Dünyanın en güçlü ülkesi hangisi?

Artık Batı’nın, Çin’in sadece başka seçenek kalmadığında liberalleşeceğini kabul etmesi gerekli...

23.01.2015 14:28:470
Paylaş Tweet Paylaş
Dünyanın en güçlü ülkesi hangisi?

DÜNYANIN EN GÜÇLÜ ÜLKESİ HANGİSİ?

Batı’da Çin’deki büyümenin hem ekonomik reformu hem de liberalleşmeyi sağlayacak bir itici güce sahip olduğu düşünülüyor. Bu durumun da Çin’i daha öngörülebilir, global statükonun bir savunucusu ve uluslararası politikada “sorumluluk taşıyan bir hissedar” yapacağı varsayılıyor.

Ancak artık Çin’in gelişmiş bir ülke olmasından çok daha önce dünyanın en büyük ekonomisine sahip olacağını kabul etmek gerekiyor. Global ekonomik istikrar için giderek daha önemli hâle gelirken bile, baskıcı devlet yapısı Çin ekonomisi için uzun vadeli sorunlar üretmeye devam edecek ve Çin’in otoriter politikacıları da daha yüksek karışıklık riski yaratacaktır.

Batılıların günümüzde Pekin’den gelen mesajları yanlış okuması doğal. Xi, “Çin Rüyası”nın öneminden söz ederken iyi bir işe sahip olmaya, bir ev satın almaya, orta sınıfa dahil olmaya ve yükselen bir hayat standardı tutturmaya dair Amerikan zihniyetini kast etmiyor. Elbette bunlar her yerde olduğu gibi Çin’de de önemli. Ancak Xi’nin rüyası esas olarak bir ulusal diriliş çağrısıdır. Bir ulusal haklar savunusu ve Batılı ideallerin evrensel olmadığına, Çin’in kendi değerleri ve planları olduğuna dair bir iddia.

Xi, Çin’in “enerji devrimi”nden söz ederken sadece piyasa tarafından yönlendirilen teknolojik inovasyonda bir artıştan bahsetmiyor. Kirli hava ve sudan kaynaklı halk öfkesini yatıştırarak ve yabancı kaynaklara ve teknolojiye bağımlılığı azaltarak politik iktidarı elinde bulunduran egemen partinin tekelini korumak için tasarlanmış bir enerji sektörünün tümden revizyonunu da kast ediyor.

KAMU ÖN PLANDA

Ayrıca, Çin’in devlet kapitalizmi diri ve iyi durumda. Hükümet kamu kuruluşlarını özelleştirmek yerine piyasa değeri bakımından ıslah etmeye çalışıyor. Dünyanın en büyük yedi kamu kuruluşunun tamamı Çinli. Geçen yıl Çin’in en fazla ciro yapan 500 şirketinin 300’ünü kamu kuruluşları oluşturuyordu. Devlet tarafından yönlendirilen büyüme yıllardır Çin ekonomisini ileriye doğru iteledi, ama orta sınıf ülkesi olma güdüsü bir gün gelecek, ülkenin liderlerini devasa kamu kuruluşlarına yaslanmaktan vazgeçip, giderek daha iyi eğitimli hâle gelen nüfusun maharetine ve inovatif potansiyeline güvenmeye zorlayacaktır.

Politik liberalleşme de öyle kolay olmayacaktır. Çoğu insanın ortalama Çin vatandaşından açık arayla daha zengin ve havanın görece daha temiz olduğu Hong Kong’u ele alın. Ancak, Hong Konglular Çinlilerden daha fazla özgür değil. Ulusal basın özgür değil. Vatandaşlar serbest seçimlerde oy kullanamıyor. Bireyin haklarını değil, devletin haklarını korumak üzere tasarlanmış bir sisteme tâbi olmaya devam ediyorlar. Bu durum hukukun üstünlüğü değil, hukuku kullanarak üstünlük sağlamak anlamına geliyor.

Çinliler ve Amerikalıların çok benzer olduğu bir nokta var: Liderler daima kendi uluslarının istisnai olduğunu söyler. Ancak, yükselen halk öfkesini akacağı menfezlerin sınırlı olduğu ve ulusal kızgınlığın komşu ülkelerle yaşanan çelişkilere yönlendirilebileceği bir durumda, ulusal bir kimlik duygusu ve öz tatmin, özellikle de gelişmekte olan bir ülkede tehlike taşımaktadır. Bilhassa Tayvan’la ilişkiler 2015’te daha sıkıntılı bir hâl alabilir. Xi Jingping’in, Çin Rüyası ya da Çin’in enerji devriminden söz ederken Amerika’nın Obama’sından, Almanya’nın Merkel’inden, Japonya’nın Abe’sinden, Hindistan’ın Modi’sinden ve Brezilya’nın Rouseff’inden çok, Rusya’nın Putin’ine benzemesinin nedeni budur.

Tüm bu nedenlerle, artık Batı’nın, Çin’in liberalleşmesinin sadece başka seçenek kalmadığında gerçekleşebileceğini kabul etmesinin vaktidir. Çin liderliğinin iktidarı paylaşmaya dair gönülsüzlüğü, ülkede bilgi ve öngörülemez fikirler akışıyla birlikte bir gün gelecek Çin ekonomisindeki çelişkileri artıracak ve mevcut sistemin çöküşünü zorlayacaktır. Ancak o gün, henüz ufukta görünmüyor. Çin ekonomisi 2015’te daha da fazla büyüyecek ve yetenekli liderler iktidar tekellerini sürdürecektir. Çin’in kaderi, uluslararası politika ve tüm global ekonomi için daha önemli hâle gelecektir.


 


YAZARIN DİĞER YAZILARI TÜMÜNÜ GÖRÜNTÜLE

Yorum Yaz