"Vadi’deki Müthiş Türk"

Magdalena Yesil / US Venture Capital Ortağı Magdalena Yesil, Silikon Vadisi’nin yükselen yıldızlarından. Örnek bir girişimci... Onu bizim için farklı kılan yönü, Türk olması. 17 yaşında, Üsküdar A...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Vadi’deki Müthiş Türk

Magdalena Yesil / US Venture Capital Ortağı

Magdalena Yesil, Silikon Vadisi’nin yükselen yıldızlarından. Örnek bir girişimci... Onu bizim için farklı kılan yönü, Türk olması. 17 yaşında, Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan sonra ABD’ye gitti. “Bir düş yolculuğu” olarak başladığı macerasını, teknoloji alanındaki eğitim ve yöneticilik dönemiyle devam ettirdi. Ardından risk sermayesi işine girdi, çok sayıda girişimciye hayat verdi. 1997 yılında Red Herring dergisi tarafından, “ABD’nin 20 Örnek Girişimcisi” listesine dahil edildi. Şimdi US Venture Capital adlı risk sermaye şirketinin ortağı... Ayrıca danışmanlık yapıyor, kitap hazırlıyor.

Çocukluğu, birçoğumuz gibi hayran gözlerlerle balkonundan gökyüzünü seyrederek geçti. Liseye geldiğinde, gökyüzü düşlerinin peşinden gitmekte kararlıydı. ABD’nin en saygın üniversitelerinden Stanford Üniversitesi’nde okudu. O çok hayalini kurduğu uzay araştırmalarına katılamadı ama mezuniyeti ile birlikte teknolojinin kabesi olarak anılan  Silikon Vadisi’nde uzun ve başarılı bir kariyer hayatına adım attı. Sayısız şirketin kuruluşuna iştirak etti. Şimdi ise ABD’de, yeni ekonominin yıldızları arasında gösteriliyor. Magdalena Yesil’den söz ediyoruz. Bir Türk kadınının, ABD’deki müthiş yükseliş öyküsünden...

ABD’nin önde gelen yeni ekonomi dergilerinden Red Herring, Magdalena’yı, “ABD’nin En Başarılı 20 Girişimcisi” arasına aldı. Çok sayıda şirketin kuruluşunda bulundu, risk sermayesi olarak ortaklık üstlendi ve danışmanlık yaptı. Şimdi de US Venture Capital adlı risk sermayesi şirketinin ortağı.

ABD’nin en başarılı girişimcileri arasında gösterilen Magdalena Yesil ABD’nin San Fransisco kentinde Capital’in sorularını yanıtladı. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden Silikon Vadisi’ne uzanan hayat öyküsüyle birlikte teknolojinin dününü ve yarınını da anlattı:

ABD’de kayda değer bir başarı elde ettiniz. Teknoloji alanında çalışmayı ne zaman aklınıza koydunuz ?

Çocukluğum İstanbul'da geçti ve küçüklüğümden beri teknoloji ile ilgili her şey ilgimi çekerdi. Daha lisedeyken ABD'ye gelmeye kararlıydım. Çünkü, teknoloji ile ilgili her şey, tüm araştırmalar, yeni buluşlar burada gerçekleşiyordu. Ailem, ABD uzak olduğu için, en azından Avrupa'ya gelmemi istedi ama ben kararlıydım. Uzay programlarının olduğu, yeni teknolojilerin doğduğu Amerika'ya gelecektim.

Nitekim 1976 yılında okumak için California'ya geldim. Stanford Üniversitesi'nde okuyordum ama Silicon Vadisi diye bir yerin yanı başımda olduğunun farkında değildim. Aklım uzay araştırmalarında idi ama mezun olur olmaz burada bir teknoloji şirketinde yarıiletken tasarımcısı olarak işe başladım.

Sonra girişimci olarak öne çıkışınız nasıl oldu ?

1980’de Stanford'dan mezun olduktan sonra başlayan kariyerim, aslında teknolojinin gelişim hikayesini, tarihini de yansıtıyor. Yarı iletkin tasarım mühendisi olarak işe başladım, daha sonra bilgisayar sistemi, sonra da yazılım konusunda çalıştım.

Arkasından online hizmetler, internet erişimi ve e-ticaret geldi. Dolayısıyla her zaman teknolojide bundan sonraki trendin, gelecek dalganın ne olduğunu görmeye ve o dalganın içerisinde olmaya çalıştım. Elektronik ortamda yapılan ticari işlemlere güvenli çözüm üreten CyberCash şirketinin kuruluşu da bu dalganın içerisinde yer almamla alakalı diye düşünüyorum.

Silikon Vadisi ve teknoloji deyince erkeklerin dünyası akla geliyor. Siz hem bir kadın hem de Türk olarak burada başarılı oldunuz. Hangi alanlarda zorluk çektiniz ?

Ben hiçbir zaman olaya kadın ya da erkek kimlikleri ile yaklaşmadım. Biz iki kız kardeşiz ve ailemizde erkek yok. Dolayısıyla küçüklüğümden beri hep babamın erkek evladı oldum. Yeniliklere her zaman çok meraklı idim. Ve yetiştiğim aile ortamında her zaman “eğer istersem yapabilirim” felsefesi ile büyüdüm.

Sizce hangi özelliğiniz sizi bu noktaya getirdi ?

Benim hiçbir zaman yüksek yaşama standartlarım olmadı. Yüksek yaşama standardından kastettiğim şu ; hiçbir zaman sağlam bir maaşım, bankada param olsun istemedim. Eğer her ay başında yüksek bir maaşın bankaya yatmasını istiyorsanız, girişimci olmanız mümkün değil. Çünkü, her zaman ay başında bankaya yatan maaşınızın kölesi olmaya mahkumsunuz.

Yüksek bir maaş ya da büyük paralar peşinde olmadım. Dolayısıyla risk alabildim. Parasız kalmayı göze alabildim. Örneğin, şu anda World.com tarafından satın alınan küçük bir internet şirketi bana çalışma teklif etmişti. Maaş ödeyecek paraları yoktu. Maaş yerine şirket hissesi vermeyi önerdiler. Bu öneri yapıldığında şirket henüz yeni kurulmuştu ve gelecekte başarılı olup olmayacağı, bana verilecek hisselerin ne değerde olacağı bilinmiyordu. Yine de çalışmayı kabul ettim.

Sonuç olarak emeğimin karşılığını fazlasıyla aldım ama tersi de olabilirdi. Önemli olan bu riski göze alabilmek. Sanıyorum, Silikon Vadisi'ne gelip başarılı olan insanların en büyük özelliği de bu.

20 yılı aşkın süredir Silikon Vadisi’nin içerisinde yer alan birisi olarak teknoloji sektörünün şu anda içerisinde bulunduğu düşüş dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Teknoloji sektörünün içerisinde çok uzun geçmişi olmayanlar için bu düşüşü anlamak biraz zor. Çünkü, son 10 yılda sektörde daha önce görülmeyen bir çıkış yaşandı. Sürekli bir patlama ve yükseliş dönemi. Bu çıkış dönemi çok uzun sürdüğü için, şimdiki düşüşe alışmak birçok kişi için zor. Ama asıl beklenmedik olan şey, şu anda yaşanan ve öngörülemeyen iniş çıkışlar değil, çok uzun süren bu patlama dönemiydi.

Nedir sektördeki şirketleri bu kadar zor durumda bırakan etken. Neden teknoloji şirketleri üst üste kriz sinyalleri vermeye başladı ?

Teknoloji sektörü aslında bir ekonomi içerisinde katma değer zincirinin en son halkasını oluşturuyor. Krizlerde de ilk darbeyi bu sektör yiyor. Örneğin telekom ekipmanları konusunda çalışan bir şirketin performansı, AT&T ve Sprint gibi son kullanıcıya yönelik hizmet veren şirketlerin satın aldıkları ekipmanlara bağlı. Ekonominin ve borsanın iyi olduğu dönemlerde bu şirketler de sürekli borçlanarak yeni yatırımlar yapıyorlar. Yeni ekipman siparişi veriyorlar. Bu şirketlere ekipman satan telekomünikasyon şirketleri de sürekli kapasite artırıyorlar.

Genel ekonomi kötüye gidip, son kullanıcıya yönelik çalışan şirketler siparişleri kesmeye başlayınca, teknoloji şirketleri ilk krize yakalananlar oluyorlar. Zira ellerinde fazla stoklarla kalakalıyorlar birdenbire. Bu şirketler katma değer zincirinin en sonunda yer aldıkları için ekonomideki dalgalanmalardan hem en önce hem de en fazla onlar etkileniyor. Tabii ekonomide işlerin düzelip son tüketici talebinin artması ve buna göre yeniden üretim kapasitenin artırılması zaman alıyor.

Teknoloji sektöründeki iniş çıkışlar sizce giderek keskinleşiyor mu ?

Çok keskin olduğu kesin ama daha da keskinleştiğini sanmıyorum. Her zaman keskin bir düşüş yaşıyoruz, çünkü ekonomideki değişikliklere bağlı olarak her zaman aynı realite ile karşı karşıya kalıyoruz...

Ekonomide her şey iyi gittiği zaman kapasite arttırıyoruz ama müşterilerimiz ürünlerini piyasaya sürmedikleri zaman, siparişleri kesmeye başladıkları zaman fazla kapasite ile karşı karşıya kalıyoruz birdenbire. Ve ekonominin kuralları işlemeye başlıyor.

İyileşme ne zaman başlayacak sizce?

Uzun sürecek bir yavaş büyüme dönemindeyiz kanımca. Benim beklentim, en iyi ihtimalle 18 ay, en kötü ihtimalle 36 ay içerisinde piyasaların düzeltme hareketini tamamlayacağı şeklinde. Hiç kimsenin hoşuna gitmiyor ama düzeltme hareketi sağlıklı piyasaların oluşması için şart. Silikon Vadisi’nin büyük bir illüzyondan uyandığına şahit oluyoruz. Ve ne yaptığını bilen, yaptığı işle ilgili tutkusu olan kişiler de bu illüzyon sonrasında ayakta kalacaklar. 

Krizin teknoloji sektörüne olan en önemli etkisi ne oldu sizce?

6 ay öncesine kadar bildiğim teknoloji şirketlerinin hemen hemen tamamı bir an önce yeni bir ürün piyasaya çıkarmaya odaklanıyordu. Odak noktası buydu. Ama şu anda kanımca maalesef insanların yenilik konusunda değil, daha çok fiyatlarla rekabet ettiği bir döneme giriyoruz.  Ve bu piyasaların düştüğü bir ortamda her zaman böyle oluyor.

Ama hem risk sermayedarı olup hem de kötümser olmanız mümkün değil. Çünkü, her zaman geleceğe yatırım yapıyorsunuz. Dolayısıyla önümüzdeki ortalama 6-12 ay içerisinde şirketlerin ellerindeki fazla stokları eriteceklerini umut ediyorum.

Bir risk sermayedarı olarak şu anda teknoloji şirketlerine yatırım yapmanın doğru olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa beklemekten yana mısınız ?

Şu anda “start-up”lara yatırım yapmak için en iyi zaman olduğunu düşünüyoruz. Bunun birkaç nedeni var. Bir yıl önce yeni kurulan şirketlerin değerleri gülünç derecede yüksekti. Ve yatırım yapmak cidden çok zordu. Birincisi,  şirket değerlemeleri şu anda çok düşük. İkincisi, rekabet göreceli olarak azaldığı için karar verme süreciniz daha uzun. Rekabetin çok yüksek olduğu dönemlerde hem şirketlerin değerleri çok yüksekti hem de karar vermek için daha kısa bir süreniz vardı.

Şu anda yatırım yapmak için iyi bir zaman olduğunu düşünmemizin bir nedeni de şu: Yatırım yaptığımız “start-up”lar olgunlaştığında ve halka açılmaya hazır hale geldiğinde, ekonomi de kendine gelmiş olacak. Dolayısıyla borsaya açılmak için iyi bir dönem yakalama imkanımız olacak.

Şirket değerlemeleri ne kadar düştü ?

Şirketin hangi sektörde yer aldığına bağlı bu ama şöyle bir örnek vereyim: Geçen hafta bir şirketi inceledim. Bir süre önce 200 milyon dolar olan değerleme bedeli 40-50 milyon dolara düşmüştü. Değerlemeler ciddi bir şekilde düşüyor.

Yani projelerine kaynak arayanlar için iyi bir dönem olduğunu söylüyorsunuz

Kesinlikle. 2001 yılının VC (Venture Capital) açısından oldukça yüksek oranda yatırımların yapılacağı bir yıl olacağına inanıyoruz. Ama eğer başvurduğunuz yerlerden telefonlarınıza geri dönülmüyorsa, o zaman doğru yere başvurmamışsınız anlamına gelebilir bu.
Önümüzdeki bir iki yılın erken aşamadaki şirketlere yatırım için iyi bir dönem olduğunu düşünüyoruz ama sinirlerinizin sağlam olması kaydı ile.

Sizin yatırım yaptığınız alanlar bir anlamda geleceğin trendlerini de belirliyor. Şu anda ne tür projelere yatırım yapmayı tercih ediyorsunuz?

Şu anda ortağı bulunduğum şirket, bu sektörde 20 yıllık bir geçmişe sahip bir risk sermayesi şirketi. US Venture Capital olarak yatırımlarımızın yüzde 80'ini enformasyon teknolojisine yüzde 20'sini ise tıbbi araçlar üreten şirketlere yapıyorduk. Örneğin gen haritasının çıkarılması ile genlerin ne işe yaradığını neler yaptığını biliyoruz. Özellikle bazı hastalıklar konusunda genlerin ne yaptıkları hangi genlerin neye yol açtıkları ortaya çıkartılmaya başlandı.

Dolayısıyla bu gelişmelerden yola çıkarak, örneğin kalp ya da felç gibi hastalıklar üzerine çalışan şirketlere yatırım yapmak istiyoruz. Şu anda bu alanda bir yatırımımız yok ama araştırmalarımız aktif bir şekilde sürüyor.

Son 6 aydır özellikle yoğunlaştığımız alan ise optik sistemler. Elektronlardan protonlara doğru bir geçiş yaşıyoruz. 20-25 yıl önce elektronik alanında nasıl bir devrim yaşandıysa, gelecek yıllarda da optik altyapılar benzer bir devrim yaratacak telekomünikasyon alanında. Enformasyon ihtiyacı giderek artıyor ve bu ihtiyacın optik altyapılarla sağlanacağına inanıyoruz. Enformasyonu taşıma biçimimiz tamamen değişiyor. Biz de lazer gibi optik sistemler üreten, bünyesinde çok sayıda fizik profesörü ve bilim adamı bulunduran küçük şirketlerle ilgileniyoruz.

Ya e-ticaret ve internet ?

E-ticaret, şirkette benim alanım ve bu alanda şu ana kadar çok fazla aktif olamadık. Ama yeniden bu alana  aktif bir şekilde yatırım yapmaya başlayacağız. Ama yatırım yapacağımız şirketler kurumsal yazılımlar üzerine olacak. Şu anda dünyada iş iletişiminin büyük bir kısmı hala telefon ve faks ile gerçekleştiriliyor. Bu kesinlikle değişecek ve elektronik ağlara doğru bir geçiş yaşanacak. Dolayısıyla şirketlerin iş yapma biçimlerini özellikle iletişim biçimlerini değiştiren, internetin avantajlarından yararlanmayı bilen işletmelere agresif bir şekilde yatırım yapıyoruz.İletişim altyapısı dediğinizde tabii ki Oracle gibi büyük şirketler devreye giriyor ve onlarla yeni bir “start-up”ın rekabet etmesi mümkün değil. Önemli olan büyük şirketlerin açık bıraktığı boşlukları yakalamak.

Nedir bu alandaki boşluklar ?

Şeytan detaylarda gizlidir biliyorsunuz. Çok büyük değişim yaratacak projeler değil de Oracle gibi büyük şirketlerin ürettiği çözümlerin arasından kendisine bir alan açabilen dinamik firmaları bulmaya çalışıyoruz biz.

Ya kablosuz teknolojiler ?

Kablosuz iletişim çok gündemde olan bir konu. Biz internetteki bilgilerin kablosuz ortama aktarılmasına ilişkin çözüm üreten şirketlerle ilgilenmiyoruz. Kablosuz ticareti mümkün kılacak teknolojilere bakıyoruz. Kablosuz ortamda elelktronik ticaret işlemlerini gerçekleştirmek üzere çalışan şirketler. Bu alanda yatırım yaptığımız şirketlerden bir tanesi Everypath.

ABD’NİN EN BAŞARILI GİRİŞİMCİLERİ ARASINA NASIL GİRDİ ?

Magdalena Yesil, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra, daha 17 yaşındayken ABD’ye geldi. Stanford Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği okudu. Aynı üniversitede Elektronik Mühendisliği alanında master yaptı. 1980 yılında üniversiteden mezun olduğunda, kariyeri onu uzay araştırmalarına değil, teknolojinin kalbinin attığı Silikon Vadisi’ne götürdü.

İlk işi, Advanced Micro Devices sirketinde yarıiletken tasarımı yapmaktı. İki yıl sonra Ethernet chip setleri üreten bir şirkette ürün müdürü olarak çalıştı. Silikon Vadisi’nin girişimci ruhu ona tam uyuyordu.

İnternet ortamında güvenli elektronik alışveriş sistemleri konusunda uzmanlaşan iki şirketin, CyberCash ve Market Pay’in kurucusu olarak ABD’nin parlak girişimcileri arasına katıldı. ABD’nin en başarılı 20 girişimcisinden birisi olarak gösterildi. Şu anda US Venture Partners isimli risk sermayesi şirketinin ortaklarından bir tanesi olarak yeni kurulan şirketleri desteklemeye devam ediyor. Ayrıca, Capital Creating The Virtual Store (Sanal Mağaza Yaratmak) isimli bir de kitabı var.

“GÖRKEMLİ KAYBEDENLERE HER ZAMAN ŞANS VAR” 

"GİRİŞİMCİ PROFİLİ DEĞİŞTİ"

Silikon Vadisi, gerçekten ilginç öykülere tanık olan bir rüyalar mekanı gibi... Her yıl çok sayıda girişimci ellerindeki iş planlarıyla ABD’ye gelip, risk sermayesi şirketinin kapısından giriyor ve ertesi gün milyon dolarlık finansman desteğiyle geri dönüyor. Bu bir senaryo değil, son yıllara damgasını vuran bir gerçeğin kendisi...  Magdalena Yesil Silikon Vadisi’nde yaşanan bu öyküleri ve son trendi şöyle anlatıyor:

”Bu öyküler biraz da abartılarak anlatıldığı için, California herkesin bir gecede zengin olma hayalleri ile geldiği yer oldu. Ancak, girişimcilerin profili de artık değişiyor. Yaşadığımız kriz sonrasında, batan onca şirketten sonra, hala ortada olup, şirket kurmak isteyen girişimciler artık bir gecelik başarının peşinde değiller. Ne yaptığını bilen, yaratıcı bir fikri olan, ciddi girişimcilerin dönemi başlıyor.

Tabii bunlar arasında batan şirketlerin yöneticileri de olabilir. Her başarı, birçok başarısızlığın üzerine kuruludur. Bir .com şirketini batırmış olmak, o yöneticinin ya da girişimcinin mutlaka başarısız olduğunu göstermez. Hepimizin hayatta başarısızlıkları olmalı diye düşünüyorum. Bir insanın sürekli başarılı olması rahatsız edici bir şey. Çünkü, eninde sonunda bir yerlerde başarısız olacak. Dolayısıyla eğer bir girişimciyi risk fonumuz ile desteklemişsek ve şirket batmışsa bu onu bir daha desteklemeyeceğiz anlamına gelmez.

Örneğin bir şirket batırmış bir girişimci bir süre sonra ikinci şirketini açarken, bir önceki şirkette beraber olduğu teknik ekip de onunla yeniden işe başlayabiliyor. Bu o kişinin başarısını gösteriyor. Şartlar değişmişse ve şirket başarısız olmuşsa, bu o kişinin mutlaka başarısız bir kişi olduğunu göstermez. Başarısızlık formülün parçalarından birtanesi.

HANGİ TEKNOLOJİLERE YATIRIM YAPIYOR ?

OPTİK İLETİŞİM: 20-25 yıl önce elektronik alanda nasıl bir devrim yaşandı ise optik sistemler iletişimde yeni bir devrim yaratmaya aday.

TIBBİ CİHAZ ÜRETİCİLERİ : Gen haritasının çıkartılması ile, bazı hastalıklar konusunda genlerin ne yaptıkları, hangi genlerin neye yol açtıkları yavaş yavaş belirlenmeye başlandı. Bu gelişmelerden yola çıkarak kalp ve kanser gibi hastalıklar üzerine yoğunlaşan şirketler şanslı.

EV NETWORKLERİ : Evdeki cihazların bir networke bağlı olarak birleşeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ev “networkler”i geleceğin yeni yaşam biçimini belirliyor. 

BROADBAND(Genişbant) : Şu ana kadar gönderilen veriler hep yazı ağırlıklı idi. Oysa yeni iletişim dönemi video gibi iletimi zor görüntüleri kapsıyor. Genişbant ile birlikte yazı ağırlıklı bir iletişimden görüntü ağırlıklı bir iletişime geçiş yapılacak.

KABLOSUZ TEKNOLOJİLER: Özellikle kablosuz cihazlar üzerinden elektronik ticaret işleklerini güvenli bir şekilde gerçekleştirmeye yönelik çözümlere ihtiyaç var. 

Kurumsal çözüm sunucuları: İşletmelerin iletişim kanalı telefon ve fakstan elektronik ortama kayıyor. Oracle gibi devlerin dansettiği bu alanda boşlukları bulup kendine yer açabilen şirketler başarılı olacak.

 

 

 

 

 

 

 

 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz