"En çok teknede olmak dinlendiriyor"

A&S Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Akkuş’la iş dışı yaşamını ve pandeminin hayatını nasıl değiştirdiğini konuştuk...

18.01.2021 00:42:000
Paylaş Tweet Paylaş
"En çok teknede olmak dinlendiriyor"

Özlem Aydın Ayvacı

oaydin@capital.com.tr

HEM YAPTIĞI BÜYÜK YATIRIMLAR HEM TÜRKİYE’NİN EN ÇOK SATILAN İŞ DÜNYASI KİTABIYLA DİKKATLERİ ÜZERİNE ÇEKEN A&S YATIRIM HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI UĞUR AKKUŞ, ASLINDA OLDUKÇA MÜTEVAZI BİR YAŞAMA SAHİP. EN ÇOK DOĞAYLA İÇ İÇE OLMAYI VE RUHUNU DİNLENDİRMEYİ ÖNEMSİYOR. YAZLARI TEKNESİNİ KIŞLARIYSA KAYAK VE KAMP YAPABİLECEĞİ DAĞLARI SEVİYOR. YALNIZ KALMAYI SEVEN LİDERLERDEN OLAN AKKUŞ, “TAŞIDIĞIMIZ BEDEN BİZE EMANET. İÇİNDE BİR ÖZ, BİR RUH VAR. RUHUNU METROPOLLERDE DİNLENDİREMİYORSUN EN ÇOK TEKNEDE OLMAK DİNLENDİRİYOR” DİYOR.

A&S Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Akkuş, pandemi dönemini sahada ve yoğun şekilde geçiren iş insanlarından biri oldu. Pandemiyle birlikte maske üretim işine girdi. Akkuş, iş dışı yaşamındaysa en çok teknesini, spor yapmayı, kamp kurmayı ve kayak yapmayı seviyor. Türk İslam eserlerinden oluşan 110 parçalık bir koleksiyonun da sahibi olan Akkuş, sanatın her dalıyla yakından ilgilendiğini söylüyor. Akkuş’un bir diğer tutkusuysa spor otomobiller… Her yıl son teknoloji ürünü otomobillerden ediniyor. Uğur Akkuş ayrıca doğada yalnız kalmayı, doğayla baş başa olmayı seviyor. Hatta bu nedenle en sevdiği koyları, en sevdiği kamp mekanlarını sır gibi saklıyor. İş yorgunluğunu yalnız kalarak, doğayla birleşerek atmaya çalıştığını belirten Akkuş, “Taşıdığımız beden bize emanet. İçinde bir öz, bir ruh var. Ruhunu metropollerde dinlendiremiyorsun. Doğayla iç içe olmak lazım. İnsanın en büyük dostu kendisi. Kendinizle baş başa kalmanız, üretkenliğiniz için de çok önemli. Bunun için en önemli imkanlarım yazın tekne, kışın kayak yapmak, dağa çıkmak” diyor. A&S Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Akkuş’la iş dışı yaşamını ve pandeminin hayatını nasıl değiştirdiğini konuştuk:

39 yaşında Türk iş dünyasında yaptığınız yatırımlarla ön plana çıktınız. Sizi biraz tanıyabilir miyiz? 

Türkiye’de son zamanlarda yaptığımız yatırımlarla gündeme geldik. 39 yaşımdayım, A&S Yatırım Holding’in temellerini 2007 yılında A&S Yatırım Danışmanlık şirketini kurarak attım. Aslında 7 yaşımdan beri iş hayatının içindeyim çünkü tüccar bir ailenin çocuğuyum. 17 yaşımda Bilkent Üniversitesi’nde siyaset ve kamu yönetimi eğitimime başladım ama Avrupa hayalim vardı. Bizim de ihracattan dolayı Avrupa’yla bağlarımız bulunuyordu. O yaz Avrupa turu yaptım ve Avrupa’da okumaya karar verdim. Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne girdim ama olmadı, 6 ay gidip bıraktım. Sonra Bilkent’e döndüm ama Avrupa hayalimden vazgeçmemiştim. Daha sonra Almanya’da Essen Üniversitesi’ne girdim. İçimdeki ticaret aşkı yüksek olduğu için ikinci sınıfta üniversiteye ara verip ilk şirketim Şemse Dış Ticaret’i 20 yaşında kurdum. Almanya’dan Türkiye’ye makine ithalatı yaptım. Şirket büyüdü, Almanlara sattım. Ondan sonra iş yapmak için ABD’ye gittim ve ABD serüvenim başladı. 

Amerika’da neler yaptınız? 

Amerika’da iş yapan Arap sermayesinin büyüklüğünü gördüm. Körfez bölgesinde büyük paralar olduğunu gözlemledim. Nasılsa Arapça biliyordum ve 2005 yılında Kuveyt’e uçtum. Irak savaşı var, petrol fiyatları yükselmiş, ABD askeri bölgede varlık gösteriyor. Türkiye’de ise AK Parti hükümeti dönemi, büyüme başlamış, her yer inşaat. Birçok proje var, Türkiye’ye sıcak para girişi söz konusu. O zaman A&S Yatırım Danışmanlık şirketini, Kuveyt merkezli olarak kurdum. 2007 yılından bu yana A&S Yatırım 13 yatırım şirketi ile 4 ülkede A&S Yatırım Holding’i oluşturdu. 

Peki iş dışı yaşamınızda neler yapıyorsunuz? 

Türk-İslam eserlerini topluyorum, tarihe zaten özel bir ilgim var. 

Sizin için pandemi döneminin ilk 3 ayı nasıl geçti, nasıl değerlendirdiniz? 

enim için çalışarak geçti, bir fabrika kurdum ve günde 2 saat uyudum. Türkiye’nin ilk ve en büyük maske üretim tesisini 28 günde kurdum. Sıfırdan bir marka yarattık ve makinelerini bile biz ürettik. El değmeden, ultrasonik ses dalgalarıyla yüzde 100 yerli maske yapan makineler ürettik. Bu makineleri bir fabrikaya entegre ettik. Çalışanlara işi öğrettik. Bu ürünü en kaliteli şekilde nasıl üreteceğimize, nasıl yaygınlaştıracağımıza çalıştık. Hiç kolay bir süreç değildi. 

Peki sonra tatil planı yapmadınız mı? Artık kendime vakit ayırayım demediniz mi? 

Sistemi ve ekibi kurduktan sonra hemen tekneyi Bodrum’a çektirdim. Datça ve Marmaris üzerinde tekneyle tura çıktım, 2,5 aydır teknedeyim.

Eşiniz ve çocuklarınızla birliktesiniz sanırım. 

Eşim benimle ama çocuklarım ara ara yanımıza geliyor. Bodrum’da da evimiz var. Teknede yorulunca oraya geçiyoruz. Geçenlerde Marmaris’teydik. 

En sevdiğiniz koylar hangileri? 

Benim Göcek’le Kaş arasında gizli koylarım var, onları söylemiyorum. Yalnız kalmayı çok seviyorum. İş yoğunluğumun yorgunluğunu yalnız kalarak, dağa çıkarak atıyorum. Doğayla birleşiyorum. Taşıdığımız beden bize emanet. Onun içinde bir öz, bir ruh var. Ruhunu metropollerde dinlendiremiyorsun. Doğayla iç içe olmak lazım. İnsan bedenini oluşturan 4 element var: Toprak, su, hava, ateş. Teknede suyun içindesiniz, havayla birebir temastasınız. Toprağa dokunuyorsunuz, güneş ışınlarını alıyorsunuz. D vitamini alıyorsunuz, bedeniniz dinleniyor. Ruhunuzun da dinlenmesi lazım. O noktada doğayla bütünleşiyorsunuz, birlik oluyorsunuz. İşten uzaklaşıyorsunuz. İşte sorun gibi görünen sıkıntılar gözünüzde çok ufak kalıyor. İnsanın en büyük dostu kendisidir. İnsanın özü, ruhudur. Kendinizle baş başa kalmanız, üretkenliğiniz için de çok önemli. Bunun için en önemli imkanlarım yazın tekne, kışın kayak yapmak, dağa çıkmak. 

Kışın nerelere gidersiniz? 

En sevdiğim yer Kars Sarıkamış, oraya her kış giderim. Çok özel bir karı var. Keşfedilmemiş bakir yerleri seviyorum. Doğu’da gittiğim başka yerler de var, dağa çıkıyorum. 

Dağa çıkıp kamp yaptığınızı söylediniz, yılda kaç defa yapıyorsunuz? 

Yılda iki kez yapıyorum. 15 yıl önce Kaz dağları vardı, kimse bilmiyordu. En son 12 yıl önce gitmiştim, şimdi hiç gitmiyorum. 

Sizin sosyal medyayla aranız nasıl? 

Benim Instagram, Facebook ve Twitter hesabım yok. 

Neden tercih etmediniz? 

Sosyal medyayı ilk başlarda insanlar iletişim için kullandı. Benim holdingimin sosyal medya hesapları var, ben sosyal medyayı holdingin iletişimi için kullanıyorum. Ama kendi adıma hesap açmadım, çünkü çok ciddi ve yorucu bir iş. Orada paylaşılan hayatların çoğunun gerçek olmadığını düşünüyorum. İnsanlar orada paylaşım yaptıktan belli bir süre sonra artık kendi hayatlarını yaşayamıyor, kendileri olamıyorlar. Instagram bana her paylaşımım için para verse, paylaşırım. Niye ben Instagram’ın çalışanı olayım? Instagram’ın 1,5 milyar kullanıcısı varsa, aslında 1,5 milyar işçisi var demek. Herkes onun için içerik üretiyor. Medya danışmanlarım hesap açmam konusunda beni her gün taciz ediyor. Ama buna vaktim yok. Ne zaman vaktim olur, eğleneceğim artık derim, o zaman açarım. Pandemiden sonra sosyal medyanın bu kadar popüler olmayacağını düşünüyorum, çünkü artık Avatar keşfi var. Herkesin bir Avatar’ı olacak, onlar da Rollex takacak, Instagram’da dolaşacak, siz evde şortla gezerken onlar Santorini plajlarında gezebilecek. Dünya şimdi oraya gidiyor. 

Teknede nasıl zaman geçiriyorsunuz, balık tutuyor musunuz?

Balık tutamıyorum, önüme pişmiş getirilirse yerim ama denizde onları yaşarken gördüğümde onlara kıyamam. Teknede sabah erken kalkıp spor yapıyorum, koşu bandım var, yüzüyorum, eşim varsa birlikte çok güzel yemekler yapıyoruz, görüşmelerim varsa onları hallediyorum, okumadığım kitapları okuyorum, müzik dinliyorum. Daha çok da yazıyorum. 

Sizin bir de kitabınız vardı, yazmaya devam edecek misiniz?

Bir kitap yazmıştım, Süper Güç Türkiye, best seller oldu. İlk defa bir ekonomi ve iş kitabı bu kadar çok satıldı. Şimdi kafamda 4 kitap var, birini çoktan yazdım bile ama şimdi çıkarmanın zamanı değil. 

Diğerleri de iş hayatına ilişkin mi olacak? 

Dijitalleşmeyle ilgili bir kitap sırada. Yayınevim çok sıkıştırıyor ama yazar kimliğimle çok öne çıkmak istemiyorum. Ama paylaşmak lazım. 

Kaç çocuğunuz var? 

Bir kızım bir de oğlum var. Kızım 7 yaşında ve 4 yıldır bale yapıyor. Aynı zamanda resim yapıyor, piyano çalıyor. Her yıl sergi açıyor. Yaptığı resimlerin gelirlerini de bağışlıyoruz. Oğlum 5,5 yaşında, sporla çok ilgili. Futbol oynuyor, boks yapıyor. Kızımla bir gün Dubai’den geliyorduk daha çok küçüktü. Uçaktayız, iPad’i vardı ama yanıma almamışım. Ona dergiyi verdim. Dergiyi açmadı, resimlere vurmaya başladı, ağladı. Şok oldum. Yine oğlumun bütün ihtiyaçlarını dijital ortamdan sağlıyoruz. O uçakta dijital devrimin geldiğini anladım. 

Pandemi dolayısıyla çocuklarınızın eğitim planlarını değiştirdiniz mi? Bu sürece nasıl bakıyorsunuz? 

Sabahları online eğitimleri var. Sosyal aktivite hocaları maske takarak eve geliyor. Ama çocuklar çok sıkıldı. Yazın teknedeydik, biraz deniz görüp eğlendiler. Ama artık yaşıtlarıyla birlikte olmak istiyorlar. Şu an Türkiye’de kim neyi yaşıyorsa onlar da onu yaşıyor. Bazı arkadaşlarım çocukları tekneye almış, kasım sonuna kadar kalacaklarmış. Çocuklara teknede özel ders aldıracaklarmış. Ama bu benlik bir şey değil. Oğlumu ve kızımı her cuma mutlaka şirkete, fabrikaya götürüyorum. 

Seyahat etmeyi seviyorsunuz. Pandemi ne kadar zorluyor? 

Zor geliyor tabii. 58 ülke gezdim. Bir ara ayağım yere değmedi. En çok Latin Amerika’yı seviyorum. Orada doğa daha değişik. En sevdiğim lokasyon Kolombiya. Asya’yı ve Asya kültürünü pek sevmiyorum. Aslında Asya’da Uygur Türklerinin kaldığı Urumçi’ye ve dağlara kadar gittim. Ama bana pandemi bitince ilk gideceğiniz yer neresi olur deseniz, ABD derim. Amerika’yı çok özledim. Miami’de evim var. Orada hafta sonu Miami’den Latin Amerika’ya gitmek çok rahat. 

Pandemi ile birlikte hayatınıza yeni giren bir alışkanlığınız oldu mu?

Zoom toplantıları oldu. Günde 4 saat online toplantılar yapıyorum. Saat 11.00 ile 14.00 arasını buna ayırıyorum. 

En çok neyi özlediniz? 

Gerçekten en çok seyahat etmeyi özledim. Çocuklarımla rahat rahat gezip alışveriş yapmayı özledim. Çünkü çocukları dışarı çıkarmıyoruz. Konferansları, workshop’ları özledim. 

Evde yemek yapıyor musunuz? Bu dönemde malum içimizdeki şef ortaya çıktı. 

Dünyanın en güzel yemeklerini zaten eşim yapıyor, yemek kitapları da var. Hiç yemekle, mutfakla alakam olmaz.

Ebru Hanım’ın sağlıklı yaşamınıza katkısını nasıl anlatırsınız? 

Ebru Hanım’la beslenmem, spor alışkanlıklarım değişti. Pilatese başladım. Bana ayarladığı hocalarla pilates yapıyorum. O da çok yoğun çalışıyor. Ebru diye bir markası var. Doğru spor yapmayı, doğru beslenmeyi bana Ebru öğretti. Çok fazla et tüketen biriydim, eti çok azalttım. Hamur işi yiyecekleri bırakıp glütensiz ürünlere yöneldim. Detoks merkezlerine gitmeye başladım. 

Hangi detoks merkezlerini öneriyorsunuz? 

Osman Hoca’nın Bursa’da açtığı merkez, Nişantaşı’nda Vitallica’yı seviyorum. Avusturya’daki Viva Mayr’a gitmeyi planlıyorduk ama araya pandemi girdi. 

Spor araba tutkunuz hakkında neler söylemek istersiniz? 

Arabaları seviyorum, spor arabalara çok ilgim var. Her yıl en üst teknolojiyle donatılmış otomobillerden alıyorum. Tesla’nın son çıkardığı ürünleri inceliyorum. Bu hibrit enerji teknolojisinin güneş enerjili modelinin artık teknelerde de olacağını düşünüyorum. Zaten 10 yıla kadar dünyada benzinli araç kalmayacak. Almanya’da buhar gücüyle çalışan araç yapmaya başladılar. Büyük bir değişim yaşıyoruz ve insanlık olarak buna şahitlik ediyoruz. Pandemiyle birlikte iletişim çağı kapandı, yeni bir çağ başlayacak. Pandemi ancak 2022’nin sonunda bitecek. Yeni çağ, birlik çağı olacak. 8 milyar insanın bir arada, bir ağda, 7/24 birlikte olduğu bir çağ olacak. Teknik çağla birlikte hayatımızda büyük değişiklikler olacak. Ben gençlerin projeleriyle de ilgileniyorum. Projelerini getirsinler, seçtiğim bir projeye yatırım yapmayı düşünüyorum.


“Sanat insanın ne kadar mucizevi olduğunu gösteriyor”

TÜRK-İSLAM ESERLERİ TOPLUYORUM 
Türk İslam eserleriyle çok ilgiliyim. İslam tarihi 1.400, Türk tarihi 2 bin yıllık. Türklerin İslam’la tanışmasıyla birlikte Türk kültürü ve Türk sanatı Arap sanatıyla iç içe geçmiş. Ortaya muhteşem sentezler çıkmış. Bunları araştırıyorum, bulduklarımı alıyorum.
SANATÇILARA HAYRANIM Aslında sanatın her dalıyla ilgiliyim. Müzik, tiyatro, bale, sinema. Sanatçılara hayranım. Özünde yaratan zaten en büyük sanatkar. En büyük sanatı da insanı yaratmak. Yaratan, insanın da yaratıcı olmasını istediği için onlara bu yeteneği vermiş. İnsan da yaratıcının verdiği ilhamla eserler ortaya koyuyor. Adam bir resim çiziyor, ilahlaşıyor. Türk-İslam eserlerinde de hatlarda, Kur’an-ı Kerim’lerde, yazmalarda insanın neleri aşabildiğini, ne kadar mucizevi bir varlık olduğunu görüyorum ve hayran oluyorum.
MÜZE AÇACAĞIM Ben de mütevazı bir koleksiyona sahibim. 110’dan fazla parçadan oluşuyor. Sanata çok para harcıyorum ama hiçbir zaman sanatı yatırım aracı olarak görmedim. İleride insanlık için çocuklarım için bir müze açmayı düşünüyorum. Bu eserleri de müzeye koymak istiyorum, hiçbir şekilde satmak istemiyorum. Koleksiyonumda 16, 17 ve 19’uncu yüzyıllardan örnekler var. Hatta eşimden dolayı son zamanlarda modern sanata da yöneldim. İlgimi özellikle 17’nci ve 18’inci yüzyıl dönemi eserleri çekiyor.
BÜYÜK PATLAMA BEKLİYORUM Yeni dönem sanatçılarını da çok başarılı buluyorum. Türkiye’de dahi derecesinde sanatçılar var. Beş yıl sonra şu anda 20-25 yaşında olan yeni kuşak büyük bir patlama yapacak. Türkiye’de o kadar büyük birikmiş bir enerji var ki… Hem sanatta hem ticarette hem sporda hem de bilimde.



“Sosyal medya el değmemiş yer bırakmayacak”

EN SEVDİĞİM KAMP MEKANLARI 
Kampa yalnız gidiyorum. Tatil planlarım anlık gelişir. İş yoğunluğu bunaltınca kendimi stand by’a alıyorum, biraz uzaklaşıyorum. Pandemi öncesinde Almanya sınırında Baden Baden bölgesine, Alp Dağları’na gidiyordum. İtalya-İsviçre sınırındaki Como Gölü’nün etrafını tercih ediyordum. Como’dan başlayarak İtalya ile Avusturya sınırı, Almanya’ya kadar olan bölge en sevdiğim kamp mekanlarıdır.
NEMRUT VE BİNGÖL’Ü SEVERİM Türkiye’de Doğu Anadolu’da Nemrut ve Bingöl civarını çok severim. İstanbul’a yakın Bolu ve Yedigöller bölgesine çok giderdim ama oralar da çok turistik oldu. Sosyal medyanın keşfiyle el değmemiş yer kalmayacak. İnsanlar gittikleri yeri paylaşıyor ve orası popüler oluyor. Bunun etkisini 6 yıl önce Instagram daha yeni kullanılmaya başlandığında hissetmiştim.
ANI YAŞAMIYORLAR Tekne ile volkanik ada Santorini’ye gidip bir gün kaldım. Bir turun gemisi yanaştı, 1.500 kişi indi, onları izliyorum. Koşa koşa o evlerin önünde fotoğraf çektirmeye gittiler, yorgun argın. Hiç o ortamı yaşamadılar, sadece o fotoğrafları çekip paylaşmak için uğraştılar. Dedim ki dünya değişiyor.




İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz