Müthiş Dostluk

Kaplumbağalardan bukalemuna, cins kedilerden sokak kedilerine, av köpeklerinden akbaşlara iş dünyasının temsilcileri pek çok hayvanı sahipleniyor.

9 AĞUSTOS, 20170
Paylaş Tweet Paylaş
Müthiş Dostluk


Özlem Aydın Ayvacı

oaydin@capital.com.tr

Kaplumbağalardan bukalemuna, cins kedilerden sokak kedilerine, av köpeklerinden akbaşlara iş dünyasının temsilcileri pek çok hayvanı sahipleniyor. Yaşamlarının en mutlu anlarını onlarla paylaşıyorlar. İş insanlarının çoğunun ise hayvanlarla ilgili ortak birleştikleri konu onların hayatlarına yeni bir bakış açısı ve farkındalık kazandırdıkları… Hayvan dostları olan pek çok iş insanı var. Onlar bu geniş aileleriyle olan mutlu hayatlarını CEOLife’a anlattı.

Yaklaşık 25 yıl önce ofis dışındaki yoğun iş toplantılarım nedeniyle gergin bir şekilde ofise geldim. Bu şekilde odama doğru ilerlerken o zamanın Vakko İletişim Koordinatörü Berna’nın odasından minik bir ağlama sesi duydum. Odasına girdim ve ‘Bir ses duydum’ dedim. ‘Yo, ben duymadım’ dedi. Aynı ses bir daha gelince etrafa baktım ve masasının altında, kutuda bir Samoyed yavrusu gördüm. Çok küçük diye evde bırakamamış, gizlice ofise getirmiş. Bu yavru köpeği elime alır almaz bütün kızgınlığım, gerginliğim geçti. Orada yarım saat kalmışım. ‘İlk yavrusu, benim’ dedim. İki yıl sonra yavruları oldu. İlk köpeğimize bu şekilde kavuştuk. Adını Lucky koyduk.” Vakko Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hakko, ilk evcil hayvanını nasıl edindiğini böyle anlatıyor. Cem Hakko gibi hayvan dostları olan pek çok iş insanı var. Onlar bu geniş aileleriyle olan mutlu hayatlarını CEOLife’a anlattı. 


HER GÜN 10 BİN ADIM ATTIRIYOR 

Xerox Türkiye Genel Müdürü Burak Özer, tam anlamıyla bir hayvansever. Su kaplumbağalarından lepisteslere, kuşlara kadar pek çok hayvana ev sahipliği yapmış. İlk köpeği ise 15 yaşındayken olmuş. Ailesi bahçeli bir evleri olmadığı için onun köpek isteğine olumsuz yanıt veriyormuş. Subay olan babasının tayini Amerika’ya çıkınca hep birlikte ABD’de bahçeli bir eve taşınmışlar ve bu sayede Özer’in bir köpeği olmuş. Özer, bugün 4’üncü köpeğiyle birlikte yaşıyor. Özer’in Bentley adlı köpeği Border Collie cinsi ve henüz bir yaşında. 

Köpeğiyle her gün 1 saat yürüdüklerini söyleyen Özer, “Türkiye Border Collie ırk derneğine de üyeyiz ve takım arkadaşlarımızla beraber cumartesileri çalışıp Disc dog challenge ve Agility gibi köpekli sporların temsil edildiği yarışmalara katılıyoruz” diyor. Border Collie cinsi hem zeka olarak en üst köpek ırkı hem hareket bakımından en hareketliler arasında yer alıyor. Özer, buna rağmen Bentley’in çok uyumlu olduğunu söylüyor ve “Uyumlu olmasında doğduğu andan itibaren düzgün bir eğitim verilmesinin payı büyük” diyor. 

Özer, köpeğinin hayatına hareket getirdiğini de belirtiyor. Köpeğiyle yaptığı yürüyüşler sayesinde günde en az 10 bin adım atmaya başlayan Özer, “Bunun dışında antremanlarda kafamın dağılması ve stres atmam da tabii ki çok fayda sağlıyor” diyor.

Özer, Bentley’le yaşadığı unutamadığı hikayesini şöyle paylaşıyor: “Altı aylıkken ilk 50 metre üzeri frizbisini tuttu. Daha önce 20-50 metre arası atışlarda başarı sağlamışken ve bu kadar gençken yaşadığımız bu başarı beni çok heyecanlandırmıştı.” 


“HEPSİ EVLADINIZ GİBİ OLUYOR”

CEM HAKKO / VAKKO YÖNETİM KURULU BAŞKANI

BEŞ KÖPEĞİM BİR KEDİM VAR 

25 yıl önce başlayan hikayemde maalesef bazı dostlarımı kaybettim. Lucky, Rosa, Blanco ve Tyra. Hiçbirini unutmadım. Hepsi hayatımızda bir iz bıraktı. Şu anda evimizde 2 tane Jack Russell cinsi köpeğimiz ve 1 tane de sokaktan yavruyken kurtardığımız kedimiz var. Bolu’daki dağ evimizde de Bonnie, Clyde ve Bobby adında 3 tane Akbaş cinsi köpeğimiz var.
OFİSTE DEĞİŞİKLİK 
Kedim her gün benimle birlikte işe gidip geliyor. Ofiste onun açısından tehlike yaratabilecek her şeyi kaldırdık. Hatta sırf tehlike yaratmasın diye, odama açılan asansörün kapısını bile değiştirdim. Evde de ofiste de yaşam alanı var ve çok rahat. Oğlum Can da Amerika’dan gelirken sokaktan kurtardığı köpeğini yanında getirecek. Hatta kızım Pia ve Katia seyahate gittiklerinde köpek ve kedilerini hep bize bırakır. Anlayacağınız bizim evdeki nüfus oldukça kalabalık.
TERAPİ GİBİ 
Evcil hayvan besleyenler beni çok iyi anlayacaktır, bir süre sonra hepsi evladınız gibi oluyor. Sanki hiç büyümeyen çocuklarım var. Çok büyük ve tamamen saf bir sevgi alışverişi. Enerjileri, oyunculukları, şımarıklıkları, sevgi arsızlıkları insana terapi gibi geliyor. Ofisten eve geldiğimde sanki yıllardır beni görmüyorlarmış gibi bir coşkuyla karşılıyorlar. Eve girdiğim andan itibaren dibimden ayrılmıyorlar ve en az 15 dakika onlarla oynayıp ilgilenmezsem beni rahat bırakmıyorlar.
ÇOK HİSLİ HAYVANLAR 
Bolu’daki Akbaş cinsi köpeklerimizden Blanco bir gün rahatsızlandı ve onu tedavi için İstanbul’a getirdim. Ancak yapılabilecek pek bir şey kalmamıştı ve maalesef onu kaybettik. Büyük bir üzüntüyle Bolu’ya döndüğümüzde, Blanco’nun eşi Rosa’yı ağacın dibinde umutsuz bir şekilde otururken bulduk. Köpeklerin çok hisli hayvanlar olduğunu bildiğimden bu duruma çok şaşırmadım. Yine de bunun geçici bir süreç olduğunu düşündüm. Ama günlerce hiç ayrılmadı o ağacın altından. Sonra bir gün tamamen yok oldu.
NEDEN UZAKLAŞTI? 
Her tarafı aradık, taradık, bulamadık. Son çareyi Rosa’yı bulana ödül vermekte buldum. Sonunda evden çok uzakta yine bir ağacın altında otururken bulundu. Tekrar eve getirdim, ama bir şeylerin yolunda olmadığının farkındaydım. Normal şartlarda bunu yapacak bir köpek değildi. Zaten ancak 15 gün dayanabildi ve onu da kaybettik. Sonradan anladık ki eşi Blanco öldükten sonra, o da ölmek istemiş ve genelde köpeklerin yaptığı gibi öldüğünü bize göstermemek için evden uzaklaşmıştı. Bu anım yaşadığım en duygusal anılardan biri olmuştur. Çok uzun bir zaman etkisinden çıkamadım.



CANKO’NUN SİYAMI 

BKM Genel Müdürü Dr. Soner Canko’nun ilk evcil hayvanı 2003 yılında evine gelen ve ailesiyle beraber yaşamaya başladığı Tarçın adlı siyam kedisi. Tarçın, Canko’nun kızının uzun süren ısrarları üzerine hayatlarına girmiş. Safkan bir siyam kedisi olan Tarçın’ın oldukça sakin ve sevecen olduğunu söyleyen Canko, kedisinin yalnız kalmaktan hiç hoşlanmadığını ve günlük rutinine bağlı olduğunu belirtiyor. 

Canko, yoğun bir iş gününün ardından eve gelince Tarçın’ı sevmenin ve onunla birlikte vakit geçirmenin günün yorgunluğunu üzerinden aldığını söylüyor. Canko, Tarçın’la olan unutamadığı bir anıyı şöyle anlatıyor: 

“Geçtiğimiz yıl oğlumun üniversiteden mezun olduğu akşam kutlama yemeğine gitmeden önce Tarçın’ın evde olmadığını fark ettik. Yoğun aramalarımız ve dağıttığımız kayıp ilanları sonucunda ertesi gün Tarçın’ı bulduk. Bu süreçte yaşadığımız duygular, aslında Tarçın’ı ne kadar sevdiğimizi ve ona kadar bağlandığımızı fark ettirdi.” 

“ÇOCUKLARI OLUMLU ETKİLİYOR” 

Pegasus CEO’su Mehmet T. Nane, çocukluğundan beri hayvanları çok sevdiğini söylüyor. Küçükken de bahçeli bir evde yaşadığını belirten Nane’nin o bahçede her çeşit hayvanı varmış. Nane, “Hayvan sevgisinin, sorumluluğun, merhametin ve karşılıksız sevginin en belirgin göstergesi olduğunu düşünüyorum. Çocukluğumda ve gençliğimde evcil bir hayvanım olmadı ama 6 yıldır evimizde kızımın isteği ile Tibetian Spaniel cinsi bir köpeğimiz var. İsmi Efe ve 6 yaşında” diyor. 

Efe ile daha çok kızının ve oğlunun vakit geçirdiğini söyleyen Nane, kendisi ve eşinin de hafta sonları veya bazı akşamlar köpeğin en sevdiği oyun olan top atmaca ve yakalamaca oynadıklarını ve uzun gezintilere çıktıklarını ifade ediyor. 

Nane, Efe adlı köpekleriyle nasıl tanıştıklarını ve en özel anlarını şöyle anlatıyor: “Efe ilk evimize geldiğinde 2 aylıktı ve annesinden ayrıldığı için üzgün ve bir o kadar da agresif bir yapıya sahipti. Eve ve yaşantımıza uyum sağlayabilmesi için bir eğitim aldı. Zaman içinde uysallaştı. Şimdi ailemizin bir parçası haline geldi. Ama halen arada türünün özelliği olan hırlamasını hoşuna gitmeyen bir davranışta, yabancı birisinin kokusunu aldığında veya onla oynarken çok sıkıştırdığımızda net gösteriyor” 

Nane, evcil hayvanların özellikle çocuklar üzerinde çok olumlu etkileri olduğuna inanıyor. Evcil hayvanla büyüyen çocukların daha özgüvenli, sorumluluk sahibi ve sevgilerini paylaşabilen bir yapıya sahip olduklarını belirtiyor. 


“BUKALEMUNUMLA OFİS ARKADAŞI OLDUK”

NEVZAT AYDIN / YEMEKSEPETİ CEO’SU

MADAGASKARLI 
Bu yıl doğum günümde yakın bir arkadaşım bana hediye olarak bir bukalemun getirdi. İsmi Jack. Benim odamda kendine ait oldukça büyük bir alanı var. Kısacası Jack ile ofis arkadaşı olduk. 3 aya yakındır birlikteyiz. Jack’in cinsi Ambilobe Panther Chameleon. Kendisi Madagaskarlı. Derisi rengarenk hatta çoğu zaman bordo-mavi! Ve gerçekten de epey ilgi çekici bir canlı. Şu anda 2 yaşında ve bu cinsin maksimum 6 yaşına kadar yaşadığı belirtiliyor.
TERARYUMDA YAŞIYOR
Jack genellikle odamdaki teraryumun içinde vakit geçiriyor. Bazen bitkilerin dallarından zemine iniyor. Bu sırada kapısını açarsanız, kendiliğinden dışarı çıkarak odada gezinmeye başlıyor. Yaşam ortamının, içindeki bitkiler ve hava koşulları itibarıyla onun memnun kalacağı şekilde olmasına önem veriyorum.
CANLI ÇEKİRGE YİYOR 
Tüm soğukkanlı hayvanlar gibi Jack de normalde çok sakin ve durgun. Fakat aslında içinde bir avcı yaşıyor. Yemek olarak mutlaka ona özel olarak sipariş ettiğimiz canlı çekirgeleri yiyor. Canlı çekirgeleri gördüğü anda çok heyecanlanıyor ve saldırganlaşıyor. Sonra da onlarla karnını doyuruyor. Bu arada, çekirgeleri de marulla besliyoruz. Kısacası odamda küçük bir besin piramidi yarattığımızı söyleyebilirim.
ONUN KEYFİ YERİNDE OLSUN 
Jack küçük ve kendi halinde yaşayan bir hayvan. Elbette ki alışkın olduğumuz ev hayvanlarından daha mesafeli bir ilişkimiz var. Yine de insan sahiplendiği bir canlıyla, her ne olursa olsun müthiş bir duygusal bağ kuruyor. Onun keyfinin yerinde olması, düzgün beslenmesi benim için çok önemli.
KORKTUĞUM AN 
Jack beni bir defasında epey korkuttu. Karakterine ve hareketlerine henüz alışmamış olduğum ilk dönemlerde teraryumunun kapısını açmıştık. Ağır hareket eden bir hayvan olduğundan çok fazla uzaklaşamayacağını düşündüm. Dikkatimi başka yöne verdiğim birkaç saniye içinde ortadan kayboldu. Uzunca bir süre aradık. Sonrasında duvardaki televizyonun arkasından çıktı. Meğer kablolardan tırmanarak orayı keşfe çıkmış.



“STRESİMİ ALIYOR” 

Makro Market Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Songör’ün çocukluğunda evinde hep kedileri olmuş. Ayrıca evlerinin bahçesinde Botti adlı bir köpekleri de varmış. Songör, yıllarca o köpeğiyle kendisinin ilgilendiğini söylüyor. 

Ömrü boyunca kuşları çok sevdiğini belirten Songör, “Maalesef kuşların ömrü pek uzun olmadığı için çok sayıda kuşum oldu. Genellikle muhabbet kuşu besliyorum. Şu anda beslediğim kuşum önceki muhabbet kuşlarımın yavrusu” diyor. 

Songör’ün kuşu Yumoş, yaklaşık 3 aylık. Annesi albino, babası İngiliz muhabbet kuşu. Evdeyken kuşunun yanından hiç ayrılmadığını söyleyen Songör, “Hep ilgi ister. Yemek yerken bile her şeye müdahale eder” diye konuşuyor. Songör, kuşunun karakterini ve yaşamına katkılarını ise şu sözlerle dile getiriyor: 

“Yumoş kafesi hiç sevmez, sürekli serbest olmak ister.Bilgisayarımla çalışırken beni taciz eder. Başka bir şeyle ilgilenmemden hoşlanmaz. Elimin altına kafasını uzatır, öyle bekler. Masaj yapmamı ister. Masajdan çok hoşlanır. Bir kötü huyu var. Pahalı klozet seviyor, sürekli dizüstü bilgisayarımın ekranına pisler. Bu huyundan nefret ediyorum. Ne yapalım gülü seven dikenine katlanır. Yumoş adeta küçük bir çocuk gibi. Onunla ilgilenmek günün tüm yorgunluğunu, stresini atmamı sağlıyor. Beni çok rahatlatıyor.” 


“HAYATA BAKIŞIMIZ DEĞİŞTİ” 

Panasonic Eco Solutions Genel Müdürü Nusret Kayhan Apaydın’ın Mia adlı bir kedisi var. Mia, 4 yaşında, bir dişi British Short Hair. Ailecek hayvanları çok sevdiklerini söyleyen Apaydın, Mia’nın ikinci kedileri olduğunu belirtiyor. Daha önce eşi Filiz Hanım’ın sokakta ölmek üzereyken bulduğu minik bir kediyi sahiplendiklerini söyleyen Apaydın, şöyle konuşuyor: “Veterinerimizin Şanslı adını verdiği bu kedi harika yeleleriyle çok yakışıklı bir erkek olmuştu. Ne yazık ki böbrek rahatsızlığı nedeniyle Şanslı’yı kaybetmiş ve çok üzülmüştük. Benzer tabloyu bir daha yaşamamak için başka hayvan almayı düşünmezken kızımız ve damadımız ellerinde 1,5 aylık bir minikle geldi. İşte o minik şey şimdi evin sevgilisi oldu.” 

Apaydın, eve gelince gözlerinin ilk önce Mia’yı aradığını söylüyor. Mia’nın Instagram paylaşımlarında çokça yer verdiği arkadaşı olduğunu da ekliyor. Apaydın, çocukları küçükken 8 yıl kendileriyle yaşayan muhabbet kuşları Cankuş’u, 7 yıl baktığı Canki ve Ceki adlı iki kaplumbağasını ve bir de tavşanını hiç unutmuyor. Hayvanlarla yaşamanın hayatlarına katkısını ise şöyle anlatıyor: “Evde bu harika varlıklarla hayatı paylaşmaya başladıktan sonra tüm canlılara karşı duyarlılığımızın arttığını gözlemledim. Özellikle sokakta yaşayan o masum hayvanları çok daha fazla fark etmeye başladık. Arabamızın bagajında devamlı kuru mama bulunduruyoruz. Ayrıca evde yiyemediğimiz yiyecekleri zaman zaman eşimle hazırlayarak sokak hayvanlarını beslemekten büyük haz duyuyoruz.” 

“SANKİ BEN ONUN EVİNDE YAŞIYORUM” 

Merlin Entertainments Türkiye CEO’su Sarper Hilmi Suner de bir kedi sahibi. Zıpzıp adlı kedisi henüz 8 aylık, çok tatlı bir İngiliz kısa tüy cinsi. Zıpzıp’la doğumundan beri birlikte olduklarını söyleyen Suner, ilkokula gittiği dönemlerde de evlerinde kedilerinin olduğunu hatırlıyor. Daha sonra bir kuşları ve bir köpekleri de olmuş. 

Bugünse akşam eve girdiği an itibarıyla kedisiyle sürekli birlikte olduklarını anlatıyor. Kedisi ne zaman isterse Suner, o zaman onunla oyunlar oynuyor. 

Suner, yalnız yaşıyor. O nedenle eve temizliğe gelen hanımefendi dışında herhangi bir misafir gelince kedisi ortadan kayboluyormuş ve Suner’in yatağındaki yorganının altına saklanıyormuş. Suner, kedisinin diğer özelliklerini şöyle anlatıyor: “En sevdiği oyun, evin içinde saklambaç oynamak. Bir yere saklanıp ben onu bulana kadar ara ara sesler çıkarıyor ve ben onu bulduğumda sanki ‘Haydi şimdi sıra sende’ der gibi bakıp benim saklanmamı bekliyor.” 

Evde bir kedinin olmasının çok başka bir duygu olduğunu belirten Suner, şöyle devam ediyor: “Çocukluğumdan beri alışık olmamın da etkisiyle, Zıpzıp’ın evde beni beklediğini bilmek huzur veriyor, beni mutlu ediyor. Özellikle kedilerin konuşmadan

anlaşabilmenin yolunu öğrettiğini düşünüyorum. Ayrıca evde minik bir panter varmış gibi hissettiriyor. Zaman zaman sanki ben onun evinde yaşıyormuşum hissine kapılıyorum.” 


“ÇOCUKLARIN SORUMLULUK DUYGUSUNU GELİŞTİRİYOR”

SERTAÇ ÜNAL ÖZDİLEK HOLDİNG PERAKENDE GENEL MÜDÜRÜ

ÇOCUKLUK ANILARI 

İlk kedim Vildan, yaşlı bir kediydi. Yaramaz bir çocuktum ve onunla çok uğraşırdım. Ama hiç kızmazdı, benden kaçmazdı. Vildan’dan sonra Tekir geldi. Onu sokaktan aldım. Zaten özellikle kışın 8-10 sokak kedisini bizim evdeki kuzinenin altına koyardım, sıcaktan keyifli keyifli uyurlardı. Sonra Pamuk geldi. Bir gece annemler misafirlikten gelirken getirmişlerdi yavru kedimi. Sonra ilk köpeğimiz Tobi geldi. Çok akıllı bir kurt köpeği idi.
İKİ YIL ÖNCE MESSİ GELDİ 
Öğrencilik, iş hayatı, apartmanda yaşama durumu nedeniyle yıllarca uzak kaldıktan sonra 12 yaşındaki kızım Elif’in ısrarlı isteği ve bahçeli bir eve de taşınmamızla 2 yıl önce Messi’yi ailemize kattık. Messi, bir köpek ve cinsi Beagle. Av köpeği cinsi olan Beagellar çok hızlı, çevik, enerjik ve oyuncu köpekler. Çocuklarla ilişkileri harika. Her gün işten gelmemi bekliyor, gelince oyuncağı ağzında onu kovalamamı istiyor. Bu oyunu oynamazsak beni eve sokmuyor.
OYUNCU KÖPEK 
Kızıma oyuncu bir köpek mi akıllı bir köpek mi diye sorduğumda oyuncu olmasını istedi. Bu yüzden av köpeği Beagle’da karar kıldık. Av köpeği ama sanki çocuklarla oynamak için yaratılmış. Elif ona bir hayvan değil, bir birey gibi davranıyor. Aralarında müthiş bir bağ var. Şimdi onun sayesinde bahçede koşturuyorum ve vakit geçiriyorum. Stres atmak için bire bir. O kadar doğal ve masum ki. Kızımla birlikte götürüyoruz veterinere. Birlikte yıkıyoruz. Çocukların sorumluluk alma duygusunu da geliştiriyor. Hayvanların ve özellikle köpeklerin insanların yaşantısını çok güzelleştirdiğine inanıyorum.


MİNİK DAVETSİZ MİSAFİR 

Sinpaş GYO Genel Müdürü Seba Gacemer’in kedilere olan sevgisi 10 yıl önce tesadüfen gelişmiş. Şu anda yaşadığı evine taşındığı ilk gün, ilk evcil hayvanının da sahibi olduğunu söyleyen Gacemer’in evde 1, bahçede 3 tane kedisi var. 10 yıl öncesine kadar kedilerden çok korktuğunu belirten Gacemer, “Hatta öyle ki restoranlara gittiğimizde açık havada oturup zaman geçirmek istemezdim çünkü kedilerden ürkerdim. 10 yıl önce bu eve taşınırken yavru bir kedi kapı arasından eve girdi ve bir türlü çıkmak bilmedi. Saatlerce evin içinde birbirimizi kovaladık. O gün kedilere karşı sempatim arttı. O gün bugündür, bu yaramaz kızla aynı evi paylaşmanın keyfini yaşıyorum” diyor. 

Gacemer, kedisiyle yaşamını şöyle özetliyor: “Birkaç günlük seyahate gittiğimizde, eve ne zaman döneceğimizi kestirerek bizi kapıda bekleyip karşılıyor. Bu anlamda çok iyi bir bağımız var. Kucağa alınmaktan hiç hoşlanmıyor. Evde kendi alanını ve kendi konforunu yaratan özgür ruhlu bir kedi. Kızımdan sonra kedilere karşı sempati ve ilgim daha da arttı. Ardından evimizin bahçesine yerleşen, sitemizin maskotu, 3 bacağı birden sakat olan sevimli ve yaramaz kedimiz ve yeni doğum yapan 4 bebekli Mercimek’le hem evimiz, hem bahçemiz şenleniyor. Böylece çocuklarım da hayvan sevgisiyle büyüyor. Hem yapılan araştırmalara, hem de kendi gözlemlerime göre, kedilerin insan üzerinde çok olumlu etkisi var. Kediler, hayatımıza neşe, pozitif enerji ve sıcaklık kattı. Kedilerle yaşamı paylaşmayı, bu sıcaklığı henüz yaşamayan herkese tavsiye ederim.”


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz