Su altının bir müziği var

Özge Kılıç Güler’le dalgıçlığı, sualtını ve deneyimlerini konuştuk...

10.03.2020 12:11:000
Paylaş Tweet Paylaş
Su altının bir müziği var

Nil Dumansızoğlu

ndumansizoglu@capital.com.tr

Yaklaşık 20 yıldır profesyonel dalgıç olan Asus Türkiye Genel Müdürü ÖZGE KILIÇ GÜLER, su altının uçsuz bucaksız derinliklerinden çok etkileniyor. Daldığı zaman kafasını meşgul eden her şeyi su üstünde bıraktığını söylüyor ve “Aşağının bir müziği, yaşam dili var. Ona ayak uydurmaya çalışıyorsunuz. Bu anlamda bence çok iyi bir rehabilitasyon yöntemi” diyor.

2000'li yılların başında dalış yapmaya başlayan Asus Türkiye Genel Müdürü Özge Kılıç Güler, derinlik korkusunu yenmek için dalmayı seçti. Suyun derinliklerine doğru oluşan karartılardan ürktüğünü, bunu aşmak istediğini anlatan Güler, bugün pek çok sertifikaya sahip profesyonel bir dalgıç. Hamilelik süreciyle 1,5 yıl ara vermek zorunda kalsa da yaz kış demeden ayda bir kere mutlaka dalış yapmaya gidiyor. Eşi de ondan daha ileri seviyede bir dalgıç ve eğitmen. Suyun keşfedilemeyen uçsuz bucaksız derinliğinden çok etkilendiğini söyleyen Güler, “Daldığım zaman o dünyaya giriyorum. Aşağının bir müziği, yaşam dili de var. Bu anlamda bence çok iyi bir rehabilitasyon yöntemi” diyor. Doğal yaşamı da koruma konusunda çok hassas olan Güler, dönem dönem sosyal sorumluluk dalışı yapıp su altını temizlediklerini söylüyor ve ekliyor: “Özellikle teknelerin yanaştığı koylardan çıkanlara inanamazsınız. En çok şampanya bardağı ve toka çıkıyor ki tokaları maalesef denizaltı canlıları yiyor ve zarar görüyorlar.” Özge Kılıç Güler’le dalgıçlığı, sualtını ve deneyimlerini konuştuk: 

 Dalgıçlığa nasıl başladınız? 

 Suyun karanlık tarafından biraz ürkerdim. İçinden ne çıkacağı belli olmayan o karartı beni korkuturdu. Bunu aşmam gerektiğini düşündüm ve bunun da bilmediğim o yeri görüp tanıyarak olabileceğine inandım. 2000’li yıllarda, 30’lu yaşlarımın başında bir arkadaş grubuyla deneyerek ilk adımı attım. 

 İlk yıllar nasıldı? 

 İlk başlarda Türkiye’de genel olarak Kaş’ta dalış yaparsınız. Daha sıcak ve kolay bir deniz. Saroz, Ayvalık, Çanakkale gibi denizler için daha tecrübeli olmanız gerekiyor. Ben de Kaş’ta başladım. İlk zamanlarda çok heyecanlı geçiyordu. Su altında gördüğüm Caretta’lar, balıklar, mercanlar çok etkileyiciydi. Tabii böyle heyecanlanınca tüpü çok hızlı bitiriyorsunuz. Çünkü dalışta nefesinizi kontrol etmek çok önemli, aşağıda kalma süreniz bununla alakalı. Normalde 200 barla dalarsınız. 40 dakikanın sonunda çoğu kişi 100 barla yukarı çıkarken benim tüpüm 20 bar gibi bir limite kadar düşüyordu. 

 Peki su altı canlılarıyla onların doğal ortamında birlikte olmak korkutucu muydu? 

 Evet. Örneğin Kaş’ta ilk dalışlarımdan birinde, yüzeye çıkıp aşağı inen kocaman bir Caretta üzerime üzerime geldi ve o an aklımdan geçen ilk düşünce “Keşke koşabilsem!” oldu. Hatta o korkuyla istemsizce koşma girişiminde de bulundum. Ancak o yanımdan geçti ve gitti. Umurunda bile olmadım. O an boşuna stres yaptığımı anladım. Onları rahatsız etmediğimiz, sürece bizi sıradan deniz canlıları olarak görüyorlar. 

Başınıza kötü bir olay geldi mi?

 Gelmedi ama çok hikaye dinledim. 26 metrenin altında, azot sarhoşluğu yaşıyorsunuz. Halüsinasyon görebiliyor, bilincinizi kaybedebiliyorsunuz. Bu noktada mantıklı olmayan davranışlarda bulunabiliyorsunuz. Alışkın değilseniz bunu yönetemezsiniz. Zaten federasyon kurallarına göre tek başınıza dalamazsınız, mutlaka bir badiniz olmalı. Alışık değilseniz, yeterince tecrübeniz yoksa badinizin sizden daha tecrübeli olması gerekiyor. 

 Siz şu an hangi seviyedesiniz? 

 İleri seviyedeyim. CMAS Tek Yıldız (maksimum 18 Metreye dalar), Padi Advanced Open Water (maksimum 30 metreye dalar, minimum 3 uzmanlıkla bröve alır), Zenginleştirilmiş Hava Dalgıcı (Enriched Air Diver), Mercan Resifinin Korunması (Coral Reef Conservation Diver), Proje Duyarlı Dalgıç (Project Aware Diver), En Yüksek Performans Yüzdürme (Peak Performance Buoyancy) lisanlarım var. Dönem dönem dalıcı grubu olarak sosyal sorumluluk dalışı yapıp su altını temizliyoruz. Özellikle teknelerin yanaştığı koylardan çıkanlara inanamazsınız. En çok şampanya bardağı ve toka çıkıyor ki tokaları maalesef denizaltı canlıları yiyor ve zarar görüyorlar. 

 Suyun altında kaç dakika durabiliyorsunuz? 

 Normal şartlarda, 20 metre gibi bir derinlikte 40-50 dakika kalabilirsiniz. 20 metrenin daha altına indiğinizde tüp kullanma süreniz kısalır. Tabii bu dingin bir dalış için geçerli. Bir aksiyon yaşarsanız daha fazla oksijen harcadığınız için tüpünüz daha hızlı biter. 

 Eşiniz de sizin gibi dalgıç mı? 

 Evet. Aslında ben ondan önce başladım ama boynuz kulağı geçti. Hamilelik ve doğum süreci nedeniyle 1,5 yıldır dalamıyorum. Hamilelik ve doğum sürecimde o durmadı, yol aldı. Eşim benden ileri seviye dalıcı IDC Staff olarak geçiyor ve global seviyede eğitmen yetiştiriyor. Hatta bu yıl yaklaşık 50 öğrenci yetiştirdi ve bröve kesti. 

 Tekrar ne zaman başlayabileceksiniz? 

 Bu yaz dalarım diye düşünüyorum. 

 Kızınızı da alıştırmak gibi düşünceniz var mı? 

 Evet, bizim iyi olduğumuz bir konuyu ona öğretmek görevimiz diye düşünüyorum. Eğer ilgisini çekerse tecrübelerimizi aktarır ve elimizden geleni yaparız. 

 Hamilelik sürecini saymazsak ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz? 

 Bebekten önce her ay bir yere dalıyorduk. Yeni yılı Kaş’ta geçirmişliğim bile var. 

 Dalış yapmak size nasıl hissettiriyor? 

 Bizim gibi insanların kafası sürekli dolu oluyor. Daldığım zaman o dünyaya giriyorum, su üstünde yaşadığım su üstünde kalıyor. Aşağının bir müziği, yaşam dili de var. Ona ayak uydurmaya çalışıyorsunuz. Bu anlamda bence çok iyi bir rehabilitasyon yöntemi. İkincisi de grup olarak yaptığınız bir iş olduğu için güzel bir sosyalleşme aracı oluyor. Bazen hiç tanımadığınız insanlarla tanışıp iyi arkadaşlıklar kuruyorsunuz. 

 Sizce su altının en etkileyici tarafı ne? 

 Canlılar, birbirleriyle çok uyum içinde yaşıyor. Kimse kimseye besin zinciri dışında bulaşmıyor. Uçsuz bucaksız bir derinlik var. O derinlik beni etkiliyor.


“BALİNALARLA DALMAK İSTİYORUM”

TARİHE ŞAHİT OLMAK
Fotoğraflarda yer alan ve en çok keyif aldığım dalış noktası, Süveyş Kanalı’nda 1941 yılında Alman uçakları tarafından batırılan SS Thistlegorm batığı. Çanakkale’de bir İngiliz taşıma gemisine dalmıştım. Savaş sonrasında geri çekilirlerken kendilerinin batırıp gittiği gemiler bunlar. Daldığınızda o günleri hayal ediyorsunuz. Batık ya da mağara dalışlarında en çok üzerime bir şey düşer diye korkuyorum ama çok değer katıyor. Bilmediğiniz bir şeyi araştırıp öğreniyorsunuz, genel kültürünüze de katkısı oluyor.
EN BÜYÜK HAYAL Bundan sonra cesaret edebilirsem balina ve köpek balıklarıyla dalmak istiyorum. Şimdilik bu fikre alışma aşamasındayım. En çok gitmek istediğim yerler ise Meksika’daki mağara dalışları. Onun dışında, kuzeyde buzullarda balinalarla birlikte dalış yapılıyor, onu da merak ediyorum. Önümüzdeki dönemde bu hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum.



“SU ALTI CANLILIĞINI KORUMALIYIZ”

EN BÜYÜK SORUN 
Türkiye’de Kaş, Bodrum, Datça, Saroz Körfezi, Çeşme, Ayvalık en çok dalış yapılan noktalar. Ancak buralarda su altı canlılığı giderek azalıyor. Çanakkale dışındaki batıkların yüzde 99’u, turistik amaçlı batırılmış eski uçak ve gemiler. Ancak dalışa ilgi çekmek için batık yaratmak yerine en önemli bir görevimizin su altı canlılığını korumak olduğunu düşünüyorum. Av yasaklarına uymalı uydurmalı, trol ve gırgır gibi su altı üremesine zarar verecek tüm uygulamaları önlemeliyiz.
TEHLİKELİ VERİLER Uluslararası İklim Değişim Paneli’nin (IPCC) yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’nin 2030 yılına kadar kurak bir iklimin etkisinde kalacağı ve sıcaklıkların ortalama 2-3 ºC daha artacağı öngörülüyor. Küresel ısınma sebebiyle ülkemiz sularına güney bölgelerden balık göçleri oluyor. Ancak bu balıklardan sadece yüzde 10’unun ekonomik değeri var; diğer türler Balon ve Aslan Balığı gibi tehlikeli ve ölümcül türler, su altı canlılığını tehlikeye atıyor.
ÖNLEM ALINMALI Yine küresel ısınma nedeniyle son 30 yılda Karadeniz’deki ekonomik öneme sahip balık türü sayısının 26’dan 6’ya düştüğü ortaya çıktı ki hamsilerin de kuzeye doğru ilerlediği güncel bilgiler içerisinde yer alıyor. 1988 yılında yaklaşık 300 bin ton çıkarılan hamsi, günümüzde 10 bin tona bile zor ulaşıyor. Bu sorunlara müdahale etmek için önümüzde görünen sadece 10 yılımız var. Sonrasında her şey için geç olabilir.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz