3 Ekim’den Öncesinde Borsa’da Satış Başlar

Dündas Menkul Değerler Genel Müdürü Atilla Köksal, İMKB’nin, gelişmekte olan piyasalara fon akışı nedeniyle, ciddi bir yükseliş yaşandığını söylüyor. Bu nedenle, dolar bazında zirve yaptığına dikka...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
3 Ekim’den Öncesinde Borsa’da Satış Başlar

hedDündas Menkul Değerler Genel Müdürü Atilla Köksal, İMKB’nin, gelişmekte olan piyasalara fon akışı nedeniyle, ciddi bir yükseliş yaşandığını söylüyor. Bu nedenle, dolar bazında zirve yaptığına dikkat çekiyor. “Bu zirveyi kırma çabalarının başarısız olacağını düşünüyoruz” diye konuşuyor. Ona göre, önümüzdeki dönemde, AB müzakereleri dışında, “Yeni vergi yasası” gibi  piyasaları etkileyecek çok sayıda etken var. Köksal, “Bu nedenle, yılın son çeyreğinde, yabancıların bir miktar satış yapmaya başlayacaklarını tahmin ediyoruz” diye uyarıda bulunuyor.

Borsadaki yükseliş trendi, faiz ve kurların ise bu seviyelerde adeta sabitlenmesi, piyasa profesyonelleri de dahil olmak üzere herkesin kafasında soru işaretleri oluşturuyor. Piyasalarda “Borsada satış trendi başlayacak mı”,  “Yabancılar piyasadan çıkacak mı”, “Kurlar artık yükselişe geçecek mi” gibi sorular tartışılıyor. Piyasa oyuncularının ise bir taraftan AB müzakereleri, diğer taraftan özelleştirme tartışmaları gölgesinde genel olarak iyimser olduğunu söyleyebiliriz. Ama özellikle 1 Ocak 2006’da yürürlüğe girecek olan yeni Vergi Yasası’nın tedirginlik yarattığını da söylemeden geçmemek gerek. Çünkü 1 Ocak 2006’dan itibaren geçerli olacak olan vergi rejimi değişikliğinin tüm yatırım araçlarından elde edilen sermaye kazançlarına yüzde 15 sabit oran getirmesi bekleniyor.  Piyasalar ile ilgili sorularımızı yanıtlayan Dündaş Menkul Değerler Genel Müdürü Atilla Köksal, da bu tedirginliğe dikkat çekiyor. Köksal, yeni sistem ile birlikte, son satıcının maliyetinin hesaplanmasında pratik olmayan bir şekilde geriye doğru inceleme gerektiği için önemli bir problem oluşacağının altını çiziyor. Köksal’a göre, yabancı yatırımcılar açısından netlik kazanmayan birçok konu onların piyasalarımıza olan ilgisini olumsuz etkileyecek. Bu ayki konuğumuz Atilla Köksal, finans piyasaları ile ilgili sorularımızı yanıtladı:

Borsadaki yükselişi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kısa ve orta vadeli endeks hedefleriniz nedir?

2002 yılı sonlarında global likiditedeki artışın etkisiyle gelişmekte olan ülkelere para girişinin arttığı bir ortamda Türkiye’de tek partili bir hükümet iktidara geldi. IMF ile gerçekleştirilen stand-by çerçevesindeki pozitif reform çalışmaları, tutarlı para ve maliye politikaları, enflasyonda sağlanan düşüş ve bunları izleyen güçlü büyüme rakamları ve AB görüşmeleri, piyasalarımız üzerinde çok olumlu etkide bulundu. Böylece uzun vadeli bir boğa piyasasına girmiş olduk.

Global likidite fazlalığı piyasaların aksayan reformlara ya da AB’ye yönelik gelen kötü haberlere umursamadan yükselmeye devam etmesine neden oluyor. Ekonomik konjonktür de piyasalardaki iyimserliği destekliyor. Enflasyon, büyüme, bütçe dengeleri gibi ekonomik alanlardaki başarıları da göz ardı etmemek gerek.

Ya AB faktörü?

Diğer taraftan AB’ye katılım müzakereleri öncesi olası politik tartışmalar artabilir. Ayrıca, Meclis’in çalışma takvimindeki belirsizlikler, Irak Anayasası ile ilgili politik sıkıntılar, yeni vergi sisteminin negatif etkileri ve artan dış ticaret açığı gibi konular da var. Tüm bu etkenlerin piyasaların test etmiş olduğu zirve seviyelerinin üzerine çıkmasını engelleyeceği yönündeki düşüncemiz kuvvetleniyor.

Hisse senetleri piyasası, özellikle gelişen piyasalardaki varlıklara para akışının sürmesi ile destekleniyor olsa da, dolar bazında ulaşmış olduğu zirveyi kırma çabalarının başarısız olacağını düşünüyoruz.

Yabancıların İMKB'ye olan ilgisi devam edecek mi? Yabancı alımları devam ediyor mu?

Amerikan ekonomisine ilişkin gelişmeler ve gelişmekte olan ekonomilere yönelik belirsizliğin azalması, kısa vadede gelişmekte olan ülkelere para girişinin devamını sağlayabilir.

Diğer yandan Çin’in revalüasyon yaptı. Amerikan tahvillerinin faizleri yüzde 4,3 düzeyine yaklaştı. Tüm bunlar, gelişmekte olan ülke borçlanma piyasasını orta-uzun vadede olumsuz etkileyerek bu piyasalara fon akışını sınırlayabilir.

Ayrıca, 1 Ocak 2006’dan itibaren geçerli olacak olan vergi rejimi değişikliği, tüm yatırım araçlarından elde edilen sermaye kazançlarına yüzde 15 sabit oran getirmesiyle yeni bir dönem başlatacak. Yeni vergi yasasının şu anki hali, aracı kurumlara üç ayda bir gerçekleşecek olan vergi hesaplamasında ek yükümlülük getiriyor.

Ayrıca yeni sistem, son satıcının maliyetinin hesaplanmasında pratik olmayan bir şekilde geriye doğru inceleme gerektirdiğinden büyük bir problem yaratıyor. Hem aracı kurumlar hem de yabancılar açısından netlik kazanmayan birçok konu yabancı yatırımcıların piyasalarımıza olan ilgisini olumsuz etkileyecektir.

Buna dayanarak, 2005’in son çeyreğinde yeni vergi düzenlemesi ile ilgili olarak bir miktar yabancı satışlarının görülebileceğini düşünüyorum.

Satın almalar gündemin önemli maddeleri, siz özellikle hangi sektörlerde bu operasyonların devam etmesini bekliyorsunuz?

Özelleştirme cephesinde Türkiye çok başarılı bir performans sergiliyor. Bu başarı arkasından tarihi rekorlar getiriyor. Atatürk Havalimanı Terminal İşletmesi’nin 3 milyar dolara 15 yıllığına kiraya verilmesinin hemen ardından, Türk Telekom’un 6,5 milyar dolara satılması ile özelleştirme tarihinde yeni bir dönem başladı. 2005 yılında bu güne kadar yapılan özelleştirme tutarı 11 milyar doları aşmış durumda.

Özelleştirme konusunda son derece kararlı bir tutum sergileyen hükümetin mevcut çizgisini koruması durumunda Tüpraş ve Erdemir de sene sonuna kadar özelleştirilecektir. 2005 yılı özelleştirme tutarının 14 milyar doları geçebileceğini düşünüyorum. Yılın geri kalan kısmında özelleştirme kapsamında bulunan satışlara yabancıların yoğun ilgisinin sürmesini beklemek doğru olacaktır.

Global şirketlerin Türkiye’nin değişim sürecinde yaratacağı potansiyeli dikkate alarak agresif hareketler göstermesi doğaldır. Bu davranışın hem özelleştirmeler hem de satın almalar konusunda yaşanmasını bekliyorum.

Demir Sabancı operasyonunu siz yönetiyorsunuz. Bu operasyona yabancıların ilgisi nasıl?

Bunu bir “operasyon” olarak adlandırmanın doğru olmadığını düşünüyorum.  Demir Bey şahsi portföyünü yeniden yapılandırmak amacı ile bir miktar Sabancı Holding hissesini sattı.  Bu hisseler yabancı fonlar tarafından alındı.

Kısa vadeli portföy öneriniz nedir? Nasıl bir sepet oluşturmak gerekiyor?

Kısa vadeli önerilerden genellikle kaçınıyorum, yanılma payı çok yüksek olabiliyor. 3 Ekim öncesinde AB katılım müzakerelerine yönelik olası politik haberler, yabancı yatırımcıların yeni vergi sisteminin negatif etkilerini erken realize etmek istemeleri gibi nedenlerle piyasaların bir miktar kâr realizasyonu yaşayacağını düşünüyorum.

Önümüzdeki kısa dönemde beklentimiz piyasalarda volatilitenin, yani risklerin artacağı yönünde. Yüksek reel getirileri nedeniyle YTL bazlı yatırım araçlarının portföylerde bulundurulmasını öneriyoruz. Bununla birlikte hisse senedi yatırımlarının bir miktar azaltılması ve karşılığında döviz pozisyonu alınmasının olası gevşemelerde portföyleri koruyacağını düşünüyorum.

Faizlere gelirsek, şu anda bileşikler dip noktasında mı? Daha düşüş olacak mı?

2006 yılı için hükümetin belirlediği yüzde 5 enflasyon hedefinin tutturulmasına yönelik endişeler nedeniyle Merkez Bankası, gecelik faizleri temmuz ve ağustos aylarında sabit tuttu. Bu da ikincil piyasada faizlerin yüzde 16 – 16,5 seviyelerinde kalmasına neden oldu.

Enflasyon verilerinin Merkez Bankası’nın kısa vadeli faiz kararında belirleyici etken olması, bundan sonraki aylarda da enflasyon rakamlarının piyasa tarafından dikkatle izlenmesini sağlayacaktır. Merkez Bankası’nın ekim ayından önce yeni bir faiz indirimine gitmeyeceği beklentisinin yoğun olması nedeniyle faiz cephesinde kısa vadede sınırlı hareket olacağı görüşündeyim.  

Diğer taraftan  özellikle yabancı yatırımcılar için, tüm faiz ve sermaye kazançlarına yüzde 15’lik sabit bir oran öngören yeni vergi yasası 2006’da yürürlüğe girecek olması da bono piyasaları üzerinde etkili olacaktır. Bu yüzden yeni vergi yasası, eğer değiştirilmezse, getiriler üzerinde baskı yapmaya devam edecektir. Fakat faizlerin bu seviyelerden yüzde 10 civarındaki reel getirilerinin yatırımcılar açısından cazip olduğunu düşünüyorum.

ERDEMİR VE TÜPRAŞ İLE İLGİLİ İYİMSERLİK KUVVETLENDİ

TARTIŞMAK ZAMAN KAYBI Bu tür tartışmaların belli noktalardan sonra zaman kaybı yarattığını düşünüyorum. Özelleştirme ya da satın almalarda serbest piyasa ekonomilerinde yerli-yabancı tartışması yaparak hiç bir yere varamayız.

KONU ÇARPITILIYOR Şu anda gündemde olan ülke için stratejik önem konusunun yetkili kurumlar tarafından detaylı olarak değerlendirildiğini ve özelleştirilmesi konusunda her hangi bir sakınca görülmediğine karar verildiği kanısındayım.  Konu çeşitli çıkar çevreleri tarafından çarpıtılmaktadır. Tüpraş, Erdemir’den daha stratejik bir öneme sahip. Ancak, buna rağmen dikkat ederseniz, Erdemir’in özelleşmesine tepki Tüpraş’a göre çok daha fazladır.

İYİMSERLİK KUVVETLENDİ Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin blok satış ihalesinin başarıyla tamamlanması, önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek Tüpraş ve Erdemir özelleştirmelerine yönelik iyimser beklentileri kuvvetlendirdi.

ÖZELLEŞTİRME SORUNSUZ OLABİLİR Hükümetin eskiye oranla daha hazırlıklı olması özelleştirmelerdeki başarıyı getirmekte. Erdemir ve Tüpraş konusunda. yeterli ön hazırlık gerçekleştirilirse, herhangi bir sorun yaşanmayacak ve her iki şirket beklentilerin üzerindeki değerlerden satılacaktır.

CARİ AÇIK ENDİŞELERİ AZALABİLİR Erdemir ve Tüpraş satışları özelleştirme gelirleri üzerinde olumlu etki yaratacak, uzun süredir piyasaları tedirgin eden cari açığın finansmanına katkıda bulunacaklardır. Bu satışların pozitif etkileri piyasalarda hissedilecektir.

HANGİ SEKTÖRLER CAZİP?

İNŞAAT VE YAPI SEKTÖRÜ Endeksin gelmiş olduğu seviyeler dikkate alındığında, borsa geneline yatırım yapmak yerine, hisse spesifik tercihlere göre yatırım yapmak daha anlamlı olacaktır. Ülkenin makro dengeleri dikkate alındığında büyüme potansiyeli taşıyan sektörler ve bunlar içerisindeki rölatif olarak ucuz ve iyi yönetilen şirketler tercih edilmelidir. İnşaat ve yapı sektörünün ve buna bağlı diğer cam, çimento gibi sektörlerin olumlu seyrini sürdürmesini bekliyorum.

HOLDİNGLER VE BANKALAR Özelleştirmelere bağlı olarak önümüzdeki dönemde güçlü sermaye yapısıyla özelleştirmelerle ilgilenen holding şirketlerinin ilgi odağı olmayı sürdüreceğini düşünüyorum. Aynı zamanda ekonomideki olumlu gelişmelerin öncelikli etkilerinin hissedildiği bankacılık sektöründe de satın almalara bağlı olarak iyimserliğin devam etmesini bekliyorum.

DOLAR 1,40 YTL’Yİ AŞABİLİR

Dolar konusunda nasıl bir hareket bekliyorsunuz?

Türk Lirası uzun süredir yabancı para birimleri karşısında değerli kalmayı sürdürüyor. Doğrudan yabancı sermaye girişi ve özelleştirmeler konusundaki başarıların devam etmesi,  turizm kaynaklı döviz girdisiyle de birleştiğinde YTL diğer para birimlerine karşı değer kazanmayı sürdürdü. Merkez Bankası, YTL’nin değerlenmesinden endişe duymaya başladığı için dolar alarak dövize müdahale etmeyi sürdürdü. Büyüyen cari açık ve AB katılım müzakereleri konusunda yaşanacak sorunlar kuru 1,4000 seviyelerinin üzerine taşıyabilir.

Yabancı sermaye girişlerinin cari açığın finansmanında etkili olmasına ve eylül ayında gerçekleştirilecek yoğun özelleştirme takvimine bağlı olarak döviz piyasalarında güçlü bir tepki beklemiyorum. USD/YTL kurunun 1,4000 seviyelerine doğru hareket edeceğini öngörüyorum ve bu hareketin piyasaları tedirgin edici bir şekilde olmayacağını düşünüyorum.

SELÇUK YİĞİT
syigit@dbr.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz