'Avrupa'ya açılacağız'

Derimod Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Zaim, bundan sonra içeride daha az mağaza açacaklarını, ancak yurt dışında büyümelerini sürdüreceklerini söylüyor. Zaim'in hayalinde Avrupa var.

5.05.2020 10:46:000
Paylaş Tweet Paylaş
'Avrupa'ya açılacağız'

Ebru Fırat

[email protected]

Gerçek şu ki ayakkabı sektörü birkaç yıldır zor bir dönemden geçiyor. Bu zorlu dönemde sermaye artırarak güç toplayan Derimod’un yönetim kurulu başkanı , tedarikçileri de desteklediklerini söylüyor. 2020’de yüzde 20 büyüyeceklerini, yurt dışında 8, yurt içinde ise 2-3 mağaza açacaklarını açıklıyor. Balkan ülkeleri ile Orta Doğu’ya odaklandıklarını söyleyen Zaim’in hayalinde Avrupa var. “Biraz daha istikrar olursa Avrupa’ya açılacağız” diyen iş insanı Avrupa caddelerinde Derimod mağazalarını görmeyi hayal ediyor.


Perakende sektörünün öne çıkan iş insanlarından Ümit Zaim’i ziyaret ettiğimizde korona virüsü henüz Türkiye sınırlarına ulaşmamıştı. Bu virüs Türkiye’de etkili olmaya başlayınca kendi sektörlerini nasıl etkileyeceğini sorduğumuzda Ümit Zaim, “AVM’ler kapatılırsa bizler için çok kötü olur” demişti. Bu söyleşiyi yayına hazırladığımız sırada ise virüs Türkiye’ye ulaştı. Halihazırda konkordatolarla sıkıntılar yaşayan sektörün böylelikle derdine dert eklenmiş oldu. Biz de Ümit Zaim ile bu tabloyu konuştuk. Sermaye artırımıyla sektörün içinde bulunduğu zor dönemde güç toplayan şirket, tedarikçilerini de unutmadı. Ümit Zaim, bundan sonra içeride daha az mağaza açacaklarını, ancak yurt dışında büyümelerini sürdüreceklerini söylüyor. Balkanlar ile Orta Doğu’ya odaklanacaklarını belirten iş insanı, “Biraz istikrar olsa Avrupa’ya açılacağız” diye konuşuyor. Derimod mağazalarını Avrupa caddelerinde görmeyi hayal ettiğini de bizlerle paylaşıyor. Derimod Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Zaim ile gerçekleştirdiğimiz sohbetin detayları ise şöyle: 

Bir önceki yıla dönersek… 2019’u nasıl bitirdiniz? 

 2019’u, bütçemizin paralelinde 500 milyon TL ciroyla kapattık. Türkiye’de 93, yurt dışında da 12 mağazamız var. Birebir mağazalarda yüzde 25 büyüdük. Ciromuzun yüzde 65’i ayakkabı ve çantadan, yüzde 35’i de deri ceketten geliyor. Deri cekette pek rakibimiz yok, ayakkabı ve çanta da A, B ve C segmentinde sektörün en büyük şirketiyiz. 

 Birebir mağaza derken ne kastediyorsunuz? 

 Bütün mağazalar bize ait. Örneğin İstinye Park mağazamız, 2018’de 100 yaptıysa 2019’da 125 yapmış. Yani enflasyonun üzerinde bir büyüme var. 

 Bu yıl hedeflerinizde neler var? 

 Son 15 yıldır her yıl 10 civarında mağaza açtık. Gözümüz hep ilerideydi. Artık Türkiye’de büyük şehirlerde daha az miktarda AVM açılacak. 2020 yılında Türkiye’de 2-3 mağaza açacağız. Prensip olarak müşterimizin bizi istediği yerlerde olmak istiyoruz. 

 “Müşterinin bizi istediği yer” derken ne kast ediyorsunuz? 

 Örneğin artık Doğu Anadolu’da olmayacağız. Bir tek Van var. Doğu Anadolu’da birkaç yer açtık, fakat muvaffak olamadık. Ama kuzeyde ve batıda iyi satıyoruz. Tahmin ediyorum ki Türkiye’de 10 yıl içinde 30 mağaza daha açarız. 

2020’de odağınızda neler olacak? 

 2020’de önem verdiğimiz en önemli konular, kârlılık ve verimlilik olacak. Bu, yalnız bizim için değil, sektördeki tüm oyuncular için geçerli. Daha önce hep gözümüz daha çok mağaza açmaktaydı. Şimdi artık kârlılığa ve verimliğe önem veriyoruz. 

 Yıllardır verimlilik deniyor. Hala kısılacak bir şeyler kaldı mı? 

 Var. Bu, yalnız bizim sektörümüz için değil, bankacılık için de geçerli. Birçok şube açıldı, şimdi bütün bankalar neredeyse yüzde 30 şube kapattı. Bu, 2000-2015 arasında bir büyüme dönemiydi. 

 Verimlilik dışında odağınızda neler var? 

 E-ticaret, perakende sektöründe bütün hikayeyi değiştiriyor. Sektörde yeni oyuncular ortaya çıkıyor ve pazar payları değişiyor. 2020’de hedefimiz, e-ticarette pazar payımızı yüzde 10’a çıkarmak. 2019’da bu yüzde 6’ydı. Yalnız kendi sitelerimizde değil, başka sitelerde de mağazası olmadığı halde satış yapan markalar olduğunu görüyorsunuz. E-ticarette yeni rakipler çıkıyor. Yalnız Türkiye’de değil, yurt dışında da tasarımcılarla çalışmaya başladık. Floransa’da bir ofis tuttuk. Koleksiyonumuzun bir kısmını orada geliştiriyoruz. Yani ayakkabıda büyük bir değişime gidiyoruz. Artık sadece Türk tasarımcılar bize yetmiyor. Ana hedefimiz, mevcut mağazalarımızda satışlarımızı daha fazla nasıl artırabiliriz. 3 yıl içinde birebir mağazalarda yüzde 50’lik bir adet artışı planlıyoruz. Reklam yatırımlarımızı da bu yıl yüzde 30 artırıyoruz. Sadece koleksiyona yatırım yaparsak olmaz, reklamı da artırmamız lazım. 

 Bu yatırım planlarının cironuzu ne kadar büyüteceğini düşünüyorsunuz? 

 Bu yıl için yüzde 20 büyürüz diye düşünüyorum. Enflasyon yüzde 10’da kalırsa biz hep yüzde 20 büyümeyi planlıyoruz. 

 Enflasyonu düştüğünüzde gerçek büyüme yüzde 10 mu oluyor? 

 Evet, yüzde 10 oluyor ki bu da normal. 

Yurt dışında nasıl bir büyüme planınız var? Hangi pazarları inceliyorsunuz?

 Yurt dışında master franchise modeliyle büyüyoruz. En son Özbekistan pazarına girdik. Görüştüğümüz yeni ülkeler var. Yurt dışında 12 olan mağaza sayımızı 2020’de 20’ye çıkarmayı planlıyoruz. Daha çok Balkanlar ile Orta Doğu ülkelerine odaklanıyoruz. Tabii eski faiz oranlarıyla yurt dışında yatırım yapmak imkansız gibiydi. Enflasyon ve faizler tek haneye indiği zaman bütün bu markalar yurt dışında mağazalarını açmaya çok hevesli ve çok da talep var. Örneğin İstinye Park’taki mağazamızı alın, onu Londra’da Oxford Street’e koyun, çok iyi iş yapar. Ama Türk Cumhuriyetleri’nde, komşularda daha çok muvaffak oluyoruz. Biraz istikrar olsa Avrupa’ya açılacağız. 

Türk giyim markaları yurt dışında ne kadar rekabetçi?

 Bir markanın oluşması 20-30 yıl alıyor. Geçen yıla kadar şunu konuşuyorduk: Ne İngiltere’de ne Fransa’da ne de İtalya’da A ve B segmentine hitap eden bu kadar çok ayakkabı zincir markası var. Bu Türkiye için çok büyük bir avantaj. Turistler, şık mağazalarımızı ve bizim ayakkabılarımızı gördüğü zaman şaşırıyor. Ayrıca neredeyse bedava. Örneğin bizde güzel bir kadın botu 60 Euro (390 TL), İtalya’da bu kaliteli bota en az 200 Euro ödersiniz. Ancak en büyük sorunumuz istikrar. Türkiye tam bir cadı kazanının ortasında. Dış olaylar ekonomimizi çok etkiliyor. Aslında 1 milyar dolara yakın ihracat fena değil. 1-2 yıl istikrar yakalarsak bu anında 2-3 milyar dolara çıkar. Ortalama kilo başı ayakkabı ihracatı 6 dolarken bizim yaptığımız Derimod markalı ihracatta bu fiyat 80 dolara yükseliyor. Neredeyse 10 misli. Tabii bu 6 dolar düşük gelebilir ama terlik ortalamayı düşürüyor. Asıl mühim olan bizim mağazalarımızı yurt dışına taşımamız. 

 Ayakkabı sektörünün Türkiye’deki büyüklüğü nedir? 

 Ayakkabı, çok büyük bir sektör. İnşaat kadar önemli, çünkü emek yoğun bir sektör. İnanılmaz istihdam yaratıyor. Yıllık 400 milyon ayakkabı üretiliyor, 250 milyonu iç piyasada tüketiliyor, 150 milyonu ihracata gidiyor ki bunun bir kısmı da terlik. Türkiye’de 80 milyonluk nüfus olduğunu düşünürsek kişi başına 3-4 çift düşüyor. Sektörümüz dünyada üretim sıralamasında 7’nci, ihracatta ise 5’inci sırada. Bu yıl ihracatımız 930 milyon dolar olacak. 

 Kişi başı tüketim gelişmiş ülkelere kıyasla ne durumda? 

 Onlarda iki misli daha fazla. Yani daha gidilecek çok yol var. 

 Sektör zorlu bir dönemden geçti. Ne zaman düzlüğe çıkılır?

2018 Ağustos’u ve takip eden aylarda 4-5 şirket konkordato ilan edince piyasada bir güven eksikliği oluştu. Öbür taraftan da dış etkenler yüzünden dolar 7 TL’yi gördü. 10-12 ay olan vadeler birden 2-3 aya düştü. 100 ayakkabı üreticisiyle çalışıyoruz. Bunların konkordato ilan eden şirketlerde paraları kaldı. Çekleri, senetleri ödenmedi. Hemen hepsi nakit sıkışıklığı yaşamaya başladı. Ben 2004 dönemi, 1998, 2001, 2008 krizlerini yaşadım. Böyle zamanlarda yanında kimse kalmaz. Ama biz şerbetliyiz. 

 Siz bu dönemi nasıl atlattınız? 

 Öyle hemen şapkadan tavşan çıkaramıyorsunuz. Önce verimsiz olan 12 mağazamızı kapattık. Bu sistemin yarattığı 1-2 varlığı sattık ve sermaye artışına gittik. Yüzde 400 bedelli sermaye artışını yaptık. Buna halk ortaklarımız da katıldı. 43 milyon TL sermaye girişi sağladık. Bu dönemde empati çok önemli. Bütün üreticilerimizle tek tek konuştuk. Onlar bizim iş ortaklarımız. Onlara, gerektiğinde vadesinden önce ödemeler yaptık ve çarklarını döndürmelerini sağladık. Yani açıkçası cebimizde 10 lira varsa bunu onlarla paylaştık. Onlar varsa biz varız, biz varsak onlar var. Böyle durumlarda kısa vadeli çözüm bulmak gerekiyor. Tabii bu sektörün bir ağabeyi olarak başka bir misyonum da var. Sektörde güven ortamını tekrar yaratmak için çalışıyorum. Üreticilerle ve kamu bankalarıyla devamlı görüşüyoruz. 

 Çok konuşuldu ama size göre bu markalar nasıl oldu da bu hale geldi? 

 Rakipler hakkında konuşamam, bu bana yakışmaz. Ama genel olarak şunları söyleyebilirim: Aslında sektörde rekabet iyidir, sizi diri tutar. Rakibiniz sizi bir sezon geçebilir ama daha çok çalışarak, çeşitli yenilikler yaparak öbür sezon, siz onu geçebilirsiniz. Ama fiyatta ve indirimde rekabet çok kötü bir şeydir. İşte acı neticelerini gördük. Daha sezon yeni başlıyor, anında indirim tabelaları çıkıyor. Üzülerek söylüyorum ki bunu ayakkabı sektörü başlattı. Rahmetli Üzeyir Garih, bize şunu anlatırdı: “Bir iş adamının elinde 3 top vardır: Satış, kâr ve nakit. Satış ve kâr lastik toptur, düşer çıkar. Ama nakit yönetimi, kristal toptur, düştü mü bir daha toparlayamazsınız.” Tahmin ediyorum bu arkadaşlarda da böyle oldu. Nakit yönetimindeki sıkışıklıktan dolayı çok indirim yapılıp sezon kurtarılmaya çalışıldı. Bu böyle sarmala girdi. Dolar 7 lira olunca dayanılmaz hale geldi. 

 Üretimleri olmadığı için bu duruma düştüler yorumları yapılıyor…

100’den fazla tedarikçimiz var. Biz koleksiyon yapıyoruz, üretimi onlar yapıyor. Her şirkettin kendi uzmanlığı var. Kimi bot yapıyor, kimi babet, kimi çizme. Bazıları sadece bize çalışıyor, bazıları bizimle birlikte birkaç şirkete çalışıyor. Zaten Türkiye’de büyük çapta bir ayakkabı fabrikası yok. Daha önce İnci’nin, Hotiç’in fabrikası vardı, sonra vazgeçtiler. Aslında çok mantıklı değil, bugün en önemli şey koleksiyon yapmak, marka sahibi olmak. Bir marka düşünün ki hem spor ayakkabı hem erkek ayakkabısı hem kadın ayakkabısı hem de çizme nasıl üretsin. Bu mantıklı değil. 

 12 mağaza kapattığınızı söylediniz. Başka mağaza kapatan şirketler de oldu mu böyle? 

 Bizim segmentte, ana rakiplerin çoğu bu krize girdi. Konkordatoya girenler de mağaza kapattı. Onların dışında bizim kadar mağazası olan, büyük şirket pek yok. Ama herkes yapmıştır. Bu verimlilik adına alınan bir aksiyon. Niye kapatıyoruz? Örneğin bir şehirde bir AVM’de çok iyi bir yeriniz var. 100 metre ileride bir AVM daha açılıyor. Zamanında girdik biz bunlara. 1 milyonluk şehirde 2 AVM, ne olacak dedik. Bir baktık şehir 2 AVM’yi kaldırmıyor. İkisi de kazanmamaya başladı. Kapattığımız mağazaların çoğunluğu Doğu’daydı. Erzurum, Erzincan, Sivas gibi şehirlerde kapattık. 

 Konkordato ilan eden şirketler ne olacak? 

 5-6 şirket konkordato ilan etti. Ayakkabı sektörünün büyüklüğünü düşününce sektörün yüzde 6-7’si kadardır. Ama maalesef bunun negatif algısı büyük oldu. Güven sorunu oluştu. Bunların çoğu 40-50 yıllık şirketler... Tabii konkordato iflas demek değil. Belli bir dönem sonra inşallah tekrar işlerini yoluna koyup konkordatodan çıkarlar. Zaten birçok sektörde de konkordatodan çıkışlar başladı. Ben şahsen rakipsiz kalmak istemem. Rakip sizi ileri götürür. 

 Yeni girişler olur mu peki? 

 Her boşluk mutlaka doldurulur. 1-2 yıl sürebilir bu süreç ama hiçbir yer boş kalmaz. AVM’lerde, örneğin tekstilde yeni yeni şirketler görmeye başladım. Hemen şimdi çıkacak diye bir şey yok ama muhakkak çıkar.


ZORLA TİCARET OLMAZ

EN BÜYÜK HATA
Açık konuşmak gerekirse 2001’den 2010’a kadar kurlarda aşırı bir artış olmadığı için hem AVM sahibi hem biz memnunduk. Kontratları okumadan imzalıyorduk neredeyse. Sonra gördük ki nelere imza atmışız. Kontratta 5-10 yıl çıkamaz yazıyor, bunlara bile bakmamışız. Bir tek biz değil, bütün perakendeciler bu hatayı yaptı. Çünkü her şey iyi gidiyor ve o AVM’nin iş yapacağını biliyorsunuz, neden 5 yıl sonra çıkmayı düşünesiniz.
“ENERJİMİZİ TÜKETTİ” 2010’dan sonra aşırı kur artışları bütün dengemizi bozdu. Şimdi her kontratı çok ayrıntılı inceliyoruz, avukatlarımızın kontrolü olmadan imzalamıyoruz. Kira bütçesi yapılamayan bir iş yürür mü? Hele son 2-3 yıldır kira artışları bizi yedi bitirdi. Her ay AVM sahipleriyle kira pazarlığı yapmaktan başka bir iş yapamaz hale geldik. Bu konu bütün zamanımızı ve enerjimizi alıyordu.
TEK PROBLEM BMD bu konuyla ilgili çok çalıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız bu işi çözdü. Şimdi bu konuyla ilgili tek bir problem kaldı. Sektörün çeşitli sebeplerden zarar eden mağazaları var. Çıkmak istiyoruz ancak iyi dönemlerde öyle kontratlara imza atmışız ki 5-10 yıl çıkamazsın maddeleri var. Çıkarsan da 12 aylık kira cezası ödersin. Biz bir defaya mahsus olarak 3 ay önceden çıkış hakkı istiyoruz. Çok yakında bu kanunun da çıkacağına inanıyoruz. Çünkü zorla ticaret olmaz.



“ORTAK BİR SİNERJİ OLUŞTURDUK”

KURUCU NESİL
Kurucu nesil olarak ben ve kız kardeşim Zerrin Zaim şirketin başındayız. 46 yılda iki kardeş sırt sırta çalışarak bugünlere geldik. Açık konuşmak gerekirse Türk derisinin dünya üzerinde bu kadar itibarlı olmasında Derimod’un rolü çok büyüktür. Derimod olarak 115 defa yurt dışında fuara katıldık; bütün bu fuarlarda Türk markası olarak bizi görüyorlardı. Armani, Donna Karan gibi şirketlere mal ürettik. Kendi koleksiyonlarımızı da ihraç ettik.
İKİNCİ KUŞAK İkinci jenerasyon olarak oğullarım Murat ve Ali; Zerrin’in kızı Sedef Orman var. Hepsinin altyapısı kuvvetli. Ayrıca deneyimli ve donanımlılar. Bir de profesyonel olarak CFO’muz Fulya Kaşıkçı var. Sedef’i deri giyside ben yetiştirdim. Ali’yi de kız kardeşim Zerrin yetiştirdi. Zerrin 20 yıldır ayakkabının başında. Türkiye’de ayakkabıyı en iyi bilenlerden birisidir. Murat Zaim satış ve iş geliştirme, Ali Zaim ayakkabı, Sedef Orman giysi ve PR, Fulya Kaşıkçı mali işlerden sorumlu. Aslında bu 4 kişi yönetim kuruluna hesap veriyor. Kardeşim Zerrin’le birlikte yönetim kurulundayız, günlük operasyonlara karışmıyoruz, stratejik kararları birlikte alıyoruz.
AVANTAJLAR Yeni nesil ile kurucu neslin birlikte çalışmasının avantajları var. Yeni nesil daha enerjik ve trendleri daha iyi takip ediyor. Kurucu nesilde ise ciddi bir deneyim birikimi var. Bu deneyimleri kolay kazanmadık. 46 yılda depremler, terör olayları, 1994 krizi, 2001 krizi, 2008 krizi hepsini yaşadık. Nerdeyse kriz olmadan şirket nasıl yönetilir bilmiyor hale geldik. İki nesil ortak bir sinerji oluşturduk. Kimse kimsenin alanına karışmıyor. Herkes birbirine saygı duyuyor.



ÜST GRUBUN LİDERİ OLMAK İSTİYORUZ

“KONUŞMAYA AÇIĞIZ”
Derimod, sektöründe lider bir marka ve iş sonuçları iyi bir şirket. Böyle bir şirkete fonların ve stratejik yatırımcıların ilgisi oluyor. Spesifik olarak görüştüğümüz bir grup yok. Aile olarak birlikte iş yapmaya yakın bir kültürümüz var. Bizi operasyon, perakende, teknoloji veya finansal anlamda geliştirecek bir iş birliği olursa her zaman konuşmaya açığız.
“EN İYİSİ OLMAK İSTERİM” Ben bir işe girdiğim zaman o sektörün en iyisi olmaya çalışırım. Türkiye’de deri giyilmezken deriyi moda haline getirdik. Bu para işi değil. Hayalimde hep deriyi modaya sokmak vardı, bunu yaptım. Şimdi sıra ayakkabıya geldi. Ayakkabıda da A, B ve C segmentinin lideri olmak istiyoruz. Deride yaptığımı, ayakkabıda yapmak istiyorum. Dünyada hem deri ceket hem ayakkabıyı aynı yerde satan bir konsept yok. Bizimki kendine özgü bir model. Ben bu modelin Avrupa’da tutacağına inanıyorum. İşte hayalim, Avrupa caddelerinde Derimod mağazalarının olması. Ben bu bayrağı, çocuklarıma o zaman bırakabilirim. İstediğim fazla bir şey değil, bunu yaparız. Bu ülkeyle ilgili olan bir şey.




İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.