‘Rekabetçiliğin Yeni Cesur Dünyası’ Neyi Değiştirecek?

“Top Class Competitors” kitabının yazarı Prof. Stephane Garelli, rekabet konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri. Rekabeti şirketleri motive eden ve kârı getiren bir araç olarak görüyor. G...

1.05.2006 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

“Top Class Competitors” kitabının yazarı Prof. Stephane Garelli, rekabet konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri. Rekabeti şirketleri motive eden ve kârı getiren bir araç olarak görüyor. GE, Johnson&Johnson, Apple gibi dünya devlerini bu anlamda başarılı bulan Garelli, “Rekabetten kaçış yok” diyor. Ona göre şirketler büyümek için global düşünmek, iyi ve ucuza çalışmak zorunda. Rekabetçi zihniyete sahip yöneticilerin önemine de değinen Garelli, onları enerjik, hızlı karar veren, esnek, yenilikçi ve motive edici olarak tanımlıyor. “Rekabetin bu yeni cesur dünyasında başarıyı ancak bu özelliklere sahip olanlar yakalayacak” diye konuşuyor.

hedİş dünyasında rekabet şirketler için hayati önem taşıyor. Ancak globalleşen dünya düzeni rekabeti gün geçtikçe daha da zorlaştırıyor. Rekabet şirketleri daha iyi performans göstermeye ve değişmeye zorluyor. Rekabet konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından Prof. Stephane Garelli, “Top Class Competitors” (Üst Sınıf Rekabetçiler) kitabında şirketlere bu alanda nasıl başarılı olacaklarının sırlarını veriyor. Onlara rekabetçiliğin yeni dünyasında ayakta kalmanın yollarını gösteriyor.

Garelli, rekabeti bir ülkenin, şirketin ya da insanın tüm yetkinliklerini yönetme becerisi olarak tanımlıyor. Rekabetçi olmak isteyen ülkelerin öncelikle ticaretin yürümesi için gerekli çevreyi oluşturması, sonrasında da sosyal ve geleneksel altyapıya önem vermesi gerektiğini söylüyor. Ona göre, şirketlerin, teknoloji ve yatırımları yönetmenin ilerisine geçerek, insanları da yönetmeleri gerekiyor.
Garelli, rekabetçiliğin ülkeler, şirketler ve insanlar için yeni bir sistem de oluşturduğuna değiniyor. Rekabetçilikle gelişen bu yeni dünyayı ise şöyle tanımlıyor: “Rekabetçiliğin yeni, cesur dünyasında herkes rekabetçiliğin kurallarına maruzdur. Rekabetçiliğin yeni dünyası açık ve şeffaftır. Bu dünya çok hızlı ilerler. Bu sadece en verimli olanların değil, aynı zamanda yeni çevreye en hızlı adapte olanların kazandığı bir dünyadır. Sadece ekonomi ile ilgili değil, eğitim, motivasyon, değer sistemi, toplumu nasıl yönettiğiniz ile ilgilidir.”

Prof. Stephane Garelli ile globalleşmenin zorlaştırdığı rekabet koşulları ve rekabetçi dünyada başarılı olmanın sırları üzerine konuştuk:

REKABETÇİLİK NEDİR?
Rekabetçilik, bir ülke için refaha, bir şirket için kârlılığa katkıda bulunan bir araçtır. Bence rekabetçilik, bir ülkenin ya da şirketin yetkinliklerinin bütünlüğünü yönetebilme becerisidir. Olimpiyatlarda 100 metre koşan ve altın madalya alan birini düşünün. “Neden kazandı” sorusuna çoğu insan “Hızlı koştuğu için” cevabını verir. Rekabetçiliğe bakarsanız bir adım ileriye gidiyoruz. Hızlı koştuğunu kabul etmekle birlikte diyoruz ki, büyük ihtimalle iyi ayakkabıları, iyi bir eğitimi, iyi bir diyeti, iyi bir hazırlığı vardı. Kazanan kişinin bu altın madalyayı almak için tüm yetkinliklerini yönetmesini dikkate alıyoruz.

Aynı şey, bir ülke için de geçerli. Örneğin Türkiye için yüksek rekabetçilik, GSYİH’deki büyümeden fazlası demek. Bu aynı zamanda Türkiye’nin eğitim, teknoloji, altyapı gibi tüm yetkinliklerinin de yönetilmesi. Yani rekabetçilik çevrenizdeki her şeye bakmak anlamına geliyor.

REKATÇİ OLMANIN YOLLARI
Artık global bir dünyada yaşıyoruz. Ülkeler, şirketler, insanlar rekabetten dolayı kolay zarar görebilirler. Çünkü bundan korunup saklanabileceğiniz bir yer yok. Bu yüzden insanların rekabetçilik mekanizmasını anlaması gerekiyor. Tabii bu mekanizma bir ülke, bir girişim ya da bir birey olmanıza göre değişiyor.

Temel olarak rekabetçi olmak ve refahı artırmak isteyen bir ülke ekonominin, hükümetin, girişimciliğin, altyapının iyi yönetildiğinden emin olmalı. Bence bir ülke için rekabetçilik açısından altyapı yeterliliği çok anahtar bir unsur.

Girişimlere gelirsek, bence yapmaları gereken, teknoloji ve yatırımları yönetmenin ilerisine geçerek, insanları da yönetmek. Çünkü bu şekilde rekabetçilikten çok daha fazlasını elde edebilirler.

ÜLKELER NE YAPMALI?
Ülkelerin rekabetçi olmaları, kesinlikle şirketlerden daha zor. Bence bu konuda önemli birkaç durum var. Birincisi ülkeler, işlerin, ticaretin yürümesi için doğru ortamı sağlamalılar. Çünkü, bir ülkede refahın yaratılması, girişimlerden başlar. Hükümet de girişimlerin işleyebilmesi için doğru ortamı sağlamak durumundadır. Hükümetin yeterliliği rekabetçilik açısından büyük önem taşıyor. Bence Türkiye’de öngörülebilir bir yasamaya sahip olmak çok büyük önem taşıyor. Şeffaf, açıkça tanımlanmış ve sürekli değişmeyen yasama ile şirketler ne tür bir ortamda faaliyet göstereceklerini önceden tahmin edebilirler. Bürokrasi azaltılmalı. Kolaylık için gerekli her şey rekabetçilik açısından büyük önem taşıyor.

Önemli olan ikinci konu ise altyapı. Tabii, altyapının kendi içinde geleneksel ve teknolojik olarak iki aşaması var. Geleneksel altyapıya örnek vermek gerekirse yollar, köprüler, ve havaalanlarından söz edebiliriz. Teknolojik altyapıdan kastım ise telekomünikasyon, internet gibi konular.
Diğer önemli bir konu ise sosyal altyapının olması. Rekabetçiliğin amacı, refaha kavuşturmak olduğuna göre, eğitime, sağlık sistemine, yaşlıların bakımına yatırım yapmak büyük önem taşıyor. Bir ülke aniden iyi ekonomik sonuçlara ulaşıyor ancak halk bunu gündelik hayatta hissetmiyorsa, burada büyük bir tehlike var demektir. Bu yüzden sosyal altyapı, uzun dönemli rekabetçilik açısından büyük önem taşıyor.

ASYA ÜLKELERİNE DİKKAT
Ülke gelişir, büyürken bunu halkın hissetmesi çok önemli. “Türkiye büyüyor, ancak halk bunu hissetmiyor” diyorsunuz. Asya ülkelerine bakın. Örneğin Singapur’da ekonomi çok iyi büyürken hükümet halk için çok daha iyi evler, çok daha iyi okullar inşa etmekte ısrar etti. Böylece sokaktaki insanlar ekonomik başarının sonuçları görebildiler. Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinde ekonomi bazen iyiye gitse bile insanlar günlük hayatlarında bunun etkilerini görmediler. Bakın, yine aynı yere bağlanıyoruz. Rekabetçilik bir ülkenin ya da bir şirketin refahını artırmayı amaçlayan bir araçtır.

Bence rekabetçilik, bir ülkeyi geliştirmek için en etkili yol. Bir ülkenin kendini hızla geliştirmesi için ekonomide sahip olduğumuz en etkili yol diyebilirim. Bunun nedeni basit. Çünkü, rekabetçilik bir ekonomideki tüm güçleri yönetir. Yıllar önce ekonomiyi yönetirken, sadece faiz oranlarını, ihracatı, ithalatı, yatırımları yönetirdiniz. Ama asla eğitimden, ülkedeki değer sisteminden, işgücüne katılan kadınlardan bahsedilmezdi. Ancak şimdi fark ediyoruz ki, rekabetçilik geçmişteki geleneksel ekonomik sonuçlardan çok daha fazlası anlamına geliyor. Global olma meselesini dikkate alırsanız, aslında ülkelerin çok daha hızlı geliştiğini görürsünüz. Yani bu ekonomilerin gelişmesi için çok güçlü bir araç. Bugün Çin ve Asya’da rekabetçilik uygulamaları gerçekten çok iyi sonuçlar doğurdu.

REKABETÇİLİĞİN YENİ CESUR DÜNYASI
Bu aslında George Orwell’ın bir kitabının referansıydı. Ama genel olarak size tanımlayabilirim. Rekabetçiliğin yeni cesur dünyasında herkes rekabetçiliğin kurallarına maruzdur. Yani bundan kaçış yoktur. Bu dünya rekabetçilik tarafından yönetilir. Çünkü, bugün dünyada Asya, Rusya ve Hindistan gibi birçok ülke, daha zengin olmak ve yüksek refah düzeyi istiyor. Yani herkes rekabetin içinde. Bundan uzak durmanız mümkün değil.

Rekabetçiliğin yeni dünyası açık ve şeffaftır. Herkes, diğerlerinin ne yaptığını bilir. Bir sırrı uzun süre saklayamazsınız.

Öyle şeffaf bir dünyadır ki, biri bir yerde bir şey yapıyorsa, bunu herkes bilir, öğrenir. Bu dünya hız üzerine kuruludur ve çok hızlı ilerler. Bu sadece en verimli olanların değil, aynı zamanda yeni çevreye en hızlı adapte olanların kazandığı bir dünyadır. Hızlı tepki verme yeteneği, rekabetçiliğin çok önemli bir unsuru.

Rekabetçiliğin bu yeni cesur dünyası sadece ekonomi ile ilgili değil. Bu, ekonomiden daha fazlasını içeriyor. Eğitim, motivasyon, değer sistemi, toplumu nasıl yönettiğiniz ile ilgili. Eğer insanlar başarıya açsa ve bir şey başarmak istiyorlarsa, yüksek derecede rekabetçilikleri olmalıdır.

Bugün Fransa’da olanlara bakın, insanlar greve gidiyor, çok çalıştıklarını düşünüyorlar. Bu rekabetçilik üzerinde iyi bir etki yapmıyor. Kendi ülkenizde, Hindistan’da, Çin’de bulunan insanları gördüğünüzde, bunların gerçekten başarmak istediklerini; bunun için çok çalışıp iyi bir eğitim almaya uğraştıklarını görüyorsunuz. Bu rekabetçilik için çok olumlu.

REKABETÇİLİK, İŞİ NASIL ETKİLER?
Şirketlerde çalışan insanların bir kısmı artık dışarıdan çalışıyor. Artık bu insanlar şirketlerin tedarikçileri oldular. Şirketler için çalışıyorlar ama şirketin içinde olmak zorunda değiller. Çalışma yapısı rekabetçilikle birlikte değişti. Şirket merkezinde çalışanların sayısı gittikçe azalıyor. Birçok insan da şirketin dışında tedarikçi, distribütör gibi çalışmaya başladı. Gördüğümüz ilk etki, insanların işleri illa ki girişimin merkezinde yapmak durumunda olmaması.

Diğer bir devrim de, artık insanların bir şirket için, sadece merkezde değil tüm dünyada çalışabilmesi. Üretim Çin’de, Ar-Ge ABD’de, merkez başka bir yerde olabilir. Biz buna off-shoring diyoruz. Bununla birlikte, şirketlerin tüm dünya üzerinde farklı çalışma yerleri oluyor. İnsanlar şirketler için farklı ülkelerde çalışabiliyor. Ancak insanlar şirketlerin içinde çalışmadıkları zaman değer sistemleriyle ilgili sorular açığa çıkıyor. Bu gibi durumlarda “Şirketin içinde olmamanıza rağmen hala şirkete bağlı mısınız” sorusuna “Aslında pek de değil” gibi cevaplar alabilirsiniz.

Aslında, değer sistemi üzerinde de rekabet var. Örneğin, bir araştırmada Çinlilere “Değer sistemini ifade eden anahtar kelimeler nelerdir” diye sorulmuş. Onlar da “Daha çok çalışmak ve zengin olmak” diye cevap vermiş. Bu Çinlilerin bugünkü temel hedefi. Bu araştırmanın aynısını Fransa ya da İtalya’da yaparsanız, aynı sözleri duyamayabilirsiniz. Belki “Daha iyi bir hayata sahip olmak ve daha az çalışmak” diye yanıt verebilirler. Bence bu da çok önemli. Öyle ki, artık başarılı olmak için dünya çapında değer sistemi üzerinden de rekabet ediyoruz. Sonuçta Kore ya da Singapur’daki insanlara daha az çalışmalarını ve daha iyi bir hayata sahip olmalarını söyleyemezsiniz.

GLOBAL ŞİRKETLER NASIL BÜYÜRLER?
Bence bugün şirketlerin rekabetçiliklerini artırmak için üç yolları var. İlk olarak daha iyi çalışmalılar. Bu kalite devrimi. İkinci olarak daha ucuza çalışmalılar. Bu dış kaynak kullanımı ile ilgili devrim. Bugün gördüğümüz üçüncü seçenek ise başka yerlerde çalışmalılar. Operasyonlarını dünya üzerinde onlar için en iyi, en uygun yerde kurmalılar. Yani global olmalılar.

NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ KAVRAM?
Çünkü rekabetçilik bir şirketin ya da ülkenin tüm sahip olduğu yetkinlikleri ve becerileri yönetmeye imkan tanır. Yani oldukça engin bir yaklaşım. Söylediğim gibi, bir ülke için ekonomiden, Merkez Bankası’ndan daha fazlasıdır. Bir şirkette kârdan ve rakamlardan fazlasıdır. Markadır, motivasyondur. Aslında rekabetçilik rakamları yönetir ve onların önüne geçer.

Kârlılıktan ve verimlilikten daha önemli olduğunu söylüyorum çünkü bugün örneğin Çin’i rekabetçi yapan şeylere bakarsanız, fabrikaların ve diğer kaynakların yanı sıra insanların motivasyonunun etkili olduğunu da görürsünüz. İnsanların motivasyonu gibi konuları nasıl yönetirsiniz? Bunlara soyut olan, yani ölçemediklerimiz diyoruz. Şirketlerin birçok başarısını ölçemezsiniz. Örneğin markayı ölçemezsiniz. İnsanlar neden başka bir marka yerine Apple alıyorlar? İnsanlar nasıl bir şirket için saatlerce çalışmak için motive olabiliyorlar?

Rekabetçiliği markada, insanların motivasyonunda fark eder, anlarsınız. Çalıştığınız insanların zekasına değer vermek gerçekten zordur. Ama hepimiz biliyoruz ki zeki çalışanlarınız olması önemlidir. O yüzden rekabetçilik rakamları aşar ve ölçemediğimiz şeyleri de içerir. Bu yüzden kârlılık ve zenginlikten daha önemlidir. Sonuçta çok zengin olabilirsiniz ama rekabetçi olamayabilirsiniz. Zenginlik rekabetçi olmanın bir sonucudur.

Türkiye’nin Örnek Rekabetçi Şirketleri
* Türkiye’de rekabetçi olarak başarılı bulduğunuz şirketler var mı?

Türkiye ile ilgili bazı zorluklar var. Aslında pek çok şirketle tanışmadım. İlk aklıma gelen, globalleşen Garanti Bankası gibi şirketler rekabetçi olarak başarılı.

Aslında bence burada önemli olan rekabetçi olmaktan çok rekabetçi olarak kalmak. Dünya üzerinde yüksek rekabetçi olarak nitelendirebileceğim şirketler GE, Johnson&Johnson, Apple, pazarında çok uzun süredir faaliyet gösterdiği için Nestle, BMW, bir dönem rekabetçi olan sonra bunu kaybeden şimdi ise tekrar öğrenen HP. Aslında böyle birçok şirket sayabiliriz. Ama genel olarak bu şirketlerin neden rekabetçi olduklarına bakarsak, bu sadece doğru kararları almalarından değil, şirket içindeki herkesin hedeflere ulaşmak için motive edilmesinden kaynaklanıyor. Bu şirketlerin hepsinin çok sağlam bir kurum kültürü var. Bu olmadan rekabetçi de olamazlar.

Türk Şirketleri Nasıl Rekabetçi Olabilir?

* Türkiye’nin rekabet ettiği ülkelerde maliyetler çok düşük. Siz bir şirketin başarılı olması için uygun yere yatırım yapmasını öneriyorsunuz. Rekabetçi olmak için global olmaktan başka bir yol yok mu?
Büyük Olmak Şart Değil Türkiye’de global olan ve bu global yeteneklerinden yararlanan şirket sayısının hızla arttığını göreceksiniz. Örneğin inşaat sektöründe. Dünya üzerinde inşaat işiyle ilgilenen Türk şirketleri var. Onlar çok hızlı globalleşecekler ve farklı milletlerdeki insanlarla çalışacaklar. Bazı şirketlerin de sadece ihracat gibi işler yaparak globalleştiğini göreceksiniz. Bence bu şirketlerin illa ki büyük olması gerekmiyor, küçük de olabilirler. Onlar Türkiye’de iş yaratacaklar. Onların iş modeli sadece ucuz olmaktan daha farklı olacak. Çünkü bu, Çin ve Hindistan varken çok zor.

Bazı Şeyler Lokal Kalacak Türkiye daha katma değerli, daha fazla teknoloji ve bilgi içeren ürünler ve hizmetler yaratmalı. Son olarak çok önemli bir nokta da Türkiye’de bazı şeylerin lokal olarak kalacak olması. Bina ve altyapıya bağlı olan her şey lokal kalacak. Bu da içeride birçok iş yaratacak.

Bunun dışında, KOBİ’lerin gelişmesi de çok önemli. Çok büyükler var, çok küçükler var. Ama ortada pek bir şey yok. Bu nedenle KOBİ’lerin bir önceliği olmalı.

Hizmet Sektörüne Dikkat Üçüncü olarak, Türkiye’deki hizmet sektörünün gelişimine dikkat etmek gerekiyor. Finans sektörü birçok iş yaratabilir. Çünkü bunlar lokal işler. Son olarak, bir başka önemli nokta da, yabancı yatırımlar için çekici olmak gerçekten büyük önem taşıyor. Türkiye çok çekici bir ülke. Genç, kaliteli ve başarıya aç olan geniş bir işgücü kitlesi var. Bence Türkiye bir yatırım için çekici olma ve ülke içinde iş yaratma potansiyeline sahip.

 “Rekabetçi Yöneticiler Revaçta”
Sürekli Ve Hızlı Karar Alıyorlar Rekabetçilik, öğretmesi zor ama tanımlaması daha kolay olan bir kavram. Rekabetçi kafa yapısına sahip olanların taşıdıkları karakteristik özellikleri sıralayayım: İlk olarak yüksek enerji duygusuna sahiptirler. Her zaman enerjiktirler. Karar verme yetenekleri yüksektir. Sürekli karar alırlar. Çok fazla analiz yapmaktan hoşlanmazlar, karar vermek isterler. Yüksek yön hisleri vardır. Nereye gittiklerini her zaman biliyor izlenimi çizerler. Esneklik yeteneğine sahiptirler. Eğer bir sorunları varsa bunu çözene kadar tekrar tekrar üzerine giderler. Başarılı insanlar, çoğunlukla ilk seferlerinde başarılı olmamıştır. Başarılı olmak için 2-3 kere deneme yapmışlardır.

İnsanları Motive Ediyorlar Kendilerini sürekli yenilemek için tutkuları vardır. Başarılı olduklarında dahi kendilerini yenilemek isterler. Her zaman yeni şeyler denerler. Bazen düşünülemez dediğiniz şeyleri denerler. Son olarak da şirket içindeki başarma isteğinin düzeyini yükseltme yeteneğine sahiptirler. İnsanları, amaçları ve yapabilecekleri konusunda isteklendirirler. Bu özelliklere sahip yöneticilerin önemi gün geçtikçe artıyor ve rekabetçiliğin bu yeni cesur dünyasında başarılı olacak olanlar da onlar. Başarılı olmak için bu özelliklere sahip olmak büyük bir avantaj.

Rekabetçiliğin Güçleri
Agresiflik Ve Çekicilik: Yıllar önce bu konuda çalışmaya başladığımda bana rekabetçi şirketlerin agresif oldukları, ihracata önem verdiklerini söylerlerdi. Kore, Japonya, Almanya rekabetçiydi çünkü onlar ihracat yapıyor ve dışa açılıyorlardı. Rekabetçi olmak aynı zamanda çekici olmaktır. Yatırımları ve insanları nasıl cezbedeceğini bilmek önemli. Son zamanlarda rekabetçi olan ülkelere baktığınızda bunların çekici olduklarını görürsünüz. İrlanda, Singapur gibi ülkeler küçük ama çekici. Artık çekicilik büyük önem kazandı.

Yakınlık Ve Globallik: Gerek ihracat gerek yatırımla uluslararası pazarda faaliyet gösteren birçok firma var. Ama kasabınız, kitapçınız, bakkalınız uluslararası pazarda değil. Önemli olan uluslararası ve lokal ekonomiyi birden yönetebilmek. Bunu en iyi başarabilen ülke sanırım Hollanda. Türkiye’ye bakarsanız, uluslararası şirketlerle birlikte birçok lokal girişim olduğunu da görüyoruz. Her şeyin global olduğunu düşünmemelisiniz.
Varlıklar Ve Yöntemler: Zengin ülkelerin mineral, petrol gibi kaynakları yüzünden zengin olduğu düşünülür. Güney Afrika, Suudi Arabistan, Brezilya önemli hammaddelere sahip. Ama Singapur, İsviçre gibi bazı ülkelerin hammadde kaynakları olmasa da onların yöntemleri var. Onlar bu hammaddeleri dönüştürüyor. Aslında en rekabetçi ülkeler, ABD hariç tutarsanız, kaynakları olmayanlardır.

Bireysel Risk Alma Ve Sosyal Çevre: Anglosakson ülkelerde insanlar kendi kararlarını kendi alır, riske girerler. Şirketler istedikleri gibi insanları işe alır ve kovar. Avrupa’da, İsveç, Danimarka, Almanya gibi ülkelerde ise çok daha iyi bir sosyal çevrenin yaratıldığı başka bir modelle karşılaşıyoruz.

ÖZGÜR GÖZLER
ogozler@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz