Günde 16 Saat Çalışan Ressam!

Prof. Dr. Devrim Erbil, özgün çizgileriyle Türk modern resminde çığır açan isimlerden biri. 72 yaşındaki ressam, 50’nci sanat yılını kutluyor. 50 yıl boyunca Güzel Sanatlar Akademisi’nde pek çok sa...

1.02.2009 02:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Prof. Dr. Devrim Erbil, özgün çizgileriyle Türk modern resminde çığır açan isimlerden biri. 72 yaşındaki ressam, 50’nci sanat yılını kutluyor. 50 yıl boyunca Güzel Sanatlar Akademisi’nde pek çok sanatçı yetiştiren Erbil, başarıda ailevi ve kültürel genlerin önemli olduğuna inanıyor. “Başarı için özgün olmak şart. Sabırlı, inançlı ve sürekli olmanız lazım” diyor. Hala günde 16 saat çalıştığını söyleyen sanatçı, Türk çağdaş sanatında başarılı isimler çıktıkça, gençler için bir umut doğduğunu düşünüyor. Ayrıca Türkiye’de ekonominin yükselmesine paralel olarak, Türk sanatçıların uluslararası sanat piyasalarında daha çok rağbet göreceğine de inanıyor.

Türk resminde soyut anlatımın en önemli öncülerinden biri Devrim Erbil… Sanat yaşamında 50’nci yılını geride bırakan isim, dünyada da pek çok ödüller almış başarılı bir ressam. “Günümüzün çağdaş sanatçılarının çoğu Devrim Erbil atölyesinden çıktı” diyen sanatçı, başarının formülünün, aynı iş dünyasında olduğu gibi yetenekli olmaktan, çok çalışmaktan, özgün ve sabırlı olmaktan geçtiğini vurguluyor.

hedMimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde 50 yıl eğitim veren Devrim Erbil, Türkiye’de 100’ün üzerinde sergi açtı, dünyada 1966’da Tahran Bienali Saray Kraliyet Birincilik Ödülü, 1972 İskenderiye Bienali Ödülü ve Kırgızistan Cumhuriyeti Bilim Sanat Kurulu Onur Üyeliği gibi pek çok uluslararası ödüle layık görüldü. Özgün çizgileriyle tanınan sanatçının resimleri dünyada pek çok önemli modern sanat müzesinde sergileniyor. 1963’te Madrid ve Barselona’da başladığı sanat araştırmalarına Paris ve Londra’da devam eden Erbil, 1981 yılında profesör oldu. Ardından 1991’de Devlet Sanatçısı unvanını aldı. 1937 doğumlu Erbil’in büyüdüğü Balıkesir’de Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi adıyla kişisel müzesi de bulunuyor. Erbil’e göre sanatçı olmak için öncelikle ailevi ve kültürel genlere sahip olmak gerekiyor. Ama iş bununla da kalmıyor. Erbil, “Özgün olmak şart. Sabırlı, inançlı ve sürekli olmanız lazım. Eğer bütün bu unsurları bünyenizde barındırırsanız o zaman başarılı bir sanatçı olabiliyorsunuz” diyor. Son dönemde uluslararası sanat piyasalarında Türk modern resimlerine olan talebin giderek artmasını gelecek nesiller için umut ışığı olarak görüyor.  

50’nci sanat yılını ‘İstanbul resimleri’ ve ‘ritmik titreşim’ temalı işleriyle Artium Sanat Evi’ndeki sergisinde kutlayan ressam Prof. Devrim Erbil ile sanat hayatında başarının sırları, gelecek nesillerde başarılı sanatçıların nasıl yetişeceğini konuştuk…

Kültürel Genlerin Önemi
Başarıda genlerin önemli olduğunu düşünüyorum: Bunlar ailevi ve kültürel genler. Benim ailem çok çalışkan insanlardı. Özelikle annem çok özverili ve çalışkan bir kadındı. Beni hep destekledi. Çalışmak her zaman başarmanın temeli.

İkincisi etken ise iyi bir eğitim… Akademi’ye gelmeden önce Balıkesir Lisesi’nde çok iyi bir eğitim aldım, her dönem iftihara geçerdim. 60-65 yıl önce resimle bir yerlerde karşılaşma imkanım yoktu. Başta resme yeteneğim olduğunu söyleyen de olmadı. Bu yeteneğimi ortaokuldaki öğretmenlerim keşfetti. Ardından ilk sergimi lise son sınıfta Balıkesir’de 1954 yılında açtım. Ben Anadolu’da yaşayan kültürün bize geçtiğini düşünüyorum. Anadolu coğrafyasında yaşamış olmak bir artı. Akademi’de Anadolu’nun farklı köşelerinden yetenekli öğrenciler gördüm. Sanatın nerede, nasıl yeşereceğini bilemiyorsunuz. Anadolu insanının böyle yetenekli oluşunu da kültürel genlere bağlıyorum.

Sabırlı ve Özgün Olmak Şart

Ancak sanatçı olmak sadece genlerle sınırlı değil. Yetenekli ya da kültürlü olabilirsiniz ama sentez yapabilme gücüne de sahip olmanız gerekli. Özgün olmak şart. Sabırlı, inançlı ve sürekli olmanız lazım. Eğer bütün bu unsurları bünyenizde barındırırsanız o zaman başarılı bir sanatçı olabiliyorsunuz. Akademi’de benden çok daha yetenekli arkadaşlarım vardı ama bu vasıfların bir araya toplanması önemli.

Ben fırsat buldukça her an çalışırım, soluğumun kesildiği zamana kadar çalışırım. Bu yaşımda günde 16 saat çalışabiliyorum. Resimlerimi bir günde bitirmiyorum, işin bir işçilik bir de yaratıcılık zamanı var. Esin perilerinin ne zaman geleceği belli olmuyor ama sizi çalışırken bulursa daha iyi oluyor tabii… Benim resimlerimin işçilik kısmı ağırdır, sabır ister. Ben Akademi’ye gelmeden önce ressam olmaya karar vermiştim. Lisedeyken gece yarısına kadar derslerimi yapar sonra da 2-3 saat resim yapardım. Hala da böyle geceleri çalışırım.

Mutluluğun Ressamı
Sadece resim üzerine çalışmıyorum. Türkiye’de ve yurtdışında pek çok binada seramik ve mozaik işlerim var. Vitray, halı ve özgün baskı çalışmaları yapıyorum. Benim sanat anlayışımda geniş bir kitlenin paylaşımı olmalı. Sanat paylaşılınca anlam taşır. Her tekniğin kendine ait heyecanı var. Örneğin halı yapıyorum. Halı Türklerin dünyaya hediye ettiği bir teknik, 35-40 parçalık büyük bir koleksiyonum var. Cumhurbaşkanı Köşkü’nde barışı simgeleyen bir halım bulunuyor.

Özgün baskı ise çok daha fazla kişiye ulaşmamı sağlıyor. Belki benim bir tablomu alamayabilirler ama özgün baskıma sahip olabilirler. Seramikle büyük boyutlu pano yapabiliyorum; kamuya açık bir yerde ise her gün binlerce kişi görüyor. Ben mutluluğun ressamı olmak istiyorum. Eserim önünde insan hayatı daha iyi görse ve 10 saniye mutlu olsa bu on binlerce saniye tekrarlarsa… Bu düşünce beni heyecanlandırıyor.

Ekip Çalışması Yapıyor
Sanat aynı zamanda bir ekip çalışması. Benim iyi bir ekibim var. Suadiye’deki atölyemde 10 kişilik bir asistan ekibi resimlerimin ön çalışmasını yapıyor, desenlerini büyütüyor, tuvalleri boyuyor, ilk renklerini koyuyor ve resimlerin altyapısını benim için hazır hale getiriyor. Şu anda başka bir atölyede Orhan ve Muharrem Yaşlıoğlu bir işimi halı olarak dokuyor. Nazlı Tanık, kendisi emekli bir öğretmen, tablolarımın ipek üzerine batik çalışmasını yapıyor. Bir serigrafi atölyesinde oğlum ve bir arkadaşım serigrafi çalışmalarını yürütüyor. Ben tüm bu işlerle ilgileniyorum ve ekibim sayesinde işlerim yürüyor. Ben ne yapılacağını söylüyorum, onlar yerine getiriyor. Bir ekip çalışması bu. Bugün dünyada da çağdaş sanatçılar böyle çalışıyor. Andy Warhol, Gilbert&Georges’un da büyük serigraf baskı atölyeleri var.

Gençlere Tavsiyeler
Güzel sanatlar akademilerinden mezun olanların yüzde 3 ila 5’i sanatçı olarak kalmaya devam eder. Çoğunluğu farklı alanlara yönelir. Gençlerin devam etmesi için yetenek kadar eğitimin kalitesi de çok önemli. Eğitim heyecan verici olursa başarı şansı daha yüksek olur. Dünya sanatında başyapıtları ve doğayı iyi anlaması gerekir. Ardından özgün, yaratıcı kimlikli olması için çalışma yöntemleri vermeniz lazım. Ben pek çok sanatçı yetiştirdim. Akademide bulunanların yüzde 50’si benim atölyemde çalışmıştır. İsimlerini tek tek vermek istemem ama pek çok ünlü isim benim atölyemden çıktı. Bu öğrenciler sanatta gelişmek için kararlı ve sabırlı olmak gerektiğini de öğrenmişti çünkü. Bu noktada, kendi estetiğini empoze etmeyen, öğrencinin kişiliğini ortaya çıkarmaya çalışan bir eğitim tarzını benimsedim. Türk çağdaş sanatında başarılı isimler çıktıkça, gençler için de bir umut doğuyor.

Piyasa Umut Veriyor
Ben öğrenciyken resmin para edeceği hiç aklımızdan geçmezdi. Şimdi Türkiye’deki müzayedelere yabancı alıcılar katılıyor, Türk sanatçıları seçiyor ve uluslararası müzayedelerde yüksek fiyatlarla satıyor, kazanç sağlıyorlar. Türk sanatçıların dünyada değer kazanması, sanat eğitimi alanların, benden sonra daha çok kişinin sanatla uğraşması adına büyük bir umut. Piyasanın temelinde Batılı insanın yenilik arayışı var. Farklı kültürler, farklı yaşam biçimleri arıyorlar. Ayrıca ekonomilerin de etkisi var. Çin, Hindistan ve Rusya’nın geleceğin yıldızları olarak görüldüğü söyleniyor ve Batılı alıcılar da bugün bunun farkında olarak geleceğe yatırım yapıyor, bu ülkelerin eserlerini alıyor. Özellikle Çin resmine ciddi yatırım yapılıyor. Yeni ekonomi hesapları Doğu’nun üzerinden yapıyor. Türkiye’de de sanatı destekleyecek her dönemde olduğu gibi bugünde ekonomik güçlerdir.

Türkiye’de Günlük Yaşamda Sanat Eksik Kalıyor

İş Yaşamında da Olmalı
Türkiye’de sanatın yaşam içindeki yeri, tasarımda, tekstilde turizmde ve mimaride çok eksik kalıyor. Resim, heykel, sinema, grafik gibi her alanda eksik kalınıyor. Bugün önemli aileler sanat için adım atmaya başladı.

Daha Fazla Aile Desteklemeli
Sabancı, Koç ve Eczacıbaşı ailelerinin yaptığı müzeler önemli. Bu tip girişimlerin artması gerekli. Geçen gün DYO resim sergisi açıldı, orada da dile getirdim. Yaşar Ailesi’nin de İzmir’de bir çağdaş bir müze kurmaları çok iyi olur.

Sanatla İlgilenen Kitle Genişledi
Bu müzeler çoğaldıkça sanatın hızı artacak. Artık ekonomik gücü yüksek olmayan ama iyi eğitim görmüş bir kitle var ve bu kitle taksitle resim ya da baskı çalışmalarını severek alıyor.

Türk Sanatçıları da Yurt Dışına Açılmalı
Bugün bir Salvador Dali sergisini gezen pek çok genç ve genç iş adamı var. İsterim ki kendi sanatçılarımızın da böyle büyük sergileri yurtdışına götürülsün. Böylece Türk sanatının değeri artacak.

Hedefim 50’nci Yılımda Vakıf Kurmak

Sipariş Üzerine Resim Trendi
Son 30 yıldır Türkiye’de birdenbire patlayan ve sanatçıları da şaşkına çeviren bir durum var. Galerilerin ve alıcıların belli istekleri var. Resimlerin çoğalmasını istiyorlar, sadece bugün benden 7 resim isteği oldu.

50’nci Yıla Farklı Yorum
Ama artık ben İstanbul’a başka bir gözle bakmak istiyorum. 50’nci sanat yılımın çalışmaları dahilinde 50 eski resmime 50 yeni yorum yapacağım.

Evi Müze Olacak
Yaşadığım mekanların, evimin ve atölyemin ileride müze olmasını istiyorum. Büyük projelere girecek önemli resimler yapacağım.

Vakıf Projesi
Bir de iz bırakmak adına bir vakıf kurmak istiyorum. Vakıf hem ismimi yaşatacak hem yetenekli çocuklara destek olacak. Vakfa resimler yapacağım, ileride bunların bir kısmını satıp gelir sağlayabilirler.

Elçin Cirik
ecirik@capital.com.tr

Fotoğraflar: Gökhan Çelebi


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz