Stratex Capital Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Yeniçeri: “Birçok şirket zarar ettiği için değil, nakit döngüsünü yönetemediği için zorlanıyor.”
Türkiye’de yüksek faiz, krediye erişimde yaşanan güçlükler, tahsilat sürelerinin uzaması ve iç talepteki yavaşlama reel sektörün nakit akışını zorluyor.
Özlem Aydın Ayvacı / [email protected]
Stratex Capital Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Yeniçeri, 2025 yılında konkordato işlemlerinin yaklaşık 6 bin 360 seviyesine ulaştığını, 2026’nın yalnızca ilk iki ayında ise 1.012 şirketin konkordato sürecine girdiğini söylüyor. Büyük ölçekli şirketlerin yaklaşık yüzde 18-20’sinin zombi şirket özellikleri taşıdığına yönelik analizlere dikkat çeken Yeniçeri’ye göre şirketleri batıran tek unsur ekonomik koşullar değil plansız büyüme, finansal disiplin eksikliği, kurumsallaşamama ve değişime direnç de en az kriz kadar belirleyici. “Bugün birçok şirketin temel sorunu sipariş almak değil aldığı siparişi finanse edebilmek” diyen Yeniçeri, önümüzdeki dönemin kazananlarının en büyükler değil, en çevik ve en iyi yönetilen şirketler olacağını vurguluyor. Stratex Capital Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Yeniçeri, sorularımızı şöyle yanıtladı:
Şirket iflasları ve konkordato başvurularındaki artışı yorumlar mısınız?
Türkiye ekonomisi son 2 yıldır enflasyonla mücadele kapsamında sıkı para politikası uyguluyor. Bu süreç makroekonomik dengeler açısından gerekli olsa da reel sektör üzerinde ciddi bir finansman baskısı oluşturdu. Bugün birçok şirketin temel sorunu sipariş almak değil; aldığı siparişi finanse edebilmek.
Yüksek faiz ortamı, krediye erişimde yaşanan güçlükler, iç talepteki yavaşlama, tahsilat sürelerinin uzaması ve artan işletme sermayesi ihtiyacı şirketlerin nakit akışını zorluyor. Aslında bugün birçok şirket zarar ettiği için değil, nakit döngüsünü yönetemediği için zorlanıyor.
Kriz dönemlerinde bilanço kadar nakit akışı da önemlidir. Kârlı görünen bir şirket dahi nakit üretemiyorsa sürdürülebilirliğini kaybedebilir.
Son bir yılda kaç şirket battı? Güncel tablo bize ne söylüyor?
Kamuoyunda “batan şirket” ifadesi sık kullan��lıyor ancak bunu konkordato, iflas ve kapanan şirket olarak ayrı değerlendirmek gerekiyor.
2025 yılında konkordato işlemlerinde çok sert bir artış yaşandı ve toplam işlem sayısı yaklaşık 6 bin 360 seviyesine ulaştı. 2026’nın yalnızca ilk iki ayında ise 1.012 şirketin konkordato sürecine girdiği açıklandı. Aynı dönemde konkordato kaynaklı iflas kararlarında da artış gözleniyor.
Öte yandan TOBB’un resmi istatistikleri, kurulan ve kapanan şirket sayılarını aylık olarak yayımlıyor. Bu veriler, ekonomide yeniden yapılanmanın hızlandığını ve şirketlerin finansal dayanıklılığının her zamankinden daha kritik hale geldiğini gösteriyor.
Ben bu tabloyu yalnızca bir kriz göstergesi olarak değil, aynı zamanda iş dünyasında güçlü bir dönüşüm süreci olarak değerlendiriyorum.
“BÜYÜK ŞİRKETLERİN YÜZDE 18-20’Sİ ZOMBİ ŞİRKET ÖZELLİĞİ TAŞIYOR”
Türkiye’de kaç tane zombi şirket var?
Türkiye üzerine yapılan son değerlendirmelerde, büyük ölçekli şirketlerin yaklaşık yüzde 18-20’sinin zombi şirket özellikleri taşıdığı, özel şirketler genelinde ise oranın yaklaşık yüzde 11 seviyesinde olduğu yönünde analizler bulunuyor. Yani her 5 şirketten birine denk geliyor. Bunlar resmi kamu istatistikleri değil, ekonomi literatüründeki çalışmalara dayanan tahminler.
Ekonomi literatüründe zombi şirket; faaliyetlerinden elde ettiği gelirle faiz giderini dahi karşılayamayan, sürekli kredi yapılandırmalarıyla ayakta kalan ve yatırım yapma kapasitesini kaybetmiş işletmeler için kullanılan bir kavramdır.
Bugün yüksek faiz ortamı nedeniyle bu yapıdaki şirketlerin sayısının arttığını söylemek mümkün. Özellikle tekstil, inşaat, mobilya, metal sanayi ve KOBİ ölçeğindeki üreticiler finansman baskısını daha yoğun hissediyor.
Ancak burada önemli olan sayıdan çok eğilimdir. Eğer şirketler üretim yerine sadece borç çevirmeye odaklanmaya başlıyorsa bu, ekonomi açısından dikkatle izlenmesi gereken bir sinyaldir.
Sizce şirketleri batıran en büyük hata nedir?
Birinci sıraya kesinlikle finansal planlama eksikliğini koyarım. Birçok şirket ciroyu yönetiyor ama nakdi yönetemiyor. İkinci hata kurumsallaşamamak. Şirket hala tek kişinin kararlarıyla yönetiliyorsa kriz dönemlerinde refleks geliştirmesi zorlaşır. Üçüncü hata ise kontrolsüz büyüme. Ucuz finansman döneminde yapılan plansız yatırımlar bugün yüksek faiz ortamında ciddi yük oluşturuyor. Şirketlerin en büyük rakibi artık sadece piyasa koşulları değil; kendi yönetim modelleridir.
Zor durumdaki şirketlere en önemli önerileriniz neler olur?
Bugün şirketlere altı temel öneride bulunuyorum. Birincisi, ciro yerine nakit akışını yönetin. İkincisi, borç yapınızı yeniden analiz edin; kısa vadeli yükümlülükleri mümkün olduğunca uzun vadeye yayın. Üçüncüsü, verimsiz yatırımları durdurun, verimlilik artıracak yatırımlara öncelik verin. Dördüncüsü, dijitalleşin. Veriyle yönetilen şirketler krizleri daha kolay atlatıyor. Beşincisi, kurumsallaşmayı ertelemeyin. Şirket sahibinden bağımsız işleyen bir yönetim modeli oluşturun. Altıncısı ise profesyonel finansal danışmanlık alın. Sorun büyümeden çözüm üretmek, kriz çıktıktan sonra müdahale etmekten çok daha düşük maliyetlidir.
“KAZANANLAR EN BÜYÜKLER DEĞİL, EN ÇEVİKLER OLACAK”
En büyük risk belirsizliktir. Faizlerin seyri, küresel ticaretteki gelişmeler, jeopolitik riskler ve iç talepteki değişim şirketlerin stratejilerini doğrudan etkilemeye devam edecek. Önümüzdeki dönemin kazananları en büyük şirketler değil; en çevik, en verimli ve en iyi yönetilen şirketler olacak.
“ALTIN PORTFÖY SİGORTASI OLARAK GÖRÜLMELİ”
Altın yatırımcısını yılın ikinci yarısında ne bekliyor?
Altın artık yalnızca güvenli liman değil, merkez bankalarının stratejik rezerv aracı haline geldi. Jeopolitik riskler tamamen ortadan kalkmış değil. Bunun yanında birçok merkez bankasının rezerv çeşitlendirmesi altına olan talebi destekliyor.
Kısa vadede dalgalanmalar yaşanabilir ancak orta ve uzun vadede altının portföylerde dengeleyici bir varlık olarak yer almaya devam edeceğini düşünüyorum. Yatırımcıların altına kısa vadeli al-sat ürünü olarak değil, portföy sigortası olarak yaklaşmaları daha doğru olacaktır.
“GAYRİMENKULDE SEÇİCİ YATIRIM DÖNEMİ BAŞLADI”
Gayrimenkulde yeniden yükseliş başlayacak mı?
Gayrimenkul piyasasında yönü belirleyecek en önemli unsur faiz politikası olacak. Faizlerde aşağı yönlü hareket başladıkça ertelenmiş talebin yeniden devreye girdiğini görebiliriz. Ancak eski dönemlerde olduğu gibi her gayrimenkulün aynı oranda değer kazanacağı bir döneme girmiyoruz. Bundan sonra doğru lokasyon, deprem güvenliği, kira verimliliği, ulaşım altyapısı ve sürdürülebilir proje niteliği yatırım kararlarında çok daha belirleyici olacak. Seçici yatırım dönemi başladı.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?