Yoldan çıkmış kapitalizm

Kapitalizmin başı bugün birtakım aşırılıklarla dertte. Onu tekrar rayına sokmak için "denetimsizlik etkilerinin" dizginlenmesi gerekiyor.

1.03.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Yoldan çıkmış kapitalizm


P&G işbirlikçi kaslarını geriyor
Tarihi boyunca en rekabetçi şirketlerden biri olarak tanınan Procter & Gamble gibi bir kurum bile işbirliğine bir inovasyon kaynağı olarak kucak açıyorsa o zaman kapitalizm için hala bir ümit var demektir. P&G'nin ürün inovasyonlarını dünyanın dört bir tarafına dış kaynaklandıran "Bağlan + Geliştir" programını bilmeyen yoktur. Ancak bu şirket son günlerde farklı türden bir hedefe ulaşmak için kendi işbirlikçi kapasitelerinden kaldıraç olarak faydalanıyor: Faaliyetlerle ilgili bir meydan okumaya çözüm bulmak için firmalar arasında yardımlaşmaya dayalı bir çaba içinde. Onun bu eyleminin ardındaki itici güç çok netti. P&G'nin liderlik takımı geçtiğimiz günlerde P&G'nin yeryüzüne bırakacağı ambalajlama ayak izini sıfıra indirgemeye niyetli olduğunu kamuoyuna açıklamıştı. Oysa bu firma Filipinler'de önemli bir engellemeyle yüzleşmişti. Bu ülkede katı atıkların yüzde 100'üyle başa çıkabilecek bir kapasite yoktu. Her ne kadar metaller, 2. türden plastikler ve kağıtlar için geri dönüşüm tesisleri olsa da organikler, plastik torbalar, kumaşlar ve benzerleri çöp sahalarına atılıyorlardı. P&G global nüfusundan faydalanarak katı atıkların tamamıyla ilgilenmek ve onları ardından elektrik veya başka enerji formlarına dönüştürmek için üç şirketi masaya oturtabilmişti. P&G burada geri dönüşümü bir gelir fırsatı olarak görmemişti; çünkü kurulan şirkette hissesi yoktu. Aksine o, işbirlikçi bir çabanın nasıl stratejik bir hedefe ulaşmanın önündeki engelleri kaldırabileceğini görmüştü.

Kontrolsüzlükleri dizginlemek
Kapitalizm kendi perspektifinde birtakım basit değişiklikler yaparak evrimleşebilir ve merkezine toplumun geniş çaplı hedeflerini yansıtacak yeni arayışları yerleştirebilir ve böyle yaparak da ayıklanmadan kaynaklanan baskıları yeniden aynı hizaya getirebilir. Kapitalizm, uyum sağlayabilir ve gelişimini sürdürebilir. Örneğin insanların kapitalizmin kalbi sandıkları bir kavramın yani rekabetin aslında hiç de o kadar vazgeçilmez olmadığını düşünmesini bir gözünüzün önüne getirin. Onların bu üstün mevkiye inovasyonu yerleştirdiklerini hayal edin. Bu durumda Wikipedia ya da Linux gibi girişimler aniden gözümüze hiç de zaten olasılık dışıymış gibi görünmemeye başlar. Halen sistemin önemli bir parçası olmaya devam eden ama sadece konumu değiştirilmiş rekabet, artık işbirliğinin önünü açacak şekilde kenara çekilmektedir. Veya finansal kazançların aslında kapitalizmin kalbi olmadığını bir varsayın. Farz edin ki kapitalizm aslında değer arayışlarının merkezine yerleşmiş ve büyük sayılar için en iyi olanları yapmakta. Bu aynı zamanda finansal olasılıkları dışlamayan ama onun diğer türden kazançlar arayışlarının arkasına oturtulmasını da sağlayan bir formülasyondur. Kulağa yapılması çok kolaymış gibi geliyor oysa düşünce sisteminde böylesine bir değişikliğe gidilmesi çok zordur. Clayton Christensen bozucu inovasyon üzerine yazdıklarında bize faal bir firmada eşi benzeri görülmemiş bir mantıklılık olsa bile bilinçsel alışkanlıkları değiştirmenin neredeyse imkansız olduğunu öğretmişti. Şimdi bu güçlüğü bir de ekonominin tamamına ve onun da ötesinde G7 kapitalizmi kültürüne ölçeklememiz gerek. Ne mutlu ki ekonomist Paul Romer de bu boyutta düşünüyor. Onun teorisine göre ekonomiler sadece bir veya iki neden yüzünden değişir. Birincisi, teknolojik gelişmelerdir, yani girdiler ve çıktılar arasındaki ilişkiler değişerek yeni becerileri ve belki de ekonomik gücün bir coğrafyadan bir diğerine göç etmesini zorunlu kılabilir. Ekonomileri yeniden şekillendiren diğer değişiklikler ise mevcut kuralların değişmesidir. Romer, burada toplumların artık eskiden olduğu gibi borçluları hapse atmadığı gerçeğine atıfta bulunuyor. Romer ile Christensen şu konuda aynı fikirde: İnsanlar içinde yetiştikleri kurallara sarılma eğilimindedir. İşte zaten bu yüzden bütün düşünürler bugün değişikliğin yeşil bir alanda yapılmasını tavsiye ediyor. Christensen'a göre bunun anlamı bir şirkette işlerin mahvolmasıdır. Bu inovasyoncuların birbirinden bağımsız olarak vardığı sonuç, büyük bir sistem değişikliğini tetikleyecek zekice bir yaklaşımdır. Ancak gelin şimdi suni bir şekilde yaratılmamış ama çok daha büyük ve bir o kadar da yeşil başka bir alanlar bütününe bakalım: Dünyanın gelişmekte olan ekonomilerine.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz