Beyaz eşya sektörü 2025 ilk 9 ayda üretimde yüzde 9, iç satışlarda yüzde 6, ihracatta yüzde 8 daraldı.
Küresel talep düşüşü, maliyet artışı ve Uzak Doğu rekabeti sektördeki baskıyı artırırken BSH Türkiye CEO’su Alper Şengül, “Üç yıldır süren talep daralması dış pazarlarda siparişleri, iç pazarda ise satış hacmini azaltıyor. İç pazarın canlılığı tüketici refahının yanında üretim, istihdam ve tedarik zincirinin korunması için kritik” diyor.
Hande Yavuz Çalık / [email protected]
Capital Dergisi / Aralık 2025
OECD’nin Eylül 2025 raporu, küresel büyümenin 2025’te yüzde 3,2’ye, 2026’da yüzde 2,9’a gerileyeceğini öngörüyor. Sektörün yeniden nasıl toparlanabileceğini Alper Şengül’le konuştuk.
2025 Ocak-Eylül döneminde üretim yaklaşık yüzde 9 düşmüş görünüyor. Siz bu düşüşü neye bağlıyorsunuz?
Son 3 yıldır devam eden küresel talep daralması ve ekonomik yavaşlama, sektörün dış pazarlarda sipariş hacimlerini düşürürken bu da üretim adetlerine yansıyor. Ayrıca artan girdi, enerji ve finansman maliyetleriyle ticaret politikalarındaki belirsizlikler sektörün rekabet gücünü zayıflatıyor. Küresel piyasalarda yakın vadede belirgin bir iyileşme beklenmemesi de bu baskıyı artırıyor.
Aynı dönem iç satışlarda yüzde 6 daralma var. İç talepteki zayıflığın ana nedenleri neler?
Beyaz eşya artık günlük yaşamın temel ihtiyaçları arasında. Dolayısıyla, iç pazarın canlılığını koruması yalnızca tüketici refahı değil, üretim sürekliliği, istihdam ve tedarik zinciri dengesi açısından da kritik önem taşıyor. Tüketicilerin ihtiyaç duyduğu anda ürün satın alma ya da mevcut ürünlerini yenileriyle değiştirme eğilimine ve gücüne sahip olması, pazarın sağlıklı işleyişi için belirleyici. Bu nedenle, tüketicilerin alım gücünü koruyacak ve finansal erişimini kolaylaştıracak adımların atılması, iç pazarın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.
İhracat tarafında yüzde 8’lik bir düşüş var. Avrupa ve diğer dış pazarlarda hangi riskler ve baskılar öne çıkıyor?
Artan girdi, enerji ve finansman maliyetleriyle ticaret politikalarındaki belirsizlikler, rekabetçiliğimizi kırılganlaştırıyor. Ayrıca dış pazarlarda Uzak Doğulu oyuncuların rekabetçi maliyetlerle elde ettikleri pazar payı kazanımları da sektörümüz üzerinde ilave baskı oluşturuyor. Sektör açısından öncelikli ihtiyaç, üretim ve ihracat rekabetçiliğini koruyacak politika istikrarının sağlanması. Ek olarak iç talebin güçlenmesi için tüketicilerin satın alım gücünü destekleyecek düzenlemeler de sektörün büyüme ivmesini yeniden yakalamasına katkı sağlayacaktır.
Sektörün 2025’in 2. yarısında toparlanması için temel katalizörleri neler olabilir?
Sektörün yeniden büyüme trendine girebilmesi için girdi maliyetlerinin dengelenmesi ve yurt dışında rekabeti zayıflatacak ilave yüklerden kaçınılması kritik önem taşıyor. İç pazarın yeniden hareketlenmesi de her zamankinden daha kritik hale gelmiş durumda. Bunun yanında en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa’daki talebin toparlanması, faiz oranlarının düşmesi, tüketicilerin alım gücünü koruyacak ve finansal erişimini kolaylaştıracak adımların atılması yılın geri kalan döneminde iç pazardaki canlanmayı destekleyebilir.
Tüketici tarafında “yenileme talebinde” nasıl bir eğilim gözleniyor?
2010’lu yıllar ve öncesine ait tüm araştırmalar, tüketicilerin bir ürünü minimum 10 yıl kullanma eğiliminde olduğunu gösteriyordu. Bu süre, çamaşır makinesi ve özellikle buzdolabında 12 yılı geçebiliyordu. Satın alımların önemli bir bölümü kullanım ömrünü tamamlayan ürünlerin yenilenmesi amacıyla gerçekleşiyor.
Ürün değiştirme süresi uzuyor mu? Hangi kategorilerde bu eğilim daha belirgin?
Türkiye’de ürünlerin hala uzun süreli kullanıldığını söyleyebilsek de 2010’lu yıllarla kıyasladığımızda ürün kullanım süresi beklentisinde bir miktar kısalma söz konusu. Bu değişim özellikle hızlanan inovasyon döngüsüyle birlikte sanayinin daha enerji verimli ve teknolojik açıdan gelişmiş ürünleri piyasaya sunabilme kapasitesiyle de yakından bağlantılı. Tüketiciler de bu yeniliklere erişim isteğiyle ürünlerini daha sık yenileme eğiliminde.
Giriş seviyesi / premium segment ayrışması 2025’te sizce nasıl seyrediyor? Tüketici daha değer bazlı mı davranıyor?
Genel ekonomik koşulların etkisiyle bir kısım tüketicinin giriş seviyesine yöneldiğini, ürün ve markalar arasında bu seviyede geçişler olduğunu gözlemliyoruz. Fakat bu geçiş premium segmentten giriş seviyesine doğru bir kayış şeklinde değil. Premium tüketicisi, ilgili ürün segmentleri ve görece niş ürünlerde talebini koruyor. Üst segmentlerde inovasyon, tasarım ve ürün deneyimi gibi unsurlar öne çıkmaya devam ediyor.
Enerji verimliliği yüksek ürünlerde talepte değişiklik görüyor musunuz?
Türkiye’de Bosch, Siemens, Gaggenau ve Profilo markalarımızla tüketicilerimizin evdeki yaşam kalitesini artıran ürün ve hizmetler sunuyoruz. Tüketiciler gerek bütçelerini gözeterek gerek sürdürülebilir tüketime katkıda bulunmak amacıyla enerji verimliliği yüksek ürünlere yöneliyor. Hedefimiz, inovasyon ve maliyet optimizasyonlarıyla her yıl ürünlerimizin enerji performansını daha da iyileştirmek, aynı zamanda yüksek verimlilik seviyelerini daha geniş kitlelere doğru yaygınlaştırmak. Home Connect teknolojimiz sayesinde tüketicilerimiz ürünlerini uzaktan yönetebiliyor, enerji tüketimini takip edebiliyor ve olası teknik sorunlarda hızlı destek alabiliyor. Yazılım güncellemeleriyle güncelliğini koruyabilen, yüksek konfor ve güven sunan bu akıllı cihazlara olan talep her geçen yıl artıyor.
2026-2027 dönemi için sektörün ana yatırımları hangi başlıklarda olacak?
Önümüzdeki dönemde sektör yatırımlarında enerji verimli teknolojiler, dijital dönüşüm, robotik üretim sistemleri ve yapay zeka destekli Ar-Ge çalışmaları öne çıkacak. Ayrıca çevreye duyarlı ve kaynak verimliliğini artıran sürdürülebilir üretim çözümleri de bu dönüşümün önemli bir parçasını oluşturacak. Bağlanabilirlik ve akıllı cihaz entegrasyonu gibi alanlarda yapılan yatırımlar, tüketici beklentilerine yanıt verecek şekilde ürünlerin kişiselleştirilmesini ve enerji kullanımının optimize edilmesini sağlayacak.
Sektörde iç talebi destekleyecek mekanizma ne olur?
OECD Eylül 2025 raporunda, küresel büyümenin 2025’te yüzde 3,2, 2026’da ise yüzde 2,9 seviyesine gerilemesi bekleniyor. Euro Bölgesi’nde 2025’te sınırlı bir toparlanma görülse de 2026’da yeniden ivme kaybı olacağı düşünülüyor. Bölgedeki ekonomik aktivitenin de genel olarak zayıf ve kırılgan seyrinin devam edeceği öngörülüyor. Talebin yavaşlaması ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler ihracat hacminde güçlü bir artış olasılığını zayıflatıyor. Bu görünümün, sektörümüzde durağan ve temkinli bir tabloya işaret ettiğini söyleyebiliriz.
Türkiye ve dünya ekonomisine yön veren gelişmeleri yorulmadan takip edebilmek için her yeni güne haber bültenimiz “Sabah Kahvesi” ile başlamak ister misiniz?