"Doğru işe odaklanan kazanacak"

Mudo Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Taviloğlu’yla perakende sektörünün son durumunu, Mudo’nun yeni dönem stratejik odağını ve gelecek planlarını Maslak’ta yeni açtığı mağazasında konuştuk...

18 MART, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
"Doğru işe odaklanan kazanacak"

Şeyma Öncel Bayıksel

[email protected]

Perakende sektöründe son dönemde hemen hemen her oyuncu kârlılıkta ciddi sıkıntılar yaşadı. Büyümeler sürse de oyunun kurallarının yeniden yazıldığı bir dönem yaşandı. Sektörün duayen isimlerinden Mudo Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Taviloğlu da aynı fikirde. Ona göre bu sıkıntıların büyük bölümü geçtiğimiz yıllarda üst üste gelen ve öngörülemeyen makro etkenler oldu. Bu etkenlere hazırlıksız yakalanan perakendecilerin sıkıntı yaşadığını söyleyen tecrübeli isim, alınan önlemlerle bu durumun iyileşmeye başladığını belirtiyor. Mudo’nun 2018 yılını cirosal anlamda yüzde 37 büyümeyle ve kârlılıkta da hedefledikleri gibi kapattığını kaydeden Taviloğlu, 2019 yılından ise oldukça umutlu. “Bu yıl Mudo için son 10 yılın en iyi performansı olacak” diyen Taviloğlu, son birkaç yılda aldıkları önlemlerin bunda etkili olacağını belirtiyor ve ekliyor: “Çok önemli kararlar aldık. Verimliliğe odaklandık. Zarar eden, yanlış kurguladığımız 15 mağaza kapattık. Bu verimlilik odaklı kararlar ile mecburen kadrolarımızda da bir revizyon yaptık. Finans sektörüyle anlaşmalarımızı yeniledik. Benim varım, yoğum işim. Gelecek yine bizim olacak. ” Mustafa Taviloğlu’yla perakende sektörünün son durumunu, Mudo’nun yeni dönem stratejik odağını ve gelecek planlarını Maslak’ta yeni açtığı mağazasında konuştuk.

İçinde bulunduğumuz Maslak mağazası böyle bir dönemde önemli bir yatırım. Sizi bu dönemde böyle bir yatırıma ne itti?

 Bu mağaza benim borcumdu. Ben Türkiye’de nefes alan herkesin bu memlekete bir borcu olduğuna inanıyorum. Bize bu halk çok şey verdi. Beni bu piyasada herkes tanır. Sağ olsunlar saygı ve sevgi de gösterirler. Bu sektörde 55 yılımı doldurdum. Bana 5 yıl öncesine kadar eşim, dostum hep işler nasıl diye sorardı. Mudo’nun ilk yıllarında Türkiye’nin her yerinden bilgi alıyorduk. Tüm ülkenin nabzını tutabiliyorduk. Son 4-5 yıldır ise sual değişti. “Ne olacak” diye soruyorlar. Benim cevabım ise şu oluyor: “Ben ne olacağını bilemem. Ancak bana sen ne yapacaksın diye sorarsanız onun cevabı var. Biz işimizi daha iyi yapmaya gayret etmeye ve çok çalışmaya devam edeceğiz.” Denizde balık bol olduğu zaman herkes tutar. Bu bir hüner değil ki… İş balık olmadığı zaman tutmakta, bu yatırımı biraz böyle görüyorum. Kulakları çınlasın Burhan Karaçam’ın bir lafı vardır: “Benden bir şey isteyen kişiye her zaman isteğini bana yazılı ilet diyorum” der. Bu o kadar faydasını gördüğüm bir öğüt oldu ki … Sonuçta bir istek yazılı hale dönüşebiliyorsa o zaman somutlaşıyor. Zaten saçma bir isteği de kimse yazılı hale getirmiyor. Bu örneği vermemin nedeni; biz de sadece söylemde kalmak istemedik. Bu yeni mağazada yaptığımız işin daha iyi yapıldığını gösteren bir örnek yaratmak için kolları sıvadık. Söylemimiz lafta kalmasın diye çabaladık. Herkesin yaptığını daha iyi yapması gerektiren bir durumdayız. 

Balık bolken herkes balık tutar dediniz. Tam olarak ne demek bu?

 Dünyada durumlarda bir sıkışıklık var. Dünya piyasalarında büyük bir mutsuzluk havası hakim. İtalya’da büyük bir bezginlik söz konusu. Fransa’yı görüyorsunuz. ABD ne yaptığını bilen bir durumda değil. Bizim bu yatırımı yapmaktaki en önemli nedenimiz bu ortamda bir farklılık yaratmaktı. Bizim gibi herkes işini doğru yaparsa güneşli günlere daha çabuk kavuşuruz. Bunun dünyada da bir sürü örneği var. Savaş var, bütün fabrikalar silah üretmek için çalışıyor. Frigidaire diye bir buzdolabı fabrikası ise sürekli reklam yaptı. Ne oldu? Savaş bitti, bu buzdolabı ürüne ismini verdi. 

 Siz de sıkışık dönemde bu nedenle mi yatırım yapmaya karar verdiniz? 

 Biz dünyadaki sıkışıklığın ilelebet böyle devam etmeyeceğini düşünüyoruz. Yapacak başka bir işimiz olmadığını, işimizi daha iyi yapmanın tek alternatif olduğunu bildiğimiz için de bu yatırımı yaptık. Beni dinleyen ve bana saygı duyan sektöre de söylediğimizin inandırıcı olması için bu işe imza attık. 

Peki kaynakların bol olmadığı, sektörde konkordatoların arttığı böylesi bir dönemde bu akılcı bir yatırım mıydı?

 Bilen bilir, ben çok hesap adamı değilimdir, burada da oğlum Ömer’in desteğini belirtmem gerek. Parayı o tutuyor, hesabı o biliyor. O açıdan şu anda kafam rahat, kale sağlam. Ben para konularını sevmem ama doğru işten anlarım. Bundan sonra her iş para getirmeyecek, bu doğru. Her şey eskisinden daha zor olacak. Ancak doğru işe odaklanan parayı kazanacak ve kendini devam ettirebilecek. Bizde bu bilgi ve güven vardı. Mudo Concept’i kurduğumuzdan bugüne geçen 20 yılı aşkın sürede, sadece ülkemizde değil iş kolumuzun dünya oyuncuları arasında da bilinirliğe ve saygınlığa eriştiğimize inanıyoruz. Türkiye’den de böyle bir işin çıkabileceğini göstermek bizim için en büyük heyecandı ve başarmalıydık. Bunu yapmamak firma olarak 55 yıllık geldiğimiz noktaya ve söylevimize aykırı bir şey olurdu. 

 Perakende sektörü özelinde pek çok tartışma sürüyor. Nerelerde hatalar yapıldı? 

 Bu geldiğimiz farkındalık noktasına birkaç yıl önce gelseydik çok daha iyi olurdu. Bizler hızlı büyüme heyecanıyla yanlış yerlere yanlış boyutlarda mağazalar açtık, bunlarla beraber merkezlerimizde rekabetin de verdiği şevkle ciddi ve belki bazı firmalarımız için ölçeklerimizin üstünde insan kaynağı ve altyapı yatırımlarına girdik. Unutmayalım ki bunların en yoğun yaşandığı dönem Türkiye’nin tarihi büyüme rakkamlarına imza attığı döneme denk gelmektedir. Bunları belirtmişken AVM sahiplerinin de çok daha önceden kiralarla ilgili şu anki duruma gelmesi gerekirdi. İş gücümüzden sonra açık ara en büyük giderimiz olan kiraların kontrol altına alınmasıyla ilgili taleplerini perakendeciler yıllardır dile getiriyor. Bu talebe yanıt veren sadece az sayıda AVM sahibi oldu. Sonuçta her işi önceden görüp yapmak anlamlı. Perakendeci AVM işletmelerinin tek müşterisi. Her işte olduğu gibi perakendede de müşteriyi iyi tanımak önemli. Ancak perakendecilerin söylemleri onlara inandırıcı gelmedi. Hükümetin önlem almasını beklediler. Bu önlemler daha önce alınsaydı sektörde daha az sıkıntı yaşanırdı. Sorunları görmemek demek, hep beraber uçuruma sürüklenmek anlamına geliyor sonuçta. 

Perakendecilerin yaşadığı ve karşı tarafın göremediği sinyaller nelerdi?

 Sürekli dövize endeksli olup yıllık büyüme ile artan kiralar, bir yandan da son 5 yılda düzenli olarak artan maliyetleri ve düşen tüketici güvenini biz iş ortaklarımıza yeteri kadar anlatamadık. Bilhassa yabancı sermayeli yatırımlarda bunda daha da zorlandık. Şirketlerimize bir kısmı AB uyumluluğu, bir kısmı Türkiye’nin cari açık sorunu, bir kısmı da ülke ve insanımızın çağdaşlaşması gereği olan birçok ek maliyet de bu son 5 yılda yüklenmiştir. Önceden hayatımızda olmayan bu maliyetler ve piyasa koşullarının ağırlaşması ile beraber en büyük ikinci giderimiz olan kiraların da düzenli olarak artması şirket kârlılıklarının son 5 yılda çok hızlı bir şekilde erimesine ve bugün gelinen noktaya sebebiyet verdi. 

Perakendecilerin yaptıkları hatalar nelerdi peki?

 İlk aklıma gelen birbirine yakın yerlerde mağazalaşmak diyebilirim. Hatta biraz daha heyecanımla tuzağa düştük derim. Yan yana iki bazen üç tane AVM yapıldı. Her birinde birer mağaza açmanın bir anlamı yok. Sonuçta kimse size gelip zorla bu kadar yakın yerlerde mağaza açın demedi. Ciddi yatırımlar boşa gitti, hatta boşa da gitmedi üstüne zarar üretti. Bunun yanında 10 yıl gibi süreler için yapılan döviz bazlı kontratların bu derece zorlayıcı hale geleceği hızlı büyüme yıllarında hiç kimse tarafından öngörülemedi. 

Bu hızlı büyüme de özkaynakla değil borçla oldu sanırım…

 O, işin ayrı bir yanı. Müşteri bir mağaza borçla mı yoksa özkaynakla mı açıldı diye bakmaz. Burada piyasa üstü mağaza arzı oldu. Üstüne bizim dışımızdaki konular de eklenince bütün aksilikler bir araya gelmiş oldu. Anormal bir darboğaza girdik. Niye girdik? Bazı öngörülemeyen süreçler yaşandı. 

 Ne gibi süreçler bunlar? 

 Hepimizin yaşadığı şeyler aslında, terörün yeniden baş gösterdiği dönem, Rusya ile yaşadığımız kriz, yaşanan darbe girişimi, Suriye ile olan meselenin bu kadar uzun sürmesi beklenmiyordu. 

 Sizin özelinizde de bu öngörülemeyen konular mı sıkıntı yarattı? 

 Yüzde 100 makro etkenler etkili oldu. Tabii bizim de bu kadar açılmamamız lazımdı. Bu krize 400 konteynırla yakalandık. Tam o sırada ithal mobilyaya yüzde 50 vergi geldi. Nakliye gibi kalemlerle bu oran yüzde 68’lere ulaştı. Krizlerin de her biri ardı ardına geldi. Bir yerden düşman gelse tamam dersin. Biz de elimizdekileri satıp diğerlerini de içeriye alırız zannediyorduk, ancak satamadık. Satamayınca, bu sefer Türkiye’deki çoğu oyuncunun yaşadığı bir durum ortaya çıktı. Bankalar kapadığımız kredileri geri vermek istemedi, sonucunda da 2016 yılında yapılandırmamızı yaptık. Kendimize güveniyorduk, art niyetimiz yoktu. Sonuçta yatırımlarımız ve odaklandığımız işimiz belli. Bizim işimiz her şeyin önünde geliyor. 

 Peki zor duruma düşmeyebilir miydiniz? 

 Ben işin başında olduğum sürece düşerdik. O dönemde bundan daha iyi fırsatların olduğu bir memleket yoktu. O fırsatları da bize bu hükümet gösterdi. Bunu ilk kez size söylüyorum: Çin’in en büyük üreticisi Köln’de dünyanın en büyük bahçe fuarına katıldı. Ondan 3 gün sonra Shanghai’yda fuar olacaktı. Patrona nezaketen dedim ki, “Ben Türkiye’ye uğrayıp geleceğim. Türkiye’den ne istersiniz, ne getirebilirim size?”, “Bana Erdoğan’ı getir” dedi. Bizim dünyada bu derece saygınlığa sahip bir hükümetimiz var. Geçmiş yıllarda şirket olarak kendimizi yurt dışına ispat etmek, vadeli mal almak için uğraştık. Ancak Türkiye’nin ekonomisi öyle bir hale geldi ki her stanttan bizi çekip konuşmak istiyorlardı. Ben bunu yaşayan, gören ve memleketin temeline inanan bir insanım. Yani bu hataları yine yapardım. Çünkü memleket aşığıyım. Bu memleket bu sefer yıkılmadı, bir daha hiçbir şey olmaz bize. 

2019 yılına nasıl bakıyorsunuz?

 2019, son iki yılda aldığımız tüm önlemlerin meyvesini topladığımız bir yıl olacak. Kiraların Türk Lirası’na dönmesi ve faizlerle ilgili söylevler oldukça etkili oldu. Mobilya sektörüne tanınan KDV indirimi de doğru bir hamleydi. Bu süreçte devletimizin art arda ekonomiye doğru yönde katkı veren hamlesi oldu. Biz de 2019 yılına çok iyi hazırlandık, Mudo’nun son 10 yıldaki en iyi yılı olacak. 

 2018 yılını nasıl kapattınız? 

 2018 yılını küçük bir zararla ancak cirosal anlamda yüzde 37 büyümeyle kapattık. 535 milyon TL ciromuz vardı. 2019 yılı cirodan ziyade artık birkaç yılın üzerine kârlılık üretebildiğimiz bir yıl olmasını planlıyoruz. Bu yılı 685 milyon TL’lik bir ciro ile kapatmayı düşünüyoruz. 

 Dünyada e-ticaret büyük yükselişte. Sizde nasıl bir durum söz konusu? 

 Yüzde 100’ün üzerinde büyüyor. Yine de geç kalmış bir büyümedir benim için. Bu yıl yeni geliştirmeler yapıyor ekip, birkaç kat birden çıktığımız bir yıl olabilir. Cirodan aldığı pay şu anda yüzde 5 mertebesine geldi, büyük bir potansiyele sahip. 

 Tüketici davranışları değişiyor. Siz bunu nasıl okuyorsunuz? 

 Bunların hepsi gerçek ama aynı zamanda da hiçbiri yeni değil. Sonuçta ben ticarete başladığım günden bu yana müşteri ön planda. Ne yazardı o dönemde kapıda? Müşteri velinimetimizdir… Bunu yeni keşfediyorsanız, zaten olmaz. Artık her şey çok daha hızlı. Sadece siz yoksunuz, pek çok değişken mevcut. Eskiden gittiğimde ABD’de Apple’ın, müzelerin ve Abercrombie & Fitch mağazalarının önünde kuyruk vardı. Ama geçen gittiğimde gördüm ki Abercrombie & Fitch’in önünde hiç kuyruk kalmamış. Neden? Kendini yenileyemediği ve yerinde durduğu için. 

 Sizin yeni dönemde moralinizi bozan en büyük sıkıntı nedir? 

 Ben sığlıktan, derin düşünmemekten nefret ediyorum. Her sektördeki en büyük sıkıntı ehil insan kaynağının son derece sınırlı olması.


“HER ŞEYE OĞLUM BAKIYOR” 


 Oğlunuz Ömer Bey’le işi nasıl paylaşıyorsunuz?
HAZIR GİYİME HİÇ BAKMIYORUM 
Her şeye oğlum ve ekibi bakıyor. Ben ona çalışıyorum. Görüyorum, adam çok çalışıyor. Piyasa ve insan sevgisi var. 2 yıldır hazır giyime hiç bakmıyorum mesela. Mağazalara uğradığımda ne satıyor, ne satmıyor diye ukalalık yapıyorum sadece. “Ben ne söylersem söyleyeyim, siz ne isterseniz onu yapın”.
SEKTÖR KABUL ETTİ En önemli şey oğlumun sektör tarafından kabul görmesi. Biz nazardan korkan bir aileyiz. Babamlar mutasıp bir aileydi, 5 kardeşlermiş. 5 kardeş 5’er dakika arayla çıkarlarmış evden. Bizim karım, kızım, oğlum ve benim bir arada resmimizi binde bir belki görürsünüz. Kızım son 5 yıldır işte denetimde o da…. Aslı ismi. Ömer’e yardım ediyor.



“HESABINI DOĞRU YAPAN BU YILI İYİ GEÇİRİR”

DAHA KÖTÜ OLAMAZ
2018 yılından daha kötü bir yıl olacağına inanmıyorum. Zaten daha kötü olması akla aykırı. Sonuçta artık bizim gibi sıkışıklığı gören gördü, konkordato ilan eden etti, maliyet ve giderler artık normalleşti. Hesabı doğru yapanın bu yılı geçen yıldan kötü geçirmesi için büyük bir yanlış yapması lazım.
HAKİKATI GÖRMEK GEREK En büyük yanlışlık hakikati görmemek olur. Ben mesela mağazamızın dışındaki duvarı yarın boyatacağıma üç ay sonra boyatacağım. Eskiden olsa hemen boyatır, üç ay sonra bir daha boyatırdık.
FARKINDALIK ÖNEMLİ Farkındalık çok önemli. Her şeyin farkında olanın geçen yılı yaşayanın, geçen yılın zorluklarını atlatıp buraya kadar gelenin bu yılı daha kötü geçirme şansı yok.
HÜKÜMET FARKINDA Devletimiz her şeyin farkında. Ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Tüketiciyi de rahatlatmaya çalışıyorlar. Kredi kartlarında faizleri yüzde 1’e indirdiler. Her gün refahı daha nasıl artırırız diye bakıyorlar bu farkındalığın da olumlu etkileri olmaya devam ediyor.



“BAŞARI İÇİN İTFAİYECİ GİBİ OLACAKSIN”

DÖNEM DEĞİŞTİ
Yeni dönemde başarılı olmak için itfaiyeci gibi olacaksın. Her zaman çizmeler ayağında olacak. Nerede yangın var diye bakacaksın. Mudo ilk kurulduğu yıllarda en önemli faktör mağazanın kuruluş yeriydi. Mağazanı iyi yerde kuracaksın denirdi. Köşe mağaza olmak çok önemliydi mesela. Şimdi köşe falan kalmadı, herkes oturduğu yerden dünyayı görebiliyor, alabiliyor.
FARK YARATIRSAN ÖNE ÇIKARSIN Ben bugün 7 tane rakip şirketin, hangi kategoride kaç tane oturma koltuğu, sandalyesi var hepsini biliyorum. Fiyatlarına da hakimim. Teknolojinin bu kadar ilerlediği ve ulaşıldığı yerde ancak fark yaratırsan öne çıkıyorsun. Herkes balığı iyi pişiren yere gidiyor. Ancak artık bu yeterli değil. Biz de kuruluşumuzdan bu yana 3 ilkeyle büyüdük. İyi balık olacak, balık iyi ayıklanacak bir de iyi pişecek. Bu 3’ü olmazsa olmaz. Ancak şimdi bu bile yetmiyor. Şimdi servis, ambiyans, fiyat gibi kriterler de işin içinde.
BAŞARI İLKELERİM Hüsnü Özyeğin, en son bir kitap yazdı, ona başarıyı sordular o da üç kelimeyle cevapladı: çalışmak, çalışmak, çalışmak. Benim için de en önemli ilk üç başarı ilkesinin her biri çalışmaktır… Cem Yılmaz’ın da beğendim bir sözü var, “Ben onu bunu bilmem, hayatta bir tek şey bilirim o da it gibi çalışmaktır” diyor. Bu da çok doğru.





İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz




Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.