Yıldız Holding kaptan koltuğunu bırakıp 2025 yılında emekli olan Ali Ülker, yapay zekayla ilk tanışmasını, şirkete taşıma denemelerini ve yönetim kuruluna yedinci üye olarak oturtma fikrini SAP Executive Summit’te anlattı. Ülker’e göre bu dönüşümde en zor sınavı, yetkisini yeniden tanımlamak zorunda kalacak yöneticiler verecek.
Capital’in basın sponsoru olduğu ve 15-17 Ekim’de Bodrum’da düzenlenen SAP Executive Summit’in kapanış oturumunda Yıldız Holding’in eski Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ülker’le yapay zekayı enine boyuna tartıştık. Amacımız yapay zekayı az da olsa teknoloji jargonunun dışına çıkarıp bir sanayicinin, bir beyaz yakalının, bir fabrika işçisinin gözünden anlamaktı.
Şeyma Öncel Bayıksel / [email protected]
Ali Ülker, yapay zekanın şirketlerin karar mekanizmalarına gireceğini düşündüğünü her fırsatta dile getiriyor. Bu nedenle “Kendi Kendini Yöneten Şirketler” oturum başlığı için ondan daha uygun bir isim olamazdı. SAP Executive Summit’te yaptığımız sohbette anlattıkları, bu dönüşümde en zor sınavı yetkisini ve rolünü yeniden tanımlamak zorunda kalacak yöneticilerin vereceğini düşündürüyor.
Benim kafamda da şu soru vardı: Bir patron, CEO’suna yetki devretmekte zorlanırken yapay zekaya ne kadar alan açabilir? SAP Executive Summit’in panel için Ali Ülker’le buluşmadan önce tam da bu konuları konuşmak üzere ofisinde bir araya geldik. Ev yemeklerinin eşlik ettiği hazırlık görüşmesi kısa sürede bir sohbete dönüştü. Yapay zekayla ilk tanışmasını, denemelerini, şaşırdıklarını anlattı. Panelden ve bu güzel sohbetten kalanlar şöyle.
Altı aylık tanışma
Ülker, 42 yıllık çalışma hayatının ardından yönetim kurulu başkanlığını bırakınca yapay zekaya daha fazla zaman ayırdığını söyledi. ChatGPT ile başlayan ve altı ay süren bu dönemi kendi ifadesiyle “Yapay zekayla flörtleştim” diye anlatıyor. Sohbetler öyle uzamış ki eşi kendisinden fazla yapay zekayla konuştuğunu söylemiş.
Bu altı ayı zaman yönetimi açısından en değerli yatırımlarından biri olarak görüyor Ülker. Çünkü yapay zekanın ne yapabildiğini, nerede yetersiz kaldığını deneyerek öğrenmiş. Denemelerinden birinin indirim marketlerinin geleceği üzerine olduğunu söyleyen Ülker, “Yapay zekadan BİM, A101 ve Şok’u halka açık veriler, istatistikler ve müşteri şikayetleri üzerinden incelemesini istedim” diyor. Ardından 2030 için olası rekabet tablosunu ve şirketlerin hangi adımlarla öne geçebileceğini sorguladığını belirtiyor.
Peki bu analiz işe yaramış mı? Ali Ülker’in sözleriyle: “Beklentimin üstüne çıktı, hatta geçti.”
Bu elbette 2030 tahminlerinin doğrulanmış olduğu anlamına gelmiyor. Ancak deneyimli bir yöneticinin kendi bildiği alanda aldığı analizi bu kadar güçlü bulması, karar masasında nelerin değişebileceğine dair önemli bir işaret.
Yedinci koltuğun adayı
Ülker’in anlattığı bir başka girişim, yapay zekayı yönetim kuruluna taşıma fikri. Ülker, üç yıl önce, altı kişilik Yıldız Holding yönetim kuruluna yedinci üye olarak yapay zekayı dahil etmek istediğini söylüyor.
Beklentisi oldukça somut olmuş: Toplantı notlarını çıkarması, kararları özetlemesi, alınan aksiyonları takip etmesi. Sonrasında da CEO’nun bu kararların ne kadarını hayata geçirdiğine bakılması. O dönem sistem toplantıdaki sesleri, kimin ne söylediğini yeterince ayıramadığı için ilerleyememişler. Ülker bugün bunun yapılabileceğini düşünüyor.
Yetkiyi kim bırakacak?
Sohbetin bu noktasında aile şirketlerinde yıllardır konuştuğumuz meseleye döndüm. İnsanlar birbirlerine yetki vermekte zorlanıyor. Peki makineye verebilecekler mi? Kendi uzantıları gibi gördükleri için daha mı kolay güvenecekler, yoksa kontrolü bırakmak daha mı zor gelecek?
Ülker’in yanıtı, bu dönüşümün kurum içindeki güç dengelerine dokunacağını gösteriyordu. Ona göre şirketlerin karar noktaları ve yetki onay tabloları değişebilir. Bir evrakın bir masadan diğerine gitmesini, bir yöneticinin düğmeye basmasını bekleyen süreçler hızlanabilir. Bazı onay adımları ortadan kalkabilir.
Ancak bu değişimi yönetecek kadrolar, kendi rollerinin de değişmesine karar verebilecek mi?
Ülker, beyaz yakanın karşı karşıya olduğu dönüşümü çok açık anlatıyor. “Mavi yakada tenkisata gittik. Şimdi beyaz yakada aynısını yapmanız gerekiyor. Bunun nasıl uygulanacağı konusunda da bütün cevaplara sahip olduğu iddiasında bulunmuyor: “Dönüşüme üstten başlamak gerektiğini biliyorum ama bu başarılacak mı bilmiyorum” diye konuşuyor.
Bence bu cümle de anlattığı iddialı gelecek kadar kıymetli. Çünkü önümüzde şirketlerin deneyerek, yanılarak ve yeniden düzenleyerek ilerleyeceği bir dönem var.
Klonlamanın bedeli ne olacak?
Sohbetin sonunda Ülker, teknoloji konuşmalarında daha fazla yer bulması gerektiğini düşündüğüm bir konu açtı. 30 yıllık satın alma deneyimi olan bir çalışanı düşünün. Yazışmaları, iş ilişkileri, birikimi yapay zekaya aktarılıyor. Sistem onu öğreniyor. Ülker’in ifadesiyle çalışan bir anlamda “klonlanıyor”.
Peki ardından o çalışana ihtiyaç azalırsa ne olacak? Aktardığı bilgi ve deneyimin karşılığı nasıl tanımlanacak? Bu birikim için bir telif ödenmesi gerekecek mi?
Gazeteci olarak bu örnek beni ayrıca düşündürdü. Yıllar içinde oluşturduğumuz kaynaklar, kurduğumuz güven ilişkileri, hangi bilginin peşine düşeceğimizi belirleyen deneyimimiz var. Bunları bir sisteme aktarmanın karşılığı, birkaç dosya yüklemekten çok daha büyük. “Bu birikimi şirketin sistemine aktarmak, o kişiyi gereksiz mi kılacak” sorusu önemli.
Ülker’in dikkat çektiği gibi teknik gelişmeyle birlikte sosyal ve etik konuları da konuşmamız gerekiyor. Panelden aklımda kalan, şirketlerin yapay zekaya hangi işleri yaptıracağı kadar, hangi kararları emanet edeceği oldu. O kararların arkasındaki insan birikiminin değerini nasıl koruyacağımız da aynı masada yerini almalı.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?