"Cari açığın finansmanı"

Türkiye'de büyümeyle birlikte cari açıkta yükselişe geçiyor.

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Cari açığın finansmanı
Türkiye’de hızlı büyüme dönemlerinin en önemli özelliklerinden biri, bu büyümeye cari açıkta yükselişin eşlik etmesidir. Kronik tasarruf açığımızdan ve de ekonomimizin ithalata aşırı bağımlı bir üretim yapısına sahip olmasından kaynaklanan bu durum, hızlı büyüme dönemlerini hep yürek çarpıntıları arasında geçirmemize neden oluyor. İşte cari açığın finansmanı da burada önem taşıyor. Cari açığın finansmanı, daha çok “sıcak para” adı verilen ve kolayca ülke dışına çıkıp gidebilecek kısa vadeli sermaye akımlarına dayanıyorsa bu yürek çarpıntıları iyice sıklaşıyor. Cari açığın finansmanında uzun vadeli sermaye hareketlerinin ve borç yaratmayan doğrudan yatırımların ağırlık taşıdığı dönemlerde ise biraz daha sakin oluyoruz. Fakat bu dönemlerde dahi yüreğimiz tam bir ferahlığa kavuşamıyor.

GEÇMİŞE BAKIŞ
İlk durumun örneğini, 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında yaşamıştık. Yıllık net doğrudan yatırım girişinin 1 milyar doları bile bulmadığı bu dönemde, cari açığın finansmanı daha çok sıcak paraya dayanıyordu. Bu finansman biçiminin zararını, 1994 ve 2001 yıllarında yerli malı krizlerimizde, 1998 yılında da Rusya Krizi’nin etkisiyle bizde de sıcak paranın uçuşa geçmesiyle görmüştük. Her üç olayda da sermaye çıkışı, finansal piyasaları hallaç pamuğu gibi atmış, sonuçta da ekonomi resesyona dalmıştı. İkinci durumun örneğini ise 2001 krizi sonrasındaki dönemde yaşadık. Esasında bu dönemde sıcak para girişi, 1990’lı yıllardakinden bile yoğundu, ama doğrudan yatırımlarda da yükseliş söz konusuydu. 2006 yılından itibaren cari açığın finansmanında temel kaynak haline gelen doğrudan yatırımlar, bir ara net olarak 25 milyar doların üzerine kadar çıkmıştı. Cari açığın finansmanının doğrudan yatırımlara dayanmasının faydasını, 2006 yılındaki finansal dalgalanmada reel ekonominin ayakta kalmasıyla gördük. Aksi durumda ekonominin yeni bir resesyona sürüklenmesine yol açabilecek olan söz konusu dalgalanma, bu sayede biraz yavaşlamayla atlatılmıştı. Dünya ticaretinde çöküş olmasa belki 2008-2009 resesyonunu da cari açığın finansmanının sağlam kaynaklara dayanması sayesinde atlatabilirdik. 2008-2009 küresel resesyonunun Türkiye’ye dış finansman kanalından ziyade dış ticaret kanalından yansıdığını burada hatırlatalım.

CARİ AÇIĞIN DÖNÜŞÜ
Geçtiğimiz 2 yılın büyük bölümünü ekonominin resesyonda geçirmesi, cari açığı da nasıl finanse edildiğini de bize unutturmuştu. Fakat ekonominin resesyondan çıkması ve de sonrasında hızlı bir büyüme tutturması, cari açığın da yeniden yükselmeye başlamasına yol açtı. Geçen ekim ayında 12,6 milyar dolar ile dip yapan yıllık cari açık, nisan ayında 24,7 milyar dolara ulaşmış durumda. Cari açık yılın sonunda 35 milyar dolara kadar çıkacak gibi görünüyor. Cari açık böyle hızla yükselince doğal olarak nasıl finanse edildiği de yavaş yavaş yeniden gündeme taşınmış bulunuyor. Cari açığın finansman kalemlerine genelde üç başlık altında bakılıyor. Bu başlıkları doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlar oluşturuyor. Doğrudan yatırımlar, borç yaratmayan bir yabancı sermaye akımı olduğu için en sağlam finansman kalemi olarak kabul ediliyor. Yabancılar fabrikalarını sırtlarına vurup gidemeyecekleri için doğrudan yatırımlar kriz dönemlerinde öyle hemencecik çıkışa geçemiyor. Bu nedenle cari açığın finansmanında doğrudan yatırımların ağırlığı fazla ise cari açık pek endişe konusu edilmiyor. Portföy yatırımları ise daha çok yabancıların hisse senetleri ve tahviller gibi menkul kıymet alımlarından oluşuyor. Kriz dönemlerinde bu tür yatırımlar kolayca nakde çevrilebildiği ve sermaye kaçışı yaşanabildiği için cari açığın finansmanı portföy yatırımlarına dayanıyorsa ekonomik birimler diken üstünde oturuyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz