Alternatiflere ihtiyaç var mı?

Facebook hiç olmadığı kadar güçlü hale gelirken başka seçeneklerin ortaya çıkması mümkün ve son derece gerekli...

14 MART, 20180
Paylaş Tweet Paylaş
Alternatiflere ihtiyaç var mı?

Televizyonların Amerika’daki tüm evlere girmeye başlamasından yaklaşık 10 yıl sonra televizyon yayıncılığı şaşırtıcı bir mali başarı elde etmişti. Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı’nın 1961’de yayıncı kuruluşların yöneticilerine yaptığı bir konuşmada gözlemlediği gibi sektörün yılda 1 milyar doları aşan geliri, durgunluk döneminde bile yılda yüzde 9 artıyordu. FCC Başkanı’nın gruba söylediği gibi sorun, sektörün para kazanma biçimindeydi. Sektör her şeyin ötesinde kamu çıkarına hizmet ederek değil, bir sürü kötü program ve “aldatıcı” reklam yayınlayarak para kazanıyordu. Başkan, “Hiçbir şey televizyonun kötü olmasından daha kötü olamaz” diyordu. Bu konuşma, FCC Başkanı Newton Minow’un televizyonu tanımlamak üzere kullandığı nitelemeyle hatırlanacaktı: “Kocaman çorak bir arazi”. Bu müthiş replik, başka bir iletişim hizmetinin, Amerika’daki evlerin tamamına giren, şaşırtıcı mali başarı elde eden ve pek çok zararlı ya da yararlı konunun aktarılmasını sağlayan Facebook’un ortaya çıkışından yaklaşık 10 yıl sonra tekrar hatırlanıyor. Günümüzde çarpıcı olan konu, Minow’un neden bu kocaman çorak arazi sorununun önemli olduğuyla ve bu konuda ne yapmak istediğiyle ilgili söyledikleri. Minow, sorununun neden önemli olduğuyla ilgili televizyon yöneticilerine şunu söylüyordu: “Sektörünüz Amerika’da sesi en çok duyulan sektör. Bu sesi akılla ve liderlikle uyumlu kılmak ise kaçınılmaz bir görev. Bu heyecan verici sektör birkaç yıl içinde bir yenilik olmaktan çıkıp Amerikan halkı üzerinde çok büyük bir etkiye sahip bir araca dönüşecek. Televizyonun, gazete ve dergilerin yıllar önce üstlendikleri gibi bir önderlik rolü üstlenerek dünyadan haberdar bir halk haline getirmesi gerekiyor.” 

BÜTÜN RESMİ GÖRMEK

Mark Zuckerberg’in özellikle bu söylenene katılacağına hiç kuşku yok. Zuckerberg, şubat ayında, Facebook’un toplumsal yaşantıda zaman zaman oynadığı rol hakkındaki düşüncelerini aktardığı 5 bin 700 kelimelik manifestosunda, “Hepimizin istediği gibi bir dünya mı inşa ediyoruz” diye soruyordu. Facebook’un insanları aldatmaya yönelik hikayeleri müthiş bir ölçekte artırma ve haberleri sansasyonel hale getirme eğilimine atıfla, amacının “insanların dünyanın daha bütünlüklü bir resmini görmelerine yardımcı olmak” olduğunu söylüyordu. Peki bir kitle iletişim aracı bizim açımızdan nasıl daha iyi bir hale getirilebilir? Minow 1961’de bu soruya açık bir yanıt vermişti: “Televizyonun sorunlarının büyük bölümünün rekabet eksikliğinden kaynaklandığına inanıyorum.” Minow, UHF frekansları, ödemeli kanallar ve uluslararası yayınlar gibi yeni teknolojiler üzerinden daha fazla kanalın ortaya çıktığını görmek istediğini söylemişti. Yerel istasyonların yerel toplulukların çıkarlarına en iyi şekilde hizmet etmek üzere güçlendirilmesinin yollarını arayacağını dile getirmişti. “Televizyon şebekelerinin elinde yoğunlaşan güç beni fazlasıyla kaygılandırıyor” diyordu Minow.Mark Zuckerberg bu noktada bir miktar rahatsız olabilir. Zira Facebook bütünüyle, tüm gücün tek bir şebekede, Zuckerberg’in “küresel toplum” diye adlandırdığı kendi şebekesinde yoğunlaşmasıyla alakalı. Facebook kimi durumlarda grupçuluğu teşvik etme eğiliminde olsa da Zuckerberg bunun birkaç ince ayar yapılarak düzeltilebileceğine inanıyor. Şubat ayında yazdığı mektupta Facebook’un sitedeki sansasyonelliği azaltmaya çalışacağını ve insanların daha iyi bilgilenip demokrasiyle daha içli dışlı olmalarına yardımcı olmaya yönelik başka adımlar atacağını söylüyordu. Zuckerberg’in niyetinin iyi olduğuna kuşku yok. Ancak sorun biraz daha iyi bir Facebook’a ihtiyaç duymamız olmayabilir. Sorun en başta beğenilerimiz, alışveriş alışkanlıklarımız, siyasi inançlarımız ve aklınıza gelebilecek hemen her şey hakkında bilgi toplayan 400 milyar dolar değerindeki bir şirket olan Facebook’un fazlasıyla güçlü olması. 

DERİN İÇERİK 

Zuckerberg şubat ayında yazdığı mektupta, 2016 seçimlerinde Facebook hesabına sahip herkes açısından apaçık olan bir hususu, esas itibarıyla kabul ediyor: Sosyal ağ, demokrasimizi pek de güçlendirmiş sayılmaz. Facebook’u açtığınızda gördüğünüz ana gönderi listesi olan Haber Akışı, asılsız haberlerin artışına neden oldu ve insanların kafasını peşin hükümlü anlatı ve düşüncelerle doldurdu. Zuckerberg, sosyal medyayla ilgili “Birbirine benzer mesajlar, misliyle güçlendiriliyor” diye yazıyordu. “Bu da basitliği ödüllendirirken farklılığı geri plana itiyor. Bu en iyi durumda, mesajların odaklanmasını ve insanların farklı fikirlere açık hale gelmesini sağlıyor. En kötü durumdaysa önemli konuları aşırı derecede basitleştiriyor ve uçlara doğru ittiriyor.” Facebook yalan haber sorununun etkisini azaltmak üzere artık, üçüncü taraf konumundaki denetçilerin doğru olmadığını belirttiği, sitede paylaşılan aldatıcı haberleri işaretleme yoluna gidiyor. Şirket, doğru olsa bile bilgilendirici olmayan haberleri daha az yayımlama umuduyla Haber Akışını, insanların yalnızca başlığını görüp paylaştıklarından ziyade okuduktan sonra paylaştıkları haberlere daha fazla ağırlık verecek şekilde ayarladı. Bunun arkasındaki düşünce büyük ölçüde, Zuckerberg’in “iyi hazırlanmış, derinlikli içerik” diye adlandırdığı şeyin sadece başlığına bakılarak paylaşılan haberler olması ihtimalinin düşüklüğü. Facebook’un bu tür stratejiler denemesi iyi bir şey. Bunlar şirketin geçmişte attığı, insanları oy vermeye teşvik etmek ve sel ve deprem felaketlerinin kurbanları için bağışta bulunmaya çağırmak gibi sivil toplumcu adımlarıyla da uyumlu. Ancak bu son çabaların Zuckerberg’in “bilgili toplum” diye adlandırdığı şeyin yaratılmasına ne kadar yardımcı olacağı bilinmiyor. Facebook esas itibarıyla bir fikir ağı değil, kişilerden oluşan bir ağ. Her ay 2 milyar aktif kullanıcısı olsa da birdenbire bu kullanıcıların tamamıyla fikir alışverişinde bulunmaya başlayamazsınız. Facebook’un tavsiye ettiği gibi, Facebook arkadaşlarınız genellikle gerçek hayatta zaten tanıdığınız insanlar. Bu da homojen düşüncelerin teşvik edilmesi olasılığını azaltmıyor, aksine artırıyor. İlginizi çeken gruplara katılırsanız yabancılarla karşılaşabilirsiniz ancak bu insanların gönderileri ille de Haber Akışında yüksek bir süre yer almıyor. Haber Akışı size muhtemelen tıklamak isteyeceğiniz şeyleri gösterecek şekilde tasarlanmış durumda. Sizi Facebook’ta olduğunuz için memnun etmek ve gün içerisinde pek çok kez siteyi ziyaret etmenizi sağlamak üzere var. 

BİLGİ TASNİF EDİLİYOR

Facebook’un yöneticilerinden biri, birkaç yıl içinde Haber Akışının “sadece videolardan” oluşmasını önerdi. Facebook’ta göreceğiniz videolardan bazılarının derinlikli belgeseller, haber değeri olan olaylardan yapılan canlı yayınlar ve başka önemli malzemeler olacağına kuşku yok. Ancak genel olarak Facebook’un bize internette dolaşan videolardan daha fazlasını göstermesi pek de üzerinde daha fazla kafa yorulmuş söylemlerin teşvik edilmesinin bir yolu gibi görünmüyor. Zuckerberg’in de şubatta yayımlanan mektubunda belirttiği gibi, insanlar Facebook’a çoğunlukla yalnızca sosyal amaçlar için geliyor. Çeşitli espriler paylaşan arkadaşlar ve farklı şehirlerde yaşayıp irtibatı koparmayan aileler ya da ebeveynlikten, bir hastalıkla başa çıkma yollarına kadar türlü konularda destek grubu arayışında olan insanlar.Facebook’un en öncelikli varlık nedeninin sizi aydınlatmak olmadığını hatırlamanız gerekiyor. Bu şirketin hakkınızda müthiş miktarda bilgiyi tasnif ettiği gerçeğini de göz önünde bulundurmanız lazım. Bu davranışın kendisi şaşırtıcı değil. Zuckerberg, yıllar önce mahremiyetin artık toplumsal bir norm olmadığını iddia etmişti. Ancak ölçeği yine de insanı hayrete düşürüyor. Geçen yaz Washington Post Facebook’un, kullanıcılarıyla ilgili tuttuğu 98 veri noktasını sıralamıştı. Örneğin şirket, Facebook’taki davranışlarınızı üçüncü taraf konumundaki veri simsarlarının elindeki dosyalarla eşleştirerek geliriniz, net servetiniz, evinizin değeri, kredi limitleriniz, herhangi bir bağışta bulunup bulunmadığınız, radyo dinleyip dinlemediğiniz ve tezgah üstü satılan alerji ilaçları alıp almadığınız hakkında veri topluyor. Facebook bunu, sizi cezbetme ihtimali daha yüksek reklamları size göstermek gibi eşsiz bir kabiliyete sahip olabilmeleri için şirketlere sunmak üzere yapıyor. Bu sistem reklamcıların işine ister yarasın ister yaramasın, geçen yıl 28 milyar dolar cirosunun 10 milyar dolarını defterine gelir olarak kaydeden Facebook açısından gayet işlevli. Peki bizim açımızdan işe yarıyor mu? 

FARKLI SEÇENEKLER

Minow’un 1961’de televizyon için ortaya koyduğu düşüncenin izinden gitmiş ve fikirleri yaymak ve kamusal tartışmaları şekillendirmek üzere çok daha fazla sayıda güçlü ağa sahip olmamız gerektiğine karar vermiş olsaydık ne olurdu? İlk adım, internette zaten mevcut olan, görünüşte sınırsız rekabete rağmen Facebook’un toplumumuzda fazlasıyla büyük bir rolü olduğunu kabul etmek olurdu. Pew Araştırma Merkezi’ne göre tüm Amerikalı yetişkinlerin yüzde 68’i Facebook kullanıyor. Bunu, yine Facebook’un olan, Instagram’ın yüzde 28’lik, Pinterest’in yüzde 26’lık, LinkedIn’in yüzde 25’lik ve Twitter’ın yüzde 21’lik payıyla kıyaslayın. Bu diğer sitelerden hiçbiri insanlar açısından Facebook’un ifade ettiği kadar çok şey ifade etmeye çalışmıyor. Minow’un “kocaman çorak bir arazi” konuşmasının ilginç noktalarından bir tanesi, daha fazla rekabeti teşvik etmesinin ABD’de kamu yayıncılığının genişlemesine yardımcı olması. Belki bugün de, sosyal medyanın daha fazla çeşidini desteklemek üzere benzer çabalar içine girmenin zamanı gelmiştir. Ticari olmayan bu alternatiflerin hükümet tarafından finanse edilmesi gerekmez. Long Island Üniversitesi’nden medya tarihçisi ve Public Radio and Television in America: A Political History’nin yazarı Ralph Engelman, kamu yayıncılığının yaratılmasının Ford ve Carnegie vakıfları gibi önde gelen kâr amacı gütmeyen kuruluşların öncülüğünde ve kısmen de bunların finansmanıyla gerçekleştiğini belirtiyor. Son yıllarda ProPublica gibi kâr amacı gütmeyen bir dizi gazetecilik kuruluşu ortaya çıktı. Belki artık bu kuruluşların destekçileri ve diğer vakıflar, bu tür çalışmaların okunup paylaşılmasına yönelik daha fazla kulvarın yaratılmasını sağlamak üzere daha fazlasını yapabilir. Facebook’a karşı farklı alternatifler daha önce de gündeme gelmişti. Artık ölmüş bulunan Gather adlı bir tartışma sitesi bir ara, kamu radyoları için program üreten bir kuruluş olan American Public Media’dan yatırım çekmişti. Halen var olan platformlar arasında Diaspora, insanlara kendi verilerinden feragat etmeksizin sosyalleşme olanağı sunuyor. Artık Quora’nın sahibi olduğu Parlio ise Mısır’daki Arap Baharı’nın önde gelenlerinden birisinin de katılımıyla, “düşünceli, medeni ve farklılığa dayalı” çevrimiçi tartışmaları teşvik etmek üzere kuruldu. Ancak yine de fazla seçeneğe ihtiyacımız var. Ticari olmayan alternatiflerin, ilgi alanlarınız hakkında mümkün olduğunca çok bilgi toplama zorunluluğundan azade olması nedeniyle bu alternatiflerin insanlar arasında yeni etkileşim biçimleriyle ilgili yeniliklere imza atma olasılığı daha güçlü. Belki bazıları haber ve fikir sunmaya yönelik algoritmalara daha fazla dayanırken diğerleri, trolleri kovalayarak ya da aldatıcı haberleri silerek tartışmayı artırmayı ve suiistimalleri ortadan kaldırmayı hedefleyen insan küratörlere dayanacaktır. Facebook’un, sosyal medyanın gücünden yalnızca bizi daha akıllı kılmak üzere yararlanan rakipleri belki de National Public Radio ve PBS gibi niş hizmetler olacaktır. Wisconsin Üniversitesi gazetecilik bölümü öğretim üyesi ve Listener Supported: The Culture and History of Public Radio’nun yazarı Jack Mitchell, “Çoğu insan fazla ince eleyip sık dokumuyor” diyor. “PBS’in pazar payı çok yüksek değil. Kamu radyosununki biraz daha yüksek. Bu, azınlıkta kalan bir beğeni.” Ancak Facebook’un daha fazla niş alternatifi olması tam da ihtiyaç duyduğumuz şey olabilir. Bu alternatiflerin hiçbiri Facebook kullanıcılarının önemli bir kısmını çalamayabilir. Facebook her zamankinden daha da güçlü olabiir. Yine de bu alternatifler insanlara başka seçeneklerin mümkün ve çok önemli olduğunu hatırlatacaktır.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz