerinin ve geleceğe yönelik planlarını Capital’e anlattı:

 

İş hayatına atılışınızın öyküsünü kısaca anlatır mısınız?

 

Aslında ailem Bitlis kökenli. Ancak, dedem jandarma subayı olduğu için tayini Malatya çıkıyor ve orada yaşamaya başlıyorlar. Burada manifatura ve kumaş ticareti ile ilgileniyorlar. Ben de Malatya’da doğdum. Babam Faik Bitlis, 1942’de İstanbul’a gelerek kumaş ve manifatura üzerine çalışmaya başladı.

 

Ortaokulu Şişli Terakki Lisesi’nde okudum. Ailem ticaret ile ilgilendiği için ticaret lisesine başladım. Lise 2’inci sınıfta muhasebe hocasıyla kavga ederek okulu bıraktım. Babam okulu bıraktığım için 3 ay benimle görüşmedi. Ama ben yine her gün işe erken saatte giderek gece geç saatlere kadar çalıştım. Ticaretten çok sanayiye ilgi duyuyordum.

 

<b>Babanızın, sanayi ile ilgilenmenize karşı çıktığı doğru mu?

 

Evet, babam sanayi alanına karşıydı. “Biz tüccarız, alırız, satarız, sanayicilik bizim işimiz değil” diye düşünüyordu. Ama benim bütün idealim sanayi alanına girmekti. Kumaş ticareti yaparken alıp satmayı bırakıp, iplik alarak bunları dokutmaya ve boyatmaya başladım. 10 gözlü bir iplik  sarma makinesi alarak bu alana adım atmış oldum. Daha sonra dokuma ve tekstil makineleri aldım.

 

O tarihlerde hanlardan odalar kiralayarak işleri yürütüyordum. 1955’te bir ortakla beraber babamı da ikna ederek Zeytinburnu’nda eski bir tekstil fabrikası kiraladık. Oraya iplik, dokuma ve boya apre makineleri de ilave ederek komple bir tesis kurduk. 1960’da babamı kaybedince, bütün ailenin yükü sırtıma bindi. Kiracı olmak da zor gelmeye başladı. 1961’de Kağıthane’de Kağıthane Mensucat fabrikasını 1 milyonu peşin, 4 yılda ödemek üzere 5 milyona aldık. Piyasadakiler çok yüksek fiyata aldın diyerek bana güldüler. Fabrikanın arazisi 15 dönümdü ve bunun 5 dönümü boş duruyordu. Buranın boş durması beni rahatsız ediyordu.

 

Bu fabrikada ne üretiyordunuz?

 

Kumaş, dokuma, boya ve apre konularında çalışıyorduk. İthalat zorlukları ve hammadde bulunmasında birtakım problemler yaşıyorduk. Özellikle tekstil yardımcılarında ithalattan kaynaklanan zorluklar çok fazlaydı. Kumaşların aprelenmesinde kullanılan polivinil asetat malzemesinin bulunmasında sıkıntı yaşıyorduk. O tarihte bize kimyevi madde satan kimyacı bir arkadaşıma, “kumaş boyası yapabilir miyiz”, diye sordum. Kumaş boyası yapmanın zor olduğunu söyleyen arkadaşım, mümessili olduğu İsrailli Mayer firmasından bahsetti. Bu firma marangozların kullandığı kimyasal ismi polivinil asetat olan beyaz lastik tutkalı yapıyor.

 

İsrailli bu firmayla know how anlaşması yaptık. İki tane birer tonluk reaktör aldık.

 

<b>Bu madde kimya sektörüne girişinize de vesile oldu o zaman?

 

Üretime başladığımız malzeme sadece tekstilde değil, çok amaçlı kullanılabilen, çok versiyonları olan bir üründü. O zamanlar marangozların, halı ve boya sanayinin kullandığı bir üründü bu. İlk kez üretimine biz başladık.

 

Tutkalın adı da Polisan oldu ve bu şekilde tanındı. Bu maddeyi marangozlar ve ilgili sanayi kuruluşlarına verdik. Onlardan ağır sanayide kullanılan sıcak pres tutkalı talebi gelmeye başladı. Bu maddeyi de araştırdık. Almanyalı bir mühendislik firmasından konuyla ilgili teknoloji satın aldık. 1967’de Kağıthane’de formaldehit reçineleri fabrikasını kurduk. O dönem hammaddeyi Kağıthane’ye taşıma problemimiz ortaya çıktı. Hammadde gemilerle geliyor, karşı tarafta depolara konuluyor, tankerlere aktarılıyor. Bu işin burada gelişemeyeceğini düşünüyordum.

 

Fabrikayı mı taşıdınız?

 

Evet. 1974’de Gebze Dilovası’nda araziler satın aldık. Türkiye’ye kimyasal maddeleri dökme olarak getiren ilk firma biziz. O zamana kadar hep varillerle getiriliyordu ve bu da masraflı bir işti. Nakliye problemlerini aşmak için bugünkü adı Poliport olan sıvı kimyasal depolaması için limanı işine başladık. Aşağı yukarı 200 dönümlük bir arazi üzerinde hem depolama tesisleri  hem de fabrikaları kurduk.

 

Boya üretimine ne zaman geçtiniz?

 

1985’de boya üretimine başladık. Bizim 1960’larda üretmeye başladığımız PVA, aynı zamanda su bazlı boyaların ana maddelerinden biri. Zaten o dönem boya üreticilerine bu maddeyi biz veriyorduk. Ancak, yavaş yavaş bu maddeyi diğer boya fabrikaları kısmen de olsa kendileri üretmeye başladılar. Prensip olarak kendi müşterilerimizle rekabet etmek ters geliyordu. Ama müşterilerimiz bu maddeyi üretmeye başlayınca boyaya üretme işine girdik.

 

Hangi boyaları üretiyordunuz?

 

Önce dekoratif boyalarla başladık. 1990’da da oto ve deniz boyaları üretmek için yeni bir tesis daha kurduk. Tabii bu arada diğer alanlarda da yatırımlara devam ettik. Depolama tesislerimizin müşterilerimize de hizmet verebilmesi için geliştirildi. Formaldehit konusunda kapasiteler arttırıldı. Mobilya konusunda dünyanın sayılı ülkelerinden biri olan İtalya’ya, formaldehit maddesini ihraç edebilmek için çalışmalar yaptık. Bu madde yükte ağır pahada hafif bir üründür. Nasıl ihraç edebiliriz diye düşünmeye başladık. Kendi gemilerimizle bunu yapabileceğimizi düşündük.

 

Bu iş için gemi mi satın aldınız?

 

Özel maksatlı bir tanker satın aldık. Bu tanker formaldehitin hammaddesini alıp getiriyor, tesislerde işleniyor ve formaldehit reçinesi haline getiriliyor. Sonra bu madde yine tanker aracılığıyla İtalya’ya götürülüyordu. O dönem için müthiş bir olaydır. İşi geliştirdik, İtalya’dan Fransa, Almanya, Belçika ve İspanya’ya da gönderdik.

 

<b>Kimyaya geçince tekstil işini bıraktınız mı?

 

Tekstil işimiz kimya kadar gelişemedi, arka planda kaldı. Tekstilde dokuma işini bıraktık ve sadece kumaşla ilgilendik. Kumaşı başkaları getiriyor, biz sadece işin kimya bölümünü yapıyoruz.

 

Şark Mensucat bugün hala Kağıthane’de çalışıyor. Şu anda da Çerkezköy’de bir fabrika satın aldık. Şark Mensucat’ı buraya taşıyacağız. Şirketimiz piyasada yünlü konusunda fason çalışan isim yapmış bir şirkettir. Apre boyayı herkes yapıyor ama yünlüde ihtisas isteyen bir konudur. Amerika ve Avrupa Birliği ile olan ilişkilerin tekstilin önünü açtığını görüyoruz.

 

Kökenimizde tekstile dayandığı için manevi olarak bu alanı terk etmek bize ters geliyor.

 

<b>Tekstil, kimya ve liman işi dışında başka sektörlerde yatırımınız var mı?

 

1964’te makine üretimine girdik. Sera ve fabrikalarda kullanılan lokal ısıtıcıları üretmek için Isımak adında bir şirket kurduk. Kumaş boyama makinelerinin de üretimini yaptık. Şu anda Isımak’ın faaliyetlerini durdurdu. Ancak, Isımak bir fabrika yapabilecek kapasiteye sahip. Zaten bütün fabrikalarımızı  ve yurtdışındaki yatırımlarımızın makinelerini de bu şirketimiz yaptı.

 

1983’de tarım ilaçları üretmek için Poliagro adında bir şirket kurduk. Kimyasallar konusunda büyük bir Fransız şirketiyle işbirliği yapıyorduk. Bu firma tarımsal ilaç konusunda da çalışıyordu. Firmanın Türkiye’de böyle bir üretimi bizim yapıp yapamayacağımız konusunda bir talebi oldu ve onlarla birlikte üretime başladık. Hem onlar için hem de kendimiz için üretim yaptık. Daha sonra onlardan koparak üretime kendimiz devam ettik. 1990’dan itibaren de fason üretim yapmaya başladık ve devam ediyoruz. 1962 yılında Topkapı’da iki iş merkezi kurduk. İnşaat işini de sürdürüyoruz.

 

<b>2001 grubunuz için nasıl bir yıldı?

 

2001’de Polisan Boya yaklaşık 65 trilyon ciro yaptı. Grubun cirosu ise, 75 trilyon civarındadır. Şu anda veriler toplandığı için net bir rakam söyleyemeyeceğim. Ciromuz bir önceki yılın dolar bazında yüzde 35-40 altında. Satışlara baktığımız zaman ise tonaj bakımından geçen seneyi yakaladık.

Hedeflerimizi yaptığımız zaman 2001 yılında ciddi bir büyüme hedeflemiştik. Tonaj bazında bu büyümeyi gerçekleştirememekle beraber, geçmiş yıl tonajlarını yakalamak bize pazarda ciddi bir pazar payı artışı olarak döndü. Zaten bu ekonomik şartlarda hedeflediğimiz karlılıkları, ciroyu sağlamak mümkün değildi.

 

Yılbaşından iki ay sonra bütün hedeflerimiz zaten sapmıştı. Haziran ayına kadar bütçemizi revize etmedik. Çünkü, Türkiye’nin nereye gidebileceğini görebilmek pek mümkün değildi. Günlük bir yaşam vardı. Yeni hedefler koymanın bir anlamı yoktu.

 

Grup içersinde boya ana sektör. Sonra ne geliyor?

 

Polisan Boya’nın altında boya, reçine, PVA’da var. Bunun dışında en aktif firmamız Poliport’un cirosu 7-8 milyon dolar civarında. Ama bu, bir sanayi şirketinin 50 milyon dolarına eşdeğerdir. Çünkü, hizmettir, hammaddesi yoktur.

 

Yeni yatırım planlarınız var mı?

 

Yatırımlarımız sürüyor. Her sene yatırımımız oluyor. Bunlar daha çok darboğazları geçmek adına yapıyorduk. Ama ciddi bir boyuta geldi. 2000 yılında Şark Mensucat için Çerkezköy’de bir fabrika aldık. Poliport’ta iki yıldır yatırımlarımız devam ediyor. Tank, iskele ve antrepo yatırımı yaptık, devam edecek. Boya fabrikası yapımı için yeni projemiz var. Gebze’deki arazimizi tamamen liman işine ayırıp boya için yeni bir fabrika kurmak istiyoruz. Bu konuda yabancı bir mühendislik firmasıyla anlaştık. Proje hazırlanıyor. Bunun için Gebze organize sanayi bölgesinde 1 milyon dolar vererek bir yer aldık.

 

Bunun dışında insana yatırım yapıyoruz. Eğitim çalışmalarımız sürüyor. Bayilerle aramızda intranet sistemi kuruyoruz. Yeni bir marketing çalışmasına başladık. Logolarımız, etiketlerimiz değişiyor. Bunlarda çok ciddi yatırımlardır.  

 

2002 için nasıl planlar yaptınız?

 

2001’i kayıp olarak düşünüyoruz. 2001’deki hedeflerimizi 2002’ye aktardık. 2002 yılında ihtiyaçların ertelenmesinden kaynaklanan bir büyüme olacağını düşünüyoruz.  Hedeflerimizi buna göre yapacağız. Hem ülkenin hem de firmanın büyüyeceğini tahmin ediyoruz. 2002 için iddialıyız. Yüzde 40 oranında bir büyüme gerçekleştirmek istiyoruz.

 

Poliport ve Polisan’ın yüzde 40 büyüyeceğini öngörüyoruz. Tekstilde ise biraz dışarıya bağımlıyız. Tekstil konusunda bir gelişme bekleniyor. 11 Eylül’den sonra kotaların açılması, Afganistan olayı Türkiye’nin şansını açtı. Son dönemlerde Ortadoğu’dan çok müşteri Türkiye’ye gelmeye başladı. Malzemelerini Türkiye’den almaya başladılar.

 

<b>“FRANSA’DAKİ YATIRIMIMIZ TAMAMLANMAK ÜZERE”

 

Yurtdışına nerelerde yatırımızın bulunuyor?

 

İspanya’da müşterilerimizden biriyle Polisan Spain’i kurduk. Formaldehit ve reçine üretimi yapıyordu. Şirketimiz faaliyetlerini sürdürüyor. 1995 yılında buradaki hisselerimizi devrettik. Bu ciddi bir teknoloji ihracatıdır.

 

Polisan Tunus ise formaldehit ve PVA üzerineydi. Buradaki hisselerimizi de devrettik. Bu şirket de Polimak adıyla devam ediyor. Rusya’da Polirus adında Polisan ürünlerini pazarlamak için bir şirket kurduk. Rusya kriziyle birlikte gönderdiğimiz mal azalmıştı, şu anda tekrar canlanmaya başladı.

 

Bunun dışında Polisan Fransa yatırımı var. Yine formaldehit ve reçinelerinin üretimini yapacak. 1997’de projelendirilen bu yatırım tamamlanmak üzere.

 

<b>Neden yurtdışı yatırımlarını devrediyorsunuz?

 

Yatırımları kontrol edebilmek lazım. Türkiye’de ulaşmak istediğimiz hedefler var. Çok dağıldığınız zaman kontrol de zorlaşıyor. Türkiye’de yaşanan ekonomik krizlerde bu yatırımları devretmemize neden oldu.

 

<b>“POLİSAN İSMİ, BİTLİS’İN ÖNÜNE GEÇTİ”

 

Bitlis Holding olan isminizi Polisan Holding olarak değiştirmenizin nedeni nedir?

 

Bu, yeni reklam ajansımızla birlikte geliştirdiğimiz bir stratejiydi. Polisan ismi herkes tarafından biliniyordu. Tekrar Bitlis Grup ismine yatırım yapmanın doğru olmadığına karar verdik. Eskiden sadece sanayiye mal verdiğimiz için, reklama ihtiyaç duymuyorduk. Ancak, 1965’de boya işine girilmesiyle birlikte, ciddi bir reklam faaliyeti başladı ve Polisan ismi Bitlis’in önüne çıktı. Son stratejiler doğrultusunda grubu Polisan Holding adı altında toplamayı uygun bulduk.

 

Bir aile şirketisiniz. Bu isim değişikliğiyle birlikte şirkette kurumsallık anlamında yeniden bir yapılanmaya gidilecek mi?

 

Aslında bütün kadromuz profesyonel. 9 kişilik bir icra kurulumuz var. Onların aldığı kararlar yönetim kuruluna geliyor. Ailenin oluşturduğu yönetim kurulu da kararları onaylıyor. Ama asıl kararları icra kurulu alır. Beyin takımıdır.

Stratejileri, yatırımları, şirketler için yapılacaklara burada  karar verilir. Oradan gelen kararlar yüzde 99 onaylanır. Son dönemlerde kurumsal bir yapıya dönüşmeye çalışıyoruz. Çok iyi bir alt yapı oluşturduk. Bu yapı sayesinde kriz yönetimini başarıyla gerçekleştirdik.

 

<b>“İLK ÜÇE GİRDİK”

 

Erol Mizrahi/Polisan Boya Genel Müdürü

 

Polisan Boya’nın pazardaki durumu nedir?

 

Pazar payları için net bir rakam söylemek zor. Sektörde çeşitli konularda birinciler olabiliyor. ÇBS ve Marshall arasında birincilik çekişmesi vardı. Ama şöyle bir gerçek var. 2001 yılına kadar ilk 3 arasında ciddi bir tonaj farkı vardı. 2001 yılında bunun kapandığını düşünüyoruz.

 

<b>Pazardan ne kadar pay aldığınızı düşünüyorsunuz?

 

Ufak, lokal üreticiler var ki, Türkiye’de bir vakadır bunlar. Pazardan yüzde 40 oranında bir pay aldıklarını düşünüyoruz. Yüzde 60 payı ise markalı üreticiler alıyor. Polisan olarak markalı üreticiler arasında biz yüzde 18’e ulaştığımızı düşünüyoruz. Pazar genelinde ise yüzde 11-12 pazar payına ulaştığımızı tahmin ediyorum. Sıralama için ise sağlam bir veri elimizde maalesef yok. Ama 2 veya 3’üncü olduğumuzu sanıyorum. Veriler bir yerde toplanmadığı için net bir şey söylemek mümkün değil.

 

Pazarın güçlü markalarından birinin zor günler geçirdiği biliniyor. Bu size pazarda nasıl bir avantaj sağlar?

 

Sektörde bazı firmaların zafiyet geçirmiş olmaları,  pazarda bir boşluk oluşmasına neden oluyor. Daha önceden Polisan olarak finansal açıdan birtakım eksikliklerimiz vardı. Zaman içersinde bunların giderilmesiyle büyümemiz hızlandı. Krizde yüzde 5 geriledik ki pazar lideri yüzde 30 civarında gerilediğini söyledi. Aynı dönemde aynı Türkiye’deydik. Yapımızı muhafaza ettik. Kimseyi çıkarmadık.

 

 

 

 

 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz