"Teknolojide 2023’e Yolculuk"

Prof. Dr. Turgut Tümer / Tübitak Başkan Yardımcısı Türkiye’de teknoloji ve bilimin öncüsü olan TÜBİTAK, geçtiğimiz aylarda “Vizyon 2023 : Bilim ve Teknoloji Stratejileri” isimli bir çalışma başla...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Teknolojide 2023’e Yolculuk

Prof. Dr. Turgut Tümer / Tübitak Başkan Yardımcısı

Türkiye’de teknoloji ve bilimin öncüsü olan TÜBİTAK, geçtiğimiz aylarda “Vizyon 2023 : Bilim ve Teknoloji Stratejileri” isimli bir çalışma başlattı. Çok sayıda uzman, yetkili, akademisyen ve üst düzey yöneticinin katılacağı çalışma ile Türkiye’nin teknoloji haritası çizilecek. Projenin başında yer alan TÜBİTAK Asosye Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Turgut Tümer, bu hayati çalışmayı Digital’e anlattı...

TÜBİTAK Asosye Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Turgut Tümer anlatırken içimizi derin bir heyecan kapladı. Türkiye’de ne çok şey değişiyor!

Hani felsefeye giriş derslerinde anlatılan bir hikaye vardır. İlk insan mağaradan çıkar ve ilk defa olarak ışıkla karşılaşır. Gözleri fena halde kamaşır. Prof. Dr. Turgut Tümer’in anlattıkları bu hikayeyi hatırlatıyor. Türkiye’deki hızlı uyanışa bir kez daha tanık oluyoruz.

TÜBİTAK, yakın dönemde başlattığı “Vizyon 2023 : Bilim ve Teknoloji Stratejileri” çalışması ile mağaradan çıkış vizemizi garantiledi adeta! Evet, bu kadar heyecanlanıyor insan işte, Turgut Tümer’in anlattıklarını dinleyince. O kadar kapsamlı ve ayrıntılı bir çalışma ki.
Prof. Dr. Turgut Tümer ile yaptığımız görüşmenin üzerine bir kitap bile hazırlanabilirdi.

Türkiye’de bilim ve teknoloji konusunda yeterli bilincin var olduğuna inanan Prof. Dr. Turgut Tümer, bu bilincin sistemli bir şekilde yönlendirilmesi gerektiği görüşünde. Yapılacak olan Vizyon 2023 çalışmasının bu konuda önemli bir kaynak olacağını belirten Tümer, araştırmanın aynı zamanda sanayi yatırımları ve gelişimi için çok önemli bir referans olacağını vurguluyor. İşte Prof. Dr.Tümer’in sorularımıza verdiği yanıtlar: 

Vizyon 2023’ün kapsamı nedir?

Dört tane alt projesi var. Bunların en önemlisi, “Teknoloji Öngörüsü Projesi”.... Diğer üç proje ise; nesnel verileri toplayıp Türkiye’nin bir fotoğrafını çekme projesi, Türkiye’deki teknoloji envanterini çıkarma projesi. Türkiye’de teknoloji hangi düzeydedir?

Diğeri, araştırmacılar envanteri. Ne kadar araştırmacımız olduğunu ortaya koyacağız. Alt yapımız ne durumda? Son olarak da, ulusal AR-GE alt yapımız. Bunlar mevcut durumumuzun kapsanmasına yönelik. Bu 3 proje ileriye yönelik bilim ve teknoloji politikası yapacaksanız gerekli. Teknoloji öngörüsü ise biraz ileriye bakan bir proje.

Teknoloji öngörüsünü biraz daha açıklayabilir misiniz?

Tarihsel gelişime bakacak olursak; dünyada 1970’lere kadar bilim ve teknoloji politikaları yapılırken bir mevcut durum saptanmış. İkinci olarak da teknolojideki gelişmelerin ileride nereye varacağı tahmin teknikleri kullanılmış. Bu teknikler de oldukça sofistike teknikler haline gelmiş. Fakat bu tahminlerde esas olan; bir gelecek var, bizim bunun üzeride hiçbir kontrolümüz yok. Mevcut verilerden hareketle ileride ne olacağını kestirmeye çalışıyoruz. Aynı hava tahminleri gibi... Hava tahmini teknikleri de çok bilimsel ve gelişmiş. Ama “hava şöyle olsun” diye bir irade belirtmiyor. Sadece havanın nasıl olacağını tahmin ediyor. Bu tür teknikler kullanılmış, verilerle birlikte.

70’li yıllarda Japonya’da daha farklı bir kavram oluşuyor: “Öngörü kavramı”... Bu ise şöyle bir varsayıma dayanıyor: Aslında gelecek tek değil. Bugünden alacağınız kararlarla geleceği etkileyebilirsiniz. Şimdi bilim ve teknoloji bağlamında ise bilim ve teknolojiyi nasıl kullanmak istiyorsanız, planlarınızı ona göre yapmak durumundasınız. Kendinizi bilim ve teknolojinin kontrol edemediğiniz gelişmelerine kaptırmak zorunda değilsiniz. Üstelik böyle düşünmezseniz, politikalarınız sizi yanıltabilir gibi bir anlayış oluşmuş. Japonlar bu işe bu şekilde başlıyorlar.

Diğer ülkelere hemen yayılıyor mu?

Toplam kalite yönetiminde olduğu gibi, aslında, o da ilk önce çok ilgi görmüyor. 1973 yılında petrol krizi yaşanıyor. Bir çok ülkedeki bu bilim ve teknoloji politikaları tamamen çöküyor. Çünkü, bu politikalar, o krize karşı dayanıklı değil. İşte o zaman Japonların teknoloji öngörüsü yaklaşımına ilgi artıyor.

80’lerde ilgi iyice büyüyor. Almanya’da, İngiltere’de çalışmalar başlıyor. Almanya’da önce bir direnç oluyor. Çünkü, anayasada bilimin hür olacağına dair yasa var. Bu teknoloji öngörüsünün anayasaya aykırı olabileceği tartışması çıkıyor. Ama daha sonra kabul görüyor. Teknoloji öngörüsünü Almamaya iki kere yaptı. Japonya 6 kez, İngiltere ise 2 kez. Dünyada bu gün 31 ülke yapıyor. Güney Amerika’dan Nijerya’ya kadar. Birleşmiş Milletler’in destekleri ile. 32 ülke olduk.

Vizyon 2023 ile ağırlıklı olarak teknoloji öngörüsü başlatılıyor. Tüm bunlar hayata geçirildikten sonra bilim ve teknoloji politikaları nasıl oluşturulacak?

Aradaki bağlantıya dikkat etmeli. Bilim ve teknoloji çalışmaları devlet tarafından başlatılır, finanse edilir ama bağımız bir kurum tarafından yürütülür. Teknoloji öngörüsü olarak devam eder. Toplumun tüm kesimlerinin katıldığı bir bilim teknoloji vizyonu çalışması yapılır. Bilim ve teknoloji politikası yapıcıları, genel olarak devlettir.Bazı ülkelerde yoğun olarak, bazılarında daha az.

Sadece bilim ve teknoloji politikaları için değil. Özel kesim ileriye dönük yatırım ve çalışmalarında bunu referans olarak kabul ediyor. Bu bağlamda kullanıyor. Akademik dünyada, bir araştırmacı ne konulara gireyim derken karşısında ulusal bir referans bulmuş oluyor. Bunun faydaları çok geniş. Ama bizim hareket noktamız, bilim ve teknoloji politikaları oluşturmak olduğu için bu birbirini takip eden iki çalışma olarak devam edecek. Ama diğer faydaları da söz konusu olacak.

Bu nasıl sağlanıyor?

Bunun sağlanmasının ön koşulu çok geniş katılımlı bir süreç içinde ele alınması. Tahmin ve kestirim tekniklerinin de kullanıldığı bir süreç olarak nitelendiriliyor. Bu süreç aslında iki şeyi sağlıyor. Ortaya çıkanlar doğru veya yanlış, biz ne olursa olsun bu konuya sahip çıkacağız. Yani farkındalık yaratıyor, konuya dikkat çekiyor.

İkincisi, bu tür bir ortak akımla ortaya koyulan vizyonun çok daha gerekçi ve beklenmeyen olaylar karşısında daha dayanıklı olması söz konusu. Türkiye’de dünya örneklerini de inceledikten sonra, kendi geliştirdiğimiz metodoloji çerçevesinde başlıyor.

Bir yönlendirme kurulu var. Oldukça geniş tutuldu. Sahiplenmeciliği ve katılımcılığı artırmak için. 28 kamu kuruluşu, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu tarafından belirlendi. Artı Proje Yönlendirme Kurulu’na ilgili sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları, sendikalar, dernekler katıldı. Ayrıca, TOBB gibi 28 tane oda da var. 9 adet de akademik hayattan temsilci bulunuyor. Yani 65 kuruluşun üst düzey temsilcilerinden oluşan bir temsilciler kurulu.

İlk toplantısını 13 Nisan’da yaptı. 52 kurum ve kuruluş temsilcisi katıldı. Bizim kurguladığımız metodoloji çerçevesinde panellerle yürütülmesi gerekiyordu. Yönlendirme kurulu 11 adet panelin  kurulmasına karar verdi; Eğitim ve insan kaynakları, çevre ve sürdürülebilir kalkınma. Bunlar tematik paneller... Geri kanalı sektörlere yönelik. Bilgi ve iletişim, sağlık ve ilaç sanayi, makine ve malzeme, tarım ve gıda, ulaştırma ve turizm, inşaat ve alt yapı, tekstil ve kimya, savunma uzay ve havacılık, enerji ve doğal kaynaklar. Bu panellerin oluşturulması sürecindeyiz.

Panellerden biraz daha bahsedebilir misiniz?

Yönlendirme Kurulu’na, “Bu paneller için aday önerin” dedik. Bu panellerde en fazla 15 üye olacak. Şu anda adaya sayısı 1000’e yaklaştı. Biz Türkiye’de bu konuya beklediğimizin çok üstünde ilgi olduğunu gördük. Bu hem bizi heyecanlandırdı hem de endişelendirdi. Çünkü sorumluluğumuz arttı.

Panellerin çalışması nasıl olacak?

Konularla ilgili 15 uzman seçilecek. 6 ile 9 ay süreyle konu ile ilgili çalışma yapacaklar. İleriye yönelik hedefleri ortaya koyacaklar. Bilim ve Teknoloji Kurulu, Türkiye için 2023 yılına global bir hedef koydu: “Bilim ve teknolojiye hakim, bunu toplumsal faydaya dönüştürme yeteneği kazanmış bir refah toplumu”.

Refah toplumu derken iki boyutu bulunuyor; “Zenginlik ve yaşam kalitesi”. Bilim ve teknolojiden bu açıdan nasıl faydalanacağız? Projenin ana teması bu. Bu sektörlerin her birinden burada yola çıkılarak hedefler belirlenecek. Teknolojiyi yol haritası biçiminde kullanacağız. Yani hangi zamanda, hangi teknolojide, hangi yetenek düzeyine gelinmesi gerektiğini belirleyecekler. Ve bu yeteneklerin hangi yollarla elde edileceğini saptayacaklar. Çünkü, bazılarını geliştiremezsiniz. O zaman transfer edersiniz. 

Panellerden beklenen nedir?

Bu 15 kişi istedikleri zaman geniş katılımlı toplantılar, anketler, araştırmalar yapabilecekler. Birçok sektörden, birçok teknoloji talebi gelecek. Türkiye için bunları önceliklendirmek gerekecek. Herkes kendi sektörünü önemli addedecek.

Panellere şu soruyu soracağız: “Bir teknolojiyi, Türkiye için, daha önemli, daha stratejik kılan o teknolojinin hangi özelliğidir?” Örnek vermek gerekirse, teknolojiyi önemli kılanın, “yeni” olması olduğunu mu düşünüyorsunuz ya da çevreye daha etkili olmasını mı ya da rekabet yeteneğini artırmasını mı görüyorsunuz? Yoksa işsizliği azaltsın mı?
Her şeyi aynı anda yapmak zor. Eğer gerçekçi bir bilim politikası ortaya koyulacaksa, beklentinizi belirlemelisiniz. Panellerden bu konuda önerileri aldıktan sonra kurula bildireceğiz. Türkiye için stratejik teknoloji ölçütlerini ortaya koyacağız. Bunlar seçildikten sonra panellere, “Teknolojiyi bu süzgeçten geçirin” diyeceğiz. Daha sonra bir çalışma yürüteceğiz. Bunun için teknoloji taleplerine karşın arz durumunu ortaya koymak gerekiyor. Yani bu teknolojiyi ortaya koyma şansı Türkiye’de var mı? Ya da dünyada var mı? Bunu sorgulamamız gerekecek.

Daha sonra ne olacak?

O zaman yönelinecek kesim farklı olacak. Bu teknolojideki uzman kişilere soracağız. Teknoloji öngörüsü görüşlere dayanır. Nesnel verileri kullanır, fakat görüşlere dayanır. Ayrıca, nişleri yakalamak durumunda. Biz bunu, “Delhi sorgulaması” denen sorgulama tekniği ile yapacağız. Daha sonra arz ve talep karşı karşıya gelecek ve denge sağlanmaya çalışılacak.

Çok talep edilen ve arzı mümkün teknolojileri Türkiye için ele alacağız. Bu süreç sonunda Türkiye için teknolojik öncelikli alanları belirleyeceğiz. Bu referans noktası hem özel kesime hem akademik camiaya hem de kamuya arge için destek verecek. Jenerik teknolojiler tüm dünyada olduğu gibi bizde de sıralanıyordu. Ama mesela bioteknolojiye tüm dünyada en gelişmiş ülkelerin bile kaynakları yetmiyor. Türkiye gibi bu alanda gecikmiş bir ülke için çok anlamlı değil.

Yani öncelikleri belirleyeceksiniz?

Evet, böylece öncelikler saptanacak. İki temel bağlantımız var. Bunları ortaya koyarken yaşadığımız süreci, ortaya koyulan bu vizyonu, daha erişilebilir kılacak olması. Çünkü, o zaman sahiplenilir olacak. Sahiplenme çok önemli. Adama, sahiplenme, eşgüdüm, iletişim, koordinasyon ve kavrama. Bu özelliklerini sağlanması ve erişilebilir kılması.

Türkiye’de sık söylenen bir şey vardır. Bir çok çalışma yapılır ama sonra raflarda tozlanır. Biz bu heyecanın, bu akibeti engelleyeceğini umuyoruz. Bu sadece kamunun bir sorumluluğu değil. Özel kesimde de aynı şekilde önemsenmesi gerekiyor.

Ne zaman sonuçlanacak?

Hedef tarih 2003. Ancak, bu öngörünün üzerindeki çalışmalar ve onun ayrıntılı bir proje haline getirilmesi, beklenenin üzerinde zaman aldığı için hedef tarih Aralık 2003. Ancak, tabi panellerin çalışması bunu etkileyecek. Temmuz sonunda çalışmaya başlayacaklar. Üst düzey işadamları ve diğer çok değerli isimler katkıda bulunacak. Bu emeğin karşılığı yok.
 
“BUNDAN YARARLANMAYI BİLMELİYİZ”

Bu çalışmaya eleştiriler var mı?

Tabi başka bakış açıları da bulunuyor. “Bu bir moda” diyenler var. Hakikaten bir moda gibi. “Hadi sizin teknoloji öngörünüz yok mu?” diyecekler neredeyse... “Malumun ilanı ile sonuçlandığını” söyleyenler de var. Aşırı uçta bunun her derde deva olduğu düşünülmesi tehlikesi var. Değil ama... Teknoloji öngörüsü yaptık diye tüm sorunlarımız çözülmeyecek. Bundan yaralanmayı bilirsek faydası olur. Bilmezsek israf olur. Türkiye şu anda tarihinin önemli krizlerinden birini geçiriyor. Şöyle eleştiriler de var; “Herkes yarın sabahı düşünürken, siz, ‘20 yıl sonraya bak’ söylemiyle kişilerin karşısına nasıl çıkarsınız?” Böyle eleştiriler de geliyor. Aldık ama özellikle sanayicilerle yaptığımız toplantılarda, onların hiç de o söylemde olmadığını gördük. Onlar şu şekilde yaklaşıyor: “Aslında biz birazcık kafamızı kaldırıp bakmayı öğrenemez isek, bu sürekli önümüze bakma durumunda bırakan krizlerden de hiç hiç kurutulamayacağız.” Bu söylem bizzat sanayicilere ait.

“BİLİŞİM DEVRİMİ YAŞIYORUZ”

Teknolojiye yön veren bir takım trendler var. Siz de bunlar üzerinden bu projeye karar verdiniz. Bu trendlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

YAYILGAN TEKNOLOJİLER Günümüzde jenerik, “yayılgan teknolojiler” önem kazandı. Bilişim teknolojileri paradigma değişimi yarattı. Bir “bilişim devrimi” yaşıyoruz. Artık bilişim, yazılım ve bilgisayardan çıktı. Ürünlere giydirilir hale geldi. Dolayısıyla, bu kesinlikle yönlendirici bir şey. Dünyayı etkileyen bir akım bilişim. Her ülkeyi etkiliyor.

NANO DEVRİM YOLDA  Benzer şekilde bioteknoloji ve gen bilim de önemli. Başta sağlık ve tarım olmak üzere, yaşantımızla ilgili her şeyi etkiliyor. Son derece yakından ilgilendiriyor. Bir de malzeme. Malzeme alanında da şimdi nano malzeme çıktı. Önümüzdeki yıllarda nano bilim ve teknolojileri devrimi olabilir. Avrupa Birliği buna öncelik verildi. Bu konudaki gelişmelerden de bağımsız düşünemeyiz. Global bilim ve teknolojideki eğilimler bunlar.

ETKİLENME TAKVİMİ  İster istemez etkileneceğiz. Bunun çok açık göstergesi de var. Etkileneceksiniz. Ama sizi etkileme takvimi çok farklı olabilir. Sizin çok rekabetçi olduğunuz bir alanda bu teknolojilerden etkilenme belki 10 yıl sonra olacak ya da yarın olacak. Bunu öngörmek durumundasınız. İşin önemli tarafı da bu.

Bizim yaptığımız çalışmadan ‘bilişim önemlidir’ sonucu çıkmayacak. Örneğin, Türkiye’nin rekabetçi olduğu alan tekstil. Bilişim tekstilde rekabetçiliği koruması için ne zaman gerekli hale gelecek? Örneğin e-terzi diye bir şey çıktı. Buna göre hedef koymalı!

“NEDEN VİZYON 2023?”

Ali Akurgal/Netaş Arge Direktörü

NETAŞ Arge Direktörü Ali Akurgal, Vizyon 2023’ün sanayi ve özel sektör için taşıdığı önemi şu şekilde dile getiriyor:

“Geçtiğimiz yıllarda önemli bir kriz yaşadık. Kriz, aslında farkında olmadığımız bir süreçler toplamının elle tutulabilir çıktısı idi. Toplum olarak yeniliklere çok açığız. İsviçreli araştırma kuruluşu IMD’nin yaptığı sıralamalarda Türkiye hemen her alanda 40’lı 50’li sıralarda iken, bu alanda ikinci durumda... Toplumumuz daha yüksek gönenç düzeyi istiyor. Bu çok olumlu. Ancak, bu noktaya nasıl varacağız? Bunu henüz çözemedik.

Günümüzde GSMH’sı kaba bir yaklaşımla 1500 doların üstüne çıkan topluluklarda bakliyat üretimi çekici gelmiyor. Türkiye bu sınırı aştığında ve tarım üzerindeki destekleme kalktığında bu alanı terk ettik
Artan gönenç düzeyimizin göstergesi olan GSMH’mız 2 bin 250 doları geçince, sıradan beyaz eşya maliyetleri, dünya satış bedelleri karşısında kâr bırakmaz olacaktır. Benzer şekilde 2 bin 800 dolar tüketim elektroniğinde, 4 bin dolar otomotivde eşik noktası olarak ileri sürülmektedir. Ancak, yalın olarak bakıldığında, 2003 yılında beyaz eşyayı, 2008 yılında televizyonu 2016 yılında da otomobil üretimini bırakacağız demektir.

İşte bu noktada sanayinin, bunları üretmeyecekse ne yapacağını bilmesi gerekir. Aslında birçok devlet, bu tür planlamalarını popülist olmayan politikalar ile belirleyerek geçiş süreçlerini bilinçli olarak yürütmektedirler. Bu yöntemi ilk uygulayan Japonya, ikinci dünya savaşı sonrasında hep önündeki 50 yıllık süreci ele almıştır, burada kendine hedefler koymuştur, ve o hedeflere doğru ilerlemiştir. Bu çalışmaya “öngörü” (forecast - tahmin)çalışması deniyor.”

“UZUN VADEDE ÖNÜMÜZÜ GÖRECEĞİZ”

Ali Akurgal/Netaş Arge Direktörü

Vizyon 2023’ün imalat sanayine katkısı nasıl olacak?

Türkiye’nin uzun erimde önünü görmesi gerekmektedir. Vizyon 2023 bu yola ışık tutmaktadır. Devlet de bu bilgiler ışığında hangi üretimi ne süreyle ayakta tutacağını, hangi yeni üretim alanlarına gireceğini belirleyecektir, belirlemelidir.

Olumsuz örneklerden etkilenen sanayi, köklü yatırımlar yerine sığ yatırımlara yönelmiştir. Sığ yatırımla elde edilen üretim olanağı çoğunlukla yalın işçiliğe dayalı, içindeki katma değeri düşük alanlarda olmaktadır. Bu ise üreticiyi küresel rekabet karşısında kolayca yenilebilecek bir rekabet gücü ile sınırlamaktadır. Sığ yatırımla elde edilen, düşük katma değerli ürünlere küresel boyutta rekabet üstünlüğü kazandırmanın bir yolu, yabancı parayı daha değerli kılmaktır. Sonuç devalüasyon. Devalüasyon olup gönenç düzeyi düşünce, toplum arzuladığı değil, ürettiği katma değerin alabildiği düzeyi yaşamaktadır.

Bu kısır döngüyü artan gönenç düzeyi yönünde kırmanın yolu, siyasi iradenin sonuna kadar arkasında duracağı bir gelişme planı yapılması ve uygulanmasıdır. Bu planda ülkeye yararı olacağı belirlenmiş alanlarda gerekli yatırımın yapılabilmesini sağlamak üzere gerekli teşvikler uygulanmalıdır. Günümüzde, verilen ArGe teşviklerinin oranı böyle bir plana dayanılarak belirlenmemektedir. Halbuki değişen oranlarda destek verilmelidir. Kritik teknolojiler için, bunlar arasında da farklı farklı daha yüksek oranlar uygulanmalıdır. Dahası, acil teknolojiler için belki de tüm giderler karşılanmalıdır.”
 


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz