"Çin’le Rekabetin Yolu Mal Satmaktan Geçiyor"

Dr. Nicholas Lardy, dünyanın önde gelen Çin uzmanlarından. Bu konuda konferanslar veriyor, kitaplar yazıyor. 1978-2004 arasında 20 kat büyüyen Çin’le rekabetin yolunun, bu ülkenin 560 milyar dolara...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Çin’le Rekabetin Yolu Mal Satmaktan Geçiyor

hedDr. Nicholas Lardy, dünyanın önde gelen Çin uzmanlarından. Bu konuda konferanslar veriyor, kitaplar yazıyor. 1978-2004 arasında 20 kat büyüyen Çin’le rekabetin yolunun, bu ülkenin 560 milyar dolara ulaşan ithalatından pay almaktan geçtiğini söylüyor. Ona göre, özellikle makine ve ekipman ithalatına dikkat etmek gerekiyor. “Çin aynı zamanda çok büyük bir kimyasal ve yan ürünleri ile ham metal ithalatçısı” diye hatırlatıyor. Tekstil konusunda ise “Burada çıkış noktası yüksek değerli özel ürünlere yönelmeleridir” diyor.

Çin 2000’li yıllara kadar adeta kapalı bir kutuydu. 1949’daki devrimden sonra, yaklaşık 40 yıl boyunca çok taraflı ticaretin dışında kaldı. 1986 yılında Pandora’nın kutusunun açılacağının ilk müjdesi verildi. Çin, Dünya Ticaret Örgütü (WTO)’ne üye olmak için başvurdu. Üyelik müzakereleri süresince ekonomisini dünyayla bütünleştirmek için hızlı bir entegrasyona gitti. Yabancı yatırımcılar için WTO kurallarına uygun bir ortam yarattı. Merkezi planlama geleneğinden vazgeçip ekonomisini liberalleştirdi. 2001 yılında, yani ilk adımdan tam 15 yıl sonra da WTO’ya girdi. Çin bugün tüm dünyada ticari dengeleri değiştiren bir güç konumunda. Global pazarın süper güçleri bile, sürekli gelişen bu dev ekonomi ile rekabetin yollarını arıyor. Bir taraftan da, sunduğu geniş yatırım fırsatlarının nasıl değerlendirilebileceği tartışılıyor.

hedWashington uluslararası ekonomi enstitüsünde öğretim üyesi olan Dr. Nicholas Lardy, Çin ekonomisi konusunda dünyanın sayılı uzmanlarından biri. Bugüne kadar Asya, özellikle de Çin ekonomisi hakkında pek çok kitap ve makaleye imza attı. Çok sayıda ülkede konferanslar verdi. Son olarak 2002’de yayınlanan “Integration China into Global Economy” (Çin’in Global Ekonomiye Entegrasyonu) adlı kitabı büyük ses getirdi. Çin’in global ekonomideki yeni rolünü anlatan kitap, Çin’le rekabet etmek ve Çin’in sunduğu fırsatları yakalamak isteyenler için önemli bir klavuz olarak gösteriliyor.

Dr. Lardy, Mart ayında İş Yatırım’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelecek. Değişen ve büyüyen Çin’in dünya ekonomi ve siyasetine etkileri ile Türkiye açısından yarattığı fırsat ve tehditler konusunda bir konuşma yapacak. Türk iş adamlarıyla buluşmasından önce,  Dr. Nicholas Lardy ile geniş bir söyleşi yaptık. Lardy, Capital okurları için Çin’le rekabetin kurallarından Çin’e yatırım fırsatlarına kadar geniş bir yelpazede Çin ekonomisini değerlendirdi. Dr. Nicholas Lardy’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Çin ekonomisi 1970’li yıllardan bu yana nasıl gelişti? Bugünkü konumuna nasıl geldi kısaca özetler misiniz?

1970’li yılların sonlarında, Deng Xiaoping liderliğinde başlatılan ekonomik reform, Çin ekonomisini rekor düzeyde genişletti. Geçtiğimiz yıl Çin’in ekonomisi 1978 yılına oranla 20 katlık bir büyüklüğe ulaştı.

Kayıtlara geçecek bu büyüme performansı aslında 3 temel faktöre dayanıyor. İlk olarak, Çin merkezi planlama anlayışını terk etti. Reform öncesi dönemde devlet fiyatları kontrol altında tutuyor, doğrudan verimliliğe müdahale ediyordu. Kârın ekonomide hiçbir anlamı yoktu. Bugün artık her bir malın fiyatı pazar içinde belirleniyor. Kârlar verimliliğe yansıyor. Verimli şirketler hızla büyürken, verimli olmayanlar yerinde sayıyor ya da ortadan kayboluyor.

İkincisi, Çin son 20 yılda çok ciddi yatırımlar yaptı ve hiçbir ülkenin görmediği hatırı sayılır bir büyüklük yakaladı. Bu yatırımlar alışılmadık oranda bir tasarrufla sağlandı. Bugün Çin’in milli tasarruf oranı yüzde 35-40 düzeyinde.

Üçüncüsü ekonomi son derece açık. Kotalar ve ithalat izinleri bertaraf edildi. Bugün hükümetin ithalat üzerine koyduğu vergi oranı yüzde 10’dan daha az. Çin, 2003’ten bu yana dünyanın en büyük ithalatçı ülkesi konumunda.

Diğer yandan yüksek ithalat seviyeleri yerel pazardaki rekabeti de artırdı. Şirketleri daha üretken olmaya ve uluslararası standartlarda üretim yapmaya yönlendirdi. Sonuçta bütün bunlar, Çin’i hızla büyüyen dev bir ekonomi haline getirdi.

Çin 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) girdikten sonra dünya ekonomisini nasıl etkiledi? Ne gibi olumlu-olumsuz etkileri oldu?

Çin, WTO’ya girdikten sonra, o güne kadar zaten hızlı büyümüş olan ekonomisine yeni bir ivme kazandırdı. Çin’in geçtiğimiz yılki ihracat ve ithalat toplamı 1.1 trilyon doların üzerindeydi. Bu, 2001’deki rakamın iki katından daha fazla.

Yine aynı dönemde global ticaret hacmi yüzde 40 oranında büyüme gösterdi. 2004 yılında Çin’in global ticaret içerisindeki payı yüzde 6 düzeyinde olmasına rağmen, 2002-2004 yılları arasında  tek başına Çin, dünya ticaretinin gösterdiği büyümenin yüzde 30’unu oluşturdu.

Bu, global ekonomi için açıkça hem bir meydan okuma hem de bir fırsat anlamına geliyor. Çin, Asya ülkeleri başta olmak üzere Latin Amerika’yı da içine alan geniş bir coğrafyada, ithalattaki büyümenin itici gücü olarak tanımlanıyor.

Diğer yandan Çin bugün şüphesiz en ucuz maliyetle üretim yapan ülke. Global pazardaki pazar payı arttıkça, geleneksel üreticileri zora sokuyor.

Çin ekonomisinden nasıl yararlanılabilir? Örneğin, Çin, yatırımcılar için ne gibi fırsatlar sunuyor?

Çin yabancı şirketler için, hem ithalat hem de yatırım fırsatları açısından pek çok yeni ekonomik imkan yaratıyor. Geçtiğimiz yıl Çin’in sabit varlıklar yatırımı 800 milyar dolara ulaştı. Bunlardan büyük bölümü Çin’de üretilmesine rağmen, Çin’in makine ve ekipman ithalatı 200 milyar doların üzerinde oldu. Bu da Çin’in makine ve ekipman ithalatında dünyanın en büyük pazarlarından biri olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan geçtiğimiz yıl Çin’e yabancıların yaptığı yatırım 61 milyar dolar düzeyinde oldu. 2004’ün sonlarına doğru kümülatif doğrudan yatırım akışı yaklaşık 560 milyar dolara ulaştı. Bu rakam pek çok gelişmekte olan ülkenin uzaktan yakından erişebildiği bir rakam değil.

Çin’in iş modelinden öğrenebileceğimiz neler var?

Çin’in son 20-25 yıllık gelişim stratejisi çok özel politik ve tarihsel etkenlerle şekillendi.

Örneğin, 1966-1976 yılları arasında, 10 yıl süren kültürel devrim boyunca Çin kendini dünyanın geri kalanından soyutladı. Aynı şekilde 1980’li yıllarda ortaya çıkan merkezi planlama anlayışı bugün dünyada ya bir ya iki ülke ekonomisinde görülüyor.

Ancak, Çin’in stratejisinin diğer ülkelerle bağdaştırılabileceği bazı unsurları da var. Öncelikle Çin, ekonomik gücün ve modernizasyonun global ekonomiden izole olarak sağlanamayacağının güçlü bir örneği. Çin kendi sınırlarını sistematik olarak WTO’ya girmeden çok önce kaldırmıştı.

İkincisi, Çin bugün serbest ekonominin getirdiği pozitif sonuçların da güçlü bir örneğini teşkil ediyor. Çin ekonomisi, son 20 yıldır şüphesiz, kaynakların merkezi bir plan dahilinde tahsis edildiği 60 ya da 70’li yıllardan çok daha iyi bir performans gösteriyor.

Türkiye hali hazırda Çin ile rekabet edebilmek için bazı yöntemler uygulamaya soktu. Örneğin, Çin’de üretilen ürünlere kota koydu. Bugün bu kotalar Çin’de üretim yapan tüm uluslararası markalar için geçerli. Sizce bu doğru bir yöntem mi, başka neler yapılabilir?

Türkiye’nin 2005 yılının başında Çin’e koyduğu bu özel kotalar, WTO’nun izniyle konuldu. 31 Aralık 2004’te imzalanan Multifiber Anlaşması’na göre Türkiye ve tüm diğer WTO üyesi ülkeler Çin tekstil ve hazır giyim ürünlerine 4 yıl boyunca kota uygulayabilirler. Bu kotalar 2009 yılının başına kadar Türkiye’de iç piyasayı korumayı sağlayabilir.

Ancak, Türkiye’nin Çin’e yönelik başlattığı ithalata kota uygulamasına Avrupa Birliği, ABD, Kanada ve Norveç gibi ülkeler katılmıyor. Bu durumda Çin’in global konfeksiyon sanayinde yükselişi devam edecektir.

Rekabetin bir yolunun da, Çin’den “sourcing” yapmak, yani hammaddeyi oradan almak olduğu söylenir. Türk şirketlerine bu uygun mu, hangi tür alımlar Çin’den yapılabilir?

Bugüne kadar pek çok ülke Çin’den hammadde satın alarak kendi pazarlarındaki konumlarını güçlendirdiler. Örneğin, ABD’li otomotiv üreticileri, ABD’de ürettikleri otomobillerin parçalarını Çin’den satın alıyorlar. Yine ABD’li mobilya üreticileri ahşap mobilya parçalarını Çin’den alıyor. Çin’in gayri safi yurtiçi hasılasının yarısı üretim sektöründen geliyor. Bu da Çin’in dünyanın en büyük üretim kapasitesine sahip olan ülkesi olduğunu gösteriyor.

Çin’den sourcing yapma potansiyeli gerçekten çok büyük. Pek çok ülkede, pek çok sektörden şirket bu şekilde üretim maliyetlerini düşürüyor ve rekabet avantajı sağlıyorlar. Türkiye de bunu yapabilir.

Peki Türkiye Çin’e ne satabilir?

Çin bugün dünyanın en büyük üçüncü ithalatçısı konumunda. 2004 yılı ithalatı 560 milyar dolara ulaştı. Makine ve ekipmanları en büyük ithalat kategorisi. Çin aynı zamanda çok büyük bir kimyasal ve yan ürünleri ile ham metal ithalatçısı.

ÇİN HANGİ SEKTÖRLERDE GÜÇLÜ?

Çin bugün hangi sektörlerde güçlü; global ekonomide en çok hangi sektörlerde etkisi hissediliyor?

İKİ ALANDA GÜÇLÜ Çin’in dünya ekonomisi üzerindeki etkisi özellikle iki alanda çok güçlü biçimde hissediliyor. Birincisi, Çin bugün insan gücüne dayalı üretimde global pazarda gözle görülür bir üstünlüğe sahip. Sadece oyuncak, ayakkabı ya da tekstil ürünlerinde değil, tüketici elektroniği, iletişim ve bilgi teknolojileri ürünlerinde de güçlü. EN BÜYÜK NOTEBOOK ÜRETİCİSİ Bugün dünyada kullanılan notebookların üçte ikisi Çin’de üretiliyor. Ancak, bu bilgisayarlara giren pek çok parça diğer Asya ülkelerinden ya da ABD’den geliyor. Örneğin, yazılımı Microsoft, çipleri Intel üretiyor. Sonuçta yazılım ya da çip üretimi çok ciddi bir sermaye yatırımı gerektiriyor. Ancak, çipleri ve diğer bilgisayar parçalarını biraraya getirmek insan gücü istiyor. Çin’de bu var.

ÜÇÜNCÜ BÜYÜK İTHALATÇI Çin’in güçlü olduğu bir diğer alan da yatırım malları ve hammadde. 2002 ve 2003’te Çin, dünyanın en büyük çelik ürünleri ithalatçısıydı. Çin’in çelik ithalatının büyük bölümü bugün Kore, Japonya ve Tayvan’dan geliyor. Çin son yıllarda çok çeşitli mineraller, rafine edilmemiş yağ ve bazı diğer tarımsal ürünler konusunda da dünyanın en büyük ithalatçılarından biri konumuna geldi. 

FİYATLARDA BELİRLEYİCİ Ayrıca 2002-2003’te ekonomik büyümesi ivme kazanınca Çin, demir madeni, bakır, nikel, yağ, soya ve pamuk gibi ürünlerde de çok ciddi talep patlamasına sebep oldu. Öyle ki bu süreçte söz konusu ürünlerin hem kendi fiyatlarında hem de deniz aşırı lojistik hizmetlerinin fiyatlarında belirleyici rol oynadı.

YABANCI YATIRIMCIYA KAPILAR SONUNA KADAR AÇIK

Çin’in üretimdeki gücü nereden geliyor? Bugün Çin ile rekabet etmenin ne gibi kuralları var?

İŞ GÜCÜ FAZLA -Çin’in üretim gücü pek çok kaynaktan geliyor. Bunlardan bir tanesi, Çin’in ülke genelinde çok büyük bir iş gücüne sahip olması. Bu iş gücü, hemen ekonomik faaliyetin içerisine katılmaya da hazır durumda. Üstelik bu geçiş çok da yumuşak oluyor çünkü ülkede çok az tarımsal faaliyet var. Verim de çok düşük olduğu için kırsal bölgelerdeki nüfus kolaylıkla modern üretim tesislerine iş gücü olarak yönlendirilebiliyor.

HİÇBİR SINIRLAMA YOK İkincisi, Çin doğrudan yabancı yatırımı almak için nispeten serbest bir çevreye sahip. Üretimde yabancıların sahipliğini sınırlayan neredeyse hiçbir  kural yok. Çin ayrıca yabancı sermayeyi çekmek için vergi indirimi gibi pek çok kolaylık da sağlıyor. Yabancılar da Çin’e kendi teknolojilerini, kendi yönetim biçimlerini ve global pazarlama yöntemlerini getiriyorlar. Bugün yabancı firmalar Çin’de üretimin üçte birini elinde tutuyor. Çin’in ihracatının yarısından fazlasını da onlar gerçekleştiriyor.

TÜRKİYE TEKSTİLDE NİTELİKLİ ÜRÜNLERE YÖNELMELİ

EN BÜYÜK TEHDİT Çin bugün Türkiye için en büyük tehdidi tekstil ve hazır giyimde gösteriyor. Global konfeksiyon sanayinde Çin’in pazar payı yüzde 20 düzeyinde. Ancak  Japonya, Avustralya gibi ithalat sınırlaması olmayan ülkelerde Çin’in pazar payı yüzde 60’lara ulaşıyor. Kotların da kalkmasıyla birlikte, Çin’in önümüzdeki dönem global pazar payını daha da artırması bekleniyor.

NASIL REKABET ETMELİ Türk tekstilcisi için tek çıkış noktasının yüksek değerli özel ürünlere yönelmeleri olduğuna inanıyorum. Büyük hacimli standart koton tekstil ürünlerinde Türkiye değil, hiçbir ülkenin Çin ile rekabet etmesi mümkün değil. Ama Türkiye Avrupa’ya yakın olmanın avantajlarını kullanabilir. Hızlı tedarik gerektiren nitelikli ürünleri Avrupa’ya satabilir.

HANDE D. SÜZER
hdemirel@capital.com.tr


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz