"Servetin Yeni Yüzü"

Lester Thurow / MIT Ekonomi ve Yönetim Profesörü Lester Thurow dünyanın önde gelen gelecek bilimcilerinden... MIT’de (Massachusetts Institute of Technology ) ekonomi ve yönetim profesörü.  S...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Servetin Yeni Yüzü

Lester Thurow / MIT Ekonomi ve Yönetim Profesörü

Lester Thurow dünyanın önde gelen gelecek bilimcilerinden... MIT’de (Massachusetts Institute of Technology ) ekonomi ve yönetim profesörü.  Son kitabında ortaya attığı servetin oluşumu ve bilgi toplumu konusundaki yaklaşımlarıyla ilgi topladı. Ona göre,  gelecekte sanayi tamamen bilgi ve teknoloji ile temellenecek. Thurow,” Zenginliğin yeni ölçüsü toprak ya da gayrimenkul gibi unsurlar değil, bilgi ve teknoloji olacak” diyor.

Son yıllarda, belki de daha öncesinde hiç görülmedik sıklıkta yeniliklerle karşılaşıyoruz. İnternet, elektronik ticaret, cep telefonu, e-business derken bir anda yeni ekonomi kavramı ile tanıştık. Son günlerde dünyanın önde gelen ekonomistleri yeni ekonomi ve eski ekonomi üzerine konuşuyor, teoriler ortaya koyuyor.

Lester Thurow da dünyanın önde gelen ekonomistlerinden biri. Aynı zamanda MIT’de (Massachusetts Institute of Technology ) ekonomi ve yönetim profesörü ve bu alanda dersler veriyor. Thurow’un servetin oluşumu ve bilgi toplumu üzerine son derece ilginç tezleri bulunuyor.

Thurow’a göre yeni ekonomi çağında Bill Gates servetin oluşumuna en iyi örnek. Günümüze kadar zenginlik büyük topraklar, petrol yatakları, altın madenleri ve gayri menkullerle tanımlanırken artık bilgiye sahip olmakla zenginlik eşdeğer durumda.

Lester Thurow, son kitabı, “Building Wealth: New Rules For Individuals, Companies and Countries in a Knowledge-Based Economy” (Servetin Oluşumu: Bilgi Temelli Ekonomide Bireyler, Şirketler ve Ülkeler için Yeni Kurallar)’de ABD’nin Avrupa ve Japonya ile karşılaştırıldığında ekonomi ve bilgi yönetimine daha hazır bir pozisyonda olduğunu belirtiyor.

Capital’in sorularını yanıtlayan Thurow’un Türkiye için yaptığı yorum ise son derece ilginç: “Ben Türkiye’yi Meksika gibi sanayi devrimi çağının kenarında bulunan ekonomiler arasına koyuyorum. Buradaki tek sorun, Türkiye’nin Meksika’nın rolünü oynayıp oynayamayacağı. Ben bundan 30 yıl sonrasına gittiğimizde, Ortak Pazar içinde yer alsın ya da almasın, Güney ve Doğu Akdeniz’in tümünün, dolayısıyla Türkiye’nin de Avrupalı olarak algılanacağını düşünüyorum.”

Capital, bu ay sayfalarında gelecekte ekonomi kitaplarında Adam Smith ve John Keynes ile birlikte yer alacağı tahmin edilen Lester Thurow ile gerçekleştirdiği söyleşiyi sunuyor:

Yeni ekonomi çağında refahın, servetin oluşumu da değişti. Yeni ekonomi çağında gerçek refahı oluşturan nedir ve gelecekte refahın kaynağı ne olacak?

Bu soruya verilecek en iyi yanıt Bill Gates olacaktır. Bence Bill Gates’e baktığınızda, onun yeni dönemin sembolü olduğunu görürsünüz. Çünkü, bugüne kadar dünyanın en zengin insanı diye tanımlanan kişiler büyük topraklara, altın madenlerine, petrol yataklarına, binalara ve gayri menkullere sahiptiler. Ancak, Bill Gates’in sahip olduğu büyük topraklar, altın madenleri, petrol yatakları, binalar ya da gayri menkuller yok. Ama Bill Gates bilgi sürecini kontrol altında tutuyor ve bilgi süreci de kişisel bilgisayarlar ile son derece yakından ilgili. Dolayısıyla Bill Gates, dünyanın en zengin insanı ve şirketi de dünyanın en değerli şirketi konumunda bulunuyor.

Şu anda içinde bulunduğumuz dönem son derece ilginç bir dönem. Çünkü, yeni ekonomi çağında sadece bilgiyi kontrol etmeye dayanan bir zenginlik oluşturabilirsiniz.

Dolayısıyla bilgi aynı zamanda zenginliğin ve refahın kaynağı olarak karşımıza çıkıyor...

Evet doğru. “Sanayi Devrimi” ve buhar makinesi döneminde insanlar bunun da bilgi ekonomisi olduğunu söylüyorlardı. Aslında o dönemdeki doğal kaynak ya da “Doğal güç ekonomisi”ydi ve şu anda da bilgi ekonomisi diye adlandırılabilir.

Bu durumun gelecekte değişebileceğini ya da farklı bir konum alabileceğini düşünüyor musunuz?

Biliyorsunuz ki, bu tür devrimler zaman içinde gelişirler. Ancak, önümüzdeki 50 yıllık dönem için soruyorsanız, tabii ki de ciddi bir değişim yaşanmayacaktır. Bilgi refahın kaynağı olarak kalmaya devam edecektir.

Kitabınızda eskiden zenginlik fabrika ve dev tesislerle ölçülürdü diyorsunuz. Şimdi bu dev tesisler ve fabrikalara dayalı eski ekonominin tamamen demode olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Hayır. Fabrikalar ve dev tesisler hala başarılı bir ekonominin önemli bir bölümünü oluşturuyorlar. Ancak, daha az önemli olduklarını söylemek de yanlış olmaz. Örneğin 1801 yılında Amerikalıların yüzde 98’i çiftçilikle uğraşırken, bugün bu oran yüzde 2’ye geriledi. “Sanayi Devrimi” ile birlikte Amerikalıların yarısı madenlerde ya da üretim birimlerinde çalışırken bugün yüzde 20’den daha az bir bölümü bu sektörlerde bulunuyor.

Günümüzde Amerika’da perakendecilik sektörü en büyük işveren olarak kabul ediliyor. Sektörde şu anda 30-40 milyon kişi çalışıyor ama belki internetten alışveriş olanağı ile birlikte 30 yıl sonrasında perakendecilik sektöründe 3-4 milyon kişi kaldığını görebiliriz.

Çalışanların genel sayısında bir gerileme yaşanacak mı?

İş tanımlarında ve çalışanların sayısında tamamen bir gerileme yaşanacağını sanmıyorum. Ama şu anda Amerika’da madencilik ve üretim sektörlerinden hizmetler sektörüne ciddi bir kayış söz konusu. Amerika’da çalışan nüfusun yüzde 70’i hizmetler sektöründe istihdam ediliyor. Bunun yanında tarım, madencilik, inşaat ve üretim sektörlerinin toplam istihdam oranı yüzde 30’u ancak buluyor.

Gelecekte sanayilerin önemini kaybedeceğini düşünüyor musunuz? Örneğin imalat sanayiinin toplam ekonomideki payının azalması beklenebilir mi?

Bu zaten şu anda da gerçekleşmekte olan bir süreç. İmalat sanayii gerek çıktı olarak gerekse önem derecesi olarak ekonomi içindeki payını yitiriyor.

O zaman günümüz sanayi dünyasının bilgi ve teknolojinin bileşimiyle oluştuğunu söyleyebilir miyiz?

Gelecekte tamamen bu noktaya gideceği kesin. Eğer petrol sanayiini ele alırsak, yeni petrol yatakları bulmak için iki ve üç boyutlu akustik sistemler kullanmaya başladılar. Bu yeni teknolojileri kullanarak var olan petrol yataklarından elde ettikleri petrolü de iki katına çıkardılar. Artık Norveç kıyılarında suyun üç kilometre derinine kadar inilebiliyor. Bunların hepsi bilgiye bağlı şeyler. Ama hala petrol üretmeye devam ediyoruz.

İşte bu verdiğim örnekte de olduğu gibi, gelecekte sanayi tamamen bilgi ve teknoloji ile temellenecek demek hiç de yanlış olmaz.

Peki sizin Asya ülkeleri hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim? Asya Krizi sonrasında ekonomilerin toparlandığı sonucuna varmak hata olur mu? Bu ülkelerin dünya ekonomisinde önemli roller üstlenmeleri mümkün mü?

Elbette bu ülkeler dünya ekonomisinde son derece önemli rollere sahip olacaklar. Tabii ben Japonya’nın toparlandığını düşünmüyorum. Çünkü, Japonya’daki ekonomik kriz 1990 yılında başladı. Biz Asya Krizi derken 1997’deki krizi ele alıyoruz. Şu anda Kore’nin ve Endonezya’nın ekonomik göstergelerine baktığınızda Kore’nin durumunun iyi, Endonezya’nın durumunun ise kötü olduğunu görürsünüz. Ancak, Kore’deki ekonomik göstergelerin derinine indiğinizde makro ekonomik göstergelerin son derece sağlıklı, mikro ekonomik göstergelerin ise sağlıksız olduğu sonucuna varırsınız.

Bu nedenle bence asıl sorun Asya Krizi’nden olumsuz etkilenen ülkelerin henüz tamamen toparlanamamış olmalarında yatıyor. Japonya sorunlarını tam olarak aşamadı, kimi Asya ülkelerinde ise zaman zaman geri dönüşler yaşandığını izliyoruz. Ancak, bölgede Asya Krizi’nden etkilenmeyen bir ülke var mı diye sorarsanız sanırım yanıtım Çin olur.

İnternet hakkındaki görüşlerinize gelirsek; sizce internet üçüncü dünya ülkelerinin refah seviyelerini yükseltebilmeleri için bir şans olabilir mi?

Bu yine hangi ülkeyi ele aldığınızla yakından ilgili bir konu. Daha önce de belirttiğim gibi, Çin küreselleşme ve teknolojiden yararlanırken, Orta Afrika’da böyle bir oluşum göremiyoruz. Dolayısıyla Üçüncü Dünya ülkelerine baktığınızda birbirleri arasındaki uçurumun da giderek arttığını gözlemliyoruz.

Küresel bir ekonomi oluşturmak istiyorsak şunu unutmamamız gerekiyor; dünyadaki tüm ülkeler küre üzerinde yer alıyorlar. Ancak, hepsinin de küresel ekonomi içinde yer almaları beklenemez. Kesin olarak şunu söyleyebilirim; dünyada geri kalmış olduğuna kesinlikle inandığım tek yer Orta Afrika’dır. Orta Afrika’da şu anda kişi başına düşen milli gelir 1965’dekinin de altında. 1965’de Fransa’dan bağımsızlıklarını kazandıklarında, kişi başına düşen milli gelirleri Asya ortalamasının üzerindeydi. Dünyanın bu bölgesi, hangi nedenle olursa olsun, 35 yıl içinde hiçbir ilerleme kaydedememiş, hatta gerilemiş bir bölgedir.

E-business ve elektronik ticaret stratejileri şirketleri nasıl etkileyecek? Geleneksel yolla iş yapan şirketler için ne düşünüyorsunuz?

Eğer perakendecilik hakkında konuşuyorsanız bunu kimse bilmiyor. Çünkü, burada ekonomi bilimi ve sosyoloji arasında bir çekişme var. Eğer gidip en ucuz yılbaşı hediyesini almak isterseniz, o zaman elektronik ticaret, ürünlerin yüzde 90’ı için ideal olacaktır. Çünkü, elektronik ticarette binalara, arsalara, çok sayıda çalışana ihtiyaç yok. Ancak, diğer yandan eğlence için ya da yeni insanlarla tanışmak için alışverişe çıkacaksanız, o zaman internet sizin için sadece yüzde 10 öneme sahip olacaktır. Ben bu nedenle internetin hem yüzde 90’lık hem de yüzde 10’luk bir devrim olduğuna inanıyorum.

Yüzde 10’luk bir devrimdir; çünkü önemli bir satış kanalıdır ancak dünyayı da değiştirmez. Ancak yüzde 90’lık bir devrim olsa, o zaman dünyayı rahatlıkla değiştirebilir. Tabii çocuklarımız interneti çok daha rahat kullanacaklar. Ancak şu anda gerçekten geleneksel yollara devam edilip edilmeyeceği konusunda kesin bir yargıya varmak zor.

Örneğin, Amerika’da ülkenin en büyük perakendecisi olan Wal Mart ekim ayının ilk haftasında elektronik ticaret sitesini kapattı. Wal Mart geleneksel perakendeciliğin kazanan olacağını iddia ediyor.

Gelecekte “click and mortar” şirketlerin daha baskın olacağı fikrine katılıyor musunuz?

Aslında bir anlamda herkes click and mortar şirket konumunda. Örneğin Amazon bir internet şirketi ama kitapları dağıtmak zorundalar ve bu iş için bir başka şirketle çalışsalar bile işin içine maddi yapı giriyor.

Son olarak kitabınızda refah piramidi kavramından bahsediyorsunuz. Refah piramidi nedir ve siz bunu kitabınızda hangi amaçla kullandınız?

Aslında refah piramidi kitap Amerikan okuyucusu için yazıldığı için kullanıldı. Bir dolarlık banknotun arkasında bir piramit resmi bulunur. O resim 1935 yılında Başkan Roosevelt tarafından bir dolarlık banknotun arkasına konmuştur. Roosevelt o piramidin Amerikalıların yeni bir ekonomi oluşturmaları gerektiğini sembolize ettiğini düşünüyordu. Ben de bu kavramı günümüzdeki durum için bir metafor olarak kullandım. Şu anda Amerika tekrar yeni bir ekonomi oluşturmaya çalışıyor.

İnsanlar piramitlere baktıklarında en tepe noktasına bakarlar. Ancak, piramidin en tepe noktasına gelene kadar farklı basamaklar vardır ve piramit bu basamakların üst üste gelmesi ile inşa edilir. Ben her aşamada yapılması gereken şeylere dikkat çekmeyi amaçladım. Toplumsal organizasyon, girişimcilik, bilgi, beceri, araçlar, çevresel ve ulusal kaynaklar gibi, basamaklar sağlıklı bir ulusal toplumun zenginliğinin oluşması için geçmesi gereken aşamalardır.

Bence bu biraz “Sanayi Devrimi”ne benziyor. Buhar makinesi 1801 yılında icat edildi. 1805’e gelindiğinde İngiltere de bu devrimle tanıştı ve sadece bir yıl sonra Britanya’da tarımla uğraşanların yarısı sanayiye geçmişti. Ancak, “Sanayi Devrimi”nin üzerinden 200 yıl geçmesine rağmen henüz başlangıç aşamasında olamayanlar bile bulunuyor. Bence benzer bir durumla Bilgi Devrimi’nde de karşılaşacağız. Bazıları bilgi ekonomisine hızlı bir şekilde girerken kimileri için bu süre çok uzun olacak, hatta belki de hiç giremeyecekler.

Günümüzde bir anlamda devrim karakteri taşıyan internette de durum aynı mı? İnterneti henüz kullanmayanları gelecekte neler bekliyor?

Bence eğitim donanımdan çok daha önemli. Eğer cahil, altyapıdan yoksun ve toplumsal olarak düzensiz bir ülkeyi ele alırsak zaten diğer ülkeler bu ülkeyi göz ardı edeceklerdir.

“YEPYENİ BİR EKONOMİ DOĞACAK”

Söylediklerinizden yola çıkarak eski ekonominin önemini yitirdiği sonucuna varabilir miyiz?

Ben aslında eski ekonomi tanımı kullanmaktan çok hoşlanmıyorum. Çünkü, her endüstri ister istemez yeni teknolojileri kullanacaktır. Ancak, bu, o endüstrilerin eski ekonomi endüstrileri olduğu anlamına gelmez. Petrol, çelik gibi örnekler eski ekonomi olarak değerlendirilemezler ama yeni teknolojileri de kullanmak durumundadırlar.

Bana sorarsanız yeni ekonomi eski ekonomiyi önce yiyecek, sonra sindirecek ve ortaya yepyeni bir ekonomi çıkacak. Yani yan yana iki farklı ekonomi ile karşılaşmayacağız.

Yeni ekonomiyi eski ekonomiden bağımsız olarak düşünebilir miyiz yoksa birbirleriyle bağlılıkları bulunuyor mu?

Hayır, yeni ve eski ekonomi birbirine bağlı diyebiliriz. Örneğin GPS (Global Positioning System)’ı ele alırsak, otomobilinize bir cihaz yerleştiriyorsunuz, otomatik olarak önünüze bir harita geliyor ve siz de buna göre otomobilinizi kullanıyorsunuz. Harita sizin nerede olduğunuzu biliyor. Bence yeni ve eski ekonomi de bu durumdalar, eski ekonomi yol gösterici durumunda.

“ÜLKELER ARASINDAKİ FARK AÇILIYOR”

Yine kitabınıza dönersek Avrupa ve Japonya ile karşılaştırıldığında ABD’nin yeni ekonomiye ve bilgi yönetimine daha hazır olduğu sonucuna varıyorsunuz. Bu gerçek gelecekte global ekonomiyi nasıl etkileyecek?

Aslında şimdiden etkiler durumda. 50’li, 60’lı ve 70’li yıllarda düşük gelirli ülkelerin yüksek gelirli ülkeleri yakalamaya çalıştığını görüyorduk. Hatta refah seviyesi yüksek ve sanayileşmiş ülkelere baktığımızda o dönemde kendi içlerindeki en zayıf ülke yine aynı grup içindeki en zengin ülkeye yetişmeye çalışıyordu.

80’lerde ve 90’larda ise durum tersine döndü. Örneğin ABD 90’lı yıllarda Kanada ile arasında olan gelir farkını daha da arttırdı. Bence artık birinci dünya ülkeleri, üçüncü dünya ülkeleri gibi kavramlardan bahsetmek çok da anlamlı değil. Çin gibi bazı ülkeler küreselleşmeden inanılmaz ölçülerde yararlandılar, yıllık yüzde 8-10 gibi büyüme oranlarına ulaştılar, refah seviyesi yüksek sanayi dünyasına makine parçaları üretmeye başladılar.

Diğer yandan Kanada ve Avustralya gibi kimi birinci dünya ülkeleri bilgi ekonomisine atlayamadılar ve şu anda geride kalmış durumdalar.

“TÜRKİYE TAVRINI BELİRTMELİ”

Türkiye’yi dünya ekonomisinde nereye koyuyorsunuz?

Türkiye’yi, Meksika gibi sanayi devrimi çağının kenarında bulunan ekonomiler arasına koyuyorum. Buradaki tek sorun Türkiye’nin Meksika’nın rolünü oynayıp oynayamayacağı. Ben bundan 30 yıl sonrasına gittiğimizde, Ortak Pazar içinde yer alsın ya da almasın, Güney ve Doğu Akdeniz’in tümünün Avrupalı olarak algılanacağını düşünüyorum.

Mısır gibi bir ülkeyi ele aldığımızda, ücretlerin Çin’e göre çok daha düşük olduğunu görüyoruz. Örneğin neden Avrupalı bir işadamı Mısır son derece yakınındayken makine parçaları ürettirmek için Avrupa’dan kalkıp Çin’e kadar gitsin? Şunu söylemek istiyorum; eğer Kuzey Afrika’daki sorunlar çözülürse, bence bu bölgede inanılmaz boyutlarda bir ekonomik patlama ile karşılaşmak son derece olanaklıdır.

Ortak Pazar ve Avrupa Birliği için de Türkiye’nin yapması gereken tek şey üye ülkelere “Avrupa Birliği’ne üye olabilmem için bana tam olarak ne yapmamı istediğinizi söyleyin.” demek olacaktır. Türkiye daha sonra bu talepleri yerine getirip getiremeyeceğine karar vermeli ve politikasını ona göre değiştirmelidir. Ancak Avrupa Birliği’nin isteklerinin de kesin ve değişmez olması gerekmektedir.

“GELECEĞİN ENDÜSTRİSİ BİYOTEKNOLOJİ OLACAK”

Gelecekte hangi endüstrilerin öne çıkması bekleniyor? Bu endüstriler zaman içinde kendi mesleklerini yaratacaklar mı?

MIT’de (Massachusetts Institute of Technology ) son derece ilginç bir gözlemim var; bundan 30 ya da 40 yıl önce MIT’de en popüler bölümler elektrik-elektronik mühendisliği ve makine mühendisliği idi. 15 yıl önce ise bu iki bölümün yanına bir de bilgisayar mühendisliği eklenmişti. Bugün MIT’nin en çok tercih edilen bölümleri biyoloji, elektrik-elektronik mühendisliği, makine mühendisliği ve bilgisayar mühendisliği oldu.

Dolayısıyla eğer genç insanların üniversite eğitimlerini hangi alanlarda gerçekleştirmek istediklerine bakarsanız ekonominin de ne yöne doğru gittiğini anlayabilirsiniz. Bu durumda bana göre en azından MIT’de geleceğin endüstrisi olarak biyoloji öne çıkıyor. Doğal olarak yeni meslekler de “biyoteknoloji” etrafında şekillenecektir.

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz