"Akıllı Şebekeler Her Şeyi Değiştirecek"

Mete Kabatepe, Cisco Türkiye’nin genel müdür yardımcısı… Bütün dünyada networking, dolayısıyla kablosuz iletişimin hızlı büyüdüğüne dikkat çekiyor. Ona göre, PC pazarı yüzde 10 gelişirken, bu aland...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Akıllı Şebekeler Her Şeyi Değiştirecek

hedMete Kabatepe, Cisco Türkiye’nin genel müdür yardımcısı… Bütün dünyada networking, dolayısıyla kablosuz iletişimin hızlı büyüdüğüne dikkat çekiyor. Ona göre, PC pazarı yüzde 10 gelişirken, bu alanda büyüme yüzde 40’a kadar ulaşabiliyor. Üstelik her sektörden, konut kullanıcılarından da ciddi talep geliyor. Bu talep nedeniyle de “ağ teknolojisine” yönelik laboratuarlarda yeni ürünler geliştirdiklerini belirtiyor. Kabatepe,“Şimdiki projemiz, belirli bir akıllığı olan şebekeler. Bizim ağlarda ve şebekelerde amacımız bir bilgiyi bir noktadan diğerine taşımak” diye konuşuyor.

Cisco, network teknolojileri konusunda dünyanın bir numaralı şirketi. Geliştirdiği teknolojiler bugün kamudan, özel sektöre, yerel yönetimlerden konutlara kadar her alanda kullanılıyor. Şirket “kablosuz ağlar” konusunda da öncü. Öyle ki, bu alanda pek çok uygulama ilk kez Cisco bünyesinde hayata geçiriliyor. Cisco Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Mete Kabatepe, Cisco laboratuarlarında geliştirilen yeni teknolojilerin, network pazarına yeni yaklaşımlar getireceğini söylüyor.

Dünyada kablosuz ağlara yapılan yatırımın yılda yüzde 30-40 oranında büyüdüğüne işaret eden Kabatepe’ye göre, bugüne kadar hiç aklımıza gelmeyen yeni uygulamalarla birlikte pazarın bu hızlı büyümesi devam edecek.

Cisco Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Mete Kabatepe ile geniş bir söyleşi yaptık. Dünyada ve Türkiye’de yeni teknolojilerle gelişen pazarı konuştuk. Kabatepe, pazardaki trendlere, öne çıkan alanlara ve geleceğe damgasını vuracak yeni teknolojilere ilişkin çok önemli saptamalarda bulundu. Mete Kabatepe’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Kablosuz teknolojiler dünyada nasıl gelişiyor, yeni trendler neler? Son dönemde wi-fi’ın yanında bir de wi-max diye yeni bir teknolojiden söz ediliyor. Bu teknoloji ne gibi faydalar sağlayacak?

Kablosuz teknolojiler giderek hayatımıza daha fazla girmeye başladı. Bunu hem iş hem de özel hayatımızda görüyoruz. Bunlardan bazılarını biz çok yakından izleyebiliyoruz. Çünkü, tüketici olarak bizi doğrudan etkiliyor.

Örneğin, bugün evdeki bilgisayarlarımız artık kablosuz ağ teknolojileriyle birlikte çalışabilir olmaya başladı. Diğer yandan işyerlerinde gittikçe daha fazla bu tür ağlar kuruluyor. Wi-fi ise bir standart. Bu standardın da belirli bir çıkış gücü ve kapsama alanı var. Zaten amaç kapalı alanlarda kullanılması olduğu için, insanlara zarar vermeyecek makul bir çıkış gücü düşünülerek tasarlanmış.

Daha sonra bu teknolojilerin uzun mesafe haberleşmeleri ve daha geniş alanlarda  kullanılabileceği düşünülmüş. İşte wi-max bu amaçla geliştirilen bir standart. Wi-max, uzaklığı yayacak ve biraz daha yüksek güçle çalışacak bir teknoloji sunuyor. Bu nedenle ofis ortamları için gerekli değil. Bir semti kapsayabilmek veya noktadan noktaya haberleşme sağlamak için kullanılacak.

Önümüzdeki dönem başka ne gibi kablosuz uygulamalar göreceğiz?

Şu anda hiç aklımıza gelmeyecek uygulamalar da kablosuz teknolojilere geçiyor. Örneğin, bu teknolojiler güvenlik amaçlı kullanılıyor. Şehrin çeşitli yerlerine güvenlik amaçlı kameralar yerleştiriliyor. İngiltere’de bu çok yaygın bir uygulama. Türkiye’de de NATO zirvesi kapsamında kullanıldı. Bu kameralar görüntüyü çekiyorlar ve o bilgiyi dijital ortamda başka bir yere iletiyorlar. Topladıkları veriyi gerekli yere ulaştırabilmeleri için de çok ciddi kablolama ihtiyacı doğuyor. Kablo döşeme sıkıntısından başka bu kabloların en az bir kısmı açık havada olacağı için yıpranmaya da maruz kalıyor. Dolayısıyla, şu sıralar bu tür sistemlerin kablosuz teknolojilerle birbirine bağlanması popüler. Bugün Londra’nın göbeğindeki Westminster bölgesindeki bütün kameralar bu şekilde birbirine bağlanmış durumda. Banka şubelerindeki güvenlik amaçlı kameraların da kablosuz ağlarla birbirine bağlanması söz konusu.

Önümüzdeki dönem ayrıca sabit telefon hatları için, sabit hat kablosuz hat yakınsaması söz konusu olacak. Şimdi yeni yeni iki modlu telefonlar çıkmaya başladı. Hem GSM ve GPRS çalışabilecek hem de kapalı alanlarda wi-fi standardında çalışabilecek, birbirine tüketici fark etmeden geçiş yapabilecek telefonlar bunlar. Bu cihazlar en geç 2 yıl içerisinde Türkiye pazarında da olacak.

Bu teknolojilere yapılan yatırım ne kadara ulaştı?

Pazarın büyüklüğüne yönelik net bir rakam veremeyeceğim ama artış oranının yüksek olduğunu söyleyebilirim. PC’lere yapılan yatırımlar yılda yaklaşık yüzde 10 büyüyorsa, bu teknolojilere yapılan yatırım her yıl yaklaşık yüzde 30-40 oranında büyüyor.

Yatırım yapanlar arasında ise öncelikle tüketiciler yani hane halkı var. DSL modemleri ile aynı kutuda, hem DSL modem fonksiyonu hem de kablosuz ağ fonksiyonu taşıyan cihazlar var bugün. Kurumsal tarafta da yatırımlar artıyor. Şirketler giderek ofislerini bu ağlarla donatıyorlar. Eskiden toplantı odalarına kablo ile hat çekiliyordu, şimdi kablosuz ağlar sayesinde bundan kurtulduk.

En çok kimler yatırım yapıyor?

Bu sistemleri kullanan öncü sektörlerin başında ilaç sektörü geliyor. Onlar genellikle teknolojiyi yakından izliyor ve hemen hayata geçiriyorlar. Bir başka nedeni ise sahada dolaşan elemanları çok. Ses ve veri haberleşmesine ihtiyaç duyuyorlar.

Diğer bir sektör bankacılık sektörü. Bankacılık sektörü de geleneksel olarak teknolojik gelişmeleri yakından takip eder. Bunun verimlilik ve daha kaliteli hizmet verebilmek için yaparlar.

Bir üçüncüsü ileri teknoloji sektörü. Bilgisayar üreticileri, yazılım firmaları gibi firmalar da gelişmelere kendilerine adapte etmekte çok hızlı davranıyorlar.

Son olarak da lojistik sektörünü söyleyebilirim. Burada sadece TIR’larla taşıma değil, kargo servisleri de var. Onların da çok yaygın bir haberleşme ağları olduğu için yatırımları her geçen gün artıyor.

Bu sektörlerin önümüzdeki dönem öncelikleri neler olacak?

Gittikçe önem kazanan konulardan bir tanesi güvenlik. Cybercrime’ın ya da hacker denilen kişilerin gittikçe artması ve daha sofistike olmaları nedeniyle, kurumlar daha çok kendilerini korumak ihtiyacı hissediyorlar.

Bir diğer konu depolama. Operasyonel risk artık depolamalar tek bir yerde değil, dağınık mekanlarda gerçekleştirilecek. Felaket önleme merkezlerinin kurulması ve bu merkezlerin birbiri ile hızlı haberleşme ihtiyacı önümüze gelen başka bir konu.

Diğer yandan deregülasyonla birlikte, ses haberleşmesinin tekelden çıkmaya başlaması da yeni teknolojileri gündeme getirecek. Örneğin, bugün özellikle yaygın şube ve bayi olan firmalar için IP tabanlı ses haberleşmesi gündemde. Bankalar ilk aklımıza gelenler ama büyük holdinglerin de bugün pek çok şehirde irtibat ofisleri var. Bunlarla haberleşme, buradaki bilgileri mümkün olduğu kadar gerçek zamanlı aktarma, ofisler arası ve şubeler arasındaki ses haberleşmesini makul düzeylerde tutmak önem kazanıyor.

Ses haberleşmesinde IP bazlı sisteme geçildiğinde, haberleşme noktadan noktaya olmaktan çıkıyor. Bir noktadan birkaç noktaya ulaşma, çalışanların mobilite ihtiyacını karşılama gibi kavramlar öne çıkıyor. Örneğin, İstanbul ofisinde çalışan bir kişi Ankara ofisine gittiğinde kendi iç hat numarasını taşıyabiliyor. Biri onu aradığında telefonu Ankara’dan çalabiliyor. Bu klasik sistemde ancak yönlendirme ile yapılırken bugün IP bazlı sistemde kullanıcı adı ve şifre ile mümkün oluyor.

Önümüzdeki dönem yatırımlar ne kadar artacak, pazar nasıl büyüyecek?

Yatırımların kesinlikle artmasını bekliyoruz. Bunu bizzat kendi bünyemizde de görebiliyoruz. Bu tür sistemleri biz 3 yıldan beri pazara sunuyoruz. Gittikçe artan bir ivmeyle kabul görüyor.

Finans BT için lokomotif bir sektör. Ancak, orada da krizin etkisiyle yatırımlar duraklamıştı. Onlar tarafında öncelikler neler olacak; hangi alanlara yatırım yapacaklar?

Finans, teknolojiyi adapte etmekte öncü sektörlerden bir tanesi. Yalnız haklı olarak, 2001 krizinden bu yana, yaklaşık 3 yıldır bu konuda çok tutucu davrandılar. Türkiye ekonomisinin yavaş yavaş düzelmesiyle, onlar da bu durumdan çıkıyorlar. Teknoloji yatırımlarını yenileme gündemde.

Bir de yeni kavramlar söz konusu. Bugün gözümüzün önünde çok büyük bankalar var. Bunların şube açma, şubelerini genişletme gibi ihtiyaçları yok. Diğer yandan orta boy banka olup da, büyüyen genişleyen bankalar var. Dolayısıyla yeni şubeler açılıyor. Bu şubelerin bütün teknolojik altyapıları yapılıyor. Bu arada verimlilik ve operasyonel maliyetleri düşürmek çok önemli.

Avrupa çapında yapılan bir çalışmaya göre, bankalar kârlarının yaklaşık yüzde 50’sini şubeler üzerinden yapılan işlemlerden sağlıyorlar. Bununla birlikte, maliyetlerinin yüzde 75’i de şubeler üzerinden. İkincisi son dönemde artık risk yönetimi gündemde. Bu da yeni ve önemli bir kavram olarak dikkat çekiyor.

Uygulamalar artarken, pazarda rekabet nasıl şekilleniyor?

Her sektörde olduğu gibi, bizim sektörde de belirli bir rekabet var. Bu teknolojik gelişmeyi körüklüyor. Ürün yelpazemizin çok geniş olması, bize avantaj sağlıyor. Genel olarak dünyada bu alandaki gelişmeler hızlı. Bu da güzel bir şey. Türkiye’ye de anında geliyor. Dolayısıyla sağlıklı bir rekabet var diyebilirim.

Türkiye pazarında önümüzdeki dönem yeni oyuncular bekleniyor mu?

Bu konuda çözüm sunan firmaların hepsinin Türkiye’de bir varlıkları var. Bazıları Türkiye şubeleriyle, bazıları ise dağıtıcılar ve temsilciler vasıtasıyla faaliyet gösteriyorlar. Dünyada yeni kurulan şirketler olmadıkça, genişleyecek bir şey yok. Türkiye zaten bölgede büyük bir pazar olarak görülüyor. Unutmamak lazım, gelir seviyemiz düşük olabilir ama, nüfusumuz çok büyük. Türkiye’de büyük potansiyel var. Türkiye gelişmesini bu hızda devam ettirdiği sürece, mutlaka büyüme potansiyeli de var. Hemen hemen bütün firmalar faaliyet gösteriyor.

SIRADAKİ YENİ AĞ TEKNOLOJİLERİ

AKILLI ŞEBEKELER Yıllar boyunca Cisco olarak faaliyet alamızda çok büyük yeniliklere imza attık. İlk önce uçtan uca çözümler üzerine yoğunlaştık. Ardından, birbiriyle çok rahat konuşabilen ağlar, yani ağların ağı (networks of networks) üzerine çalıştık. Şimdiki projemiz ise belirli bir akıllığı olan şebekeler. Bizim ağlarda ve şebekelerde amacımız bir bilgiyi bir noktadan diğerine taşımak. Genellikle de taşıdığımız bilginin ne olduğunu bilmeden veya ona dikkat etmeden yapıyoruz. Fakat artık bu akıllı ağlar sayesinde şebekede ve ağdaki uygulamaları otomatik olarak tanıyarak gerekli öncelikle iletebilmek mümkün olacak.

KENDİ KENDİNİ SAVUNABİLEN AĞLAR Diğer yandan kendi kendi savunabilen şebekeler üzerine çalışıyoruz. İnternet üzerindeki verileri savunabilmek için hep kurallar koyuyoruz. Filtreler koyuyoruz. Bunu reaktif olarak belli bir beklentiyle görüyoruz. Bunu artık şebekenin kendi kendini savunabilir (selfdifending network) haline getireceğiz. Bu konuda büyük çalışmalar var. Dolayısıyla, bu iki kavram bugün laboratuarlarımızda üzerinde çalışılan en önemli iki konu diyebilirim.

AB SÜRECİ HEM YATIRIMLARI HEM KULLANIMI ARTIRACAK

AB’nin Türkiye’ye getirecekleri konusunda herkes bir takım beklentiler içerisinde… Bu süreç bilişim sektörüne nasıl yansıyacak?

ZORUNLU UYGULAMALAR Avrupa Birliği sürecinin Türkiye’ye çok büyük katkıları olacak. AB’ne uyum adına belirli zorunluluklar söz konusu olacak. Sonuçta uyum sağlamamız gereken pek çok nokta var. Bu noktalarda çoğu da bilgiyi toplamak ve bilgiye anında ulaşabilmekle ilgili. Örneğin, gümrük kapılarımızdan geçen malların anında takip edilebilmesi, bunların tipinden, gümrük maliyetine kadar tüm bilgilerin tutulması gerekiyor. Diğer yandan AB illegal göçmen konusunda çok hassas. Sınırlarımızda giren çıkan kişilere dikkat etmek zorunda kalacağız. Bu nedenle ülkeye giriş çıkış yapan kişilerin kayıtlarının düzgün olarak tutulması gerekecek.

VERİMLİLİK ARTACAK İstatistikleri ve verileri daha fazla toplamak durumda kalacağız. Buna özel sektör de dahil. Bazı yenilikleri de önümüzdeki dönem kendi gelişmemizi devam ettirmek adına, kendiliğimizden yapacağız. Ekonomimizin ve endüstrilerimizin ayakta kalabilmesi için gittikçe daha verimli olmak gerekiyor. Bu verimlilik otomasyon gerektirdiği gibi, bilgiye anında ulaşabilmek ve bunu işleyebilmek de gerektiriyor.

AB’nin de buna katkıları olabileceğini düşünüyorum. AB’nin çeşitli kaynak ve fonları var. Türkiye’den güzel projeler çıkarsa bunları destekleyeceklerine eminin. AB uyum süreci, hem bilgi teknolojilerinin kullanımını yaygınlaştıracak hem de yatırımları artıracak.          

TELEKOMDA YATIRIMLAR ARTACAK

Telekomda beklentileriniz neler?

ORTA YOL ARANIYOR Telekom sektörü şu sıralara oldukça canlı günler yaşıyor. Deregülasyon süreci sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sancılı geçer. Bugün Telekomünikasyon Kurumu’nun bazı kararlarına hem yeni giren operatörler hem de Türk Telekom itiraz edebiliyor. Herkes kendi açısından, kendi çıkarına göre değerlendiriyor.

Her iki tarafın da haklı olduğu noktalar var. Ama sonuçta bir orta yol aranıyor. Yatırımlara geldiğimiz zaman, son kullanıcı fiyatı, yapılan yatırımın verimli olup olmamasını etkiliyor. TT’nin Temmuz başında yaptığı tarife indirimleri yeni giren operatörlerin iş modellerini gözden geçirmelerine sebep oldu. Lisans almış bazı firmaların faaliyetleri belki de hiç hayata geçemeyecek. Ama belli başlı firmalar var ki, bu firmalar zaten hayata geçtiler. Onlar mutlaka yollarına devam edeceklerdir.

ÇÖZÜMLER ARTACAK Yapılan yatırımların bu firmaların kendi sundukları çözümlerin yaygınlaşması ile orantılı olmasını bekliyorum. Şu anda çok yaygın değiller. Haklı olarak ilk başta kurumlara yöneliyorlar. Yurtdışı haberleşmeye yoğunlaşıyorlar. Bu da her pazarda böyle olmuştur. İlk olarak yurtdışı haberleşme, mobil şebekelerle olan haberleşme ve yurtiçinde de uzak mesafe hizmetler gündeme gelir. Biz Cisco olarak yeni giren operatörlerin altyapısına yönelik çok geniş bir yelpazede ürün sunuyoruz. Büyük çoğunluğu zaten müşterimiz. Gittikçe daha fazla oranda müşteriye sundukları paketlerde bizim ürünlerimizi kullanıyorlar. Operatörlerin sundukları çözümlerin ve yatırımlarının artarak devam etmesini öngörüyoruz.

Burada ne tür risklerden söz ediyoruz?

Bankalar için iki türlü risk var. Birincisi kredi riski, ikincisi pazar riski. Son dönemde bankacılık uygulamaları konusunda otorite sayılan Bank of International Settlements (BIS) yeni bir tür risk kavramına daha dikkat çekiyor. Buna operasyonal risk deniyor. Operasyonal risk bir bankanın bütün kişiler ve sistemlerinin çalışması ile ilgili olan riskleri ifade ediyor. Bu risklere bizim için çok trajik olan bir örnek var.

HSBC’nin genel müdürlüğü önünde patlayan bomba bir güvenlik riski olduğu kadar operasyonal bir risktir. Bu riskler tabi bu kadar trajik olmak zorunda değil. Herhangi bir şekilde elektriklerin kesilmesinden, kötü amaçlı bir çalışanın sistemleri çalışmaz hale getirmesine kadar çok çeşitli unsurlar operasyonel riske girebilir. Felaket önleme merkezleri, bilginin replike edilmesi, birden fazla kopyasının saklanması hep bu amaçla yapılıyor. Sonuçta daha önce tanımlanmayan ve rakamlara dökülmeyen bir risk kavramı ortaya çıktı. Bankalar da buna giderek daha fazla önem veriyorlar ve riski dağıtmaya çalışıyorlar. Örneğin  eskiden bir operasyon merkezi yeterken şimdi bunu birden fazla merkeze yaymaya çalışıyorlar.

Peki bu riskleri azaltmak için başka ne gibi uygulamalar var?

11 Eylül saldırı sonrasında Manhattan’da telefonlar kilitlendi. Halbuki IP tabanlı telefon sistemlerine hiçbir şey olmadı. Çünkü, o sistemler mutlaka alternatif yolları bulurlar. Alternatif yolları bir, iki ya da üç tane de değildir. Çok daha fazladır. IP tabanlı sistemlerde sesi bırakalım, elektronik posta da mutlaka yerine ulaşır. Dolayısıyla, işin devamlılığı açısından IP tabanlı sistemler çok faydalı.

Bir diğer uygulama depolama sistemlerinin ağ üzerinden yapılabilmesi ve bilginin birden fazla merkezde tutulması, hızlı olarak bir yerden bir yere gönderilmesidir. Bu riski azaltan önemli bir uygulamadır. Cisco olarak bizim bu tür sistemlerimiz var. Store CRM Networking bunlara bir örnek.

Bankalara yönelik bir önemli kavram da data merkezleri ile ilgili. Bankaların veri merkezleri (data center) artık sadece bilgisayarların bulunduğu, bu bilgisayarların birbiriyle konuştukları merkezler olmaktan çıktı. Bir kavram haline dönüştü. Pek çok teknolojinin bir arada bulunduğu ve başından itibaren çok iyi planlanması gereken merkezler haline geldi. Bu merkezler için bir yandan güvenliği artırmak, bir yandan da riskleri düşürmek gerekiyor. Dolayısıyla, bu tür merkezlerden birden fazla yapılmaya başlandı. Firmalar, özellikle bankalar bir optimizasyona gidiyorlar.

Önümüzdeki yıllarda bunun daha da yaygınlaşmasını bekliyorum. Bazıları felaket önleme merkezlerini, dış kaynak kullanımıyla yapıyorlar. Bazıları kendi merkezleri kuruyorlar. Mutlaka ya yapmak üzereler ya da planları var. Yolumuz öyle gözüküyor. Haberleşme sistemleri de artık şubelere kadar yayılmaya başladı.

HANDE D. SÜZER
hdemirel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz