Mercedes-Benz Türk CEO'su Sülün: Hayalimdeki rota Avustralya

Mercedes-Benz Türk CEO’su Süer Sülün ile salgınla değişen iş ve özel yaşam temposunu, hobilerini ve geleceğe ilişkin iş dışı planlarını konuştuk...

10.09.2020 11:53:000
Paylaş Tweet Paylaş
Mercedes-Benz Türk CEO'su Sülün: Hayalimdeki rota Avustralya

Nilüfer Gözütok Ünal

ngozutok@capital.com.tr

MERCEDES-BENZ TÜRK CEO’SU SÜER SÜLÜN, 10 YILDIR MOTOSİKLETE BİNİYOR. BİR GOLD WING TOURING SAHİBİ OLAN SÜLÜN, HER YIL 18 KİŞİLİK ARKADAŞ GRUBUYLA YURT DIŞINDA EN AZ 10 GÜN SÜREN TURLARA KATILIYOR. DÜŞÜNSEL OLARAK DİNLENDİRİCİ BULDUĞU BU TURLAR ARASINDA AMERİKA’DA YAPTIĞI ROUTE 66 VE İTALYA’DAN BAŞLADIĞI ALPLER TURU ONUN İÇİN ÖZEL BİR YERE SAHİP. HATTA BU YIL TEKRAR ALPLER’E GİTME PLANINI PANDEMİ NEDENİYLE İPTAL ETTİĞİNİ SÖYLÜYOR. HAYALİNDEKİ ROTANIN İSE AVUSTRALYA VE YENİ ZELANDA OLDUĞUNU BELİRTİYOR.

Mercedes-Benz Türk CEO’su Süer Sülün, çok yönlü bir iş insanı. Hayatının merkezine işi koymasına rağmen özel hayatına zaman ayırmak konusunda da başarılı. Özellikle köklü dostluklarıyla ve arkadaş gruplarıyla yaptığı paylaşımlar onun sosyal hayatına yön veriyor. Kuleli Askeri Lisesi’nden 40 yıllık arkadaş grubuyla yurt içi ve yurt dışı turistik turlara çıkmak, 30 yıllık arkadaşlarından oluşan motosiklet grubuyla da Amerika’dan Alplere geniş bir coğrafyada maceralar yaşamak iş dışı yaşamının rutini. Aynı zamanda eski bir profesyonel hentbol oyuncusu olan Süer Sülün, birçok farklı takımın yanında uzun yıllar Beşiktaş’ta oynadı. İş dünyasında başarılı bir kariyer ve yoğun bir çalışma temposuna rağmen spordan uzaklaşmış değil. Sülün, bugün arkadaş gruplarıyla Türkiye’nin dört bir yanındaki veteran turnuvalara katılıyor. Bu maçların artık kendisi için spor değil bir sosyalleşme anlamına geldiğini söylüyor. Mercedes-Benz Türk CEO’su Süer Sülün ile salgınla değişen iş ve özel yaşam temposunu, hobilerini ve geleceğe ilişkin iş dışı planlarını konuştuk:

Ev ve iş hayatı dengesi konusunda pandemi öncesinde kendinizi nasıl buluyordunuz? Pandemiyle birlikte iş ve çalışma hayatınızda nasıl bir değişiklik oldu? 

Şirket olarak iş ve özel hayata saygımız sonsuz, çok ciddi kurallarımız var. Örneğin e-maillerimizin altında “İzindeysen cevap vermek zorunda değilsin” diye notlar var. Global bir şirkette çalıştığınız zaman dünyanın her tarafıyla ilişki içindesiniz. Dolayısıyla zaman farkından kaynaklanan konulara dikkat ediyoruz. Ama ben zamanımı iş ve özel diye ayırmıyorum. Çünkü günün sonunda 24 saatiniz var, uykuyu çıkardığınızda elinizde 16 saat kalıyor. Ben bu saati de iş ve özel diye bölmüyorum, her şey kendi dengesini buluyor çünkü öncelikleri de bizler koyuyoruz. Mesela gündemimiz çok yoğun ama ben Beşiktaş maçlarını kaçırmıyorum. 

Geç saatlere kadar e-mail bakma, hafta sonu çalışma da bu duruma dahil mi? 

İş varsa çalışırım ama bu ne sıklıkta olur, yüzde 90-95 olmaz. Teknoloji çağında iş telefonuyla özel telefonumu ayırıp, hafta sonu iş telefonuma bakmıyorum gibi bir durum yok. Benim müşterilerim, bayilerim ya da çalışma arkadaşlarım, gece 11’de arayıp, “Bu işi aldık” deyip mutluluğunu paylaşır. Ben de mutlu olurum. Bunun da özel hayata bir müdahale olduğunu düşünmüyorum. Ama dediğim gibi gece saat 12’de bir e-mail atıp, “Bunu cevapla” diyen bir kültürümüz de yok şirket içinde. Biz mümkün olduğunca sonuçlarla ilgileniyoruz, zamanla değil. 

Günde ortalama kaç saat çalışırsınız?

Normalde işim sabah 9.00-9.30’da başlar, akşam 6.00-7.00 gibi biter. Tabii ki katıldığım toplantı, yemek ve etkinlikler olduğunda bu saatler değişiyor ama genel olarak baktığınızda böyle bir rutinim var. 

Pandemiyle birlikte pek çok şirket evden çalışmaya geçti. Bu süreç birçok alışkanlığı da değiştirdi. Sizin için değişen neler oldu? 

Biz evden çalışmaya alışkınız, şirket olarak iki yıldır her çarşamba evden çalışıyoruz. Başlama bitiş saatimiz de esnek. Çalışanlar şu saatte mutlaka ofiste olacak diye bir kuralımız yok. Dileyen belli saat aralıklarında gelip ofiste durabiliyor. Dolayısıyla uzaktan çalışmaya hem kültürel hem teknolojik altyapı olarak hazırdık. Tabii evden çalışmaya alışkın olmakla birlikte üç ay boyunca tamamen evde kalmak bambaşka bir şey. 

Evde kaldığınız süre boyunca eskisinden farklı olarak neler yapmaya başladınız? 

Mesela köpeğim Leo’ya çok fazla zaman ayırdım. Hiçbir zaman onunla bu kadar yakın olmamıştık. En büyük endişem ofise döndüğümde, ben ne yapacağım o ne yapacak. Uzun yürüyüşler yaptım. Geçen yılın toplamında yürüdüğümün 2 katını 2 ayda yürüdüm. İstanbul’da en az 2 saat veya daha fazla süreyi yolda kaybediyorsunuz. Mutlaka akşam yemekleri oluyor. İş dünyasında ilişkiler açısından akşam yemekleri önemli. Şimdi onlar olmayınca çok boş zaman var. Bu zamanı daha fazla okuyarak değerlendiriyorum. 

Gün sizin için kaçta başlıyor? 

4 saat uyuyan yöneticilerden değilim. 6-8 saat arasında uyuyorum. Sabah kalkınca 2 saate ihtiyacım oluyor. Muhakkak gazete okuma ihtiyacım var. Eğer 9.00’da ofiste olacaksam 6.00’da kalkıyor olmam lazım. Çünkü 1 saat yol alıyor, ben de 2 saate ihtiyaç duyuyorum. 

Evdeyken de aynı şekilde mi? 

Hemen hemen aynı. Yataktan kalkıp Skype toplantısına girmek için de 2 saate ihtiyacım var. Çalışma saatimde değişiklik olmadı, yine 9.00’da başlıyor. Sürekli dijital toplantılar yapıyoruz. Eskiden kulaklık beni rahatsız ederdi şimdi alışmış oldum. 

Toplantı sıklığı arttı mı azaldı mı? 

Takvimimde hiçbir değişiklik yapmadım, aynı rutinde devam ediyoruz. Çünkü bizim frekanslı olan toplantılarımız var. Bazıları birkaç ayda bazıları haftada birkaç kez yapılıyor. Onların hepsi devam ediyor, değişiklik yok. Ama koridorda ayak üstü konuşarak halledeceğimiz işler şimdi dijital toplantılarda konuşuluyor. Onun için de ofisler devreye giriyor, takvimlere linkler atılıyor. 

İş dışında neler yapıyorsunuz? Hobileriniz var mı? 

Motosiklete biniyorum. Gold Wing Touring kullanıyorum. Bir grubumuz var, onlarla her yıl yurt dışı motor turu yapıyoruz. Bu turlar da genellikle 1 hafta ya da 10 gün sürüyor. 

Bugüne kadar nerelere gittiniz? 

Amerika’da Route 66 turu yaptım. İtalya’dan Trieste’den başlayıp Alpler’i turladık. İtalya, Fransa, Avusturya ve Alpler’e gittik. Romanya’nın ünlü dağ yolunu çıktık. Geçen yıl da Endülüs turu kapsamında İspanya, Andorra’ya gittik. 

Grubunuz kaç kişilik, kimlerden oluşuyor? 

Zamana göre değişiyor ama toplam 16-18 kişiyiz. 

Bu bir arkadaş grubu mu yoksa kulüp mü? 

Tamamen kapalı bir arkadaş grubu. Zamanına göre bazen 16, bazen 9, bazen 4 kişi oluyoruz ama özellikle yurt dışı turlarında 10 kişinin altına pek düşmüyoruz. 

Ne kadar zamandır bu turları yapıyorsunuz? 

Sanırım 8-10 yıl oldu. Bu yılki planınız neydi? Alpler’in tadı damağımızda kalmıştı bu nedenle yine Alpler’e gitmeye karar vermiştik hatta rotamızı çizdik. Ama pandemiden dolayı bu yıl maalesef yapamayacağız.

Motosiklete binmenin, motosikletle yaptınız bu turların sizin için anlamı nedir? 

Motosiklete bindiğinizde bütün odağınızı yola ve motora vermek zorundasınız. Dolayısıyla fiziksel olarak yorucu. Bazen motorun üzerinde bir günde 1.000 km yol yaptığımız da oluyor. Mesela İstanbul’daki fabrikadan çıkıp Yunanistan’a gitmek 1.000 kilometre yol yapmayı gerektiriyor. Fiziksel olarak yorucu olmasına karşın başka bir şey düşünmediğiniz için düşünsel olarak dinlendirici oluyor. Ben bu yolculuklarda kendimi çok mutlu ve ayrıcalıklı hissediyorum. Çünkü hem çok iyi bir grubumuz var hem çok güzel güzergahlara gidiyoruz. 

Tehlikeli olduğu durumlar da oluyordur… 

Oluyor. Geçen yıl maalesef talihsiz bir anımız oldu. Bir arkadaşımız kaza geçirdi ve onu uçakla geri getirdik. Tabii motosikletteki tehlike de hayatın her yerinde olduğu kadar var. 

Bir spor geçmişiniz var, biraz bahseder misiniz? 

Kuleli Askeri Lisesi’nden mezunum. Hentbola lisede başladım. Başarılı bir lise takımımız vardı. Daha sonra Beşiktaş’ta hentbol oynadım, üniversitemi Beşiktaş Kulübü finanse etti diyebilirim. İş hayatına girdikten sonra da hentbola devam ettim, sanırım 15 yıl boyunca oynadım. Beşiktaş taraftarı ya da seyircisi değil iyi bir Beşiktaşlıyım. Beşiktaş maçlarına gitmeye gayret ederim. Benim için çok değerli 30 yıldır tanıdığım bir sporcu arkadaş grubum da var. Onlarla da veteran turnuvaları yapıyoruz. Türkiye’nin çeşitli illerinde veteran turnuvaları düzenleniyor, onlara katılıyoruz. 

İş dışı dinamik bir hayatınız var. Veteran maçlara da çıkıyorsunuz… 

Aslında o maçlarda amaç spor yapmaktan ziyade yine sosyalleşmek. Eski arkadaşlarla bir araya gelmek. Öyle ki Türkiye’nin her yerinden 100-150 kişilik gruplar oluyor. 30 yılda aynı takımın yanı sıra rakip takımlarda da çok değerli dostluklarımız oluştu. 

Kondisyon için neler yapıyorsunuz? Günlük rutininizde yürüyüş yaptığınızı söylediniz, günde kaç kilometre yürümeye çalışıyorsunuz? 

Ofise gittiğim zamanlarda çok fazla yürüyüş yapamıyorum, haftada 2 gün 8 kilometre yürüyorum. Ama pandemi döneminde o rotayı 12-14 kilometreye kadar çıkardım. Bir ara haftanın 7 günü denedim. Havalar ısınınca 5-6 gün yürümeye başladım. Leo ile yürüdüğümüz için hem ona hem bana iyi geliyor. Çıkıp 3 saat yürüyebiliyorum.

 Nerede yürüyorsunuz? 

Belgrad Ormanı’nda yürüyorum. Ormanın çevresine daldığımız zaman Leo’yu da tasmadan kurtarıyorum, onun için keyifli bir gezinti oluyor. 

O zaman bu süreçte kilo da vermiş olmalısınız... 

Keşke olsaydı ama maalesef kilo veremedim. Aynı kilomu devam ettiriyorum. 

Mutfakla ilginiz ne düzeyde? 

Mutfakta şunu yaparım diye bir iddiam yok ama aç kalmam, kendi kendime yeterim. Yatılı okulda büyüdüğüm için yemek seçmem. Bu karın doyurma kısmı... Keyif kısmına baktığınızda balık ağırlıklı restoranları tercih ediyorum. 

Özellikle tercih ettiğiniz restoranlar hangileri?

 Kantin seviyesine getirdiğim yerler var. Baltalimanı’ndaki Angel Blue’ya çok sık gideriz, hem şirket olarak hem arkadaş gruplarımla... Motorcu gruplarla birlikte sık gittiğimiz bir restoran Tarabya’daki Garaj Restoran. Bunların dışında Boğaz hattında birçok balıkçıyı severim. Arnavutköy Balıkçısı, İskele Restoran ve Uskumru en beğendiklerim arasında yer alıyor. 

Motosiklet turları dışında farklı tatilleriniz oluyor mu? 

Bir hafta, 10 gün muhakkak motor turlarına gidiyorum; 1 hafta yaz, 1 hafta kış tatili yapıyorum. 

Yaz ve kış tatillerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Yaz tatilleri için Türkiye’de butik otelleri ve daha bakir yerleri tercih ediyorum. Kışın da mümkünse bir hafta kayak tatili yapmaya çalışıyorum. Kayak tatilini oğlumla yapıyordum şimdi oğlum büyüdü ve iş güce daldığı için rutin biraz bozuldu, son 2 yıldır gidemedik. 

Oğlunuz kaç yaşında? 

27 yaşında Pfizer’da çalışıyor, onun da işi gücü farklılaştı. Hayatın trendi bu. 

Yaz tatillerinde Türkiye’de nerelere gidiyorsunuz? 

Ege’yi, Selimiye, Datça, Göcek tarafını tercih ediyorum. Ara sıra tekne tatilleri de yapıyoruz, tekne tatilleri de çok keyifli oluyor. 

Bu yaza dair planlarınız var mı? 

Bu yaz zor. Motor planını iptal ediyoruz. Benim Kuleli Askeri Lisesi’nden bir arkadaş grubum daha var. Orada da çok değerli bir arkadaşımız var, uzun yıllar İstanbul Rehberler Odası’nın başkanlığını yaptı. O da bizi alıp turlar yapıyor. O yönden çok şanslıyım. Bu yıl ekim ayında Van turu planlıyorduk hatta uçak biletlerimiz de alındı ama yapabilir miyiz yapamaz mıyız bilmiyorum.


“İnsani dokunuşu kaybediyorsunuz”

“YÜZ YÜZE OLMAK GEREKİYOR”
Online toplantıların fiziksel toplantıların yerini aldığını düşünmüyorum. Webinar tarzında tek yönlü bir toplantıdan bir farkı yok, oturduğunuz yerden dinliyorsunuz. Ama bir konuyu karşılıklı tartışabileceğiniz bir toplantıyı yüz yüze yapmak daha etkili oluyor. Bir de şöyle bir trend var, herkes evde çalışmanın ofisten daha verimli olduğunu söylüyor, ben aynı fikirde değilim. İnsani dokunuşu kaybediyorsunuz.
AYAKÜSTÜ YÖNETİM Ofiste olduğunuz zaman kapı aralığından kafanızı uzatıp bir şey sorabilir, anında cevabınızı alabilirsiniz. “Beraber öğlen yemeği yiyelim, bu işi halledelim” dersiniz. Koridorda karşılaşır, ayaküstü meseleleri yönetirsiniz. Tüm bunlar kayboldu ve bunun bu şekilde sürdürülmesi zor. Çok çabuk halledebilecek işler için Skype ya da Zoom toplantısı yapmaya kalkıyor, bunun için müsaitlik durumu öğrenmeye çalışıyoruz. Oysa ofiste bu, kapıdan ‘müsait misiniz’ diye sorulup beş dakikada çözülebiliyor. Ama bu durum şu an çalışıyor mu? Evet çalışıyor.



“Okyanus kirliliği inanılmaz boyutta”

“BELGESEL İZLİYORUM”
Pandemide dizi izlememek mümkün değil. Özellikle Netflix’i takip ediyorum. Belgeselleri izliyorum. Narcos’u izledim, çok güzeldi, La Casa De Papel’i izledim.
“NEDEN BU KADAR BALIK YİYORUM” Birkaç gün önce Plastic Ocean isimli bir belgesele göz attım. Okyanusların plastiklerle nasıl kirlendiğini anlatıyor. Hatta izlerken ben neden bu kadar balık yiyorum diye de düşündüm. Okyanus kirliliği inanılmaz boyutta. Bence herkesin izlemesi gerekiyor.





İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz