Sermaye piyasalarında dijital dönem

Dijitalleşme, artık sektör bağımsız tüm şirketlerin ajandasında ilk sırada. Mobil cihazların hayatın her alanına girdiği, makinalararası iletişimin kurulduğu, “akıllı sistemler”den “karar veren sistemlere” geçişin başladığı bir döneme geçildi. Sermaye piyasaları da bu baş döndürücü gelişmelerden nasibini alıyor. Aracı kurumlar tüm alt yapılarını dönüştürürken, Borsa İstanbul dijitalleşme dönemine çoktan start vermiş durumda. Üniversiteler, şirketler ve SPK ise yatırımcının bilinçlenmesi için çeşitli eğitimlere imza atıyor. Geniş Açı’da bu ay, sermaye piyasaları için de son derece kritik olan dijitalleşme dönemini masaya yatırdık. “Dijitalleşmenin Sermaye Piyasalarına Etkileri” başlıklı toplantının moderatörlüğünü, İş Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Yiğit Arıkök yaptı. SPK Aracılık Faaliyetleri Dairesi Grup Başkanı Ergun Türeoğlu, Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Adnan Metin, Accenture Türkiye Strateji Kıdemli Müdürü Burak Zatitürk, İmona Yönetici Ortağı Bahadır Ödevci ve İş Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Melih Murat Ertem ise konuşmacı olarak katıldı. Uzmanlar, piyasaların dijitalleşmeden nasıl etkilendiğini, kurumların dijital dönüşüme hazırlıklarını ve geleceğe dönük beklentilerini paylaştılar.

9.09.2015 17:13:260
Paylaş Tweet Paylaş
Sermaye piyasalarında dijital dönem

Yiğit Arıkök: Bu noktada Accenture Türkiye, Kıdemli Strateji Müdürü Burak Zatitürk’e dönmek istiyorum. Şirketlerin dijital yetkinliğinin artması için danışmanlık hizmeti veriyorsunuz. Hatta dijital dönüşüm yolculuklarında nerede olduklarını ölçümlediğiniz bir de “dijitalleşme endeksi” çalışmanız var. Bu konudaki çalışmalarınız nelerdir? Örneklerle paylaşabilir misiniz?

 

Burak Zatitürk: Teşekkürler. Ben öncelikle Model T’den bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz Model T, Henry Ford’un modelidir. 1908’de piyasaya çıkmıştır. Yüzyılın mucidi olarak ilan edilen Henry Ford, 1909 yılında şu açıklamayı yapar:

“Ben bir mucit değilim. Ben sadece insanların bir ömür boyu ürettikleri bilgileri ve deneyimleri birleştirdim ve bir arabanın içine yerleştirdim. Bunu 10 ya da 15 yıl önce yapsaydım, bu başarıyı belki de elde edemezdim.”

Günümüze geldiğimizde de aynı durumla karşı karşıyayız. Şirketlerin tek bir organizasyonla, tek bir fikirle, tek bir yöntemle ayakta kalmaları mümkün değil. Dolayısıyla biz buna Accenture olarak “We-Economy” yani “biz ekonomisi”, “biz teknolojisi” diyoruz.

Her yıl teknoloji vizyonu olarak yayınladığımız bir çalışma var. 2015 yılında da yayınladık. Burada dijitalleşme yolunda şirketlerin izledikleri trendlere bakıyoruz. Önceki son 2 yılda şirketler daha çok “Sosyal medya tarafında, büyük datada (big data),  mobilite tarafında neler yapacağım” diye bakarken artık “Bugün elimdeki bu teknolojiyi nasıl etkin kullanabilirim?” sorusuna odaklanıyorlar. Accenture olarak globalde 5 trend tespit ettik.

İlki, “internet of me” olarak adlandırdığımız, yani “benim internetim” trendi. Her şey internet etrafında dolanıyor. Her şey online. Artık davranışlar da deneyimler de online haline geliyor. Müşterilerin deneyimlerini tespit edebilen şirketler çok daha farklılık yaratabiliyorlar.

Bir diğeri, “outcome economy” dediğimiz “çıktı ekonomisi”. Burada da bir anlamda hardware önem kazanıyor, yani belli şeyleri tespit edebilmeniz için sizin belli bir altyapınız olması gerekiyor. Buna Los Angeles’taki “smart city” (akıllı şehir) uygulamasını örnek olarak verebiliriz. Los Angeles’ta otoparklara vericiler yerleştirilerek maliyetleri yüzde 2 oranında düşürüyorlar. Yüzde 11 oranında gelir artışı sağlıyorlar. Yüzde 11 oranında da park alanlarının faydasını artırıyorlar. Nasıl yapıyorlar? Cep telefonunuzla girdiğinizde size gideceğiniz yerdeki boş park alanlarını bildiriyorlar. O kadar.

Diğer bir trend ise “Platform (R)evolution” dediğimiz konu. Şirketlerin kendilerine sormaları gereken soru şu: Platform tasarlamak mı, yoksa var olan platformları kullanmak mı? İşte Twitter, Facebook benzeri platformlar bunlar arasına girebilir.

Bir diğer önemli trend, “Intelligent Enterprise” yani “akıllı girişimler”, “akıllı oluşumlar” dediğimiz yapı. Burada da bunun artık sermaye piyasaları üzerinde yansımalarını da görüyoruz. Sistemleri eğitip geliştirerek operasyonel iş yükünün bir kısmını bu sistemlerin üzerine taşımak mümkün. Dolayısıyla bu da bir yatırım gerektiriyor.

Son trend ise “Workforce Reimagined”.  Çünkü iş gücünün de tüm bunlara uyarlanabilmesi gerekiyor. İyileşen, gelişen ve öğrenen bir teknoloji var. Dolayısıyla iş gücünün de bu öğrenen teknolojiyle uyumlu bir şekilde çalışması gerekiyor. Amazon’u hepiniz biliyorsunuz. Kitap, film alıyorsunuz. Amazon’un arkasında bir “engine” var. Bu engine esasında davranış kalıbınızı tespit edebiliyor. Yatırımcılar da yatırım yaptıkları şirketlerden benzer şeyleri beklemeye başladılar. İki tane örnek var sizlerin de bildiği. Biri Natmeg, diğeri de Covestor. Bunlar size online trading aktivitesi sunuyorlar. Sizin davranışlarınıza ve alım-satım faaliyetlerinize bakarak, birtakım soruların cevaplarını dikkate alarak size farklı yatırım, ürün ve hizmet önerileriyle gelebiliyorlar.

Sermaye piyasalarında bunun yansımalarını nasıl görüyoruz? Bunun en güzel örneği Liquidnet’ten bahsedebiliriz. Yaklaşık 780 tane varlık yönetim şirketini, fon yönetim şirketini bir araya getiriyorlar. Elektronik bir platform. ABD’deki borsanın 100 misli işlem hacmine sahip. Benzer bir şey RPO modellerinde söz konusu olabiliyor. RPO’da Twitter güzel bir örnek. 29 dolar gibi bir fiyattan halka arz oldu. İlk günün kapanış fiyatı 44,9’du. Aklımıza şu soru geliyor: Doğru bir model miydi? Daha farklı yapılabilir miydi? Burada crowdfunding dediğimiz bir yaklaşım öne çıkıyor. İki şekilde ortaya çıkıyor: Biri bağış, diğeri de yatırım. Farklı uygulamaların olduğunu görebiliyorsunuz.

Bir diğer nokta, yatırım stratejisinin, yatırım danışmanlığının değişmesi. Burada da birkaç farklı nokta ortaya çıkıyor. Birinde geleneksel yatırımcıyla iletişime geçmekten, karşı tarafa dokunarak yapılan bir işlemden bahsediyoruz. Bir de bunu tamamen elektronik ortama taşıyıp kişinin davranışlarına uygun bir danışmanlık modeline geçiş söz konusu. 1970’lerde, 80’lerde ABD’de uygulanan sanal kurların da uygulanması söz konusu. 80 farklı kurdan bahsediyoruz. Bitcoin bunlardan biri. Burada da yeni yatırım imkanlarından bahsetmek mümkün.

En kritik örnek Çin’de. Çin dijitalleşme konusunda çok farklı buluşlarla öne çıkıyor. Çünkü Çin’de çok regüle bir piyasa var. Özellikle tasarruf mevduatları konusunda büyük bir kontrol var. Farklı kombinasyonlarla farklı yapıları bir araya getirerek gelir yaratmaları mümkün olabiliyor. Biz Accenture olarak firmaların dijitale yolculuklarında onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Üç aşamada yardımcı olmaya çalışıyoruz:

1) Nasıl bir stratejiyle ilerlemeleri gerekiyor?

2) Bunu hayata geçirmek için gerekli teknolojik altyapının kurgulanması,

3) Bunun operasyonunun gerçekleştirilebilmesi için de dışarıdan destek sağlanması.

Yaklaşık 2 – 3 yıldır yürüttüğümüz bir çalışmamız var. O da bahsettiğiniz “Dijitalleşme Endeksi”. Bu yıl ilk kez Türkiye’yi de dahil ediyoruz. İki büyük üniversite, vakıflar ve bir büyük şirketin katılımıyla oluşturulan bir çalışma. Türkiye’de belli kriterleri sağlayan birçok şirketle görüştük. Burada da esasında şirketin dijital stratejisi, sunduğu dijital hizmetler ve dijital anlamdaki operasyonel yetkinlikleri değerlendiriliyor ve sonuçlara göre bir sıralama sunuyoruz. Bu sıralama sonucunda kimin dijital anlamda lider, kimin farklılık yarattığını ortaya koyabiliyor olacağız. Çok ilginç sonuçlar var. Ancak paylaşmak için henüz erken. İstatistiki olarak test ediliyor ama endeksin üzerindeki belli bazdaki oynamaların, şirketin gelir ya da maliyetlerine olan etkilerini de ortaya koymaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu çalışma yayınlandığında geniş bir bilgiye sahip olmuş olacağız. 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz