İlk Paramı Nasıl Kazandım?

Aslında herkesin benzer bir hikayesi vardır. Bazıları “ilk parasını” simit satarak, bazıları da “su ticaretinden” kazanmıştır.  Benzer deneyimi Türkiye’nin önde gelen işadamı ve yöneticil...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
İlk Paramı Nasıl Kazandım?
Aslında herkesin benzer bir hikayesi vardır. Bazıları “ilk parasını” simit satarak, bazıları da “su ticaretinden” kazanmıştır.  Benzer deneyimi Türkiye’nin önde gelen işadamı ve yöneticileri de yaşamış. Aralarında balo organizatörleri, kaleciler, hakemler bile var. Ancak, hepsi de o müthiş deneyimi, “ilk para”nın heyecanını unutamıyor. Capital’in araştırması, Türkiye’nin önde gelen isimlerinin bu önemli anılarını bir araya getiriyor…  
 
Filmlerde görürüz… Dev sanayici, imparatorluğunu nasıl kurduğunu yanındakilere anlatır. Nasıl başladığını, hangi aşamalardan geçtiğini gururla anlattığı sahnelerin en çarpıcı bölümü de duvardaki çerçevelenmiş banknottur. “İlk kazandığım para bu. Asla kaybetmedim. Çerçeveledim saklıyorum” diyerek gösterir ilk kazancını. Bu biraz uğur gibidir. Biraz da başarısının nişanesi... Nereden nereye geldiğinin de en önemli sembolü... İlk paranın hikayesi de çoğu kez ilginçtir. Ya da yeni başlayanlar için öğretici…  
 
Biz de Türkiye’nin önde gelen işadamı ve yöneticilerin ilk paralarını ne zaman ve nasıl kazandığını araştırdık. Şimdi dev şirketlerin başındaki bu işadamı ve yöneticilerin ilk paralarıyla ilgili çok ilginç hikayeler ortaya çıktı.  
 
Bazıları iş yaşamına, oldukça erken yaşta, hatta ilkokul dönemlerinde başlamış... Örneğin, Kemal Şahin, 11-12 yaşlarında komşu köyde yumurta satmış. İlk kazandığı parayı da bir sepet yumurtadan almış.  
 
Kiminin de ilk para kazanma deneyimi bugünkü profesyonel yaşamının temelini atmış. Bu isimlerden biri de Aclan Acar… Tansaş’ın yönetim kurulu başkanlığını yapan ve Doğuş Grubu’nun birkaç finans şirketinin yönetiminde yer alan Acar, üniversitedeyken bir süre Halk Bankası’nda çalışmış.  
 
Tansaş Genel Müdürü Servet Topaloğlu ise çok ilginç bir gelir kaynağı bulmuş. O, ilk gelirini balık satarak sağlamış. Burhan Karaçam,  Ayhan Bermek veUmut Oran’ın öyküsü daha ilginç. Onların ilk kazançları spordan gelmiş. Çünkü, üçü de çocukluk ve gençlik dönemlerinde spor yaparak bir miktar gelir elde etmişler.  
 
İlkokulda başlayan ticaret  
 
İlk parasını ilkokulda kazanan yöneticilerden biri Doğan Holding’in CEO’su Tufan Darbaz. Onun hikayesi de oldukça ilginç. Darbaz’ın amcası müfettiş olduğu için, görev gereği Anadolu’nun çeşitli illerini gezermiş. Oradan getirdiği şeker kamışları da Tufan Darbaz’ın ilk sermayesi olmuş. İlk kazancını ise Ankara’daki doğumevinin önünde sattığı şekerkamışlarından elde etmiş.  
 
Kemal Şahin de ticarete erken başlayanlardan. 11-12 yaşında sattığı bir sepet yumurta da ilk kazandığı paranın ana malı. Öyküsü de kendi ağzından şöyle: “Biriktirdiğim yumurtaları, 1-1.5 buçuk saat uzaklıktaki komşu köy Huğlu’ya yürüyerek gidip, orada satmıştım. Tahmin ediyorum, o zaman 10 kuruş kadar para kazanmıştım. Daha sonra Ortaokul 2’den 3’e geçtiğim zaman Antalya’da bir restoranda bulaşık yıkadım. O günlerimi hiç unutmam. Bir arkadaşımla gitmiştik. İki ayda 600 lira para biriktirmiştim. Bu para bütün bir sene harçlığım olmuştu. Aynı zamanda kendime yeni bir pantolon da almıştım.”  
 
Sakızcı Savaş Ünsal  
 
Superonline’ın Genel Müdürü Savaş Ünsal’ın ilk işi de ilkokul döneminde… Üstelik oldukça yaratıcı bir girişim hikayesi. İlkokulu bitirdiği yaz Burdur sinemasının önünde kitap okutmaya başlamış. Teksas, Tommiks ve Red Kit dergilerini saatlik olarak kiraya veriyormuş. Ancak, bakmış ki sinema önünde rekabet artmış, bu kez de trenlerde sakız satmaya başlamış.  
 
O zamanlar Remzi Tetik Paşa’nın emir subayı olan babası ise bu işleri niye yaptığını anlayamadığı için, ticaretini ondan gizli yürütmüş. Savaş Ünsal, “Bu ticaret bir süre devam etti. Ancak, bir gün sakız satmak için girdiğim trende, elimde sakız kutusu babamla karşı karşıya geldim. İşte o zaman ilk işime veda etmek zorunda kaldım” diye anlatıyor.  
 
Ancak, yine de “para kazanma” sevdasından vazgeçmemiş. Özellikle yaz aylarında boş durmamış. Üniversiteyi bitirinceye kadar Bodrum’da otelde çalışma, Gelibolu’da yedek parça satmak gibi işlere girmiş.  
 
İlk para spordan  
 
Yapı Kredi Bankası’nın eski genel müdürü ve Partnership Danışmanlık’ın sahibi Burhan Karaçam, para kazanma ile ilkokul döneminde tanışmış. O yıllarda yatılı okuyormuş. Yatılı öğrencilere dışarıdan siparişleri getirirmiş. Ancak, kazandığı ilk “anlamlı para”, lise ve üniversitede yaptığı basketbol hakemliği dönemine denk geliyor.  
 
Robert Kolej’de okuyan Karaçam, aynı zamanda basketbol takımında oyuncuymuş. O sıralar İstanbul’da basket sahaları yaygın olmadığı için, kolejin sahasını kullanan konuk takımlara ve diğer sınıf takımlarına da hakemlik yapıyormuş. Karaçam, “Yanlış hatırlamıyorsam, o dönemde maç başına 20-25 lira alıyordum” diyor.    
 
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Umut Oran da ilk parasını futboldan kazananlardan. Amatör kulüplerde asgari ücretle top koşturan Oran’ın ilk parasını kazandığı zamanlar ortaokul-lise dönemine denk geliyor. Yani 1976-1977 yılları…. Galatasaray Genç ve Tophane Tayfun takımlarında oynayan Oran’ın futbol yaşamı 13 yıl sürmüş. 1988’de futbolu bırakmış. 1989’da ise iş hayatına atılmış.  
 
File bekçiliğinde 5 yıl  
 
“Türkiye’yi faksla tanıştıran adam” olarak tanınan Tekofaks Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Bermek, “ilk kazancı” spordan elde edenlerden… Bermek, “Ancak, çocukluk dönemlerinde de küçük işler yapmıştım. Ufak tefek satışlarla, küçük miktarda para kazandığımı hatırlıyorum” diye konuşuyor ve şöyle devam ediyor:    
 
“Çocukluğum Samsun’un Çarşamba ilçesinde geçti. O zamanlar yaz tatilinde tanıdıkların yanında çalışır, haftalık alırdım. Şimdi düşünüyorum da aslında o harçlığı annem verirdi sanırım. Ama ne olursa olsun bir emek veriyor ve karşılığını alıyordum. Sorumluluk duygumun gelişmesinde çok önemli bir dönemdi bu benim için. Dükkanı bana emanet eden Mahmut Ağabeyi hiç unutmam. İstanbul İktisat Fakültesi’nde okurken okul harçlığımı çıkarmak için, futbol oynadım. 1963-1968 yıllarında Vefaspor ve Beyoğluspor’da profesyonel kalecilik yaptım. Daha sonra profesyonel iş yaşamına atıldım.”  
 
Aclan Acar’ın ilk bankası!  
 
Aclan Acar’ın ilk işi bugünkü profesyonel yaşamının temellerinin atılmasını sağlamış. 1974 yılında para kazanmaya başlamış. 20 yaşında, üniversite ikinci sınıfına yeni başladığında, o dönem öğrenci olayları nedeniyle okulların sık kapanması yüzünden eğitime verilen aralardan birinde başlamış bankacılığa. Ankara Koleji mezunu olan Acar, İngilizce avantajını da kullanarak Türkiye Halk Bankası’nda lise mezunu memur olarak çalışmaya başlamış. Bu dönemde 30 yıllık bankacılık hayatına yön verecek tüm temel bilgileri edinmiş. Acar’ın, ilk işiyle ilgili bir anısını ise şöyle:  
 
“İlk görev yerim Dış İlişkiler Müdürlüğü idi ve Müdür Yardımcısı Turan Bey bana yabancı dil bilmem nedeniyle yeni taşınılan binanın bir odasındaki kütüphanenin düzenlenmesi görevini vermişti. Bir sabah çalışırken içeriye odanın gerçek sahibi olan, Dış İlişkiler Müdürü Hilmi Keçeci girdi. Olağanüstü bankacılık ve uluslararası ilişkiler bilgisine sahip duayen bir bankacı olan Hilmi Bey, beni tanıdıktan sonra bir gün ‘Evladım seni Ankara Şubesi Kambiyo Servisi’ne geçici görevle göndereyim de biraz bankacılık öğren’ diyerek beni şubede görevlendirdi ve Merkez Bankası’na geçene kadar 4 yıl Halk Bankası Merkez Şubesinde Dış Ticaret / Kambiyo Servisi’nde büyük bir keyifle çalıştım.”  
 
“Taşların kitabı”  
 
Tansaş’ın CEO’su Servet Topaloğlu’nun ilk para kazanma girişimi entelektüel bir faaliyete dayanıyor. Topaloğlu, 70’li yılların sonlarında, lise dönemindeyken, kitap yazmaya karar veriyor. Kitabın konusu ise o zamanlar oturdukları Yeşilköy semtinin inşaatlar esnasında çıkan taşları ve semtin tarihi dokusu…  
 
Diğer yandan da balık satıyor. Öyküsü ise kendi ağzından şöyle: “Yaz tatilinde Karaköy–Haydarpaşa Vapur İskelesi’nin kenarında balık yakalayıp, satarak kendimce bir ‘ürün diverzifikasyonuna’ gittim. Birinci projeyi bitiremeden üniversite öğrenimim için Almanya’ya gittiğimden proje yarım kaldı. İkinci proje ise oldukça iyi tuttu. Sabah 7 treniyle Yeşilköy’ den Eminönü’ne, oradan yürüyerek Karaköy’e geçer ve balık tezgahımı kurardım. Vapurdan inen memur ve esnafla bir süre sonra göz aşinalığımız oluştuğundan bana sabahtan istavrit–izmarit siparişlerini verirler, akşam vapura binerken benden siparişlerini satın alırlardı. Kendime göre amatörce ama iyi para kazandığım bir dönemdi.”  
 
Cemalettin Sarar’a babasının verdiği ders  
 
Cemalettin Sarar, bugün markasını dünya çapında yaymak için başarılı girişimlerde bulunan, ünlü erkek giyim firması Sarar’ın sahibi. Babası Abdurrahman Sarar’ın Eskişehir’de küçük bir atölyede başlattığı düşü büyüterek sürdürüyor. İlk parasını babasının teşvikiyle kazanan Sarar’ın ilk ticari deneyimi ilkokula başladığı yıla denk geliyor. Cemalettin Sarar,    
 
“Babam bana her zaman başarılı olmanın ilk adımının para kazanmayı öğrenmek olduğunu söylerdi. Hep ‘Parayı isteyen kazanmasını da bilmeli’ derdi” diye konuşuyor.  
 
Cemalettin Sarar, ilk parası, mendil satarak kazandığını söylüyor. Babasının aldığı mendilleri, okul çıkışında otobüs garajlarında ve pazar yerlerinde satmak girişimciliğinin de başlangıcı olmuş. Cemalettin Sarar, ticarete başlangıç hikayesini ise şu sözlerle anlatıyor:  
 
“Ticari deneyimim bununla başladı ve gelişerek devam etti. Bir kere para kazanmanın tadına varmıştım. Bu işler yetmiyormuş gibi, bir de babamın dükkanına öğlenleri yemek götürür karşılığında babamdan para alırdım. Para kazanmanın ne olduğunu öğrenmiştim ve artık girişimciliğin de ilk adımlarını atmaya başlamıştım. Henüz çocuk denebilecek yaştaydım. Dükkan komşumuz İsmail ile (Sarbat) bayram geldiğinde İstanbul'a gidip Tahtakale’den çocuk oyuncakları satın almaya, Eskişehir'e getirmeye, bayramda sergi açıp satmaya başlamıştık. Bunlar mantar tabancası, top, pıt pıt, topaç ve balon gibi şeylerdi. Ramazan ve Kurban Bayramları’nda, bayram yerinde bunları satar kendi ölçümüze göre de iyi para kazanırdık. Kazandığımız paraları İsmail ile hemen paylaşır, bayram bittiğinde elimizde mal kaldıysa bunları bir sonraki bayrama kadar saklar yine İstanbul’dan mal takviye ederek satışa devam ederdik. Bunu ilkokulu bitirinceye kadar yaptık.”  
 
Bir Sanayi Devi Nasıl Doğdu?  
 
Türkiye’nin en köklü ve en büyük gruplarından biri olan Borusan Holding’in kurucusu Asım Kocabıyık, aynı zamanda sanayinin çınarlarından biri… Onun ilk para kazanma hikayesi de grubun büyüme hikayesinin başlangıcını teşkil ediyor.    
 
Kocabıyık, iş yaşamına ikinci Dünya Savaşı’nın etkilerinin sürdüğü günlerde giriyor. Babası 1938’den beri çalıştığı arkadaşlarından ayrılarak 1944 yılında İstikbal Şirketini kurarken, o da bu şirketin yüzde 5 hisseli kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi oluyor. O zamanlar 20 yaşında olan sanayi duayeni, henüz İktisat Fakültesi’nin ikinci sınıfında okuyor. 1947 yılından sonra İstikbal’de tam zamanlı müdür ve murahhas aza olarak göreve devam ediyor. Ancak, işler istedikleri gibi gitmiyor. Kocabıyık da kazandığı en önemli paranın hiç unutamadığı hikayesini şöyle anlatıyor:  
 
“Şirketin rutin faaliyetleri dışında yeni işler bulmak veya icat etmek zorundaydım. Türkiye’nin demir-çeliğe büyük ihtiyacı vardı. Ancak, savaştan sonra her memleket kendi yarasını sarmakla meşguldü. Avusturya dörtlerin işgali altında çok fakir bir ülkeydi. Kahvelerde 1 Dolar 45 şiline bozduruluyordu. En lüks otelin geceliği kahvaltı dahil 15 şilindi. Avusturya’nın her şeye ihtiyacı vardı. Bir miktar çelik ihraç etme kapasitesi olduğunu biliyordum. Avusturya’ya vize almak kolay değildi ancak bir fuar dolayısıyla Avusturya makamlarına bu yetki verilmişti. Bu imkandan faydalanarak Viyana’ya gittim. Çelik Fabrikası’ndan 300 ton 6.25 mm ve 8.00 mm çapında beton demiri satın aldım. Karşılığını ödemek için tiftik satarak takası gerçekleştirdim. Demirler Türkiye’ye gelince, Galata Köprüsü’nün Yeni Cami tarafında Unkapanı’na bakan köşesinde perakende demir satan Demirbank’ın eski sahibi Halit Cıngıllıoğlu’nun dedesi, Halit Cıngıllıoğlu’na sattım.100 bin lira sermayeli İstikbal Şirketi’ne, bu muameleden 50 bin lira kâr sağlamanın heyecanını ve mutluluğunu hiç unutamam.”  
 
Kemal Şahin Okul Parası Kazandı  
 
İlk parasını ilkokulda kazanan Kemal Şahin, hayatı boyunca kendi parasını kazanmak zorunda kalmış. Üniversiteye girebilmek için alüminyum fabrikasının yapımında çalışmış. Daha sonra iş yaşamına Almanya’da devam etmiş. Şahin, bu dönemlerini şöyle anlatıyor:  
 
“Üniversite çağına geldiğimde ODTÜ’nün sınavlarına girmiş ve kazanmıştım. Ancak, kayıt harcı bir hayli yüksekti. Ayrıca, benim için, Ankara’da okumak da babamın karşılayamayacağı kadar pahalıydı. O yüzden hiç vakit kaybetmeden Seydişehir’e giderek alüminyum fabrikasının yapımında çalışmaya başladım. Ayda elime 600 lira para geçiyordu. Kendi  kendime bir hesap yaptım. Ankara’da aylık masrafım 300 lira civarındaydı. Seydişehir’de 1,5 ay çalışırsam 900 lira kazanacaktım. Üç ayı bu şekilde geçirip daha sonra burs bulurum diye düşünüyordum.  
 
O sırada Etibank’ın yurtdışı bursu için açılan sınava girdim ve kazandım. Böylece Almanya’daki üniversite yıllarım da başlamış oldu. Buradaki öğrenimim sırasında yaptığım staj sayesinde iyi sayılabilecek kadar para kazanmıştım. Üniversite öğrenimi için gittiğim Almanya’da 9 aylık bir staj paketi vardı. Diplomayı almak için, bu stajı yapmamız şarttı. Ben stajı değişik fabrikalarda yapmayı tercih ettim. İlk iki bölümünü Neuss civarındaki Vaw Alüminyum fabrikasında yaptım. Stajyerlere çok az para verdikleri için işçi olarak çalışacağımı söyledim. O da staj sayılıyordu ama normal ücret veriyorlardı. Kabul edildim ve çalışmaya başladım. Kazandığım parayla da araba aldım.”  
 
Mezuniyet yemeğine örnek organizasyon  
 
Index Bilgisayar ve TÜBİSAD’ın yönetim kurulu başkanı olan Erol Bilecik de çok isteyerek girmediği mezuniyet yemeği organizasyonundan oldukça iyi bir para kazanmış. Bilecik, olayın öyküsünü ise şöyle anlatıyor:  
 
“İTÜ Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdiğimiz yıl olan 1985’in yazında, tüm arkadaşlarım bir mezuniyet yemeği düzenlemek istiyordu. Sınıfımızda erkek sayısının az olması dolayısıyla, bu organizasyon için, arkadaşlar beni işaret ediyordu. Ben de dört kişilik bir ekip kurarak bu işi üstlendim. Müthiş bir katılım talebi vardı. Şöyle bir plan yaptık: Aktiviteyi davetiyeyle satacak, güzel bir mönü hazırlatacak, iyi bir müzisyenden kaliteli müzik dinletecek ve yemek sırasında bir hediye piyangosu düzenleyecektik. Öncelikle, çok şık bir davetiye bastırdık ve davetiyeleri dolgun bir ücretle satmaya başladık. Davetiye satışlarından, yaklaşık yüzde 15 komisyon almıştık. Davetiye fiyatları, yaptığımız kuvvetli pazarlık sonucu, mezuniyet yemeğini düzenlediğimiz yerin normal ücretinin yaklaşık yüzde 30-40 altında kaldığından, davetiye alan tüm arkadaşların takdirini toplamıştık.  
 
Piyangoda verilecek hediyeleri ise Paşabahçe’nin fabrikasındaki ihraç fazlası ürünlerden seçtik.Mezuniyet yemeğine katılan 200 civarındaki arkadaşımız, müthiş eğlenmiş ve memnun kalmıştı. Dört ortak olarak iyi para kazanmıştık. Biz de yaptığımız bu organizasyonla hem eğlenmiş, hem de bu işten yüz akıyla çıktığımız için çok mutlu olmuştuk.”  

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz