"Gelir Dağılımı Biraz Düzeldi Mi?"

Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu / Gelir Dağılımı Uzmanı    Türkiye’de bir deprem, iki büyük ekonomik kriz yaşandı. İş dünyası büyük bir dönüşüm geçirdi, çok sayıda insan işsiz kaldı. Kişi baş...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Gelir Dağılımı Biraz Düzeldi Mi?
Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu / Gelir Dağılımı Uzmanı  
 
Türkiye’de bir deprem, iki büyük ekonomik kriz yaşandı. İş dünyası büyük bir dönüşüm geçirdi, çok sayıda insan işsiz kaldı. Kişi başına milli gelir hızla düştü, Türkiye’nin gelir yapısı ve dağılımı adeta yeniden şekillendi. Ancak, her kesim aynı zararı görmedi, herkes farklı şekilde etkilendi. Türkiye’nin önde gelen gelir dağılımı uzmanlarından Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu’nun analizi, bu alandaki en son tabloyu gözler önüne seriyor.  
 
“Ancak, kırsal kesimdeki ortalama gelir, kentsel kesime oranla daha düşüktür. Ve de kırsal kesimde gelir, kentlere göre daha eşit dağılmaktadır. Bunlar göz önünde bulundurularak bir değerlendirme yapılırsa, ülke genelindeki gelir dağılımında bir düzelme olması beklenir. Ancak, burada göz önünde bulundurulması gereken bir husus daha var; düşük gelir düzeyinde erişilecek olan gelir dağılımı eşitliğinin ne kadar arzu edildiği tartışmalı.”  
 
Türkiye’de bazı alanlarda güncel istatistik bulmak olanaksız. “Gelir dağılımı” ve “Hane halkı tüketim araştırmaları”, bunlar arasında ilk sırada geliyor. Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) gelir dağılımı konusundaki son araştırması 1994’e ait. Dolayısıyla, bu konuda sağlıklı araştırma yapmak, tahminler gerçekleştirmek çok zor. Ortaya çıkan açık ise ancak özel araştırma kuruluşlarının gerçekleştirdiği çalışmalarla gideriliyor.  
 
Veri Araştırma tarafından 2002’de gerçekleştirilen “Veri –SGT Kentsel Türkiye’de Gelir Dağılımı Araştırması” bu konuda yapılan önemli çalışmalardan. Bu araştırmayı farklı kılan ise 2000 yılında da gerçekleştirilmesi ve karşılaştırma yapmaya olanak veriyor olması...  
 
Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Profesör Dr. Zehra Kasnakoğlu ise Türkiye’de gelir dağılımı konusunda çalışan az sayıdaki uzmandan biri. Bu alanda kitapları ve araştırmaları var. Prof. Dr. Kasnakoğlu, Türkiye’de son dönemde gelir dağılımındaki gelişmeleri değerlendirirken, Veri Araştırma’nın çalışmasından yararlandı. Bu araştırmanın ışığında ortaya çıkan yeni tabloyu analiz etti, geleceğe yönelik tahminlerde bulundu.  
 
“Veri SGT Kentsel Türkiye’de Gelir Dağılımı Araştırması”nın sonuçlarını analiz eden Prof. Dr. Zehra Kasnakoğlu’nun sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:  
 
Türkiye’de gelir dağılımında son durum ile ilgili değerlendirmeleriniz nedir? Yapılan araştırmalar, hanelerde en yüksek gelirli yüzde 20’nin payının 2000 yılından bu yana azaldığını, yüzde 57’den yüzde 45,4’e gerilediğini gösteriyor.  
 
2000 ve 2002 çalışmaları, 1.940 haneye dayanmaktadır. Bu kısıtlı sayıdaki örnek ile uç hane gelirlerinin doğru saptanması oldukça zordur. Bu sorunu unutmayarak şu yorumu yapabiliriz: En yüksek ortalama gelire sahip haneler arasında genelde hane reisi müteşebbis ve üst kademe yönetici olan haneler yer alır.  
 
Son krizlerde büyük firma, banka ve diğer büyük işyerlerinde görülen işten çıkarmaların, üst ve orta düzey yöneticilerin bile işsiz kalmalarına veya daha az ücrete çalışmak zorunda kalmalarına yol açtığı gözlenmektedir. Gelişmenin arkasında bu etken yer almaktadır.  
 
Çalışmanın detaylarına baktığımızda en üstteki yüzde 5’lik dilimin payının 2000 yılında yüzde 22.6 iken, 2002’de yüzde 19,9’a gerilediğini görüyoruz. Ve erimenin neredeyse tamamı bu grupta görünüyor.  Bunda beyaz yakalı insanların işsizliğinin rolü nedir? Başka hangi faktörler etkili olmuş olabilir?  
 
Ekonomik kriz nedeniyle, müteşebbislerin de ürettikleri mal ve hizmetlere olan talep azaldı. Bu gelişmeler, sözünü ettiğimiz gelir grubunun kârını ve gelirini azaltmış ve gelir payının azalmasına neden olmuş olabilir.  
 
Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya ve Kocaeli gibi ekonomisi gelişmiş büyük kentlerde yaşayan üst gelir gruplarındaki ailelerin krizden daha çok etkilendiği söylenebilir mi?  
 
Kriz sonrasında, kırsal kesim içerisindeki gelir dağılımının, piyasa etkileşiminin daha güçlü olduğu kentsel kesime göre daha az değişmesi beklenir.  
 
Ancak, kırsal kesimdeki ortalama gelir, kentsel kesime oranla daha düşüktür. Ve de kırsal kesimde gelir, kentlere göre daha eşit dağılmaktadır. Bunlar göz önünde bulundurularak bir değerlendirme yapılırsa, ülke genelindeki gelir dağılımında bir düzelme olması beklenir.  
 
Ancak, burada göz önünde bulundurulması gereken bir husus daha var; düşük gelir düzeyinde erişilecek olan gelir dağılımı eşitliğinin ne kadar arzu edildiği tartışmalı.  
 
Yüksek gelirli ailelerin krizden daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz mi?  
 
Büyük kentlerde yasayan üst gelir grubundaki haneler, Veri-STG çalışmasına göre krizden daha fazla etkilenmiş gibi görünüyor. Yine çalışmadaki örneklem büyüklüğünün sınırlılığını göz önünde tutarak konuşmamız gerekiyor. Bu noktadan hareketle, büyük kentlerde piyasa ekonomisinin daha fazla geçerli olduğunu ve dolayısıyla da büyük metropollerin krizden daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz. Ayrıca, yüksek gelir gruplarındaki hanelerin ekonomik faaliyetleri daha piyasa ekonomisine dönüktür. Bu da dikkate alınırsa, çalışmanın bu konuda doğru ipucu verdiğini ve metropollerdeki üst gelir gruplarının krizden daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz.  
 
Kriz ile birlikte alım gücü düşen alt gelir grupları bu krizde çok zorlandı ve ayakta kalmak için farklı mekanizmalar geliştirdiler. Kriz alt gelir gruplarında ne kadar insanı günde 2 dolar veya 1 dolar sınırının altına itmiş olabilir?  
 
Kabaca bir hesapla; günlük geliri 1 dolar ve altında olan fertlerin kentsel kesimde yüzde 3-4 civarında olduğunu, 2 dolar civarında olanların ise yüzde 16-17 civarında olduğunu söyleyebiliriz.  
 
Yalnız hemen eklemek gerekir ki, bu parasal gelirdir. Hanelerdeki bireylerin refah düzeyini göstermez. Türkiye’de düşük gelirli ailelerde yapılan hane içi üretim faaliyetlerinin değerinin, ortalama olarak hane gelirinin yüzde 80’inine yaklaştığı bilinmekte. Yani, 4 kişilik düşük gelirli bir hanenin parasal geliri 100 dolar ise hane içi üretimin değeri yaklaşık 80 dolar olacaktır, bu da 180 dolarlık bir refah düzeyine denk olacaktır. Hane içi üretimin büyük bir kısmının kadınlar tarafından yapıldığı da unutulmamalı.  
 
Araştırmanın bulgularından biri de, hanelerin harcamalarını, gelirlerindeki azalış oranından daha fazla kısmış olmalarıdır. Bu nasıl açıklanabilir?  
 
Bu olgu hanelerin gelecek hakkındaki olumsuz beklentilerinin bir göstergesi olabilir. Tüm gelir grupları ve sosyo-ekonomik gruplar için bu olgu geçerli görülüyor. Haneler, makro bazda gelecekte Türkiye’nin ekonomik durumunun daha kötüye gitmesini bekledikleri (tüm sosyo ekonomik gruplar için yüzde 48’in üzerinde) ve yüksek enflasyon beklentisi içinde olduklarından tedbirli davranmayı seçti.  
 
Mikro bazda (üst orta ve altındaki sosyo ekonomik gruplardaki bireylerin, yarısından çoğu kendi ekonomik durumunun kötüye gideceğini düşünüyor) ise çalışanlar işlerini kaybetme riski veya ücretlerindeki azalma riskini oldukça yüksek buluyor. Bunun için harcamalarını kısıp tasarruflarını artırarak geleceğe karşı kendilerini koruma tutumu içine girmişler. Ama piyasaya ve politik ortama duydukları güvensizlik nedeniyle, büyük bir olasılıkla da bu tasarruflarını ekonomi dışında tuttukları için, ekonomik sorunların derinleşmesine katkıda bulunmuşlar.  
 
YOKSULLUK NASIL ÇÖZÜMLENEBİLİR?  
 
Alt gelir gruplarının sorunlarının çözülmesi için sizin önerileriniz nelerdir?
 
 
Alt gelir gruplarının gelir sorunlarının çözülmesi uzun vadeli bir çözümdür. Bu gruplardaki bireyler genellikle düşük eğitimli, işsiz ve çok çocuklu bireylerdir. Hane reisi kadın olan haneler de genellikle düşük gelir gruplarında yer almaktadır.  
 
Bölgesel olarak Güneydoğu’da yoksulluk fazladır. Sosyal yardımların öncelikle bu gruplara, yöneltilmesi gereklidir. Bu gruplara yapılacak sosyal yardımlar kısa donemde gelir dağılımının iyileştirilmesi açısından yararlıdır. Ancak, önemli olan bireylere gelir sürekliliği sağlayacak iş sahası açmaktır. Bireyin sürekli bir işi ve kazancının olması, hem bireyin hem de hanenin saygınlığı için de gereklidir. Ayrıca, yapılacak vergi düzenlemeleri, özellikle temel gereksinimleri kapsayan dolaylı vergilerin payının azaltılması, dolaysız vergilerin artırılması, adil dağılımın sağlanması ve bunların gerçekten uygulanması alt gelir gruplarının ekonomik gücünü artırabilir.  
 
Uzun dönem çözümleri olarak da eğitim düzeyinin yükseltilmesi gerekliliği unutulmamalı. Uzun dönemli eğitim ve işgücü planlamasının eşgüdümlü olarak yapılması gereklidir. Son olarak, Türkiye’nin kişi başına refahını artırma, yoksulluğu önleme ve reel büyümesinin önünde yüksek nüfus artışının önemli bir engel oluşturduğunu vurgulamak gerekir.    
 
GELİR DÜZEYİ SEÇMENİN TERCİHLERİNİ ETKİLER Mİ?  
 
1999 ve 2002 seçim sonuçları ve illerin gelir düzeyleri arasında bir ilişki görüyor musunuz? Gelir düzeyi ve gelir dağılımı seçmenlerin tercihleri üzerinde ne kadar etkili?
 
 
Bu konuda kapsamlı bir çalışma yapmadan yorum yapmak zor. Gelir düzeyi ile sağ ve sol partilere oy verme arasında önemli bir ilişki var gibi görünse de gelir düzeyinden çok eğitim ve kültür düzeyinin partilere verilen oyları etkilediğini düşünüyorum.  
 
Zaten eğitim de gelir düzeyini belirleyen önemli faktörlerden biridir; düşük eğitim düzeyine sahip bireylerin, genellikle kazançları da az olmaktadır. En sağda yer alan partilere oy verenlerin göreli olarak az eğitimli kesimlerden geldiğini düşünüyorum. Yalnız son seçim sonuçları, seçmenlerin önceki yıllara ilişkin deneyimlerini ve iktidar partilerinin icraatları hakkındaki kişisel yorumlarını (MHP dahil iktidar partilerine verilen oyların dramatik azalışı) dikkate aldıklarını göstermektedir.  
 
1980’li  yıllarda ilkokul ve ortaokulda olanlar seçmen kitlesine katıldı. Son seçimlerde görülen sağ partilere oy kaymasında; 1980 ve sonrası yürütülen eğitim politikaları etkili oldu. Bu politikaların genç kuşakların düşünce ve dünya görüşlerini ciddi boyutlarda etkilediği ve  seçimlerde etkin rol oynadığı söylenebilir.    
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz