"Nerede Hata Yaptık?"

Ardı ardına yaşanan iki önemli kriz herkesi sarstı. Küçükten büyüğe bütün şirketler hesaplarını gözden geçiriyor, geçmişteki stratejilerini tartışıyor. Büyüme dönemlerinde yapılan hatalar şimdi dah...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Nerede Hata Yaptık?

Ardı ardına yaşanan iki önemli kriz herkesi sarstı. Küçükten büyüğe bütün şirketler hesaplarını gözden geçiriyor, geçmişteki stratejilerini tartışıyor. Büyüme dönemlerinde yapılan hatalar şimdi daha iyi anlaşılıyor, yanlışlar bir bir ortaya çıkıyor. Yönetim danışmanları da bu görüşe katılıyor. Onlara göre Türkiye’deki gruplar ve şirketler, son yıllarda çok önemli stratejik hatalar yaptılar, kararlar verdiler. Yatırılan milyonlarca dolarlar havaya uçtu, büyük bir emek kaybı oldu. Bazı gruplar geç de olsa bunların farkına varırken, bazıları hatada direniyor. Capital, yönetim danışmanları, sektör yetkilileri ve uzmanlarla birlikte, bu hayati hataları derledi.

AÇIK POZİSYON ÇOK SEVİLDİ

Son yıllarda başta bankalar olmak üzere iş dünyası borç stratejisi üzerine dayalı büyümeyi benimsedi. Özellikle de bankalar, yurtdışından borçlanıp, Türkiye’de pozisyon açmayı tercih ettiler. Danışmanlar, “En önemli hatalardan biri de budur. Açık pozisyon, pek çok sektörü derinden etkiledi” yorumunu yapıyor. Ali Nail Kubalı da bu değerlendirmeye katılıyor ve şöyle konuşuyor:

“Türkiye’de pek çok sektörün, daha çok da ithalat yapan sektörlerin yaptığı en büyük hata açık pozisyondur. Dövizle borçlanıp Türk lirası ile satıp alacaklanınca açık pozisyona düşebiliyorlar. Dolarla borçlanıp Türk lirası ile alacaklanmak karlı oluyor çünkü Türk lirasının faizi fazla.  İkinci hata ise döviz faizi daha ucuz diye kredi kullanırken döviz kredilerine yönlenilmesi. Bu iki hata ithalatla çalışan tüm sektörler için geçerli.”

TÜKETİCİDEKİ DEĞİŞİMİ GÖREMEDİLER Bu önemli hatayı ABD kökenli danışmanlık şirketi Monitor Danışmanlık’ın genel müdürü Martha Kortiak yapıyor. Kortiak’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Türk iş dünyasının en büyük sorunlarından bir tanesi de değişim ve uyum konusundaki beceriksizliğidir diyebilirim. Türkiye’nin ekonomisini yabancı rekabete açmasının üzerinden yıllar geçti. Ancak hala buradaki üreticilerin çoğu eski monopolistik kurallarla çalışmaya devam ediyorlar.

Örneğin üreticilerinin çoğunun ürünlerini satmak için kullandıkları pazarlama yöntemlerinin hepsi antika olacak kadar eski. Bugünün tüketicileri uygun fiyatların yanısıra çeşitlilik ve seçme olanağına sahip olmak istiyorlar. Tek bir yerde farklı markaları ve modelleri kolaylıkla karşılaştırabilmek istiyorlar. Tüketicilerin Carrefour’dan beyaz ve kahverengi eşya satın alıyor olduklarını düşünün. Türk üreticilerinin geleneksel pazarlama anlayışı bu zihniyetle rekabet edebilir mi?”
 
ORGANİZASYON YAPISI DEĞİŞMEDİ Monitor Danışmanlık Genel Müdürü Martha Kortiak, Türk şirketlerinin yaptıkları hatalardan en önemlisinin, organizasyonel yapılarından kaynaklandığını söylüyor. Kortiak, “Organizasyonel yapıları insiyatif kullanmayı engeller bir durumdadır” diyor. Kortiak şöyle devam ediyor:

“Bunun yanında artan bir rekabet oranına sahip bir ortamda Türk şirketleri gereken yönetim kabiliyetlerinin gelişmesine fırsat vermezler.
Yönetimlerini profesyonelleştirmiş şirketlerde bile kararlar tepedeki çok az insan ve hatta bazen tek bir kişi tarafından alınır. Yöneticiler ve şirket sahiplerinin kontrolü ve güvenliği için geliştirilmiş olan prosedürler giderek etkisiz, bürokratik ve zaman alıcı kimliklere bürünürler.

Yöneticiler, gelecek için bir vizyon geliştirip uygulamak ya da yerlerine yeni nesil yöneticiler yetiştirmek için çalışmak yerine,  kağıtları imzalama ya da çalışanları kontrol etmekle saatler geçirirler.

Yapılan yanlışlar genellikle sivrilmeye ve dağınıklığa neden olur. Bir hata hakkında açıkça konuşmak ve ondan ders almak konusunda kimse hevesli değildir. Bu da insanların yeni fikirlerini paylaşmaktan ve insiyatif almaktan çekindiği riskten arınmış bir ortam yaratılmasına neden olur.”

OTOMOBİLE ÇOK FAZLA ÜRETİCİ GİRDİ Türk otomotiv sektöründe de son yıllarda hatalar yapıldığı, sonradan bazı grupların aldığı kararlarla ortaya çıktı. Tofaş Otomobil’in CEO’su Jan Nahum da bu görüşte. Ona göre, otomotiv sektöründeki en büyük olumsuzluklardan biri Türkiye’de üretim kapasitesinin var olan pazardan daha yüksek olması. Nahum bu konudaki değerlendirmelerine şöyle devam ediyor:

“Buradaki hata ise çok fazla üretici olması. Örneğin Fransa’da 2, Almanya’da 3, İtalya’da 1, Japonya’da 5 büyük üretici varken ve bu üreticilerin her biri 2, 5 ve 7 milyonluk pazarlar için üretim yaparken Türkiye’de otomobilde 6, otomotivde 22’ye yakın üretici bulunuyor. Türkiye’de rekabet amaçlanarak çok fazla üretim yapılmasına neden olundu.

Bu nedenle Türkiye’de hiçbir üretici ekonomik ölçekte üretir hale gelemedi ve küçük üretimler yapıyorlar. Eğer daha az üretici olsaydı, üretim olarak ekonomik ölçek daha çabuk yakalanabilir ve rekabet de daha yüksek olabilirdi. Bunun sonucunda daha büyük sermaye birikimi olabilir ve daha büyük yatırım olanakları doğabilir ve dolayısıyla da daha çok ihracat yapılabilirdi.”
 
E-TİCARETTE YANLIŞ İŞ MODELİ İnternet ve teknoloji konusunda son dönemde çok büyük hatalar yapıldığı, sektör uzmanları tarafından dile getiriliyor. Superonline Genel Müdürü Savaş Ünsal, “Üzerinde fazla düşünülmeden ve gerekli yatırımlar yapılmadan bu alana girildi” diyor. Ünsal şöyle devam ediyor:

“Elektronik ticarette uygulanacak olan iş modeli Türkiye'deki tüketiciler tarafından tam olarak anlaşılamadı ve mevcut iş yapış şeklinin elektronik versiyonu olarak değerlendirildi. Kağıtlar üzerinde dahice fikirlerle yaratılan .com projelerine uzun vadeli olarak bakılmadan yatırım
yapıldı veya hayata geçirildi. Sağlıklı ve doğru modellemelere gitmeden, yurtdışından alınan e-ticaret örnekleri yerel değerlere ve alışkanlıklara entegre edilmeden başarıya ulaşılabilmesi mümkün değildi. Aslında hata yapıldı demek doğru değil, çünkü yeni iş modellerine geçişte uzun vadede yatırım yapmak ve uzun bir dönemi görebilmek gereklidir. Oysa ki Türkiye'nin radikal değişikliklerle dolu istikrarsız ekonomik yapısında, özellikle KOBİ'lerin günü kurtarabilme endişesi ile çalıştığı bir ortamda bu sonuç çok da şaşırtıcı değil. “
 
ISP’DE BÜYÜK HATA YAPILDI Türkiye’deki gruplar internet işine 1999 yılının sonu, 2000’in başında hızlı bir giriş yaptılar. Ancak, gelinen nokta, hedeflenenden çok uzak. Sektör yetkilileri ve danışmanlar da bu konuya dikkat çekiyor... Savaş Ünsal bu konuya şöyle yaklaşıyor:

“ISP’lere yatırım yapan büyük grupların önlerinde gördükleri Türk Telekom kaynaklı fırsatların son dönemde istenen şekilde gerçekleşmemesi (Türk Telekom özelleştirilmesi, GSM 1800 ihalesinin sonucu vs.) dotcom yatırımlarının grup sinerjisi yaratmak adına girdiği maratonda yalnız kalmasına yol açtı.

Aynı dönemde Türkiye’de açığa çıkan ve tüm sektörleri ağır şekilde etkileyen kriz sebebiyle gruplar yatırım yaptıkları ISP’leri için öngördükleri finansal kaynakları kriz yönetimi için kullanmak zorunda kaldılar.”

Türk.net Genel Müdürü Ahmet Yürekli ise ISP işinde en büyük hatanın, “büyüme ve karlılık arasındaki önem dengesinin kurulmamış” olmasında yattığına dikkat çekiyor. Yürekli şöyle devam ediyor:

“Türkiye'de holdingler bütün stratejik sektörlere girmeye çalışıyorlar. Geçmişte internete de girdiklerinde, sektörün global büyüme potansiyeli ile yerel pazardaki zararlarını karşılaştırdıklarında bütün zararlarını rahatlıkla karşılayabileceklerini düşündüler. Bu zararların karşılığında büyük ve değerli bir şirkete sahip olmayı ümit ediyorlardı.

Oysa şirketin değeri, nihai olarak o şirketin para kazanma kapasitesinden gelir. Aslında holdingler bu hesabı çok iyi yapan kurumlar. Ama internette her şeyin çok yeni ve belirsiz olduğu bir dönemde bu hesabı iyi yapamadılar. Sonuç olarak bazı Türk internet şirketleri, ABD'deki şirketlerin bile hayretle izlediği bir savurganlıkla para harcadılar.”

İNTERNETTE HALKA ARZ TUTMADI Türkiye’de internet işine yatırım yapan grupların hedefi, piyasa değeri yaratmak ve sonradan halka arz yoluyla fon elde etmekti. Yurtdışındaki örnekler de bu işin gerçekleşebileceği konusunda umut veriyordu. Dünyaca ünlü danışmanlık şirketi Bain&Co’nun uzmanlarından Burak Tansan da bu konuya dikkat çekiyor ve sorunu şöyle ortaya koyuyor:

*İnternet sektörüne yapılan yatırımların ana felsefesi capital gain’dir. Bu gain ise yatırım yapılan firmaların belli bir süreç sonrasında halka arz veya stratejik başka bir yatırımcıya satılarak yaratılan değerdir. ABD ile benzer olarak yaşanan sorun, bu firmaların belli bir zamandan sonra kar veya pozitif nakit akışı sağlayamamalarıdır.

*Bir firmanın ilerdeki halka arz değerini belirleyen en önemli faktörlerden biri, o firmanın büyüme potansiyeli ve daha da önemlisi nakit yaratma gücüdür. İnternet firmaları nakit yaratmaya odaklanmadıkları için bu potansiyel değer giderek azalmaya ve yatırımcıları soğuklaştırmaya başlamıştı.

*Bu problemin çözümü ise çok belirgin ve daha ilk aydan cash generate edebilecek bir business model kurmak ve bu modeli genişleterek bir şekilde bir monopolistic güç kurarak devamını sağlamaktır.”
 
YENİ EKONOMİ ÇOK ABARTILDI

Batı’daki, özellikle de ABD’deki trendler, Türkiye’ye gecikmeli olarak geliyor. Türkiye, “yeni ekonomi” dalgasına yakalanmışken, ABD’de, “Yeni ekonomi, eski ekonomi yoktur.Tek bir ekonomi vardır” sonucuna doğru gidiliyordu. Uzmanlara göre aynı dönemde bir paradigma değişimi yaşanmaya başlanmıştı. Türkiye ise bu konuyu abarttı, değişimi yakalamakta gecikti. Intel Türkiye Genel Müdürü Cüneyt Çubukçu da benzer bir görüş savunuyor. Çubukçu şöyle konuşuyor:

“Türkiye’de yapılan bir başka hata da yeni ekonomi kavramının abartılmasıydı. Yeni ekonomi, işlemekte olan ekonominin yeni araçlarla döner hale gelmesiydi. Yeni ekonomi ile birlikte ekonomide bir büyüme olmadı ve olması da beklenmiyordu zaten. Sadece insanların uluslararası olarak daha kolay iletişim kurabileceği bir ortam vardı. Arz ve talep değişmediği sürece ekonomi büyümez. Yeni ekonomi de bunları değiştirecek bir araç değildi. İnsanlar hep patlama bekledi. Her şirketin aslında yeni ekonomi şirketi olması gerekiyor. Çünkü iş yapış şekilleri değişti.”

GSM’DEKİ FIRSAT KAÇIRILDI

Türkiye’de son yıllarda gerçekleşen en büyük yatırımlardan biri Turkcell oldu. Halka arz sonrasında değeri daha iyi anlaşılan bu yatırım, büyük gruplar tarafından da dile getirildi. Yönetim danışmanları, Türkiye’nin önde gelen gruplarının bu işi görmezden gelmesinin çok stratejik bir hata olduğu konusunda birleşiyorlar. TSKB’nin eski yöneticilerinden, danışman Erol Üyepazarcı bu konuya şöyle yaklaşıyor:

“Telefon ihalelerinde Turkcell ve Telsim 500 milyon dolara ihaleleri aldılar. Ancak sonrasında 2.5 milyar dolara çıktı. Büyük gruplar o zaman bu işlere girmediler ve sonradan pişman oldular. Büyük gruplar aynı hatayı internette yapmayalım düşüncesiyle bu alana saldırdılar. Ancak altyapının eksikliği burada ciddi bir hataydı ve tüketici memnuniyetsizliği de beraberinde geldi.”
 
TEKSTİLİ AŞIRI YATIRIM ZORLUYOR

Yönetim danışmanı Ali Nail Kubalı, “Tekstil sektörünün en büyük hatası, kimlerin ne yatırım yaptığına bakmadan, eksik fizibilitelerle, eski alışkanlıklarla yatırım yapılması oldu” diyor. Ona göre aşırı yatırımla, gereksiz büyüme oldu. Bugünkü sorunlar da sözü edilen stratejik hatadan kaynaklanıyor.

TSKB’nın eski yöneticisi ve çok sayıda yatırımın kredilendirilmesine katkıda bulunan Erol Üyepazarcı da benzer saptama yapıyor. Üyepazarcı şöyle konuşuyor: “Tekstili bilmeyenler bile bu canlılığı görerek yatırım yaptılar. Dolayısıyla bir atık kapasite yaratıldı. Örneğin, Ulusoy  büyük bir taşımacılık şirketi... Tekstili bilmemesine rağmen 50 milyon dolarlık yatırım yaptı, iplik tesisi kurdu. Yanlış makineler ve yanlış adamlar seçti. Sonrasında da tesis çalışmadı”...
 
PERAKENDE HESAPSIZ-HIZLI BÜYÜME

Türkiye’de son birkaç yılda en hızlı büyüyen alanların başında perakendecilik geliyor. Büyük grupların da ilgi göstermesi, bu sektörü bir anda öne çıkardı. Real Genel Müdürü Servet Topaloğlu’na göre ilginin arkasında, 40 milyar dolarlık ciro ve organize olmayan bir pazar vardı. Gruplar boşluğu doldurmak amacıyla hızla giriş yaparken, sektörü basit görme hatasına da düştüler. Dev gruplar ardı ardına, hesapsız bu sektöre giriş yaptılar.

Retail Vision Perakendecilik Genel Müdürü Şükrü Aslanyürek, “Mağaza zincirleri açısından bakarsak geçen 5 yılda en önemli stratejik hatalardan biri de hesapsız büyümedir” diyor ve devam ediyor:

“Büyüme dendiğinde toplam mağaza alanı kapasitesi, yer seçimi ve mağaza formatı seçimi önem kazanıyor. Zaten sektörde yapılan en önemli stratejik hatalar da bu alanda yapılır. Birbirini gören herkes hesap, araştırma ve fizibilite çalışması yapmadan yatırım yapmaya başladı ve bu hataların sonucu ağır oldu. Arsası olan herkes alışveriş merkezi yapmaya başladı. Türkiye’de öyle alışveriş merkezleri yapıldı ki 20 yıl içinde geri dönüş alamayacakları belli.”
 
BANKALARIN KAR HATASI

Monitor Danışmanlık Genel Müdürü Martha Kortiak, iş dünyasındaki en hayati hataların bankacılıkta yaşandığına dikkat çekiyor. Kortiak bunu, “faiz alışkanlığı” olarak değerlendiriyor. Ona göre bankalar faiz alışkanlığı nedeniyle verimli işlere yönelemedi, sonuçta zora girdi. Kortiak şöyle devam ediyor:

“Pek çok bankanın ve diğer şirketlerin devlet tahvillerine yatırım yaparak elde ettikleri yüksek kazanç verimli ve kar getiren operasyonlara yönelmelerini engelledi. Sektördeki çoğu bankanın faiz gelirlerinin yarısından fazlasını tahvillerden elde ediyor olmaları nedeniyle bu bankalar operasyon aktivitelerinde süren kayba rağmen  net karı hala tercih etmektedirler. Sonuç olarak Türkiye’deki çoğu banka ana bankacılık işlemlerinde sınırlı kapasiteye sahıptır ve dolayısıyla da Türk bankacılığı Avrupalı benzerlerine oranla dikkate değer bir şekilde daha verimsizdir.”

BANKASINI YABANCIYA SATMAYANLAR

2000 yılının son çeyreğine girilinceye kadar yabancı bankalar için Türkiye cazip pazardı. Citibank, HSBC, Societe General gibi devler başta olmak üzere çok sayıda banka, yerli bankalarla ilgilendi. Bunlardan bazıları son aşamaya kadar geldi. Ancak, bazı banka patronları, “daha yüksek bedel” almak için pazarlığı uzatıp, satışı gerçekleştirmeyince, iş işten geçti.

Örneğin Demirbank HSBC’ye, İktisat Bankası da Societe General’e satışta son aşamaya gelmişti. Ancak, pazarlıklar uzayınca, iki banka da zora girdi ve fon bünyesine alındı.

Sadece bunlar mı? Daha önce müşteri çıktığı halde bankasını satamayan çok sayıda patron şimdi pişman. Üstelik şimdi banka sahibi olmak da eskisi kadar gözde değil.

BİRLEŞME GÖZ ARDI EDİLDİ

Dünyada son yıllarda en çok konuşulan konuların başında “birleşmeler” var. Türkiye’de de çok gündeme geldi. Büyük gruplar ve bankalar, stratejilerinin arasında “birleşme” ve “yabancılarla ortaklığın” olduğunu sık sık dile getirdiler. Ancak, son yıllarda bu konuda ciddi adım atılamadı, yerli gruplar çekingen davrandı. Gelinen noktada, bu gruplara yabancıların da ilgisi azaldı, birleşmeler zora girdi.

ZARARI KAR KABUL ETTİLER

PricewaterhouseCoopers partner’larından Hüsnü Dinçsoy, Türk iş dünyasının, bazı büyük gruplar hariç içine düştüğü çok önemli bir hataya dikkat çekiyor. Dinçsoy’un dikkat çektiği hata, “Aslında zarar ederken, kar etmiş gibi vergi vermek”... Dinçsoy bu değerlendirmesinin nedenlerini şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de uluslararası standartta muhasebe sistemine geçilemedi. Enflasyon muhasebesi, bütün önerilere rağmen uygulanamadı. Bunun sonucunda hazırlanan bilançolar işadamlarını ve yöneticileri aldattı. Analizlerini hep mevcut bilançolara göre yaptılar. Gerçekten kar mı, zarar mı edildiğini tam olarak anlayamadılar.  Büyükler hariç, hepsi enflasyon muhasebesini lüks gibi gördü. Enflasyonun şişirdiği karlara inandılar. Bu hata yetmezmiş gibi, üstelik vergilerini de bu hayali kar üzerinden verdiler. Maliye de vergi alacağım diye de bunlara hep göz yumdu, enflasyon muhasebesini getirmedi.”

PAZARLAMA PROFESÖRÜ HATALARI ANALİZ EDİYOR

Prof.Dr. Ömer Baybars Tek, Türk iş dünyasında gözlemlediği ve “çok önemli olarak” değerlendirdiği sorunları şöyle sıralıyor:

ÖNCELİK BELİRLEME: Türk iş hayatındaki en önemli sorunlardan biri, kapital (sermaye) birikimi, yatırımlar, stratejik planlama ve önceliklerin belirlenmesi konusunda yapılan yanlışlardır.

TAKLİTÇİLİK: Başkalarının yaptığını, gereken hazırlıkları göz ardı edip, “ben de yaparım, biz de varız” (me-too) zihniyetiyle taklit etmeye çalışmak.

BORÇLA-KREDİYLE İŞ: Borçla, krediyle iş yapmak: İşletmelerin çoğu stratejik planlara dayalı bir sermaye birikimi yerine, hangi şartla olursa olsun, borç ya da kredi alarak iş yapmak

TEDARİKÇİNİN PARASINI KULLANMAK: Birçok işletme alırken vadeli almayı ve hatta vadeyi de mümkün olduğu kadar uzatmayı satarken peşin ya da az vadeli satmayı, zamanı geldiğinde borçlarını geciktirmeyi, çeklerinin vadesini yenilemeyi bir yaşam biçimi ve işletmecilik kültürü haline getirmiştir.

Bugün nakit /peşin esasına göre çalışan hipermarketler ve süpermarketlerin önemli bölümü bile tedarik kaynaklarına olan borçlarını ödemeyip geciktirip repoya yatırarak kazançlarını, tedarik kaynaklarının aleyhine de olsa, daha da maksimize etmeyi prensip edinmişlerdir.

TESLİMATI GECİKTİR, MÜŞTERİ PARASINI KULLAN: Aynı şekilde bilhassa montaj esasına göre çalışan işletmeler de müşteri ile sözleşme yapar, peşinatı ve senetleri alır, ondan sonra mal teslimine sıra gelince, ya söz verdiği gün malı teslim etmez ya da ettiği zaman arızalı mal gönderir. En azından bir iki ay bazen daha çok zaman kazanarak müşterisinin parasını kullanır.

ELEMAN ÇIKARMA: Dünyada artık biraz daha az veya zor ama Türkiye’de çok yaygın bir başka uygulama ise, kriz çıktığında elemanları çalışanları işten çıkarmadır. 

YÖNETİM UZMANI GÖZÜYLE 5 ANA SEKTÖRÜN YANLIŞLARI

Yönetim danışmanı Ali Nail Kubalı, Türk iş dünyasının, özellikle büyük grupların düştükleri hataları, sektör bazında şöyle değerlendiriyor:

TEKSTİL:  Tekstil sektörünün en büyük stratejik hatası aşırı yatırımdır. İkinci hatası ise sektördeki şirketlerin eski alışkanlıklarla iş yapmasıdır. Üçüncü hata da katma değeri yüksek ürünlere çok geç yönelmek oldu.

BANKACILIK:  Türkiye’deki tüm bankalar en değerli şirketlere yönelmek ve onlarla iş yapmak istedi. Bu çok büyük hata oldu. Çünkü, bu şirketler en az kar bırakan şirketler haline geldi. Aslında bu az şubeli bankacılığın hedefiydi. Az sayıda, büyük iş yapabilecekleri müşteriler ile çalışmayı tercih ediyorlardı. Ama bunu da yapamadılar ve zor duruma düştüler.

OTOMOTİV: Otomotiv sektöründe ölçek ekonomisi sorunu yaşanıyor. Burada yer alan şirketler küçük kapasiteli ve montaja hazır ya da yarı monte edilmiş parçaları Türkiye’de birleştirdiler. Toyota’nın kapasitesi yüksek, ancak o da bu kapasiteyi hiçbir zaman tam olarak kullanmadı. Bu sektördeki en büyük hata eski şirketlerdeki hantallık. Ciddi kalite sorunları var ve bu giderilmeye çalışılıyor.

PERAKENDE:  Perakendede en önemli stratejik hatalar şunlar: Yerli perakendeciler, küçük boyutta iş yapıyorlar, satın almada işbirliği yapamıyorlar, birleşemiyorlar. Küçük boyutta da maliyetler yüksek olacağı için Türkiye’ye gelecek olan perakendeciler karşısında zor durumda kalacaklardır.

GIDA: Gıda sektörü Türkiye’nin en rekabete dayanıklı sektörüdür. Sektörde çok büyük boşluk ve yapılması gereken çok yatırım var. Hatalar şunlar; kapasite eksik, yönetim becerisi eksik, birleşmeler gerçekleşmeli, uluslar arası piyasaya ciddi boyutta açılmak gerek.

İNTERNET-ISP: Bu konuda sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada hata yapıldı. Hatta bir hayal peşinde koşuldu. İşi bilen bilmeyen, parası olan olmayan herkes bu sektöre girdi. Burada sadece ISP’ler değil, dotcom şirketleri de hatalar yaptılar. En ciddi hata ise dotcom şirketi kurup, bu şirketi satarak kar etme amacı güdülmesi oldu. 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz