Refahın ekonomik kriterleri

Gayrisafi yurtiçi hasıladan daha iyi bir başarı kriteri var mı?

1.02.2012 00:00:000
Paylaş Tweet Paylaş
Refahın ekonomik  kriterleri


Mutluluğun ölçülmesi
Bir "umumi" endeks oluşturmak için veri setleri üzerinde işlem yapmanın bir diğer alternatifi de onları temsil etmenin daha iyi yollarını bulmaktır. 1990'ların sonlarında Hans Rosling gelişmekte olan dünyada tıp stajyerliği yapmasının ardından onlarca yıl geçtikten sonra İsveç'in Karolinska Enstitüsü'nde global sağlık üzerine ders vermeye başlamıştı. Şahit olduğu ilerlemenin karmaşık hikayesini yazmakta zorlandığı için her ikisi de sanatçı olan oğlundan ve üvey kızından yardım istemişti. Ortaya daha sonra Google tarafından satın alınan ve farklı göstergelerin zaman içinde nasıl değiştiğini canlandıran bir yazılım çıkmıştı. Rosling'in çılgın spor spikerliği canlandırmalarıyla dolu bu ürün beklenmedik bir şekilde GSYİH sıralamalarına müthiş bir alternatif olmuştu. Ne kadar müthişti? Rosling'in 2006 yılındaki TED konferansında yaptığı konuşma, çevrim içinde 3,8 milyon kere izlenmişti. Bugün ekonomik ve diğer verilerin tek bir rakam veya sıralı bir liste yerine bir göstergeler panosunda daha iyi temsil edilebileceği fikri halen uzmanlar ve politika yapıcılar tarafından ciddiye alınmıyor. Sarkozy'nin 2009 tarihli GSYİH alternatifleri raporunda 78 defa "pano" kelimesi geçiyor. Ancak pano nosyonu kamuoyunun bilincinde henüz oturmamış durumda. Onların asıl akıllarında kalan ve Sarkozy'nin raporunda 29 kere kullanılan kelime ise "mutluluk". Bu belki de hiç şaşırılmaması gereken bir durum. Sonuçta mutluluk Jeremy Bentham'ın zamanında maksimumlaştırmaya çalıştığı bir şeydi. 1950'lerde ve 1960'larda psikologlar ve sosyologlar onun rakamlarla ifade edilip edilemeyeceği konusunu tekrar açmışlardı. O zamanlar kamuoyunun nabzını tutmakta en önemli ölçüm olmaya yeni yeni başlayan kamuoyu anketleri bu çabanın en bariz aracıydı. Ekonomist Richard Easterlin, mutluluk tartışmasını kendi uzmanlık alanına taşıyarak 1974 tarihli araştırmasında ulusal mutlulukla ilgili kamuoyu anketlerinin sonuçlarının kişi başına gelir rakamlarıyla pek de uyuşmadığına işaret etmişti. Aynı ülkede yaşayan zengin insanlar genellikle yoksul olanlardan çok daha mutluydu. Ancak zengin ülkelerin illa da fakir ülkelerden daha mutlu olmaları gerekmiyordu ve belirli bir noktadan sonra gelirdeki artış zaman içinde mutluluğu artırmıyordu. Easterlin adıyla anılan bu paradoksun diğer ekonomistlerin de dikkatini çekmesi için bir hayli uzun bir süre geçmesi gerekmişti. Ancak psikolojik araştırmaları ciddiye alan davranışsal ekonominin yeni yeni serpilip budaklanmasıyla birlikte mutluluk ve refah hakkında yapılan araştırmalarda resmen bir patlama yaşandı. Bu eğilimin ardındaki asıl ateşleyici güç ise 1970'lerde iktidara geldikten kısa bir süre sonra gayrisafi mutluluk hakkında konuşmalar yapmaya başlayan eski kral Jigme Singye Wangchuck'ın yaşadığı Bhutan örneğiydi. 1987 yılında Financial Times'ın kendisiyle yaptığı bir söyleşi sayesinde Bhutan'a göç edenlerin mutlulukları hakkında dünyaya uzun bir mesaj göndererek ve kralı sonunda GUM'ı kalkınma göstergeleri ve kamuoyu anketleriyle ölçülebilecek yeterince somut şeyleri de kapsayacak konuları içerecek şekilde değiştirmeye ikna ederek dünyanın kendi görüşleri çerçevesinde gözünü açmasını sağlamıştı. Mutluluk araştırmalarına artan ilgi aynı zamanda Easterlin paradoksunun da yeniden ele alınmasına yol açmıştı. Betsey Stevenson ve Justin Wolfers isimli ekonomistler, onlarca yıllık anket sonuçlarını tekrar değerlendirdikten sonra bu paradoksun en azından zengin ülkelerdeki insanların fakir uluslardan daha mutlu olmadıkları kısmının aksini ispat ederek 2008 yılında manşet olmuşlardı. Onlar artan gelirin zaman içinde mutluluğun da artmasını sağlayamayacağı iddiasını toptan çürütememişti. Ancak ortaya koydukları kanıtlar suyun bulanmasına kesinlikle yetmişti. Bu arada diğer araştırmacılar da insanlara kendi yaşamlarından ne kadar hoşnut olduklarını soran mutluluk anketleri ile belirli zamanlardaki duygusal durumlara odaklananlar arasına mesafe koymaya başlamıştı. Bunlardan birincisi doğrudan gelire bağlıyken ikincisi ise değildir. Davranışsal ekonominin öncülerinden psikolog Daniel Kahneman, uzunca bir süredir ekonomist Alan Krueger (Obama'nın şimdiki Ekonomik Danışmanlar Konseyi'nin başkanı) ile birlikte ABD'de "ulusal zaman hesapları" yaratılması için çalışıyor. Bunlar ileride İşgücü İstatistikleri Dairesi'nin 2003 yılından beri yaptığı zaman kullanımı anketleri ve ekonomik değer ile belki de mutluluk ölçümleri ile birleştirilecekler. Bu kavram refah araştırmasına kendine has hesaplama doğruluk paylarını uygulayacak ancak farklı rakamlar dakikalar kullanacak. Daha da önemlisi ise çıkar gruplarının ona muhalefet etmeleri için hiçbir nedenlerinin kalmaması.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz