“Ekonomik Program Oldukça Etkileyici”

Barry Eichengreen / Ekonomist Barry Eichengreen, dünyanın önde gelen ekonomistlerinden... Columbia Üniversitesi, Berkeley’de ekonomi kürsüsünün başkanı. Onu farklı kılan, gelişmekte olan ekonomil...

1.09.2001 03:00:000
Paylaş Tweet Paylaş

Barry Eichengreen / Ekonomist

Barry Eichengreen, dünyanın önde gelen ekonomistlerinden... Columbia Üniversitesi, Berkeley’de ekonomi kürsüsünün başkanı. Onu farklı kılan, gelişmekte olan ekonomiler konusunda uzman olması... Türkiye de ilgi alanında. İki yıl önce Capital’e yaptığı analizde, yaklaşan kriz konusunda uyarıda bulunmuştu. Şimdi ise ekonomideki son tabloyu ve krizden çıkış süresini değerlendirdi, çok önemli mesajlar verdi.

Türkiye’nin 2001 yılının başlarında girdiği yepyeni süreç sadece ülkeyi değil tüm dünyayı ilgilendiriyor. Dünyanın tüm büyük ekonomileri, AB ve IMF gözlerini Türkiye’den ayırmıyorlar. Dünyaca ünlü ekonomistler Türkiye hakkında çeşitli tezler ortaya koyuyorlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun öncesini ve sonrasını, nedenlerini ve olası sonuçlarını tartışıyorlar. Şubat ayında başlayan kriz içerde ve dışarıda herkesi Türkiye’ye daha dikkatli bakmaya yöneltti. Artık Türkiye tüm dünyanın merceği altında ve bundan sonra hata yapmaya tahammülü yok.

IMF’nin 2000 yılından başlayarak 18 ay uygulanmasını öngördüğü programın 2001 şubatındaki iflasıyla Türkiye’nin içine girdiği kriz ortamı yine IMF’nin hazırladığı yeni programla aşılmaya çalışılıyor. Bugüne kadar gelinen nokta henüz olumlu sinyaller vermiyor. Dolayısıyla dünyanın önde gelen ekonomistleri Türkiye için çeşitli çözüm önerilerinde ve değerlendirmelerde bulunuyorlar.

Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durumun analizi için zaman zaman önde gelen ekonomistler ve analistlerle söyleşiye yer veriyoruz. Geçmişte Milton Friedman, Samuelson gibi ekonomistlerle, Türkiye ekonomisinin analizini yapmıştık. Bu önemli isimler arasına, 1999 yılında Barry Eichengreen de eklenmişti. Özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerine çalışan Eichengreen, o söyleşide çok önemli analizler yapmış, ekonomiyle ilgili uyarılarda bulunmuştu. Yaşadığımız kriz, onunu bazı öngörülerini de doğrulamış oldu...

Barry Eichengreen, Columbia Üniversitesi, Berkeley'de ekonomi bölümünün başkanı . Özellikle gelişmekte olan ülkeler ve döviz kuru sistemleri konusundaki araştırmalarıyla tanınıyor. Bu nedenle Türkiye'yi de yakından tanıyor.

Türkiye‘de şubat ayında yaşanan kriz ve öncesi ile ilgili çok ilginç saptamaları olan Barry Eichengreen  “Hatırlarsanız, iki yıl önce Capital ile bir söyleşi gerçekleştirmiştim ve o söyleşide bana Türkiye’nin potansiyel kriz ülkeleri listesinde olup olmadığını sormuştunuz. Benim yanıtım ‘evet’ idi. Bu yanıtı Türkiye’nin zayıf olan bankacılık sektörüne, uzun süreli bir mülkiyet patlamasına ve verimsiz kamu sektörüne dayanarak vermiştim. Türk hükümetinin ve IMF’nin temel hatası, daha önce ve hala zaman varken, bu sorunlara eğilmemesidir“ diyor.

Capital’e konuştuktan sonra Arjantin’e,  ekonomide yaşanan sıkıntıları incelemek için giden Eichengreen, gelişmekte olan ülkeler konusundaki araştırmalarıyla tanınıyor... Bu önemli ekonomist, Capital’in sorularını yanıtlarken, çok önemli noktalara da dikkat çekti:

Türk ekonomisi, bir istikrar programı uygulanırken neden krize girdi? Türkiye’nin ve IMF’in temel hataları nelerdi?

Temel hata, sorunlara el atmak için çok fazla beklenmiş olması. 2000 yılına gelindiğinde bütçeyle, borçlarla ve bankacılık sistemindeki sorunlarla ilgili problemleri rahatça çözmek için çok geç olduğu ortaya çıktı. Enflasyon oranı yıllardır yüksek haneli seyrediyordu. İsrail ve Latin Amerika gibi benzer sorunlarla uğraşan ülkelerde enflasyon oranı düşük seviyelere getirilince, Türkiye para spekülatörlerinin tek odak noktası olarak kaldı. Yüksek enflasyon kamu borcunun kısa dönemli olması, döviz kurundaki çökmede ya da faiz oranlarındaki ani ve büyük bir artışta, bu borcun inanılmaz derecede büyüyeceği anlamına geliyordu.

Bunun yanında herkes bankacılık sistemindeki sorunları biliyordu. Bu, patlamaya hazır bir barut fıçısı gibiydi. Geriye bakıldığında şaşırtıcı olan daha erken patlamamış olmasıydı. Hatırlarsanız, bir ya da iki yıl önce Capital ile bir söyleşi gerçekleştirmiştim ve o söyleşide bana Türkiye’nin potansiyel kriz ülkeleri listesinde olup olmadığını sormuştunuz. Benim yanıtım “evet” idi. Bu yanıtı, Türkiye’nin zayıf olan bankacılık sektörüne, uzun süreli bir mülkiyet patlamasına ve verimsiz kamu sektörüne dayanarak vermiştim. Türk hükümetinin ve IMF’nin temel hatası, daha önce ve hala zaman varken, bu sorunlara eğilmemesidir.

Krizi önlemek mümkün müydü?

Yineleyecek olursam, geçtiğimiz yıla gelindiğinde artık çok geçti. Bir krizin bertaraf edilebilmesi için her şeyin tamamen yolunda gitmesi gerekmektedir. Ancak, her şeyin tamamen yolunda gittiğine bugüne kadar rastlanamamıştır. IMF’nin de belirttiği gibi, Türkiye için hazırladığı programda esnekliğe yer verilmemişti. Birkaç özel bankanın kötü faiz oranı tahminleri ya da iki hükümet görevlisi arasındaki ağız dalaşı gibi küçük şoklar bile programı tehlikeye sokuyordu. Bu kadar hassas bir programın başarı olasılıkları da son derece zayıftır.

Ancak, 2000 yılına gelindiğinde daha iyisini gerçekleştirebilmek için çok geçti. Türkiye yeniden yapılanmaya, bankacılık sistemini ticarileştirmeye ve özelleştirmeye, kamu sektörünün verimlilik düzeyini arttırmaya, bütçeyi dengelemeye ve daha esnek bir döviz kuruna çok daha erken başlamalıydı.

Bunun yerine, 2000 yılında enflasyondan arınma konusu ele alınmaya başlandığında bankalar bunu başaramadılar. Bütçe bir anda açıktan fazlaya geçti, ekonomideki küçülmeye yönelik baskının yerini aldı. Bankacılık sisteminin bu kadar zayıf olması ile doğrudan dalgalı kura geçiş, döviz borcu olan bankaların ödemeler bilançosunda kayıplar yarattı.

Bu nedenle otoriteler ve IMF sabit kurdan esnek kura 18 ay süreli bir geçiş tasarladı. Finansal piyasa terimlerinde 18 ay “sonsuz” ile eş anlamlıdır. Bu programın bir noktada çökmesi neredeyse engellenemeyecek bir durumdu zaten.

Şubat krizi ve devalüasyonun ardından “dalgalı kur politikası” uygulanmaya başlandı. Bu politika ve gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’nin bu noktada iki seçeneği var; dalgalı kur politikası ya da Türk Lirası’nın yerini euro’nun alması. Şubat krizi hepsinden daha kötü. Bunun nedeni de Ankara ve Washington’daki otoritelerin bu iki seçeneğin en uygulanabilir iki yöntem olduğunu yıllar öncesinden görememiş olmalarıdır. Türk Lirası’nı ne kadar kontrol altında tutarlarsa, bankacılık sistemindeki sorunlar da o kadar büyüyecektir.

Bankalar geri ödemeler için kumar oynayabilirler. Faiz oranlarının düşeceğini savunurlar ve bu onlara çok ağır bedellere mal olur. Türkiye dalgalı kura daha erken geçmiş olsaydı, bankalar açık pozisyonlarının farkında olabilirlerdi. Ancak, dalgalı döviz kuruna daha önce geçmek bankacılık sisteminde de daha erken bir müdahale gerektirecekti. Böylelikle değişken ortamla uyum içinde çalışamayan ve kötü bankaları kapatamayan banka yöneticileri değiştirilecekti. Ancak, bunu yapmak için hiçbir istek yoktu.

Peki euro’nun Türk Lirası’nın yerine geçme konusu...

Geçmişe bakıldığında Türk Lirası’nın yerini euro’nun  ya da Alman Markı’nın alması son derece cazip bir alternatif olabilirdi. Yunanistan da, tıpkı Türkiye gibi, son derece zayıf bir bankacılık sistemine sahip ama Yunanistan’ın euro bölgesine üye olması, döviz kuru riskini en aza indirgiyor ve bankacılık sistemine gelecek şokları ortadan kaldırıyor.

Türk Lirası’ndan vazgeçmek politik açıdan son derece güç olacaktı. Bunun yanında teknik olarak da zorlukları olacaktı. Çünkü, 2000 yılında euro banknotları ve demir paraları yoktu. Euro’nun yerine Alman Markı’nı koymak da zor olacaktı. Çünkü, Alman Markı da ortadan kalkmak üzereydi. Gerçekten de euro banknotlarının ve demir paralarının olmaması gerçekten de çok kötü oldu, çünkü bu Türk otoriteleri için başka bir seçenek yaratabilirdi.

Yeni programda kaçırılmış olan noktalar bulunuyor mu? Türkiye ekonomik sorunlarının ve krizin üstesinden gelebilecek mi?

Ben yeni programdan son derece olumlu etkilendim. Ana bütçeyi Gayrı Safi Milli Hasıla’nın yüzde 3 kaybından yüzde 6 kazanca geçirmek çok büyük bir başarıdır. Görünen odur ki, hiçbir ülke bu kadar kısa bir zamanda böylesine büyük bir mali konsolidasyonu başaramamıştır.

Peki Türkiye başka ne yapabilir? Banka ve kamu girişimlerinin özelleştirilmesinin ve yeniden yapılandırılmasının hızlandırılması piyasaları daha bir güvene sokacaktır. Ama yatırımcılar Türkiye’nin bu yönde devam edeceğini ve bu acı verici ölçümlere toplumun destek verdiğini görmek isteyeceklerdir. Eğer bu destek varsa, o zaman faiz oranları düşecektir. Büyüme devam edecektir. Borç karşılanabilir olacaktır. Ancak, politik iç çekişmeler artarsa bunun tam tersi bir sonuç da ortaya çıkabilir.

Gelişmekte olan ülkelerde krizlerin ne kadar sürdüğüne ilişkin çok sayıda tahmin yapılıyor. Sizce gelişmekte olan ülkelerde krizler ne kadar sürüyor?

Tarihsel olarak, paranın değer kaybettiği ve bankacılık sisteminin çöktüğü ikiz krizler 3 ile 4 yıl süren durgunluğa neden olur.

Bu arada ABD’de de bir durgunluk yaşanıyor. Bu durgunluk dünyayı nasıl etkileyecek?

Borsadaki düşüş, ABD’de ekonominin yavaşlaşmasını tetikledi. Özellikle yüksek teknoloji sektörüne yapılan yatırımlar üzerinde baskı oluşturdu. Durgunluk başladığında çok ani ve sert etkileri oldu. Bu da çok sayıda ABD’li şirkete ve “dotcom” lara yansıdı.

ABD bu dönemde iyi politikalar izledi, FED faizleri düşürmekte çabuk davrandı ve Bush yönetimi tarafından yapılan makul vergi indirimleri işe yaradı. Tasfiye edilmesi gereken çok sayıda yanlış yatırım vardı. Sanıyorum, ABD ekonomisi güçlü bir büyüme dönemine girmeden önce 2002 yılında bu şirketler tasfiye olacak.

Problem, dünya ekonomisinin başka lokomotifinin olmaması. Avrupa ve Japonya büyümüyor. Doğu Asya da büyümüyor. Tek dinamik ekonomi Çin...Ancak, Çin’de ekonomi dünya ekonomisini ardından sürükleyebilecek çapta büyük değil. Türkiye’nin durumunu düzeltmesi için uygun bir ortam yok.

ABD’deki yeni ekonomi şirketlerinin durumundan bahsettiniz. Gerçekten yeni ekonomi diye bir şey var mı? Bu şirketlerin geleceği var mı?

Elbette…”Yeni ekonomi” var. Ancak, konumu ve etkileri insanların geçen yıl düşündüklerinden çok daha farklı. Geriye dönersek, yeni ekonomiden para kazanmak isteyen yatırımcılar “Amazon.com” ve “E-toys” gibi interneti kullanarak perakendeciliğin işleyiş biçimini değiştirmeyi hedefleyen şirketlerin hisselerini satın aldı. Kimi yatırımcılar da internet omurgasını oluşturan ürünler yapan Cisco gibi şirketlerin hisselerine yatırım yapmayı tercih etti. Fiber optik kablo konusunda çalışan şirketlerin hisselerini satın alanlar oldu.

Biliyoruz ki, bu şirketler yaşayacak ama yatırımcıların geçen yıl düşündüklerinden daha az kâr edecekler. Yeni ekonominin asıl faydaları, yeni teknolojileri kullanmaya başlayan geleneksel sektörlerde görülecek. Otomobil üreticileri, bilgisayar teknolojilerini kullanarak yeni modellerini daha etkin biçimde tasarlayabiliyor, stoklarını daha verimli yönetebiliyor. Kendi web sitelerini kuruyorlar ve sipariş üzerine üretim yapıp, aracız olarak doğrudan müşteriye satış yapıyorlar...

Yeni ekonomi mevcut şirketlerin daha verimli olmasına yardımcı olacak. Bu Amerika’yı uluslararası rekabet arenasında öne çıkaracaktır. Çünkü, ABD’de internet bağlantısı, kullanıcı sayısı ve programcı sayısı diğer ülkelerden çok daha fazla. Geçmişteki sorun şuydu; ABD’li yatırımcılar yeni ekonominin kanıtlarını yanlış yerde arıyorlardı ve faydalarını abartıyorlardı.
 
“TÜRKİYE’YE EN AZ İKİ YIL GEREK”

Türkiye 2002 yılında büyümeye başlayabilir mi?

IMF ve Türk hükümeti büyümenin 2002 yılında başlayacağını tahmin ediyor. Bunu biliyorum. Fakat, daha önce de bahsettiğim araştırmalar, bankacılık krizi ve devalüasyonun ardından büyümenin ancak 3,5 yıl sonra başladığını gösteriyor. Bu çok iyimser bir senaryo... Finansal konsolidasyon harcamalar üzerinde büyük bir baskı yaratıyor ve harcamaları düşürüyor. Bankalar kredi vermekte isteksiz davranıyor. ABD ve Avrupa’da ekonominin yavaşlaması da, Türkiye için olumsuz bir gelişme.

En büyük endişe;  büyüme çarçabuk başlamadığı takdirde, insanların reformlardan dolayı yorgun düşmesidir. Bu durumda, pazar inancını kaybeder, faiz oranları düşmez ve büyümenin başlaması daha da gecikir. Eğer faiz oranları kısa sürede düşmezse, borçların yeniden yapılandırılması kaçınılmaz olacak. Eğer faiz oranları önümüzdeki iki ay içinde düşerse, 2002 yılının sonunda veya 2003 yılının başında yeniden büyümeye başlayabilirsiniz. Fakat, faiz oranları kolay kolay düşmez ve önemli engeller çıkabilir. Bu durumda da tünelin sonundaki ışığı görmek en az iki yıl alır.

“TÜRKİYE UZUN DÖNEMDE EURO’YA GEÇMELİ”

Arjantin’in de dalgalı kur olasılığını tartıştığını duyuyoruz. Sabit kur politikası Arjantin ve Türkiye’de neden başarısız oldu?

Türkiye’de ve Arjantin’de sabit kur politikası uygulandığı diğer ülkelerle aynı nedenlerden dolayı başarısız oldu. Bugünün finans piyasaları son derece geniş ve likit. Kontrolleri altındaki kaynaklar, IMF’nin yardımları ile bile olsa, ulusal otoritelere sunulandan çok daha geniş. Bu nedenle piyasalar sabitleşme konusunda ısrar etseler de bunu savunmak son derece zordur.

Bu durum ülkelere sadece iki alternatif bırakır; çok sıkı bir sabitleştirme ya da nispeten özgür bir dalgalanma.

Türkiye, döviz kurunun 18 ay içinde dalgalanmaya geçene kadar programlanan durumunun ne yeterince sıkı bir sabitleştirme, ne de yeterince özgür bir dalgalanma olmadığını öğrendi. Arjantin para kurulunun bile yeterince sabitleştirmeyi sağlayamadığının farkına varıyor. Arjantin’in seçenekleri arasında son derece sıkı bir sabitleştirme olan dolarize olmak ya da peso’yu dalgalandırmak bulunuyor. Daha önce de belirttiğim gibi her iki alternatif de Washington ve Buenos Aires’de tartışılıyor.

Tekrar etmek gerekirse, bu bahsettiklerim Türkiye için de tek seçenekler. Türkiye Türk Lirası’nı dalgalandırabilir ya da euro ile değiştirebilir. Kısa dönemde sanırım bunun yanıtı dalgalanma olacak. Uzun dönemde ise çözüm, AB’nin Türkiye’yi birliğe almaya yeterli bulacağını umarak Avrupa’nın para birliğine girmektir.


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz