Aksoy'un iş dışı hayatı

Aksoy Holding CEO’su Batu Aksoy ile Bodrum’da bir araya geldik, iş dışı yaşamını tüm boyutlarıyla konuştuk...

7 OCAK, 20190
Paylaş Tweet Paylaş
Aksoy'un iş dışı hayatı

Nilüfer Gözütok Ünal

ngozutok@capital.com.tr

Aksoy Holding CEO’su Batu Aksoy tam bir işkolik. Ancak bu durum onun hayattan keyif almasını engellemiyor. Ailesine, sanata ve keyif aldığı uğraşlara vakit ayırıyor. Düzenli spor yapıyor, eşi ve yakın arkadaşlarıyla gurme gezilere çıkıyor. Yeni mekanlar ve tatlar keşfetmekten ayrı bir haz duyuyor. Türk yemeklerinin yanı sıra İtalyan, İspanyol ve Uzak Doğu mutfağını seviyor. Son olarak bu yaz Yunan Adaları’na gurme bir seyahat gerçekleştiren Aksoy, önümüzdeki döneme ilişkin de her yıl eşiyle birlikte yeni ülke ve tatların peşine düşeceği seyahatlerin planlarını yapıyor. Japonya, Güney Afrika, Avustralya, Şili, Arjantin, Brezilya ve Endonezya Aksoy’un listesinde ön sıralarda. “Her yıl bir tane hafızada yer yapacak, anı oluşturabileceğimiz yerlere gitmek istiyoruz” diyor. Aksoy Holding CEO’su Batu Aksoy ile Bodrum’da bir araya geldik, iş dışı yaşamını tüm boyutlarıyla konuştuk:

Günde kaç saat çalışıyorsunuz? 

Çalışma artık ofisteki çalışmanın çok ötesine geçti. Ofiste çalışılan saat bence beynin işe ayırdığı saatin yüzde 60-70’i. Artık online olma kavramı var. Ne yazık ki benim gelen kutusunu temizleme bağımlılığım var. Mailbox’da devamlı sıfır mail olacak. İngilizler buna “Race to Zero” diyorlar. Bu yorucu. Ofiste sabah 9.00 akşam 7.00 arası vakit geçiriyorum. 

Kaç saat uyuyorsunuz? Sabah kaçta kalkıyorsunuz? 

Hedefim 7 saat uyumak. Sabah 6.45-7.00 gibi kalkarım. 1 saat spor ardından kahvaltı yaparım. Çocuklarımla okula gitmeden önce vakit geçiririm. 3,5 yaşında bir oğlum ve 9 aylık bir kızım var. İşten eve geldikten sonra hemen şalteri indiremiyorum. İş yapmadan duramıyorum. Uyuduğum saatin haricinde ya ofisteyim ya online’ım. Ama spor da hayatımdaki önceliklerden biri. 

Spor olarak neler yapıyorsunuz? 

50 dakika çok tempolu yürüyüş, 10-15 dakika esneme ve vücut ağırlığıyla çalışma yapıyorum. Bunu her gün yapmaya özen gösteriyorum. Uzun yıllar özel eğitmenle çalıştım. Son birkaç yıldır kardioya ağırlık verdiğim için bir eğitmenle çalışmıyorum. Vücut ağırlığıyla yapılan çalışma daha sağlıklı oluyor. 

Beslenmeye dikkat ediyor musunuz?

Beslenmeye çok önem veriyorum. Çünkü yemeği çok seviyorum. Eşim “Sen yemek için spor ve diyet yapıyorsun” diyor. Örneğin bu yaz sonunda bir Yunan adasına gittik, çok güzel yemekler yedik ve tabii ipin ucu kaçtı. Ama o seyahat öncesinde 8 hafta diyetisyen eşliğinde diyetteydim. 8 haftada tamamen yağdan 8 kilo verdim. İş ve sosyal olarak birçok yemeğe çıkıyoruz. Bu durumda bir gün iş yemeği varsa o günün akşamında hafif yiyerek kendimi dengelerim diyorum. Normalde de hafif yemeye özen gösteriyorum. Salata, balık, et ve tavuk tarzı basit yemekler yiyorum. Makarna ve pilav hiç tüketmiyorum. Ama kendimi ödüllendirmek istediğimde yemeyeceğim şey yok. 

Tercih ettiğiniz mutfaklar neler? 

Bir tek Meksika’ya özel ilgim yok. Türk, İtalyan, Fransız ve Uzak Doğu yemeklerine bayılıyorum. Acılı yemekleri seviyorum. Değişik tatları denemeyi seviyorum. İran’a, Azerbaycan’a gittiğimde oraların yemeklerini tatmayı ihmal etmiyorum. İspanyolların yemekleri harika oluyor. Madrid ve Barselona’da müthiş restoranlar var. Dünyada en çok Michelin yıldızlı restoranın Japonya’da olduğunu daha önce bilmiyordum, öğrendiğimde şaşırdım. Türkiye’de de daha fazla yerde daha fazla şeyi denemek istiyorum. Antep, Hatay mutfağını çok beğeniyorum. Galatasaray maçlarına beraber gittiğim 8-10 kişilik bir erkek arkadaş grubum var. Her maç öncesinde yemek yiyor oradan stada geçiyoruz. Örneğin deplasman maçı Antep’te ise bunu gastronomik bir tura da çeviriyoruz. Şampiyonlar ligi kuraları çekildi, İtalya ve Portekiz takımları çıktı, şimdi oralara gidelim mi diyoruz. Kendimizi bu şekilde ödüllendirmeye çalışıyoruz. 

Eşinizle de gurme seyahatlere çıkıyor musunuz? 

Evet, Amerika’ya, İspanya’ya, Yunanistan’a bu şekilde gittik. Şimdi Japonya’ya gitmek ve Kaliforniya’da Napa Vadisi’ni gezmek istiyoruz. 

Bu tür seyahatlere çıkarken öncesinde nerelere gideceğinize ilişkin bir araştırma yapıyor musunuz? 

Dünyanın her yerinde ya arkadaşlarımız var ya bize güzel tavsiyelerde bulunabilecek networklerimiz… Gitmeden önce bir ajanda oluşturuyoruz. Nerelere gideceğimize eşimle birlikte karar veriyoruz. Rezervasyonlarımızı da önceden yapıyoruz. İyi yerlere yoğun zamanda gidiyorsanız yer bulmak zor oluyor. 

Çocuklarınız da sizinle geliyor mu?

Daha değil. Çocuklar daha küçük. Büyüdükçe onlarla da beraber seyahate çıkmak istiyoruz. İlk olarak birlikte Marmaris’te tekne seyahatine gittik. Onda da çocuk hareketli olduğu için korkuyorduk ama çok güzel zapt ettik. Yine eylül ayında Bodrum’dan tekneyle çıkıp güneye doğru 3 günlük bir seyahat planladık. Çocukla birlikte seyahat ayrı bir zevkmiş. Baş başa tatile çıkmaya devam edeceğiz ama yavaş yavaş çocukları da almaya başlayacağız. 

Yurt dışı seyahatler ne kadar sürüyor? 

5 ila 7 gün arasında sürüyor. 7 günden daha uzun çok az seyahat yapmışımdır. Eşimle balayımız 10 gün sürdü. O da iki ayrı yere gittiğimiz için. İki yere gitmek üzere plan yaptık. Filipinler’de bir adaya gittik, 5 gün o sürdü. Orada Tayland yemekleri deneme şansımız oldu. Ardından Hong Kong’da 3 gün geçirdik. Hong Kong yemekleri de çok güzeldi. 

Şu ana kadar gidip de yemeklerinden en çok etkilendiğiniz yer neresi oldu?

Venedik bence hem yemekleri hem ortamıyla çok etkileyici bir şehir. Muhteşem bir atmosfere sahip. İspanya da müthiş yemekleri, özellikle tapasları ile harika. Her yıl arkadaş grubumuzla Fransa’ya Val D’İsere’e gideriz. Oranın da yemekleri mükemmel. Spor yapıp yaktığınız için yemek konusunda gözünüz dönüyor tabii. Dağlarda kafayı dağıtmak bana müthiş yarıyor. Bu yıl ilk defa oğlum 4 yaşına yaklaşacağı için onun kayak kültürünü başlatmayı hedefliyorum. 

Mutlaka gitmeliyiz dediğiniz yerler neresi?

Japonya, Güney Afrika, Avustralya, Şili, Arjantin,Brezilya ve Endonezya. Her yıl bir tane hafızada yer yapacak, anı oluşturabileceğimiz yere gitmek istiyoruz. 

En beğendiğiniz restoranlar hangileri? 

Suşi’de İstinye’deki İoki’nin müdavimiyim. Aynı zamanda Kandilli ve Ulus’ta da varlar. Balıkçıya gitmeyi severim. Tarabya’da Filiz, Kıyı, Sarıyer’de Kahraman gibi balıkçılara giderim. Kebapçıları severim, Cihangir’de Adana İl Sınırı bir de Yeniköy’de eve yakın Fiko diye bir kebapçı var gitmeyi sevdiğim. Et yeme ihtiyacı hissettiğim zaman İstinyePark’ta Nusret’e gitmeyi, diğer etçileri de denemeyi seviyorum. Klasik İtalyan yemeklerinde Da Mario, iş yemeklerinde İstinyePark’taki La Petit Maison tercih ettiğim restoranlar. Mikla, İstanbul’un dünya çapındaki restoranlarından biri. Nicole de harikaydı. Sabancı Müzesi’nin tepesinde açılan MSA’nın restoranı gerçekten çok güzel. Çin mutfağı olarak Hilton’daki Dragon bir klasiktir. Mehmet Gürs yeni yeri Mürver’i açtı. Zaten muhteşem bir şef. Bodrum’da Editon Bodrum açıldı, onun da Peru yemeği restoranı Brava çok özel bir restoran. Bodrum’da da çok sevdiğim yerler var. Örneğin adı Eski Yer olan bir yer var, ayrıca Gökçebel ve Kayıkçı da çok iyi. 



“HAYATIMI BODRUM’DA GEÇİRMEYİ HEDEFLİYORUM”

“İKLİMİ İNANILMAZ” 
Lise yıllarında arkadaş grubumuzla Bodrum merkeze her genç gibi eğlenmeye gelirdik, Bodrum hikayemiz öyle başladı. Sonra ailem 2000’lerin başında Yalıkavak’ta bir yazlık aldı. Yalıkavak’ın iklimi bence inanılmaz. Rutubet yok. Koyların içinde gölde yüzer gibisiniz. Yalıkavak’taki Epique Island projesini de bu yüzden yaptık.
“2-3 GÜN İSTANBUL’DAYIM” Bodrum mimarisine çok saygı duyan, yatay villalardan oluşan doğal taş kaplı bir proje oluşturduk. Bu proje bizi iyice Bodrum’a bağladı. Üç-dört yıldır projenin başındayım. Haftanın iki üç günü İstanbul’a gidiyorum. Şu an yaşım 41. 50-60’tan sonra hayatımı kesinlikle burada geçirmeyi hedefliyorum.



“İYİYİ GÖSTEREN BİR BABA OLMAYA ÇALIŞIYORUM”

ÇARPIŞAN ARABA RİTÜELİ 
İyi şeyler gösteren bir baba olmaya çalışıyorum. Sonuç olarak çocuklar annesi babası neyse onun bir karışımı oluyor. Biz ne kadar iyi insan olursak ne kadar doğruyu yapabilirsek onların da o kadar iyi insanlar olup doğruyu yapabileceklerini düşünüyorum. Onlarla daha fazla vakit geçirmeye çalışıyorum ama kendimi bu konuda başarısız buluyorum. Oğlum Ali, Vadi İstanbul’daki çarpışan arabalara bayılıyor. Bir ritüel oldu her pazar onu çarpışan arabalara götürüyorum.
“BU YIL MAÇA GÖTÜRECEĞİM” Bu yıl hedefim onu maçlara da götürmek. Oğluma her akşam yatmadan önce bir masal okuyorum. 365 günlük bir masal kitabı var, her güne bir masal düşüyor. Yine de beni her gece en az iki masal okumadan göndermiyor. Legoları seviyor, ona lego alarak sürpriz yapıyorum. Babam işkolik ben de öyleyim. Ben bir tık daha çocuklarıma vakit ayırmaya çalışıyorum.
“BABAM BİZE HEP YAKINDI” Babam da bana az ama kaliteli vakit ayırdı. Bize karşı her zaman nazik, iyi, sevecen, samimi ve yakındı. Annem hep yanımızdaydı ama daha otoriter ve daha eğitimciydi. Annem klasik bir Alman liselidir. Her türlü Alman liseli semptomu vardır. Disiplinli, prensipli ve çalışkan bir yapıdadır.
“ANNEMİN KÖŞELERİ BELLİDİR” Köşeleri ve çizgisi bellidir. Hiçbir zaman bir yere geç kalınmaz. Prensipli duruşu çok önemli bulur. Hiçbir şeyden hayatta pişman olmamak gerekir gibi… Babamda Karadenizli olmanın verdiği samimiyet ve sıcaklık var. Babam da İstanbul Teknik Üniversitesi mühendislik mezunu. Annem Alman Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi’nde sanat tarihi okumuş ve Alman filolojisi okumuş. Annem çok eski İstanbulludur.



SANATTAN MÜTHİŞ KEYİF ALIYORUM

“YATIRIM ARACI OLARAK BAKAMADIM” 
Hüseyin Avni Lifij’in annemin eniştesi olması nedeniyle biraz sanatın içine doğdum. Sanattan müthiş bir keyif alıyorum. Dünyanın değişik yerlerinin yanı sıra mesela şimdi Contemporary İstanbul sergisi açılacak diye çok heyecanlıyım. Her gün oraya gitmeyi, zaman geçirmeyi, detaylara bakıp kahve içmeyi çok seviyorum. Sanat bir zenginlik, hayatın güzel renklerinden bir tanesi. Bazı insanlar sanatı yatırım aracı olarak görüyor ama ben pek yatırım aracı olarak bakamadım. Renklerin, onun ifade ettiği şeyin hayatımda olmasını seviyorum. Aksi çok yavaş ve düz bir hayat oluyor.
ÇAĞDAŞ VE KLASİK SENTEZİ Belkıs Erdal Aksoy koleksiyonu var. Onlar daha klasik, Türk sanatının önemli isimlerinin eserleri bu koleksiyonda yer alıyor. Ablam Banu Aksoy Tarakçıoğlu’nun geliştirdiği bir koleksiyon var. Benim de Batu Aksoy olarak geliştirdiğim bir koleksiyon mevcut. Bunların hepsini topladığınız zaman Aksoy Ailesi koleksiyonu oluyor. Son yıllarda çağdaş sanata yoğunlaştık. Ama yarı çağdaş ya da klasik olan eserlerimiz de var. Onlara her zaman baş köşede yer vermeye önem veriyoruz. Evimde çağdaş bir eser ile 1907 imzalı Halil Paşa eseri yan yana durur. Çağdaş ve klasiği sentezleyerek ayrı bir görsel şölen yapıyorum.
KİMLERİ TAKİP EDİYOR? Güler Güngör’ün heykel eserlerine bayılıyorum. Ressam Fatih Urunç’un işlerini çok seviyorum. Fotoğraf sanatına önem veriyor, özellikle İdil İlkin’i takip ediyorum. Bizim koleksiyonumuzda Timur Kerim İncedayı eserleri de önemli bir yer tutar. Benim koleksiyonumda özellikle Çağatay Odabaş’ın büyük bir eseri var. Evin tam girişinde bir Halil Paşa eseri ile yan yana duruyor. Her gün eve girer girmez onları görmek enerji veriyor.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz