"Hasarı En Aza İndirme Planı"

Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, “Türkiye’nin kendi iç dinamikleri büyüme için önemli ama dış koşullar da büyümeyi etkiliyor. Buna uygun çözümü bulmak zorunda. IMF ile yürütülen süreçte üzerinde du...

17 TEMMUZ, 20150
Paylaş Tweet Paylaş
Hasarı En Aza İndirme Planı

Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, “Türkiye’nin kendi iç dinamikleri büyüme için önemli ama dış koşullar da büyümeyi etkiliyor. Buna uygun çözümü bulmak zorunda. IMF ile yürütülen süreçte üzerinde durduğumuz temel nokta budur” diyor. Hükümet olarak “İkinci Nesil Reformlar” olarak adlandıkları bir plan üzerinde çalıştıklarını, bu kapsamda reel sektörün ve finans sektörünün yeniden yapılandırılmasına yönelik düzenlemeler yapacaklarını söylüyor. 2009’da ekonomik tedbirlerden oluşan bir paketi uygulamaya koyacaklarına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Türkiye’nin etkilenmeme ihtimali yok. Hasar en aza indirme üzerinde çalışıyoruz. Hasarı en aza indirmek için olası olumsuzlukları özel sektörle birlikte yöneteceğiz.”

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcı Prof. Dr. Nazım Erken, ekonominin koordinasyonundan sorumlu. Yani Türkiye ekonomisinin en tepesindeki isim. Ekonominin koordinasyonu için maliyeden hazineye, DPT’den İMKB’ye çok sayıda kurum arasındaki koordinasyonu sağlıyor.

Hükümetin 2009 yılı için hazırladığı ekonomik programda, onun ve ekibinin imzası var.

Prof. Dr. Nazım Ekren, CEO Club toplantısı sonrasında Capital’e özel bir söyleşi verdi. Hükümetin 2009’da reel sektörden finans kesimine kadar her alanda yapacağı yeni düzenlemeleri ve yol haritasını anlattı.

hed“Yeni nesil reform sürecine girmesinin tam zamanıdır” diyen Bakan Ekren, kamu harcamaları reformu, KİT ve belediyelerde yeniden yapılandırmaya gideceklerini duyurdu. Ekren, kamuyla birlikte özel sektör şirketlerini ve finans sektörünün de yeniden yapılandırılacağını açıkladı. 2009 politikalarını, “Teşvik edici, destekleyici mali ve parasal disiplin” olarak tarif etti ve hükümetin 2009’a yönelik bir “ekonomik tedbir paketi” üzerinde çalıştığını belirtti. Bu tedbir paketi içinde mevduat güvencesinin genişletilmesi, alternatif finansman enstrümanları geliştirilmesi, KOBİ’lere kaynak yaratılması, vergi borçlarının taksitlendirilmesi gibi konular bulunuyor. 2008’in son çeyreğinde kamunun yatırım harcamalarını artırdıklarına dikkat çeken Ekren, “Bütçe açığını ve kamunun borç stokunu belli limitler altında tutuyoruz ama genişletici teşvik edici ve destekleyici parasal ve mali politikalarla yatırım harcamaları yapıyoruz. GAP’ı buna örnek verebiliriz” diyor.

İşte Nazım Ekren’in sorularımıza verdiği ayrıntılı ve pek çok yeni bilgi içeren yanıtları…

*Enflasyon ve büyüme gibi makro göstergelerde, 2009 yılı öngörülerinizi ve tahminlerinizi öğrenebilir miyiz?
Hükümetimizin şu anda Plan Bütçe Komisyonu’nda tartışılan bütçe rakamlarıyla esası teşkil eden makro büyüklükleri daha önce Meclis’e göndermiştik. Orta Vadeli Program’da yüzde 5 olan büyüme oranını, 4’e çektik.

Enflasyon hedeflemesinde de ikinci dönem başladı. Birinci dönem açık enflasyondan sonra yeni dönemde de yine 3 yıllık enflasyon verilerini açıkladık. Dünyadaki hızlı küresel gelişmeler ve istikrarsızlık nedeniyle dünyanın gelişmiş ve yükselen piyasalarının tekrar önemli parametrelerini aşağı ya da yukarı doğru revize ettiklerini görüyoruz. Son olarak ekim ayında dünyadaki büyüme rakamları aşağı doğru, enflasyon da bir miktar yukarı yönlü revize edildi. Dolayısıyla sık revizyon yapmak sonuçta doğruyu bulacağınız anlamına gelmiyor.

2009’un sonlarına doğru bir canlanmanın ve düzeltmenin olabileceği daha sık şekilde dillendirilmeye başlandı. Bu rakamlara bakıp önümüzdeki günlerde hedeflerde bir daha düzeltme yapmak lazım. Sık revizyon yapmak yerine, zaten sistematik olarak toplumla paylaştığımız politika dokümanları var. Önemli olan nokta şu: Güven ve istikrar sağlandığında, likidite yeterli bollukta olduğu için toparlanma çok hızlı olacak. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızlı bir canlanmanın ilk sinyallerini göreceğiz.

Piyasada likidite olmasına rağmen bu likiditenin işlem görmemesinin nedeni, tamamen ‘güvensizlikten’ kaynaklanıyor. Eskiden çok kolay işlem yapan birimlerin, “Bu dönemde acaba riskler devam ediyor mu” sorusunun cevabını bulması lazım. Bu da ABD’de hükümet değişiminden sonra Avrupa’da da yeni dönem başkanıyla birlikte siyasi istikrar konusunda net mesajlar verildiğinde, park halindeki para piyasaya çıkacak. Dolayısıyla piyasa şu anda çok oynak olduğu için rakamlar üzerinde tahmin yapmak çok anlamlı değil.

- IMF anlaşmasıyla fonun yanı sıra yeni bir ekonomik programa kavuşacak mıyız?
Türkiye’nin, hem mevcut durumda hem 2013’e kadar neler yapabileceğini ve önceliklerini çok net olarak ortaya koyduğu ekonomik bir programı var. 2007-2013 Dokuzuncu Yedi Yıllık Kalkınma Planı’nda uzun vadede, 2009-2011 Orta Vadeli Program’da orta vadede ve 2009 Programı’nda ise kısa vadede ekonominin yol haritası belirtilmiştir.

Türkiye’nin kendine has ihtiyaçlarının neler olduğu, Orta Vadeli Program’da yer alıyor. 2001’den sonraki döneme baktığınızda, ekonominin yeniden yapılanma sürecinde, kamu sektörüyle finans sektörünün bu süreci önemli ölçüde tamamladığı görülür. Kamuda mali disiplin sağlandı, kamu borçlarının milli gelire oranı önemli ölçüde düştü, faiz dışı fazla rakamları da hep pozitif olarak devam etti. En azından merkezi yönetim, bir ölçüde de genel kamu sektöründe güçlü bir mali disiplinin sağlandığını söyleyebiliriz.

hedFinans sektörünün de aynı süreçte hem sermaye yeterliliği hem aktif kaliteleri ve büyüklükleri çok büyük ölçüde iyileşti. Ayrıca gelişmiş ülkelerin tamamında, bankaların aktif toplamı milli gelirlerinin üzerinde. Bizde bankaların aktif toplamı, GSYİH’den az olduğundan, bu alanda büyüme potansiyeli var.

İkincisi de “Kriz teğet geçti” derken, banka aktiflerinin milli gelire oranı çok büyük olmadığından etkilenmenin az olduğunu söylemeye çalışıyoruz. Bir de Türkiye bankacılık sektöründe, dünyada sorun yaratan mortgage türü bir toksit aktif yok ve bankaların bu sorunlarla boğuşan ülkelerde yatırımları da yok. Böyle bakıldığında hem mali hem finans sektörünün korunduğunu söyleyebiliriz.

*İkinci nesil reformlar olarak nitelendirdiğiniz süreçte kamuya ve özel sektöre yönelik neler yapılması planlanıyor?
Özel sektör, 2002’den sonra güvenin oluşması ve istikrarın sağlanmasına bağlı olarak, özellikle yurtdışında ciddi oranda borçlandı. Yatırım ve işletme kredisi ihtiyacını, yurtdışından borçlanarak çözdü. Bugün açık pozisyon konusunda özel sektörün izleyeceği yol haritasını belirlememiz ve şirketlerin yeniden yapılanması bağlamında, buna uygun bir model bulmamız gerekiyor.

Şu anda geldiğimiz noktada, Türkiye ekonomisinin küresel kriz nedeniyle yeni nesil bir reform sürecine girmesinin tam zamanıdır.

Yeni nesil reformun en somutlaşmış ifadesi, “mali kural”dır. Geçen hafta içinde bir çalıştay yapıldı. Uluslararası kuruluşlardan ve ekonomi yönetiminden üst düzey arkadaşlarımız dünyadaki mali kural uygulamalarının içeriklerini ve uygulama biçimlerini ortaya koyan bir çalışma yaptı. Türkiye de kendine has en az 3 yıllık bir mali kural uygulayacak. Parametreleri olgunlaştığında paylaşırız. Yapacağımız en kritik ikinci nesil reform budur. Kamu harcamaları reformu yapılabilir. Merkezi yönetimde önemli başarılar sağladık. Bu başarıları KİT ve belediyeler gibi genel kamuya da yaymamız gerekir. Bunlar zaten bizim de gündemimizde olan programlarımızda sık sık vurguladığımız hususlardı. Kamu için bakıldığında yeni nesil reform alanları burası.

*Reel sektör için yeniden yapılanma süreci ne gibi adımları kapsayacak?
Reel sektördeki reformları ise 2001’de yapmıştık. Bu finansal yeniden yapılanmada, reel sektör şirketlerinin yapılanmasını daha sonraki döneme bırakmıştık. Şirketlerin yeniden yapılanması bakımından etkinliğini, verimliliğini, ölçeğini rekabetçi hale getirmek gerekiyor.

hed2009 ortasından itibaren yabancılar tekrar Türkiye’ye yöneldiğinde, reel sektörün de finans sektörü kadar hazırlıklı ve güçlü olması için yeni nesil reformlara başlamamız lazım. Orada da şirketlerin yeniden yapılandırması dediğimiz, ölçeklerinden tutun da insan kalitesine, teknolojik altyapılarından verimliliklerine, her konuda ideal yapıya ulaşabilmeleri için onlarla birlikte hareket edeceğiz. Yeni nesil reformların ikinci ayağını da özel sektörde yeniden yapılandırma oluşturacak.

Dünyada ayakta kalabilmek için üç şey önemli… Birincisi, küresel rekabetten avantaj sağlayıp sağlamadığınız. İkincisi, ne kadar verimli olduğunuz ve üçüncüsü de ne kadar fazla ve hızlı gelir ürettiğiniz. Son yıllarda özelleştirmelerle özel sektöre çok büyük inisiyatifler sağladık. Özel sektörün bu inisiyatifleri, hem daha ileri noktalara götürmesi hem gelir artışlarını kolaylaştıracak hem de yeni nesil özel sektör yapılanmasını hayata geçirecek diye düşünüyoruz.

*Önümüzdeki dönemde Türkiye, nasıl bir ihracat performansı sergileyecek? İhracatında sizce ne düzeyde bir gerileme olur?
Dış ticarette de yeniden bir yapılanma gerekir. Cari açıkta, enerji fiyatları ve dünyadaki talebin düşüşüne bağlı olarak azalma beklenebilir. Burada üzerinde durmamız gereken ana nokta, net ihracata dayalı katma değer kavramıdır. Bu konuyu derinlemesine tartışmalıyız. İçeride katma değerli ve kaliteli malı uygun fiyata üreten özel sektör için yeni bir dönemin başladığını görmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında bunları, ihracata has yeni nesil reformlar olarak değerlendirmeliyiz.

Eskiden ihracat, küresel ortamdan dolayı çok kolaydı, şimdi yerli üreticiler için uygun bir ortam ortaya çıktı. Aslında Uzakdoğu’daki ve Doğu Avrupa’daki sorunlar, Türkiye’nin de lojistik konumu, özel sektörün teşebbüs gücünün ve insan kalitesinin yüksekliği Türk özel sektörünü, rakiplerden daha iyi konuma getiriyor. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın hazırladığı komşu ve çevre ülkeler stratejisini daha net bir şekilde uygulayacağız.

*İş adamları ve CEO’lar 2009’a ilişkin olarak endişeli. Siz hiç endişeli değimlisiniz? En çok hangi gelişmeler ve rakamlar sizi endişelendiriyor?
Dışarıdan gelen finansal ve reel kriz, Türkiye’de de finans ve reel sektöre yansıdı. Borsa düştü, faizler bir miktar hareketlendi. Yabancı sermaye girişi eskiye oranla düştü. Reel açıdan baktığınızda dış ticaret miktarlarında değişme oldu. Buna bağlı olarak cari açık etkilenecek. Bu iki etki, içeride büyüme ve istihdamla ilgili sonuçlar üretiyor.

Türkiye’nin etkilenmeme ihtimali yok. Hasar en aza üzerinde çalışıyoruz. Hasarı en aza indirmek için olası olumsuzlukları özel sektörle birlikte yöneteceğiz. Bu konuda özel sektörle ekonomi yönetimi arasında görüş farklılığı yok.

*Küresel kredi krizi, Türkiye’yi teğet mi geçecek yoksa derinden mi etkileyecek?
Süreç devam ediyor. Hem risk primlerine hem finansal parametrelerdeki değişime hem de reel sektöre bakıldığında Türkiye etkilendi. Ancak, içinde bulunduğu ülkeler grubuna bakıldığında, etkilenme oranı bazılarından daha iyi bazılarından daha kötü diyebiliriz. Türkiye kamu ve finans sektörü açısından bu sürece iyi durumda yakalandı. Bu nedenle özel sektörü de dış ticaretle birlikte yeni reformlarla hızla devreye soktuğumuzda, etkilenme oranını azaltırız.

*Küresel kriz ihracat kaybı, milli gelir ve işsizlik gibi konularda nasıl bir fatura çıkarır?
İçinde bulunduğumuz süreçte, “Hasarımız budur” diyebiliriz, ama bu doğruyu yansıtmaz. Süreç devam ediyor. Teknoloji ve ekonomik ilişkilerin yoğunluğu arttıkça krizlerin uzunluğu da azalıyor. Bir yer toparlanınca, diğerleri de toparlanmaya başlıyor.

Krizin uzunluğu, teknolojiye, finansal ve reel ilişkilere bağlı olarak değişiyor. Türkiye’nin dünya gayri safi hasılasından aldığı pay, 2002 ve daha öncesinde yüzde 1’den düşüktü; şimdi ise yüzde 1’in üzerinde. Artık dünya sistemi içinde bir ağırlığı var. Dış ticarette de yüzde 1’den düşüktü, şu anda yüzde 1’e yakın bir ağırlığı var. Dış ticarette, GSYİH’de ve yabancı yatırımlarda, dünya sistemi içindeki ağırlığımız yüzde 1 ila 1,25 civarında olduğu için etkilenme oranı da bu rakamlar arasında kalacaktır. Bu açıdan bakmak gerekir.

*Yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışı değişti mi? Alternatif pazarlar içinde öne çıkan Türkiye bu durumu nasıl fırsata çevirebilir?
İstanbul’un finans merkezi projesi, tamamen yabanı yatırımcıyı çekecek bir proje. Yabancı sermaye, geçen yıl 22 milyar, bu yıl 15 milyar YTL olacak. Şu anda hem ihracat hem yabancı sermaye giriş performansımız, özel sorunlarımızdan daha çok arz-talep koşullarından kaynaklanıyor. Kendi sorunu olan finansörler, şu anda gelemiyor ama sistem düzeldiğinde geleceklerdir.

*Kamunun dış borç ödemeleri kemer sıkmayı gerektirecek mi?
Toplam dış borçta kamunun payı çok düşük, burada bir sıkıntımız yok. Hem kamu net borcu hem AB tanımlı borç olarak bakılırsa zaten borcun milli gelire oranı düşüyor. Ondan da vazgeçin, brütlerin hepsine bakarsak, düşme eğilimi devam ediyor. Kamu net borcunun milli gelire oranı yüzde 38’e kadar indi. Dış borcun içinde özel sektörün payı yüksek.

*Dövizin ve TL’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Türkiye ekonomisinin temelleri ve dengeleri, bu şekilde istikrarlı kaldığı sürece, kurlar da istikrar içinde devam eder. Merkez’in faiz indiriminden sonra parametrelere bakılırsa bu görülür.

*Cari açıkla mücadele için neler yapılıyor?
Bu konjonktürde içeride katma değeri yüksek, rekabeti, kalitesi uygun sektörlere fırsat doğuyor. Biz de onlara destek vereceğiz.

*Reel sektörün krize karşı alması gereken önlemler neler?
Özel sektörle birlikte şirketleri yeniden yapılandıracağız ve mesleklendirme programları uygulayacağız. Türkiye kamuda ve finans sektöründe yeniden yapılanmanın yararlarını çok net bir şekilde gördü. Bu süreç birlikte yapıldığında özel sektör de bir dönem sonra çok daha güçlü, sağlıklı ve rekabetçi hale geldiğini görecek.

“Türkiye İç Dinamikle Büyüyor”

Kamu Alımları Arttı
Asıl üzerinde durulması gereken nokta, büyüme dinamiğimiz hep içeride olduğudur. Tüketici güven endeksiyle reel kesim güven endeksi öncü göstergelerdir. Milli gelir rakamlarında, özel tüketimin ve yatırımın bir miktar daraldığını, ama kamunun mal ve hizmet alımlarının, kamunun konut üretiminin ciddi oranda arttığını söyleyebiliriz. Özellikle GAP harcamalarında yatırımları ciddi şekilde artırdık.

Teşvik Edici Disiplin
Şu anda bizim uyguladığımız politikayı, teşvik edici, destekleyici mali ve parasal disiplin olarak tarif edebiliriz. Bütçe açığını ve kamunun borç stokunu, belli limitler altında tutuyoruz, ama genişletici teşvik edici, destekleyici parasal ve mali politikalarla yatırım harcamaları yapıyoruz. GAP’ı buna örnek verebiliriz. Mal ve hizmet alımları da bu politikanın parçasıdır.

Büyümenin Motoru
Milli gelir rakamları, ekonomi yönetiminin kamu açısından bu krize yönelik tedbirleri düşünüp ve uygulamaya koyduğunu gösteriyor. Ama büyümenin motorunun özel sektör olduğu da göz ardı edilmemeli. Özel sektörün sistemdeki ağırlığı eskisinden daha fazladır.

Canlandırma Politikası
Büyümenin sürdürülebilir olması için özel sektörün yatırımının ve tüketiminin artması gerekiyor. MB, BDDK ve Hazine’nin politikaları da buna yöneliktir. Döviz karşılıklarının düşürülmesi, Exim’in limitinin artırılması, döviz ve YTL likiditesi, ihtiyaç duyulan zamanda ve oranda zaten sağlanmış oluyor.

Yabancı Fonlara Özel Enstrüman

Finansman Maliyetleri
Özel sektörün yatırım yapma arzusunu tekrar canlandırmak için bu dönemde teşvik sistemi de düşünüyoruz. Yatırımı kolaylaştıracak, kamu altyapı yatırımlarını da hızlandırdık. Her tarafta otoyolu, demiryolu, GAP’ta sulama projeleri yapıyoruz. Yeni nesil reformlarla da özel sektörün finansman maliyetlerini düşüreceğiz ve finansmana erişim imkanlarını kolaylaştıracağız.

Yeni Teşvik Sistemi
Yeni teşvik sistemini, 2009’un ortasına kadar açıklayacağız. AB ile müktesebata ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun bölgesel, sektörel bir sistem olacak. Bir de bölgesine ve sektörüne bakılmaksızın, belli bir limitin üzerindeki yatırımlara proje teşviki vereceğiz.

Alternatif Enstrümanlar
Ayrıca alternatif finansman enstrümanlarıyla ilgili düzenlemeyi de Bakanlar Kurulu’na sunduk. Dünyanın değişik yerlerindeki tasarrufların çekilmesi için uygun enstrüman üretmeye başlayacağız. Hangi ülke, ne tür bir kağıt istiyorsa ona uygun imkan çıkaracağız.

Hedefteki Bölgeler
Ortadoğu, Uzakdoğu ve Rusya’da fon fazlaları biliyoruz. Bunların Türkiye’ye gelmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bununla ilgili düzenlemeyi Bakanlar Kurulu’na gönderdik. Türk Ticaret Kanunu ise Meclis’de görüşülüyor. Leasing yasasında da yeni bir düzenleme yaparak, ‘Sat kirala’ için özel sektörün kendi imkanlarından fon bulabilmesini öngören mekanizmayı devreye sokuyoruz.

“Mesleklendirme Projelerine Ağırlık Vereceğiz”

İşsizlik Ödeneği
İşsizlikle mücadele programında, aktif işgücü politikaları çerçevesinde, İşsizlik Fonu’ndan önemli bir kaynağı buraya ayırıyoruz. Yeni dönemde de işsizlere belli süreler işsizlik ödeneği vereceğiz.

Sorun Mesleksizlik
Mesleklendirme programını da birlikte yürüteceğiz. Türkiye’de işsizlik bir sonuç. Asıl sorun mesleksizlik sorunu. Ödenek alma koşullarını kolaylaştıracağız. Ancak prim ödemeyen kayıt dışı olan şirketler için de başka bir model bulmak gerekiyor.

Kadın ve Genç Eğitimi
Ayrıca kadın ve gençlerin eğitimine yönelik SODES Programı adlı yeni bir program uygulayacağız. Kadınların ve gençlerin meslek edindirilmesi süreci, yeni nesil reformlar arasında önceliklerimiz arasında.

Nitelikli İşgücü
Nüfusumuzun demografik yapısı 15-20 yıl sonra değişecek. Yaşlı nüfus ağırlık kazanacak. O döneme kadar avantajımız var. Bunu değerlendiremezsek bundan sonra böyle bir şansımız olmayacak. Bu sürede mesleklendirme projelerine ağırlık vermek istiyoruz. Bu, hem kaliteli insan gücüne hem kolay istihdama neden olacak.

“Kırılganlıklar Farklılaştı”

*Türkiye, 2001 krizinin ardından eski kırılganlıklarından kurtuldu. Küresel krizle birlikte ortaya çıkan yeni kırılganlıklar neler?
200 milyar dolarlık bir ekonominin hassasiyetiyle 700 milyar dolarlık ekonominin hassasiyeti farklıdır. Büyük ekonominin iç ve dış bağlantılarından dolayı kırılganlıkları artıyor. Özel ve kamu sektörünün yönetişimi önemli hale geliyor. Sıkı diyaloga, işbirliğine ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu gibi mekanizmalara ağırlık vermeliyiz.

Yeni dönemde özel sektörün ekonomideki payı çok arttığından, kırılganlık alanları farklılaştı. Eskiden kırılganlık deyince kamu sektörü akla geliyordu. Yeni dönemdeki sistemin yönetilmesinde, yönetişim kavramı olmazsa olmaz koşuldur. Kamu, mali disiplinin önemli bir bölümünü halletti. Şimdi Mali Kural’dan dolayı yeni bir düzenleme getirilecek, mali denetimin konsolidasyonu, KİT’ler ve yerel yönetimler yeniden ele alınacak.

Haber: Aslı IŞIK
Foto: Bülent Ercan


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yorum Yaz