“Konut Ve Mevduatta Zararına Rekabet Var”

Oyakbank Genel Müdürü Hakan Eminsoy, bankacılıkta 2005 yılı başından itibaren sert bir rekabet olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle mevduat ve konut kredilerinde zararına iş yapıldığını söylüyor. “Bu...

1.03.2006 02:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Oyakbank Genel Müdürü Hakan Eminsoy, bankacılıkta 2005 yılı başından itibaren sert bir rekabet olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle mevduat ve konut kredilerinde zararına iş yapıldığını söylüyor. “Bu iki iş, yapıldığı gün kârsız oluyor” diye konuşuyor. İhtiyaç kredileri ve kredi kartlarının ise kârlılığı yüksek işler olarak öne çıktığını belirtiyor. “Bütün konular fiyat rekabetine açık” diye ekliyor ve devam ediyor: “Bankacılık en çok işlemlerden alınan komisyonlara yönelecek. Bankalar her yapılan havaleden, ödemeden, işlemden, krediden komisyon almak yoluyla kârlılığını yükseltmeye çalışacak.”

Oyakbank, Türkiye’nin sessiz ama hızlı büyüyen bankalarından biri. Bugünkü yapısına, TMSF bünyesindeki Sümerbank’ı alarak kavuşan banka, 2001 yılında gerçekleşen satın almanın ardından Ocak 2002’de birleşme işlemini gerçekleştirdi. O zamandan beri de kârlılığını ve büyümesini emin adımlarla sürdürüyor.

Oyakbank Genel Müdürü Hakan Eminsoy da bu büyümeden memnun. Büyümek için birtakım maliyetlerin ödenmesi gerekmediğini söyleyen Eminsoy, “Biz bunu organik büyüme ile, üstelik en temel bankacılık ürünlerinde sağladık” diye konuşuyor.

Başlangıcından bugüne kendini mevduat ve kredi bankası olarak konumlayan Oyakbank’ın, gelecek planları da yine bu doğrultuda. Hakan Eminsoy, bankanın hem kredi hem de mevduat oranının bilanço içinde yüksek olmaya devam edeceğini söylüyor.

Önümüzdeki dönemde yine temel bankacılık hizmetlerine yoğunlaşacak olan Oyakbank, bugün rekabetin çok yoğun olduğu üst gelir grubu segmenti yerine tabana yayılarak büyüme planı yapıyor. Diğer yandan bankanın büyüme planları içerisinde satın alma ve birleşmeler de var. Bugün bazı yabancı bankalardan ilgi gördüklerini söyleyen Hakan Eminsoy, “Oyakbank TMSF’den alınmış bir banka olduğu için, 5 yıllık hisse satmaya ilişkin caydırıcı maddeye dayanan bir anlaşması var. Bu dönem Ağustos 2006’da sona eriyor. Bu tarihten sonra ortaklık bizim için de söz konusu olabilir” diye konuşuyor.

Oyakbank Genel Müdürü Hakan Eminsoy ile bankacılıkta yaşanan rekabeti, sektörün yarınını ve Oyakbank’ın gelecek planlarını konuştuk.

*Türkiye’de bankacılıkta rekabet açısından nasıl bir tablo oluştu?
Haziran 2005’ten bu yana gerçekten sert bir rekabet var. Bu da, özellikle büyük bankaların pazar payı kapma amacıyla, gerektiğinde kârlılığı olmayan fiyatlamalar veya kârlılığı olmayan ürünlerle yoğun olarak rekabet etmesinden kaynaklanıyor.

Mevduata piyasa koşullarının gereğinden yüksek faiz ödeniyor. Konut kredilerinde piyasa koşullarından daha düşük faiz talep ediliyor. Bu da rekabeti zorlu hale getiriyor. Oysa rekabeti zorlayan bu işler, bugün itibariyle zararına yapılıyor. Belki daha sonra kâra geçilebilir ama bugün mevduata yüksek faiz ya da konut kredilerine düşük faiz vermek kârlı değil. Ancak, bankalar pazar payı kapmak için bunu yapmaya devam ediyor.

2006 ve sonrasında rekabetin ne yönde gelişeceğini tahmin ediyorsunuz?
Ben rekabetin devam edeceğini düşünüyorum. Ancak bugüne kadar bu rekabet büyük Türk bankaları arasındaydı. Bu yıl büyük Türk bankalarıyla Türkiye’de yatırım yapmış yabancı bankalar arasındaki rekabete dönüşecek. Herkes kendinin yeterli derecede güçlü ve taviz vermez olduğunu göstermek için bu konudaki inadını biraz daha sürdürecek.

Yeni giren ve girecek olan yabancı bankalar, sektördeki rekabeti, iş yapma biçimlerini nasıl etkileyecek?
Yabancı bankaların yapılarının biraz daha merkeziyetçi olduğu söylenebilir. Özellikle kurumsal krediler açısında daha merkeziyetçi bir yapı getirebilirler. Bireysel kredilerde ise pek fazla değişikliğe sebep olacaklarını sanmıyorum. Hatta orada bir anlamda pazar payı alabilmek için, benzer birtakım fiyatlandırma ve uygulamalara gidebilirler. Pazara yeni girdikleri için ilk etapta kârlılığı ikinci plana atıp, yatırım yoluna gidecekler. Yine de belirli ölçülerde birtakım disiplinler getirebilirler. Ancak bazen piyasaların çekiciliği olur. Bana göre yabancı bankalar ve onların yöneticileri de bu çekiciliğe kapılacaklar. Kendilerini bir başka Türk bankası tarafından mağlup edilir durumda görmek istemeyecekler.

Sizin de işaret ettiğiniz gibi, artan rekabet bazı ürün ve hizmetlerdeki kârı götürüyor, bankaların düşük kârla iş yapmalarına sebep oluyor. Bugün özellikle hangi alanlarda kârsız iş yapılıyor?
Şu anda konut kredileri ve mevduat, zararına iş yapılan iki alan. Bu iki iş, yapıldığı gün kârsız oluyor. Daha sonra kâra geçtiği iddia ediliyor ama, bu da faizlerin düşüyor ya da düşüş trendine giriyor olmasından kaynaklanıyor.

Bugün konut kredilerinde kârlılığı sağlamak amacıyla birtakım türev ürünler kullanılıyor. Bu ürünlere genel olarak SWAP deniyor. Türkiye’de uzun vadeli kaynak yok. Bankalar mevduatı topladıklarında, toplanan mevduatın ortalama vadesi, eskiden 30 günlerdeydi. Şimdi 40 güne çıkmış durumda. 40 günlük vadesi bulunan bir kaynakla 10 yıllık bir konut kredisini vermek mümkün değil. En azından saygın bankacılık teamüllerine aykırı. Bunun üzerine bankalar oradaki açığı kapatabilmek için, yurtdışında oluşan YTL piyasasından SWAP denilen bir ürünle uzun vadeli bir borç yaratıyorlar. Uzun vadeli bulunan döviz, piyasaya veriliyor. O piyasadan dövizin karşılığı olan YTL uzun vadeli olarak alınıyor. Bu, yabancının kaynağı ile Türkiye’de konut finanse ediliyor anlamına geliyor. İş Bankası Genel Müdürü Sayın Ersin Özince’nin de söylediği gibi, taşıma su ile değirmen döndürülüyor.

2006 ve önümüzdeki yıllarda bankacılık nereden para kazanmaya devam edecek? Hangi ürün ve hizmetin yıldızı parlayacak?
Bankacılık en çok işlemlerden alınan komisyonlara yönelecek. Bankalar her yapılan havaleden, ödemeden, işlemden, krediden komisyon almak yoluyla kârlılığını yükseltmeye çalışacak. Çünkü burada müşterinin bire bir karşılaştırma yapması çok zor. Oysa diğer bütün konular fiyat rekabetine açık.

Ürünler tarafında ise şu anda kârlılığı yüksek iki ürün var. Biri ihtiyaç kredileri, diğeri de kredi kartları. Özellikle kredi kartlarında kısmen politik, kısmen toplumsal bir durum var. Reaksiyon oluşuyor. Dolayısıyla burada risk oluşabilir ancak ürünlerin fiyatları şu anda kârlılığını sürdürüyor.

Bir de tahmin ediyorum, şu aralar yatırım kredileri tarafından para kazanılabilir. Kurumsal ya da ticari olarak tanımladığımız bu krediler bankalara para kazandıracak ürünler olarak ortaya çıkıyor. Türkiye’de süregelen istikrar bir süre sonra insanlara cesaret getirdi. Bu cesaretle, kimi özelleştirme kaynaklı, kimisi yeni yatırım anlamında çeşitli yatırımlara girişildi. Bunların da genelde kaynağını bankalar veriyorlar. Dolayısıyla, yatırım kredileri de bankalar için kârlı bir ürün olmaya devam edecek.

Siz bu tablo içinde nasıl büyümeyi planlıyorsunuz?
Bizim büyüme planımızın önceliğinde kârlılık bulunuyor. Pazar payı kapmak adına zararına iş yapmak gibi bir anlayışa sahip değiliz. Bunun en temel sebebi de, bu bankanın Oyak gibi bir emeklilik kuruluşunun kaynağını kullanıyor olması. Sonuçta bu emeklilik kurumuna nema yaratmaya çalışıyoruz. Kalkıp da katılımcılara, “Biz şimdi pazar payına oynuyoruz, 3-5 yıl para kazanmayacağız, zarar edeceğiz” demek mümkün değil. Bu haksızlık yaratır. Bu nedenle banka, kârlılığı ön planda tutan davranışlarla ilerliyor. Bu, belli ölçülerde büyümeye ilişkin geri kalma durumu yaratır diye endişe edilebilir. Ancak her zaman kârlılık ön planda oluyor. Kaldı ki, banka kârlılığı ön planda tutmasına rağmen, son 3 yıldır büyümesini sürdürdü. Yani büyüme için mutlaka birtakım maliyetlerin ödenmesi gerekmediğini de düşünüyoruz.

Biz bunu organik büyüme ile sağladık. Hatta çok temel bankacılık ürünlerinde sağladık.

Oyakbank örneğin çok iyi mevduat hizmeti veriyor. Yaygın şube ve ATM ağı var. Çağrı merkezi, internet bankacılığı gibi şube dışı kanalları verimli çalışıyor. Dolayısıyla, temel bankacılık hizmetlerini son derece iyi veriyor olma iddiasında. Bunun da bugüne kadar faydasını gördük. Özellikle de orta gelir grubu ve orta gelir grubunun altındaki mevduatı toplamakta çok başarılı olduk. Demek ki temel bankacılık hizmetlerini rahat almak isteyen insanlar da tercihlerini mutlaka yüksek faizden yana kullanmıyorlar.

Kârlılığınızı destekleyen başka ne gibi stratejileriniz var?
Bizim kârlılığımızı destekleyen bir diğer strateji de maliyetlerimize dikkat etmemiz. Özellikle son 2-3 yıldır kârlılık iyi gittiği için bütün bankalar büyüme sürecine girdi. Şimdi, pek çoğu “Nasıl olsa iyi para kazandık, artık pazar payı kazanalım, büyüyelim, genişleyelim” stratejisi içerisindeler. Bu da masraf bazlarını artırıyor. Görüyorsunuz, tekrar çok büyük şubeler açılmaya başlandı. Her köşe başına şube açılıyor. Bu şubeler lüks olarak dekore ediliyor. Bizde bunları göremezsiniz. Sonuçta bu harcanan paraları birinden çıkarmak zorunda kalacaksınız. Bugün 12 bin doların altında şube kirası teklifi gelmiyor. Bir ayda bu parayı veriyorsanız, sonra para kazanmak için farklı şeyler yapmanız gerekiyor. Biz bu konuda çok titiz davranıyoruz. Sürekli verimliliğimizin artmasına gayret ediyoruz. Eylül 2005 sonundaki rakamlara göre gelir-gider rasyomuz yüzde 53,20 düzeyinde. Şube başına kârlılığımız ise 830 bin YTL’ye ulaşmış durumda.

Verimliliğin her zaman artmasına gayret gösteriyoruz. Bu bizim için vazgeçilmez bir prensip. Para kazanılırken maliyetlere çok önem verilmeyebilir. Ancak bir gün para kazanmak yavaşladığında giderler yavaşlamıyor, sadece gelirler yavaşlıyor. Bizim her yıl hedefimiz bir önceki yıla göre verimliliğimizi yüzde 10 oranında iyileştirmek. Bazen bu rakamın üzerine de çıkabiliyoruz.

Büyüme planınızda ortaklık ya da satın alma var mı?
Oyak Grubu’nun zaten ruhunda bir ortaklık yapma kültürü var. Baktığınız zaman bugün bütün büyük kuruluşların da bir ortağı var. Bu yeni bir şey değil. Bizim için de söz konusu olabilir. Yalnız TMSF’yle anlaşmamızda, 5 yıllık hisse satmaya ilişkin caydırıcı bir madde var. Ortaklık ancak o dönemin sonunda olabilir. Bu dönem de Ağustos 2006’da sona eriyor. Türkiye’de herkesle görüşen yabancı gruplar var. Bizimle de görüşülüyor. Ancak biz birtakım prensiplerle hareket ediyoruz. Örneğin, “Bu bankanın tamamı satılık değil” diyoruz. Yüzde 50-50 bir ortaklık istiyoruz. Ancak buna mutabık olan bankalarla görüşüyoruz. Şu anda herhangi bir süreç içerisinde değiliz. Bugün piyasada, “10 banka bizimle ilgileniyor” diye haberler duyuyoruz. Bizde böyle bir rakam yok. Ama ilgilenenler var. Hatta ortaklık yapma yönünde isteği olan bankalar, bizim gibi ortaklık yapma kültürü olan bankalara daha sıcak bakıyor diyebilirim.

Gelecek için hazırlanan bir planınız var mı? Yarının Oyakbank’ı nasıl olacak?
Biz bu işe başlarken bu bankanın tasarruf ve kredi bankası olduğunu söylemiştik. Kendini bu ülkenin insanlarının tasarruflarıyla fonlayan, yine bu fonları da ülkenin insanlarının ihtiyaçları için kredi olarak veren bir banka olduğumuzu belirtmiştik. Bu nedenle Oyakbank’ın bilançosunda kredi ve tasarrufun oranı her zaman piyasadaki rakiplerine göre fazla oldu. Bizim kredilerimizin aktif içindeki payı son 2-3 yıldır yüzde 60’ın üzerinde. Şimdilerde bazı rakiplerimiz bu orana yaklaştılar. Mevduatımız hep yüzde 70’in üzerinde oldu. Bugün pek çok bankada bu oran yüzde 50’nin altındadır.

Hiçbir zaman yurtdışından borç alıp Türkiye’deki yatırımları finanse etmek gibi bir anlayışta da olmadık. Her zaman bu ülkenin kaynağıyla bu ülkenin insanını finanse etmeyi amaçladık. Birinci nokta bu oldu. İkincisi de gerek müşteri yapımıza, gerek imajımıza gerekse de rekabete bakarak, Türkiye’de orta gelir grubunun üzerindeki segmenti hedefleyen çok banka olduğunu gördük. Bu segmentte rekabet etmek zor. Ayrıca hem mevcuttaki müşteri segmentimizin buna uygun olmadığını, hem de bizden imaj olarak da beklenenin bu olmadığını düşünerek orta gelir grubu ve altını hedeflemeye karar verdik. Bu konuda da başarılı olduk. Tahmin ediyorum bu yönde de devam edeceğiz. Zaten Türkiye’de orta gelir grubunun üzerindeki kesime giren hane halkı sayısı oldukça az. Büyümenin de temelinde tabana yayılmak vardır. Aksi şekilde gerçekleştirdiğiniz büyüme riskli ve pozisyonel olur. Bu sebeple de bizim stratejimizin bu ülkenin tabanına yayılmak açısından doğru ve geçerli olduğunu düşünüyorum. Türkiye söz konusu segmentlerde çok daha büyük bir nüfusu barındırıyor.

“40 YENİ ŞUBE AÇIP, BİN YENİ ELEMAN ALACAĞIZ”

*Yeni şube açma ve eleman alım stratejiniz nasıl olacak?
ÇOK YAYGIN BİR BANKAYIZ Son dönemki reklam kampanyamızı yapmadan önce bir araştırma yaptırdık ve gördük ki, 300’ün üzerinde şubemiz olmasına rağmen tüketici bizi öyle görmüyor. Aynı şekilde binin üzerinde ATM’miz olmasına rağmen tüketici daha az olduğunu düşünüyor. Bizi, bizim yarımız kadar ATM’si olan bankadan küçük görüyor. Bu imajı biraz kırabilmek amacıyla reklam kampanyamızı ona yönelttik.

BÜYÜK İLLERE YATIRIM Biz aslında hakikaten Türkiye’ye yayılmış bir bankayız. Kıyaslandığında bizimle aynı segmentte bulunan bankalar bu kadar ilde yoklar. Ama örneğin İstanbul’da daha fazla şube açmışlar. Bizim bundan sonraki şube stratejimiz, olmadığımız illere gitmek yönünde değil, rekabette bu büyük piyasaları da kaçırmamak için, İstanbul gibi büyük şehirlerdeki şube sayımızı artırmak yönünde olacak. 2006’da yaklaşık 40 yeni şube açmayı planlıyoruz. Bunun yarısı standart şubeler, yarısı ise uydu şubeler olacak. Uydu şubelerin ortalama 3 kişilik ekibi olacak. Küçük lokasyonlu olacaklar ve sadece bireylere hizmet verecekler. Mevduat ve kredi gibi bireysel ürünleri sunacaklar.

ELEMANLARIMIZ ÇOK GÖZDE 2006 sonuna kadar yaklaşık bin yeni eleman alacağız.
Son dönemde yeni açılan şubeler eleman transferlerini gündeme getirdi. Biz de gerek ücret gerek diğer konularda çok esnek ve cazip bir banka olamadığımız için aklına ilk gelen, Oyakbank elemanına teklif götürüyor. Ancak yetki ve sorumluluklarda elemanlarımıza önemli bir güç veriyoruz. Bu güvenceyi hissetmeleri bizimle çalışmayı tercih etmeleri için bir avantaj olarak devam ediyor.

 “KONUT KREDİLERİ VE KREDİ KARTLARINA DİKKAT!”

*Bankacılıkta zararına iş yapma önümüzdeki dönemde de devam eder mi? Örneğin konut kredileri, gelecekte kârlı olabilecek mi? Bu alanda ve örneğin kredi kartları tarafında risk var mı?

KÂRLILIK VERİMLİLİĞE BAĞLI Bankaların zararına iş yapmaya devam edip etmemesi, piyasaların verimliliğine bağlı. İstikrar veya ülkede ekonomik düzen sürdüğü sürece bu da sürer. Bugün herkes kredi ucuz diye ev alıyor. Ben bu noktada tüketicinin kısmen bir yanılgı içinde olduğunu düşünüyorum. Konutta satış fiyatını tamamen talep belirliyor. Talep hızla artarsa, arz ona yetişemiyor. Sonuçta konutun yapılması için belirli bir sürenin geçmesi gerekiyor. Haliyle fiyatlar anlamsız derecede şişebiliyor. Aynı şekilde düşme riski de var. Düştüğü zaman eldeki varlığın değeri de düşüyor. Borç yerinde kalıyor. Bu açıdan riskli.

KREDİ UCUZ DİYE EV ALMAYIN “Ucuz kredi bulduk konut alalım” deniyor ama kimse konutun fiyatını ve değerini koruyup koruyamayacağını düşünmüyor. Biz Oyakbank olarak, konut kredisi verirken özellikle bir konuya titizlik gösteriyoruz. Olmayan konuta, yani henüz proje halindeki konuta kredi vermemeye çalışıyoruz. Rekabet nedeniyle vermek zorunda kaldığımızda da iyi bir fizibilite çalışması yapıyoruz. Projeyi yapacak firmanın kabiliyetine, mali gücüne, yani bu işi yapıp yapamayacağına bakıyoruz.

KÂR MARJI ÇOK YÜKSEK Yakın zamanda incelediğim birbirinden farklı üç fizibilite örneği vereceğim. Söz konusu konutların ölçekleri de, proje sahipleri de farklı. Ancak üçünü de incelediğimde ortak bir nokta ortaya çıkıyor. Konut fiyatının maliyet unsuru, satış fiyatının yüzde 25 ile 30’u arasında. Arsa fiyatı da buna dahil. Yani bugün 25-30 liraya mal edilen bir konut 100 liraya satılıyor. Müthiş bir kâr söz konusu. Bu fiyat 50 liraya düşse de kâr devam ediyor. Ancak o konutu 100 liraya alan biri, kabaca 80 lira kredi kullanıyorsa, konutun fiyatı 80 liraya düştüğünde önce banka rahatsız oluyor. Krediyi kullanan tüketici, taksitini iki kere aksattığında banka harekete geçme ihtiyacı hissediyor. Konutun fiyatı 70 liraya düştüğünde ise alan kişi rahatsız olmaya başlıyor. Önümüzdeki dönem için bir tehlike var ama bunu felaket olarak değerlendirmemek gerekiyor. Sıkıntılar yaşanabilir ama bunlar toplumu krize sürüklemez. Ancak dikkatli olmak gerekiyor.

 “ASKER BANKASI OLMANIN AVANTAJINI DEĞİL,
DEZAVANTAJLARINI YAŞADIK”

*“Askerin bankası” olmak Oyakbank’a bir avantaj sağlıyor mu?

DAĞ BAŞINA ŞUBE AÇIYORUZ Aslında avantajdan çok dezavantajları var. Örneğin, bankamızın yaygın şube ağı olması avantaj olarak görülüyor ama değil. Türkiye’nin ekonomik olarak çok cazip olmayan bölgelerinde şube açmak durumunda kalıyoruz. Buralar çok cazip olsaydı başka bankalar da gitmiş olurlardı. Dağ başına ATM kurmak durumunda kalıyoruz.

ISITICILI ATM’LERİMİZ VAR Ben 2,5 yıldır bu bankanın genel müdürüyüm. İlk zamanlarda, “Hakkari’de bilmem nereye ikinci uydu şubeyi açacağız” dediklerinde “Orada kaç kişi var da ikinci uydu şubeyi açıyoruz” diye sormuştum. “Orada tugay var” dediler. Tugayda kaç kişi var diye sorduğumda ise “10 bin kişi” cevabını alıp, şaşırmıştım. İlk kurduğumuz uydu şube kar altında kaldı. Diğer yandan oradaki insanlara da hizmet götürmek gerekiyor. ATM’lerin donduğunu ilk kez bu bankada gördüm. Bugün bazılarına donmaması için ısıtıcı yerleştirdik.

MAAŞLAR BÜYÜK KAYNAK YARATMIYOR Bazen eleştiriler geliyor. “Silahlı Kuvvetler’in maaşlarını siz ödüyorsunuz, başka bankalara ödettirmiyorlar” diye. Sanki oradan gelen paralar bize büyük bir kaynak yaratıyor gibi görünüyor, oysa yaratmıyor. Bu yatan maaşların ilk gün yüzde 75’i bizden çıkıyor. 6 gün içerisinde de yüzde 86’ya yakını gidiyor. Diğer yandan maaşlar yattığı gün ATM’lerde rekor işlem sayılarına ulaşılıyor.

DAKİKADA 700 İŞLEM YAPIYORUZ O gün ve ertesi gün, Oyakbank’ın işlem hacimleri, bizden 5 misli büyük bir bankanın işlem hacimlerine ulaşıyor. Sistem sadece o iki gün çökmesin diye teknik altyapımızı ona uygun şekilde yapmak zorunda kalıyoruz. ATM’lerin dakikada 700 işlemi bulduğu oluyor. Çok büyük rakamlar bunlar. Bunu sürdürebilmek gerçekten çok zor. Sonuçta asker bankası olmak bir avantaj gibi görünüyorsa da, biz bunun bedelini fazlasıyla ödüyoruz.

40 günle, 10 yıl vade olur mu?

Hakan Eminsoy, “Türkiye’de uzun vadeli kaynak yok. Mevduatın ortalama vadesi eskiden 30 gün idi. Şimdi 40 güne çıktı. 40 günlük vadesi bulunan bir kaynakla 10 yıllık bir konut kredisini vermek mümkün değil” diyor.

HANDE D. SÜZER
hdemirel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz