Özel Bankacılığa Odaklanacağız

Hamit Beliğ Belli, bankacılığın duayen isimlerinden biri… Bankacılığa Akbank’da başladı, yıllarca görev yaptı. 1994 yılında Akbank’ın genel müdürlüğünden ayrıldı. 77 yaşındaki belli şu anda Turkish...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Özel Bankacılığa Odaklanacağız

hedHamit Beliğ Belli, bankacılığın duayen isimlerinden biri… Bankacılığa Akbank’da başladı, yıllarca görev yaptı. 1994 yılında Akbank’ın genel müdürlüğünden ayrıldı. 77 yaşındaki belli şu anda Turkish Bank’ın yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. Turkish Bank Grubu’nun 100 yıldır bankacılık yaptığına dikkat çekiyor. Yapısının çok farklı olduğunu söylüyor ve “Bizim likidite oranımız yüzde 100’dür “ diyor. “İhtiyatlı bankacılık” yaptıklarını vurguluyor. Yeni dönemde, koşulların ve müşteri portföylerinin “private banking” yapmaya yönelttiğini, bunun için ilk adımları da atmaya başladıklarını belirtiyor.

Hamit Beliğ Belli, bankacılık sektörünün duayenlerinden biri. Meslek hayatına 1955 yılında Akbank’ta başladı. Teftiş kurulu başkanlığı, genel müdür yardımcılığı ve genel müdür olarak bankada uzun yıllar görev yaptı. 1994 yılında ise Akbank’ın genel müdürlüğünden ayrıldı. Ancak bu ayrılık onu bankacılıktan koparamadı.

Şu anda 77 yaşında olan Belli, aktif olarak çalışma hayatına devam ediyor. 1995 yılından bu yana Akbank’ta yönetim kurulu üyesi. Asıl mesaisini ise Turkish Bank’ın yönetim kurulu başkanlığı görevinde harcıyor.

Hamit Beliğ Belli, bankacılık sektörünün geldiği noktadan memnun. Ancak, önümüzde alınması gereken çok uzun bir yol olduğunu söylemeden de edemiyor. Buna neden olarak da Türk bankacılık sektörünün dünya ile karşılaştırıldığında çok küçük olmasını gösteriyor. 

Bankacılık sektörünün duayeni, Türkiye’nin bir daha 2001 gibi derin bir kriz yaşamayacağını sözlerine ekliyor.

Turkish Bank Grubu olarak 100 yılı aşkın bir süredir bankacılık sektörünün içinde olduklarını hatırlatıyor. En başından beri ihtiyatlı bankacılık ilkeleriyle hareket ettiklerini, bu nedenle de 2001 gibi ağır bir krizi bile kârlı kapattıklarını söylüyor.

Hamit Beliğ Belli, ağırlıklı olarak gelir düzeyi yüksek bir kesimle çalıştıklarını ifade ediyor. Bu müşteri yapısı nedeniyle de önümüzdeki dönemde private banking (özel bankacılık) çalışmalarına ağırlık vereceklerini anlatıyor.

“Gelecekte private banking’in ana işimiz olmasını hedefliyoruz” diye konuşan Hamit Beliğ Belli, Turkish Bank’ın mevcut yapısını, hedeflerini ve bankacılık sektörüne ilişkin görüşlerini Capital’e anlattı:

Öncelikle Turkish Bank Grubu hakkında bilgi verir misiniz? Bildiğim kadarıyla diğer sermaye gruplarına göre farklı bir yapılanmanız var…

Turkish Bank Grubu, 100 yılı aşkın bir süredir bankacılık sektörünün içinde. En başından beri “Prudent banking” (İhtiyatlı bankacılık) ilkelerine bağlılığını benimseyen ve müşteri memnuniyetini hep ön planda tutan hizmet anlayışı ile çağın değişkenliğine uygun bir çizgide çalışıyor.

Türkiye, İngiltere ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde dört özerk banka olarak faaliyetimizi sürdürüyoruz. Bizi diğer gruplardan ayıran en önemli özellik de aslında bu. Bunun yanı sıra, bizim grubumuzda finans dışında hiçbir iş de yapılmaz. Biz sadece bankacılık yaparız. Aslına bakarsanız, sloganımız da zaten budur.

Dolayısıyla, grubumuz, söz konusu dört banka için de önemli olan, müşterilerimize, “servetiniz güvenli ellerde”, mesajını vermek ve bu duyguyu yaşatabilmektir. Turkish Bank Grubu’nu 100 yılı aşkın bir süredir başarıyla yaşatan da bankacılıktaki bu anlayış ve uygulamalardır.

İlk banka sanırım Kıbrıs’ta kurulmuş…

Evet, ilk temeller Kıbrıs’ta 1901 yılında kurulan Türk Bankası’yla atılmış. Bu banka şu anda da Kıbrıs’ın en büyük bankası konumundadır. Şu anda 13 şubeyle çalışıyor. Bu bankanın haricinde Kıbrıs’ta bir de off-shore bankamız var. 

İngiltere’de de yaklaşık 25 yıldır faaliyet gösteriyor. Tümü Londra’da olan 5 şubeli bir bankayız. Bütün klasik bankacılık hizmetlerini bu banka aracılığıyla veriyoruz.

Türkiye’de ise 1982 yılından bu yana faaliyetteyiz. Bizim grup olarak 2004 yıl sonu itibariyle aktif büyüklüğümüz 1 milyar dolar seviyesinde. 2004’ü özkaynaklarda 1 milyon dolar, kârda da 10 milyon dolar olarak kapattık. Söz konusu rakamlar da bizim çapımızdaki bir banka için, oldukça iyi. Bu arada grup olarak tüm çalışanlarımızın sayısı 550 civarında.

Türkiye’de nasıl bir yapılanmanız var? Mevcut durumunuz hakkında bilgi verir misiniz?

Biz başlangıçta şube olarak kurulduk. Türk Bankası Grubu, Türkiye’deki faaliyetlerine 1982 yılında İstanbul’da, Kıbrıs’ta kurulu olan Türk Bankası’nın şubesini açarak başladı. Ardından da şubeleşme geldi.

Aralık 1991’de de Turkish Bank Grubu’nun Türkiye operasyonları, yabancı banka statüsünden çıkarak Turkish Bank adıyla ayrı bir tüzel kişilik kazandı. Sonrasında da banka statüsüne kavuştuk. Yani, 23 yıldır Türkiye’de faaliyetteyiz.

Ayrıca Türkiye’deki tek iştirakimiz Turkish Yatırım’la da sermaye piyasasındaki faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bu iştirakimiz, tüm aracı kurumlar içinde ilk 25 içinde yer alıyor. Bu da bizi son derece mutlu ediyor.

Turkish Bank’ta nasıl bir yönetim stratejisi var?

Bizim bankamızda çok önem verdiğimiz iki tane ilke var. Bunlar da likidite ve sermaye yeterlilik rasyosu. Tabii tüm diğer konularda da oldukça temkinli hareket ediyoruz. Ama bu iki konu bizim için çok önemli. Zaten rakamlarımız da bunu net olarak gösteriyor. Örneğin, şu anda likidite oranımız yüzde 100 seviyesinde.

Bu durumda, sektördeki nadir bankalardan birisiniz o halde?  Hatta belki tek bile olabilirsiniz?

Bildiğim kadarıyla bir-iki yabancı banka daha bu durumda. Çünkü, onlarda mevduat alışverişi yok. Bu nedenle onlarda da yüzde 100’lük likidite oranına rastlamak mümkün. Fakat bizim yapımızda, yani mevduat toplama yetkisine sahip olan diğer bankalarda böyle bir durumun söz konusu olduğunu sanmıyorum. Biz bu açıdan rahat ve huzurluyuz.

Tabii riski göze alarak uzun vadeli yatırımlara gidersek, kârlılığımız belki biraz daha yükselebilir. Ancak, bugünkü ekonomi içinde, kalkıp da uzun vadelerde yatırımlara gitmek, mesela 24 ay vadeli konut kredileri bence komik. Çünkü, mevduatın vadesi hala çok kısa. Ortalama 2 ay vadeli mevduatla, iki yıl vadeli kredi kullandırmak bana göre mantıklı değil. Ki, sektörde 15 yıl vadeli konut kredileri başladığını görüyoruz. Bence mevcut koşullar bu kadar uzun vadeyi karşılayacak durumda değil.

Sermaye yeterlilik rasyosunun da sizin için önemli olduğunu ifade etmiştiniz. Bu konuda 2004 sonu itibariyle neredesiniz?

Sermaye yeterlilik oranımız 2004 yıl sonu itibariyle yüzde 41 seviyesinde. Yasal prosedürler bu rakamın yüzde 8 olmasını öngörüyor. Burada da sektördeki birçok bankanın önündeyiz. Hatta belki de lideriz.

Biz diğer tüm bankalar gibi bankacılık enstrümanlarını tam olarak kullanıyoruz. Müşterilerimize tüm alanlarda hizmet veriyoruz. Şu sıralarda ise kendimizi “private banking” işine odaklamış durumdayız. Bunun için şube açma hazırlığı içindeyiz.

Private banking sizin için yeni bir iş alanı mı olacak?

Aslında bizim yapımız private banking için oldukça uygun. Hedefimiz, önümüzdeki dönemde tamamen private banking’e dönmek. Bir taraftan müşteri profilimiz bu iş için çok uygun. Diğer taraftan da gelecekte bankaların belli alanlara odaklanması gerekeceğini düşünüyoruz. Bizim odaklanacağımız alan da private banking olacak. Çünkü, müşteri profilimiz buna çok uygun. O tarafa doğru kaymayı düşünüyoruz.

İlk aşamada bu işe Reasürans binasında açacağımız şube ile başlayacağız. Daha sonraki yıllarda da tamamen bu alana odaklanacağız.

Private banking şubesi ile birlikte 14 şubeli bir banka olacaksınız. Şu anda nasıl bir şubeleşme yapınız var?

Bursa, İzmir, Denizli, Mersin, Ankara, Gebze’de şubelerimiz var. Diğer şubelerimiz de İstanbul’da. Şu ana kadar bizim hedef pazarlarımızda yer alan illerde şube açmayı tercih ettik. Bu da Marmara başta olmak üzere Ege ve Akdeniz kıyıları oldu.

Bizim bütün şubelerimiz aynı zamanda Turkish Yatırım acentesidir. Küçük de olsa hepsinde seans odası mevcuttur. Biz müşterilerimizin bütün şubelerimizden tüm hizmetleri aynı kalitede almasına büyük önem veriyoruz.

Önümüzdeki dönemde şube sayınızı artırmayı planlıyor musunuz? Turkish Bank için olmazsa olmaz dediğiniz yerler var mı?

Bugün için şube sayımızı “private banking” esprisi içinde artırmayı planlıyoruz. Bunun için de reasüsarans binasında açacağımız şubenin nasıl yol alacağını görmemiz gerekiyor.

Bireysel bankacılık alanında nasıl bir çalışma içindesiniz? Büyüme planınız var mı?

Biz bireysel bankacılık alanında her türlü kart hizmeti, mevduat, bireysel kredi, yatırım, kiralık kasa, sigorta, ödeme ve tahsilat hizmetleri gibi alanlarda hizmet veriyoruz. Ancak şimdiye kadar pazardaki mevcut rekabetin içinde çok fazla yer almadık.

Çünkü, biz ağırlıklı olarak günlük para döndürüyoruz. Bu nedenle kredilerde çok etkin olduğumuzu söyleyemem. Önümüzdeki dönemde bu alanda daha yoğun olacağız. Yine de çok rekabetçi olacağımızı sanmıyorum. Çünkü, biz tüm fiyatlamaları ekonomik şartları göz önünde bulundurarak yapacağız.

Kurumsal tarafta da diğer bankaların verdiği tüm hizmetleri müşterilerinize sunuyor musunuz?

Burada da çok titiz davranarak işin gerektirdiği tüm işlemleri yapıyoruz. Ticari krediler, dış ticaretin finansmanı ve şirket kartlarıyla müşterilerimize hizmet veriyoruz. Bunun yanı sıra, vergi ve SSK tahsilatlarını da gerçekleştiriyoruz. Ama tüm bunları yaparken ihtiyatlı bankacılık anlayışımızdan asla ödün vermiyoruz.

Bu nedenle de sorunla karşılaşmıyoruz. Dolayısıyla diğer bankalar gibi İstanbul Yaklaşımı gibi oluşumlara girmemiz gerekmiyor.

İstanbul Yaklaşımı’nda ne olacak? Yanlış hatırlamıyorsam ödeme zamanı geldi…

Bunu beraberce göreceğiz. Türkiye’de 81 banka vardı. Şu anda bu rakam 45’e düştü. Bunun en büyük nedeni de bankaların hesapsız işlere girmesi. Bir taraftan kendi sermayedar gruplarına hesapsız krediler verdiler.

Diğer taraftan da reel sektördeki diğer şirketlere, ekonominin gerçeklerini ve yatırımın kredibilirliğini çok iyi değerlendirmeden kredi açtılar. Dolayısıyla bankalar sanayicileri gelişigüzel desteklemiş oldu. Ekonomi zora girince bankalar da sistemden çıkmak, kapanmak zorunda kaldı. Sistemdekiler de bu tarz yaklaşımlarla alacaklarını tahsil etme yoluna gitti.

Turkish Bank’ın müşterileri kimler? Ağırlıklı olarak hangi segmente hizmet veriyorsunuz?

Daha ziyade gelir düzeyi yüksek kişilerle çalışıyoruz. Bunu da zaten mevduattaki dağılımımız da gösteriyor. Gelir düzeyi düşük olan kesim bizim bankaya çok fazla gelmiyor.

O zaman private banking işi için zaten müşterileriniz hazır?

Zaten biz de bu espriden yola çıktık. Artık müşterilerimize bu konuda ihtiyaçları olan tüm hizmetleri vermek istiyoruz. Hedefimiz tüm bankacılık hizmetlerini kişiye özel vermektir. Biz de bu yapıya dönmek için çalışacağız.

Bu iş zor bir iş. Çünkü, bu kesimin istekleri çok fazla. Bankacılığı bizden daha iyi biliyor. Piyasaları daha yakından takip ediyorlar. Dolayısıyla, bu kesime hizmet vermek için ne yapılması gerektiğini, onlara nasıl davranılması gerektiğini çok iyi bilmek gerekiyor. Bu iş için seçeceğiniz insanların hem bankacılığı çok iyi bilmesi, hem tüm piyasaları çok yakından takip etmesi hem dış görüntüsünün iyi olması gibi farklı özelliklere sahip olması gerekiyor. Private banking işinde iyi olmak için de tüm bunları çok iyi sağlamak olmazsa olmaz şartlar olarak karşımıza çıkıyor. Zaten bunları başardığımızda da private banking de iyi bir yere gelmek mümkün olur.

Tüm bu söylediklerinizden bankanızın misyonunda yer alan “ihtiyatlı bankacılık” kriterlerinden vazgeçmeyeceğiniz daha net ortaya çıkıyor?

Kesinlikle. Biz bu misyon sayesinde 2001 krizinde, tüm diğer bankalar perişan olurken, ciddi kâr elde ettik. Tabii bu kâr kendi ölçeğimizdeydi. Ama bizim sonuçlarımıza çok olumlu yansıdı. Bütün sektörün zarar yazdığı bir ortamda kâr etmek, bizim için önemli bir başarıydı. Çünkü, bizim pozisyon açığımız yoktu, hatta fazlamız bile vardı. Bunun yanında bütün paramız da likitteydi. Dolayısıyla gecelik faizlerin yüzde 7 bin 500’lere çıktığı bir ortamda kârlı çıkmamamız için bir neden yoktu.

Gelecekte Turkish Bank’ı sektörün neresinde göreceğiz?

Biz “private banking” hadisesindeki yerimizi kuvvetlendirmek istiyoruz. Bireysel bankacılık alanındaki faaliyetlerimizi de daha fazla duyurmak istiyoruz. Bunu da ağırlıklı olarak faiz hadleriyle yapabileceğimizi düşünüyoruz.

Tabii biraz da tanıtım yapmak, kendimizi biraz daha anlatmamız gerekiyor. Bu konuda hazırlık da yapıyoruz. İlk olarak bir konser projesinde sponsor olarak yer alacağız. Tabii tüm bu çalışmaların devamı da gelecek.

Bizim çok hızlı büyüme hedeflerimiz yok. “Private banking”le birlikte büyümemizin ivme kazanacağını düşünüyorum. Sektörde yoğun olarak konuşulan birleşme, satın alma ya da ortaklık konularında herhangi bir girişim planımız şu an için yok. Biz sürekli olarak organik büyümemizi sürdürerek yolumuza devam etmek istiyoruz.

Kriz sonrasında sektörde 17 ticari banka kaldı. Biz de bu bankalar içinde yer aldık. Bu bizim için önemli bir başarı.

BANKACILIĞIN ALMASI GEREKEN ÇOK YOL VAR

Bankacılık sektörünün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki 10 yıl içinde size göre bankacılık nasıl şekillenecek?

Bankacılık sektörü ciddi bir toparlanma içinde. Geçmişe göre değerlendirdiğimizde oldukça iyi noktalarda olduğumuzu söyleyebilirim. Ancak, hali hazırda alınması gereken yol daha çok uzun. Bunun en büyük nedeni de büyüklükler.

Çünkü, Türk bankacılık sektörünü dünyayla kıyasladığımızda, aktif büyüklüğü açısından hala çok aşağılarda olduğumuzu görüyoruz. Türkiye’de bankacılık sektörünün toplam aktifi, büyük bir yabancı bankanın aktifinden çok daha küçük. İşte bu nedenle almamız gereken çok uzun bir yol olduğunu düşünüyorum.

Açıkçası yabancı bankaların piyasaya girmesi de bu konuda çok büyük bir ivme kazandırmaya yetmedi. Çünkü, onlar henüz Türkiye piyasasını tanımak için çalışıyorlar. Türkiye gelişmiş ülke ekonomilerinden oldukça farklı dinamikler üzerinde hareket ediyor. Piyasayı tam olarak tanıdıklarında sektörde daha hızlı büyüyecek.

Şunu da hemen belirtmeliyim ki, önümüzdeki dönemde Türk bankacılığında geçmişte yaşadığımız krizlere benzer olaylar olmayacak. Bugünkü ekonomik koşulların devam etmesi halinde böyle bir kriz yaşanmasını beklemiyorum. Biz çalışmalarımıza bu düşünce paralelinde devam ediyoruz.

2001 GİBİ BİR KRİZ DAHA YAŞAMAYIZ

Şu sıralarda tüm sektörlerde yeniden kriz söylemleri başladı. Siz bu görüşlere katılıyor musunuz? Türkiye 2001 benzeri bir krize mi gidiyor?

Açıkçası ben 2001 gibi bir kriz daha yaşayacağımızı sanmıyorum. Atlatılabilecek bir takım olaylarla karşılaşılabilir. Ancak 2001 gibi çok derin bir kriz yaşamayız.

Şu anda bana göre piyasaları en fazla rahatsız eden konu cari açık. Açıkçası ben de cari açığın bizi üzeceğini düşünüyorum. Ancak bu üzüntü bir risk patlaması yaratmaz. Bunun çok basit bir çözümü var. Döviz kurları bir miktar yukarı çekilerek, cari açık sorunu kendiliğinden halledilebilir. Tabii bu hareket enflasyonda 1-2 puanlık yükselişe neden olabilir. Ancak yüzde 7-8 enflasyon beklenen bir ortamda bu durum çok büyük çalkantılara neden olmayacaktır diye düşünüyorum. Sonuçta da cari açık sorunu ortadan kalkar.

Dolayısıyla ben ekonomik görünüm nedeniyle bir kriz yaşanacağını sanmıyorum. Ancak bana göre, siyasi arenada çok dikkatli hareket etmek gerekiyor. Son zamanlar yapılan bazı işler nedeniyle AB’ye üyelik konusunda sıkıntılar yaşayacağımız görülüyor. Bunun yanında devam eden Irak ve Ermeni sorunları nedeniyle bir gerginlik var. Dolayısıyla bu sorunlara daha fazla dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bana göre buralardaki riskler, ekonomik risklerden daha fazla. Bana göre borsadaki düşüş ve bono faizlerinin yüzde 18’lerin altına inmemesinin temelinde de siyasi arenadaki riskler var.

YABANCILARIN BANKA ALMASI, SADECE DÖVİZ GİRİŞİ SAĞLAR

Yabancı bankaların Türkiye’ye ilgisinde önemli artışlar oldu. Size göre bu ilgi önümüzdeki dönemde devam edecek mi? Yabancı ilgisini nasıl değerlendiyorsunuz?

Açıkçası son olarak Dışbank çok iyi bir anlaşma oldu. Konuşulan rakamlar son derece iyi. Bu satış Türk bankacılığına ivme getirir ve ilginin artmasına neden olur. Dolayısıyla bu tarz anlaşmaların bankacılık sektörünü daha iyi noktalara taşıyacağını düşünüyorum.

Genel olarak baktığımızda da bankacılık sektöründe yabancıların payı muhakkak artacağını düşünüyorum. Ancak ben bu noktada mevcut bir kurumun satın alınmasındansa, yeni işlerin yeni yatırımların ortaya çıkmasından yanayım. Çünkü mevcut bir banka satın alındığında, bu işlem bana göre sadece döviz girişi sağlar. Ancak yeni bir yatırım olduğunda, bu bir taraftan istihdamı artırır, diğer taraftan da iş yapış şekillerini değiştirir. Ama ben yine de girişlerin devam edeceğini düşünüyorum. Şu anda yüzde 5 civarında olan yabancı payının da yıl sonunda yüzde 10 seviyesinde olacağını tahmin ediyorum.

Yabancı bankaların sektöre girmesi rekabeti nasıl etkiler?

Bana göre, yabancı girişleri rekabeti çok fazla etkilemez. Zaten eskiye göre rekabette ciddi bir düzelme, toparlanma var. Serbest ekonomilerde rekabetin olması tabii ki kaçınılmaz. Ancak bunun belirli kurallar çerçevesinde olması gerekiyor. Biz banka olarak bugüne kadar bu rekabetin içinde yer almadık. Ama önümüzdeki dönemde daha rekabetçi olmak istiyoruz. Örneğin mevduat cephesinde biraz daha öne çıkmak amacındayız.

BELGİN BAYIR LEVENT
blevent@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz